23. bölüm / 30
Rehin [SKZ]23🩸Çünkü Yalan Söyledi
Bölümler 30Şu an: 23🩸Çünkü Yalan Söyledi
- 1 1🩸Rehine mi?823 kelime
- 2 2🩸Sana Güveniyorum674 kelime
- 3 3🩸Sen Kimsin?1.066 kelime
- 4 4🩸Çapkın1.362 kelime
- 5 5🩸Rol Yapmakta Üstüne Yok853 kelime
- 6 6🩸Ben Doktorum903 kelime
- 7 7🩸Kaçıyor Musun?906 kelime
- 8 8🩸Nesiniz Siz?1.329 kelime
- 9 9🩸Ali Cabbar1.791 kelime
- 10 10🩸Hyunjin...481 kelime
- 11 11🩸Git Artık, Git!1.033 kelime
- 12 12🩸Ayvayı Yedik Güzelim834 kelime
- 13 13🩸Deliyiz Ulan Biz!805 kelime
- 14 14🩸Yüzüm Olmaz!1.132 kelime
- 15 15🩸Bebeğime İyi Bakın769 kelime
- 16 16🩸Bir Yaralı Var1.578 kelime
- 17 17🩸İhanet883 kelime
- 18 18🩸Kaderimsin, Demek Oluyor1.269 kelime
- 19 19🩸Hah, Şunu Bileydin!684 kelime
- 20 20🩸Benim Savaşçı Sevgilim1.365 kelime
- 21 21🩸Her Ne Olursa Olsun685 kelime
- 22 22🩸Korktum Senden678 kelime
- 23 23🩸Çünkü Yalan Söyledi1.562 kelime · Okuduğun bölüm
- 24 24🩸Neden Yaşıyorum Ki?!1.279 kelime
- 25 25🩸O Kadar Çok Mu?1.524 kelime
- 26 26🩸Bitiyordu Her Şey1.097 kelime
- 27 27🩸Sen Varsın1.144 kelime
- 28 28🩸Mutluluk Gözyaşları539 kelime
- 29 🩸FİNAL~Part1🩸2.054 kelime
- 30 🩸FİNAL~ Part 2🩸958 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Neden dışarı çıkmak yerine içeride kalıp bizimle mücadele etmeyi seçtin?"
Ona daha önce sorduğum soruyu bu sefer daha ciddi bir şekilde sordum. Uzunca bir süre sustu. Cevap verip vermemekte tereddüt etti.
Durum böyle olunca ona ne kadar ciddi olduğumu gösterebilmek adına, "Pekâlâ, öyle olsun madem," dedim ve tetiğe basmak üzere hareketlendim.
Ancak Tae Ho büyük bir korkuyla geri çekilmeye çalıştı. Bunu Taehyung ve Jimin sayesinde başaramasa da elleri arasında çırpındı.
"Tamam tamam tamam! Dur yapma! Dur! Cevap vereceğim yapma! Sakın yapma dur! Dur!"
Durdum. Elimi tetiğin üzerinden çektim.
"Tamam, durdum. Haydi şimdi cevabımı ver."
Hiç beklemeden ağzından tek bir kelime çıkardı.
"Mühendis!" dedi hızla. Ne demek istediğini hiçbirimiz anlamayarak kaşlarımızı çattık.
Hepimizin merak ettiği soruyu arkamdaki Lee Know dillendirdi.
"Ne mühendisi?"
Tae Ho aynı hız ve korkuyla cevap verdi.
"İçeride bir mühendis var! Bu mühendis üstlerimizin oldukça işine yarayacak bir mühendis. O olursa yalnızca darbe girişimimizde değil, her şeyde başarılı olabiliriz. Onu yanımızda olmaya zorladık. Sevdiği kızı esir ettik. İstediğimiz bir şeyi yaptırdık. Ne olduğunu inanın ben de bilmiyorum ama ürettiği şey de kendisi de burada bundan eminiz!"
Söylediklerine zerre inanmadım.
Gülümsedim.
Tam özel kuvvetlere yakışır bir personel gibi yalan söylemişti. Muhtemelen kimse ondan şüphelenmemişti.
Hiç acımadan tetiğe bastım ve onu namlu ile bastırdığım kolundan vurdum.
Acı çığlığı bir kere daha tüm alışveriş merkezini inletmeye başladı.
Lee Know bulunduğu yerden ayrılıp yanıma geldi.
"Neden vurdun onu Hwa Jin?"
