11. bölüm / 30
Rehin [SKZ]11🩸Git Artık, Git!
Bölümler 30Şu an: 11🩸Git Artık, Git!
- 1 1🩸Rehine mi?823 kelime
- 2 2🩸Sana Güveniyorum674 kelime
- 3 3🩸Sen Kimsin?1.066 kelime
- 4 4🩸Çapkın1.362 kelime
- 5 5🩸Rol Yapmakta Üstüne Yok853 kelime
- 6 6🩸Ben Doktorum903 kelime
- 7 7🩸Kaçıyor Musun?906 kelime
- 8 8🩸Nesiniz Siz?1.329 kelime
- 9 9🩸Ali Cabbar1.791 kelime
- 10 10🩸Hyunjin...481 kelime
- 11 11🩸Git Artık, Git!1.033 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 12🩸Ayvayı Yedik Güzelim834 kelime
- 13 13🩸Deliyiz Ulan Biz!805 kelime
- 14 14🩸Yüzüm Olmaz!1.132 kelime
- 15 15🩸Bebeğime İyi Bakın769 kelime
- 16 16🩸Bir Yaralı Var1.578 kelime
- 17 17🩸İhanet883 kelime
- 18 18🩸Kaderimsin, Demek Oluyor1.269 kelime
- 19 19🩸Hah, Şunu Bileydin!684 kelime
- 20 20🩸Benim Savaşçı Sevgilim1.365 kelime
- 21 21🩸Her Ne Olursa Olsun685 kelime
- 22 22🩸Korktum Senden678 kelime
- 23 23🩸Çünkü Yalan Söyledi1.562 kelime
- 24 24🩸Neden Yaşıyorum Ki?!1.279 kelime
- 25 25🩸O Kadar Çok Mu?1.524 kelime
- 26 26🩸Bitiyordu Her Şey1.097 kelime
- 27 27🩸Sen Varsın1.144 kelime
- 28 28🩸Mutluluk Gözyaşları539 kelime
- 29 🩸FİNAL~Part1🩸2.054 kelime
- 30 🩸FİNAL~ Part 2🩸958 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Ah... Şey... Hwa Jin... Öncelikle sakin olmanı istiyorum. Offf! Aşağı katı gören bir yerdeyim. Şey... Hyunjin. Sanırım... Sanırım şey..."
Hyunjin'e kötü bir şey olma düşüncesi hemen zihnimi ele geçirdi.
Altına girmiş olduğum danışma masasından başımı hafif uzatarak az önce üzerime doğru gelen adama baktım.
Önümden geçip gitti. Biraz daha çevreme bakındım birileri var mı diye. Hemen ardından kulaklığa sesimi verdim.
"Ne olmuş Hyunjin'e? Ne oldu söyle?!"
Lee Know'un sesi araya girdi.
"Biraz hırpalıyorlar sadece."
Elimi saçlarımın arasından sinirle geçirdim.
Hyunjin ne yapmış olabilirdi ki onu hırpalıyorlardı?!
Benim burada olduğumu bildiği için direnme gibi bir hamlede de bulunmazdı. Onları sinirlendirecek hamlede bulunmazdı!
Onlara bunun hesabını soracağım!
Sinirle bulunduğum yerden çıktım. Çevreme bakındım. Girdiğim mağazanın az önce önünden geçen adamı gördüm.
Ondan başka hiç kimse yoktu.
Sessizce, hızlı hızlı yürüyerek arkasından ilerledim. Elimdeki şırınganın iğnesini son bir hamleyle üzerine sıçrayarak onun da boynuna sapladım.
"Hwa Jin ne yapıyorsun?! Kameraları devre dışı bırakmasam az daha yakalanacaktın! Kameralar açıkken çıkma! Yah! Beni duyuyor musun? Lanet olsun, sürekli kameraların gitmesinden iyice şüphelenecekler!"
Sinirlenince ve işin ucunda sevdiklerim olunca gözüm hiçbir şeyi görmüyordu.
Belki de en kötü huyum buydu.
Onlara zarar gelmesin diye sinirle kalkıyor ama en çok zararı veren yine ben oluyordum.
Bunu düşününce dizlerimin üzerine çöktüm. Adamın yığılan bedeninin başına. Sinir boşalması yaşıyordum sanırım. Bacaklarımı kaldırmak istesem de şu an yapamıyordum.
Önce burnumun direği sızlamaya, sonra boğazıma yumru oturmaya başladı.
Birleştirmiş olduğum dudaklarım titriyordu. Kendimi tutamadım. Gözyaşlarımı dökmeye başladım.
Lanet olsun, ben hâlâ acemi bir öğrenciydim!
Nasıl kurtarabilirdim o kadar insanı?!
Yapamam. Korkuyorum, yapamam.
Korkuyorsan ne diye polis oldun aptal?!
Hayır hayır, korkmuyorum. Kendime gelmeliyim.
Sinirlerim çok bozulmuştu ve şu an zihnim bana bunları söylettiriyordu.
"Yah, nereye?! Bangchan dur!"
Kulaklıktan bu sesi işittikten 1-2 dakika sonra bana doğru koşarak gelen Bangchan'ı gördüm.
Yerde felç kalan bedeni kollarından tutarak sürüklemeye başladı. Benim etkisiz hâle getirdiğim ve renkli plastik topların bulunduğu havuza onu da attı.
Sonra hızla yanıma koştu. Bu sefer de beni kollarımdan tutarak ayağa kaldırdı.
"Hadi Hwa Jin, topla kendini! Her şey berbat olacak. Hadi!"
Bangchan beni kaldırdı. Çıkmış olduğum ayakkabı mağazasına birlikte girdik. Mağazanın öbür köşesine kadar beni ilerletti. Önünden geçenler göremezdi.
Elleriyle yüzümü avuçladı.
Başparmaklarıyla gözlerimden dur durak bilmeden süzülmeye başlayan gözyaşlarımı sildi.
"Şşşşttt, tamam. Sakin ol. Böyle yaparsan olmaz Hwa Jin."
"Ba-Bangchan ar-arkadaşım. O-o-o beni bekliyor ama ben yapamıyorum. Çok acemiyim. Korkuyorum. Onun güvenini boşa çıkartmaktan, bunca insanı kurtaramamaktan çok korkuyorum."
"Ahhh." Derin bir nefes verip beni kendisine çekti. Yüzüm göğsündeydi. Gözyaşlarım kıyafetini ıslatıyordu.
Kollarıyla kollarımı hapsetmişti. Beni tamamen sarmıştı.
Bir kolunu gevşetti ve eliyle sırtımda gelgitler yapmaya başladı. Beni sakinleştirmeye çalışıyordu.
"Biz sana güveniyoruz Hwa Jin. Acemi falan değilsin. Yalnızca bu ilk gerçek görevin. Korkman gayet normal. Üstelik aşağıdaki onca insanın yükü bindi omuzlarına. Onlara bir zarar geleceği takdirde tüm pişmanlığı da yükleneceğini biliyorsun ve iyice geriliyorsun ama korkma. Sen çok güçlüsün. Başaracaksın. Bundan adım gibi eminim."
Ona cevap veremeden kulaklıktan Lee Know'un sesini işittik.
"Bittik! Elimde, bunların üzerinden aldığımız telsiz var! Sanırım nöbet değişim vakitleri geldi. Etkisiz hâle getirdiğimiz herkesten bir cevap bekliyorlar. Şüphelendiler. Hareketlendiler. Dağılıyorlar. Her yerin altını üstüne getirecekler!"
Bangchan ile birbirimizden ayrıldık. Bulunduğumuz mağazanın önündeki geniş koridorda toplu olarak ayak sesleri duyunca biraz daha geri çekildik.
Bunların hepsi silahlıydı. Bu yüzden belimdeki tabancayı çıkarıp elime aldım. Bunu yapmak zorundaydım.
Tabancanın emniyetini açtım.
Köşelerden ilerleye ilerleye başımı uzatıp koridorun durumuna baktım.
Alışveriş merkezi kare şeklindeydi. Her katta tüm mağazalar o geniş kare şeklindeki koridora açılıyordu. Mağazalar bu kareyi çevreliyordu. Karelerin aralarındaki boşluklardan da mağazanın diğer katları ve zemin katı görünüyordu.
Arkamda duran, kendisinden büyük cesaret aldığım Bangchan'a baktım.
Yutkundum.
Boşta olan elimin tersiyle gözlerimi sildim. Akan burnumu çektim. Kendimi toparlayıp mağazanın girişine çıktım.
Kapısına geldim. Başımı uzattım.
Yine arkası bana dönük olan 3 silahlı adam vardı.
Susturucusu olan tabancamı havaya kaldırdım.