Başımı kaldırıp güzel gözlerine bakarken ona şirin şirin tebessüm ettim.
"Çünkü yalan söyledi."
"Nereden anladın bunu?"
"Yok aradıkları bir mühendis varmış da yok sevgilisini esir alıp ona istediklerini ürettirmişler de. Hepsi fasa fiso. Rehineler bunca zamandır onun yandaşlarının elindeydi Lee Know. Mühendisi aralarından bulamadılar mı? Üstelik madem sevgilisini onlar için bir icat yapabilecek derecede çok seviyorsa bu mühendis, neden ortaya çıkıp ben aradığınız kişiyim demesin ki? Mühendis ve üretilen tehlikeli bir icat hikâyenin içinde olsa bile kesinlikle hikâye böyle değil. Mantığa uymuyor."
"Haklısın."
"Evet, çok haklısın Nam Hwa Jin." Biraz ileriden bana katılan Yüzbaşı Felix'i gördük. Bacağının birini sürüye sürüye yanımıza geliyordu.
Lee Know onu bu hâlde görünce hızla yanına koştu. Ben de çömeldiğim yerden ayağa kalktım.
"Yüzbaşım!"
Lee Know hemen onun kolunu omzuna attı ve destek olarak yanımıza kadar gelebilmesini sağladı.
"İyi misiniz?" diye sordum. Hiç hali yoktu.
"İyiyim iyiyim, yalnızca bacağım çıkmış olmalı. Seungmin halleder. Jake nasıl?"
Merakını hızla giderdim.
"Yaşıyordu yüzbaşım. Onu içeri taşıdık. En son tedavi ediliyordu, durumunu inanın ben de bilmiyorum. Dilerseniz içeri girip bakın, ben bu pisliği hallederim."
"Onun söyleyeceklerini ben de merak ediyorum Hwa Jin. Birlikte içeri girelim. Orada konuşturalım bu haini."
Emrine karşılık itaatsizlik etme gibi bir lüksüm yoktu. Emrini aldım ve, "Emredersiniz yüzbaşım," diyerek kenara çekildim.
Jimin ve Taehyung oturduğu yeri kana bulayan haini yerde sürükleye sürükleye eczanenin önüne getirdiler. Lee Know'un açtığı kapıyla beraber de sürüklemeye devam edip içeri bir paçavra gibi atıverdiler.
Yüzbaşı Felix onlara döndü.
"Sağ olun gençler. Gerisini biz hallederiz. Siz sivillerin başına dönün. Dikkatli olun."
Jimin ve Taehyung tebessüm ederek eczaneden çıkarlarken ben Lee Know'un yanına adımladım. Silahı askısı yardımıyla omzuma astım ve sevdiğim adama dikkatli bir şekilde sarıldım.
Onun kolları arasına girdim.
Lee Know gülümseyerek bana karşılık verdi. Kollarını bedenime sardı. Beni kendisine sıkı sıkı bastırdı.
Başımı göğsüne koyarak huzurla gözlerimi yumdum. O da hasretle saçlarımın kokusunu içine çeke çeke oraya minik öpücükler kondurdu.
Terapi gibi geldi.
Hatta gibisi fazlaydı.
Bu an benim için fazlasıyla bir terapi ânıydı.
"İyisin sen değil mi? Hemen ayaklanmışsın. Yoruldun mu? Oturalım mı biraz?"
Hızla sorduğum soruların ardından başımı onun göğsünden ayırmak istediğim an Lee Know buna engel oldu. Bir eli ile başımı yeniden göğsüne yasladı.
"Şşşşttt, bir sakin ol ve ayrılma yuvandan. Dinlen biraz. Ben çok iyiyim."
Sözlerine karşılık tebessüm ettim.
"Yuvam, öyle mi?" diye sorarken yüzümün sağ tarafını kalbinin üzerine bastırmaya devam ettim.
"Hmm, yuvan. Şu atışını hissettiğin, atış sesini işitebildiğin o kalp senin yuvan. Senin ait olduğun yer orası."
Sözleri kalbimde ve midemde çiçekler açtırırken utanç içerisinde gülümsedim. Yuvam olduğunu söylediği kalbinin üzerine hızla bir öpücük kondurup başımı yeniden oraya bastırdım.
Lee Know da bu hareketimin şaşkınlığını üzerinden attıktan hemen sonra gülümsedi.
"Yalnız..." dedi. Ardından eğildi ve kulağıma fısıldadı.