Birini hedef alıp hızla silahı ateşledim.
Çıkan kurşun tam kafatasına saplandı.
O vurulurken garip bir ses çıkarıp sonra da yere yığılınca 2 silahlı adam bana döndü.
Elini telsize götüren kişiyi kimseye haber veremesin diye öncelikli hedefim yapıp ona sıktım.
Karın tarafından vurduğum için tek kurşunla değil, 3 kurşunla işimi hâllettim.
Lâkin diğerinin silahından çıkan kurşundan zor kurtulabildim. Kendimi geri çekmeseydim o kurşun çoktan bedenime saplanmış olacaktı.
Sorun şuydu.
O adamın uzun namlulu silahıyla açtığı ateşin sesi çok yüksekti. Eminim ki şimdi herkes burada toplaşacaktı.
"İşler karıştı. Tüm kameraları etkisiz hâle getiriyorum."
Jisung zor duyduğum sesiyle bu bilgileri verdi. Yerimden çıkıp ateş etmek istedim ancak başımı uzatır uzatmaz o pislik yine sıktı.
Başımın mesafesine hedef alıp duruyordu.
Ters köşe yapmak istedim.
Kendimi hızla yere, sol yanıma boylu boyunca bıraktım ve yerdeyken ona 4 el ateş ettim. Sonunda kanlar içinde yere yığıldı.
Ayağa kalktım.
Bangchan'a döndüm.
"Koş Bangchan! Çabuk gidelim buradan!"
Silah sesini duyanlar gerçekten şimdi her yerin altını üstüne getirecekti.
Bitmiştik.
Ben buradan koşup uzaklaşmak isterken Bangchan'ın hareket etmediğini gördüm. Hâlâ mağazanın içindeydi.
Bir mağazadan dışarıya bir de içinde olan Bangchan'a bakıp;
"Ne yapıyorsun? Hadisene!"diye bağırdım.
Bangchan başını olumsuz anlamda sağa sola salladı. Şaşkınca:
"Neler oluyor?" diye sordum.
Hızla yanına ilerleyip onu bileğinden tuttum. Arkama dönüp çekiştirmeye başladım.
Kımıldamadı yerinden.
Bileğini tutan kolumu tuttu. Beni kendisine çevirdi.
"Beraber gitmiyoruz Hwa Jin. Sen gidiyorsun buradan."
Diğer elimde bulunan tabancama uzandı ve onu kendi eline aldı.
"Git buradan! Gidin! Size ihtiyacımız var. Eminim Lee Know ile bizi kurtarmanın bir yolunu bulacaksınız. Git hadi. Ya da dur. Buraya bir yere saklan. Mağazanın alt katı var. Oraya in."
"Kendini yem mi yapacaksın?! Buna izin vermem! Veremem!"
"Sana git dedim Hwa Jin!"
İlk defa sesini yükseltti.
"O adamlara bunu yapanın ben olduğumu düşünecekler. Saklanan ve direnen kişiyi bulduklarını düşünüp kimsenin peşine düşmeyecekler. Tüm her şeyi kendimin yaptığını söyleyeceğim. Siz de işinizi hâlledebileceksiniz. Bunu yapmalıyım ve aşağıdaki onca insan için yapacağım. Kendine gel. Mantıklı düşün. Ardından derhâl aşağı in. Hadi!"
Gözlerim fedakarlığı karşısında doldu.
Onun da gözleri doldu. Başını geriye yatırdı ve dolan gözlerini benden gizlemeye çalıştı.
"Bir daha tekrar etmeyeceğim Hwa Jin. Aşağı in. Seninle yeniden görüşeceğiz, eminim. Sana güveniyorum. Aşağıdaki rehineleri kurtarabilmenizin tek yolu bu. Beni merak etme."
Yine ayak sesleri duymaya başladık. Sesler giderek yükselmişti.
Bangchan bir anda kendi eline aldığı tabancayı havaya kaldırdı ve ateşledi. Bir kişi daha yere serildi.
Askerliğini yaptığı için nasıl atış yapılması gerektiğini biliyordu.
"Git artık! Giiit!"
Gözyaşlarımı serbest bıraktım.
Hiç istemediğim takdirde arkama dönüp sarmal merdivenlerden aşağı inmeye başladım. Hızla inerek aşağıda bulunan kutuların arkasına gizlendim.
...
Bölüm etkileşimi