"... bana verdiğin sözü unutmadım ona göre. O öpücüğü er ya da geç alacağım."
Kulağıma fısıldayışıyla birlikte içim bir hoş oldu. Tüm tüylerim diken diken oldu.
Hiçbir şey söylemeden yuvama sığınmaya devam ettim.
"Jake'in durumu nasıl Seungmin?"
Yüzbaşı Felix'in sesi üzerine başımı olduğu yerden ayırmadan bakışlarımı ona yönelttim. Lee Know da öyle.
Seungmin, Yüzbaşı Felix'in bacağını yerine oturttuktan sonra başını olumsuz anlamda sağa sola salladı.
"Hiç iyi görünmüyor komutanım. Çok fazla kırık kemiği var. Olmaması da imkânsız olurdu zaten. Yerini saptayabildiklerimiz var ancak bir o kadar da saptayamadığımız var. Kırılan kemikler iç organlarına ve dokularına zarar veriyor olabilir. Sert düşüşten dolayı beyin travması geçiriyor da olabilir. Burada hiçbir cihazımız yok. Elimizden onun için hiçbir şey gelmiyor. Bir an evvel buradan çıkmalı ve onu en yakın hastaneye yetiştirmeliyiz."
Bangchan da Jake'in başında onu onayladı.
"Seungmin çok haklı yüzbaşım. Askerinizin yaşayabilmesi yalnızca buradan çıkıp bir an evvel en yakın hastaneye gidebilmesiyle mümkün olur. Burada elimizden hiçbir şey gelmiyor."
Yüzbaşı Felix sinirle oturduğu yerden kalktı. İyileşen bacağı onu hiç sekteye uğratmadı. Hışımla kalkıp yerde acı içerisinde kıvranan Tae Ho'nun suratına sert bir yumruk geçirdi.
Öyle sertti ki, çıkan ses ile bir kırığa sebep olduğunu tahmin etmek hiç de zor değildi.
"Bunu nasıl yaptın?! Bunca senelik kardeşine, omuz omuza savaştığın adama bu hainliği nasıl yaptın?! O sana kıyamadı be! Sana kıyamadı ve sana dokunamadı ama sen ne yaptın, ha?! Onu hiç acımadan nasıl aşağı itebildin?!"
Onlar için gerçekten çok ağır bir durumdu. Üzülmemek elde değildi.
"Bana doğruları söyle, hemen şimdi! Onu hastaneye yetiştirmemiz lâzım bu yüzden daha fazla seninle uğraşmayacağım! Söyle! Buradan bir çıkış var mı?! Sen neden dışarı çıkabilecekken hâlâ buradasın?! Ne arıyorsun? Ne yapmaya çalışıyorsun? Madem dışarıdaki şerefsizler de sizden neden bizi burada tutuyorlar? Neden içeri girip bizi etkisiz hâle getirmeye çalışmıyorlar? Neden? Söyle!"
Tae Ho ağzında biriken kanı yere tükürdü. Tükürdüğü kanla beraber yerde iki diş görmek hiçbirimizi şaşırtmadı.
Kana bulanan dişleri ve ağzıyla Yüzbaşı Felix'e baktı.
Anlatmaya başladı.
"Mühendis ve ürettiği icat doğruydu yemin ederim ama evet, araya yalanlar katarak anlattım. Şimdi doğruları söyleyeceğim."
Yüzbaşı Felix'ın sabrı kalmamıştı.
"Söyle artık, söyle!" diye bağırdı. Tae Ho bir kere yutkundu ve çektiği acılara rağmen güçlükle söze girdi.
"Bu alışveriş merkezi bizim için özel bir üs alında."
"Nasıl yani?" diye sordu Seungmin. Tae Ho hızla cevap verdi.
"AVM'nin altında bizlere ait askeri bir üs var. Bir yeraltı şehri gibi. Yönetim merkezimiz burada."
Yüzbaşı Felix korkunç bir şekilde sırıttı.
"Kaçanların bu alışveriş merkezine sığınmasının sebebi bu muydu yani?"
Tae Ho onaylar biçimde başını aşağı yukarı salladı. Bu esnada Lee Know konuştu.
"İyi ama o hâlde neden siz direkt üssünüze inmek yerine AVM'de kalıp insanları rehin aldınız?"
Tae Ho'nun gözleri Lee Know'u buldu.
"Hem üssümüzün yerini belli etmek istemedik hem de mühendisin ihanetine uğradık."
Yüzbaşı Felix araya girip sordu.
"Mühendis burada demiştin. Onu tanımıyor musunuz da bulamadınız?"
Tae Ho'nun gözleri şimdi de Yüzbaşı Felix'in üzerindeydi.
"Tanımıyoruz. Kendisi devlete çalışan çok özel bir mühendisti ve yüzünü herkese göstermezdi. Hiçbir yerde ona dair bir fotoğraf da bulunmazdı. Biz peşine düştük ancak yüzünü görebilmek mümkün olmadı. Devletin kendisine ayırdığı daireden ayrılmaz, çalıştığı yere kadar özel olarak götürülüp yeniden getirilirdi. Onu takip ettiğimiz bir an sevdiği kıza ulaştık. Onu bulduk. O da korunuyordu ama güçlükle de olsa alabildik. O kızı alarak mühendisi tehdit ettik. İstediğimizi ürettirdik. Bugün burada üssümüzde buluşacak ve ürettiği icadı alacaktık ancak bizi oyuna getirdi. Ne yaptığını tam olarak bilmiyorum ama ne üssümüze inebiliyoruz ne dışarı çıkabiliyoruz ne de dışarıda bizden olanlar içeri girebiliyor."
Bu sefer doğru söylüyor gibiydi.
Yüzbaşı Felix biraz sakinleşti. Ardından biraz düşündü ve çok geçmeden hepimizin üzerinde gözlerini gezdirdi.
"Seungmin, Bangchan. İşinize yarayabilecek her şeyi çantalara doldurun. Buradan çıkıp sivillerin yanına gitmeliyiz. Jake'i dikkatli bir şekilde taşıyacağız. Jeongin, sen iyisin değil mi?"
Jeongin yattığı yerden doğruldu.
"Ben çok iyiyim, merak etmeyin komutanım."
"Güzel, buradan çıkıp sivillerin yanına gidelim ve şu mühendisi bulalım. Tek çıkış çaremiz o gibi görünüyor. Seungmin, sivillerin yanına ulaştığımız zaman Tae Ho'nun yaraları ile de ilgilenin. Üssün yerini öğrenebilmek için işimize yarayacak. Ölmesine izin vermeyin."
"Emredersiniz yüzbaşım."
Bangchan ve Seungmin ihtiyaçları olabilecek her şeyi çantalara doldurmaya başlarken Lee Know, Jeongin ve Yüzbaşı Felix taşınabilir sedye üzerinde uzanan Jake'i dikkatli bir şekilde sedye ile taşımaya başladılar.
Onlar için kapıyı açtım. Sivillerin yanına doğru giderlerken onları bulunduğum yerden gözetledim. Bir gözümü ise Tae Ho'nun üzerinden hiç ayırmadım. Her iki bacağından yaralı olsa da, kolundan ve çeşitli bölgelerinden yaralar almış olsa da temkinli davrandım.
Çok geçmeden Bangchan ve Seungmin, "Tamamız biz," dediler.
Onlar tamam olunca hep birlikte yola koyulduk. Sengmin ve Bangchan Tae Ho'nun arkadan bağlı olan kollarına girerek ağırlığını üzerlerine almı ve güçlükle onu getirmeye çalışmışlardı. Başardılar da. Nihayet sivillerin yanına varabildik. Yüzbaşı Felix biz de gelince gözünü sivillerin üzerinde gezdirdi.
''Mühendis kim?'' diye sordu doğrudan. Bir süre herkes birbirine boş boş bakmaya başladı. Dakikalar geçmesine rağmen kimseden çıt çıkmadı.
Durum böyle olunca olaya el attım. Bilerek herkesin duyabileceği bir şekilde yüzbaşına hitaben söz aldım.
''Mühendis her kimse onu anlayabiliyorum yüzbaşım. Eğer anlatıldığı gibi biriyse kendisini açık etmemesi gayet normal değil mi? Her yer hain kaynıyor. İçeri girdiğiniz timinizin bile yarısı hain çıktı. Bunca zaman hain oduklarını size hiç hissettirdiler mi? Ben sizlerden eminim ama mühendis gibi düşünürsem eğer, içinizden birilerinin daha hain olmadığı ne malum? Böyle bir mühendis sizce ufak bir ihtimal dahilinde olsa bile kendisini riske atar mı? Bizlere güvenir mi?''
O an sivillerin arasından bir ses yükseldi.
''Güvenir.''
Başımı hızla sesin geldiği yöne çevirdim ve konuşan yabancı yüze baktım.
...
Bölüm etkileşimi
