4. bölüm / 30
Rehin [SKZ]4🩸Çapkın
Bölümler 30Şu an: 4🩸Çapkın
- 1 1🩸Rehine mi?823 kelime
- 2 2🩸Sana Güveniyorum674 kelime
- 3 3🩸Sen Kimsin?1.066 kelime
- 4 4🩸Çapkın1.362 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 5🩸Rol Yapmakta Üstüne Yok853 kelime
- 6 6🩸Ben Doktorum903 kelime
- 7 7🩸Kaçıyor Musun?906 kelime
- 8 8🩸Nesiniz Siz?1.329 kelime
- 9 9🩸Ali Cabbar1.791 kelime
- 10 10🩸Hyunjin...481 kelime
- 11 11🩸Git Artık, Git!1.033 kelime
- 12 12🩸Ayvayı Yedik Güzelim834 kelime
- 13 13🩸Deliyiz Ulan Biz!805 kelime
- 14 14🩸Yüzüm Olmaz!1.132 kelime
- 15 15🩸Bebeğime İyi Bakın769 kelime
- 16 16🩸Bir Yaralı Var1.578 kelime
- 17 17🩸İhanet883 kelime
- 18 18🩸Kaderimsin, Demek Oluyor1.269 kelime
- 19 19🩸Hah, Şunu Bileydin!684 kelime
- 20 20🩸Benim Savaşçı Sevgilim1.365 kelime
- 21 21🩸Her Ne Olursa Olsun685 kelime
- 22 22🩸Korktum Senden678 kelime
- 23 23🩸Çünkü Yalan Söyledi1.562 kelime
- 24 24🩸Neden Yaşıyorum Ki?!1.279 kelime
- 25 25🩸O Kadar Çok Mu?1.524 kelime
- 26 26🩸Bitiyordu Her Şey1.097 kelime
- 27 27🩸Sen Varsın1.144 kelime
- 28 28🩸Mutluluk Gözyaşları539 kelime
- 29 🩸FİNAL~Part1🩸2.054 kelime
- 30 🩸FİNAL~ Part 2🩸958 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Harika, peki ne yapacağız şimdi?"
Bangchan'a albayın bana söylediklerini anlattım. Beni dikkatle dinledi.
Ben de derin bir iç çekip sorduğu soruya cevap verdim.
"Daha fazla burada duramayız. Harekete geçmemiz lâzım ama seni buna zorlayamam. İstemezsen eğer, sana hiçbir şey demem."
Sonuçta o bir stajyer doktormuş. Sivil yani, benim gibi donanımlı değil. Sivil bir kişiden ne isteyebilirim ki? Onun canını da tehlikeye atamam.
Ama düşündüğüm gibi olmadı. Bangchan göz devirip bana cevap verdi.
"Saçmalama. Burada sessizce oturup saklanmaktan daha iyidir. Sonsuza kadar da saklanamam ya? Hem elim kolum bağlı durmaktansa bir işe yaramayı tercih ederim."
Gülümsedim. Gülen gözlerimle yüzüne bakmaya devam edip;
"O zaman benimlesin."diye sordum. O da yüzündeki tebessümü artırıp gözlerimin içine baktı.
"Seninleyim. Uzman olan da sensin. Sen ne dersen o."
🩸
Sonunda saklandığımız o kabinden çıktık ve kıyafetlerin arkasında saklana saklana ilerliyoruz.
Ben, girmiş olduğumuz kıyafet mağazasının kapısına dayandım ve çökmüş olduğum yerden başımı uzatarak uzun, geniş koridora baktım.
Eli silahlı bir kişi bu tarafa doğru aheste aheste geliyordu. Onu kendime doğru çekip bayıltabilmek amacıyla kendimi hazırladım.
İyice yaklaşmasını bekledim. Bana çok yaklaştığı esnada başımı geri çektim.
Şimdiye yanımdan geçiyor olması gerekiyordu ama neden hâlâ gelmedi?
Şaşırarak tereddüt ede ede başımı hafif bir şekilde uzattım.
Ama bu imkânsız?!
Az önce dibime kadar giren adam bir anda ortadan kaybolmuş!
Bu kadar hızlı bir şekilde ortadan kaybolması gerçekten imkânsız! Üstelik bir de aheste aheste hareket ediyordu.
Hafif uzattığım başımla etrafa bakınmaya ve o adamı aramaya devam ederken hemen bitişiğimdeki mağazadan bir kişi de tıpkı benim gibi başını uzattı.
Korktum ama başını uzatan kişiyle göz göze gelince yine şaşkınlığıma engel olamadım.
O da bir hayli şaşırdı.
Ben şaşkınlığımı dillendirmeye mani olamadan;
"Lee Know."dedim.
Beni duydu. Sırıttı.
O da sesini kısarak bulunduğu yerden;
"Hwa Jin? Bu ne tesadüf böyle?"diye sordu. Ardından göz kırptı.
Yüzümü ağlamaklı bir şekle soktum. Sızlanmaya başladım.
"Ben senden kurtulamayacak mıyım? Bula bula yine seni mi buldum yani? İnanamıyorum. Bu nasıl bir kâbus böyle?"
Kontrolsüzce güldü.
Ardından gözleriyle çevresini taradı.
"Bekle, yanına geliyoruz." dedi.
Geliyoruz mu? Yine kendisinden başka biri ya da birileri mi var yani?
Lee Know başını geri soktu. Kıstığı sesiyle birine bağırdı.
"Pişt! Jisung! Kimse yokken hemen yan mağazaya uç! Hadi!"
İtiraz edilmedi. Bulunduğumuz mağazaya hemen bir kişi uçup geldi.
Bana şaşkınca bakıp hemen kasa tarafındaki masanın altına girdi. Orada kıvrıldı. Bacaklarını kendisine çekti. Tırsak bir şeye benziyordu.
O geldikten sonra bizim Lee Know Bey, yeniden etrafına bakındı.
Kimsenin olmadığını görünce az önce bana doğru gelen adamı baygın bir şekilde sürükleyerek mağazaya getirdi.
Onu bir köşeye çekip ellerini birbirine sürterek çırptı.
Gözleri benim hâlâ ağlamaklı bakan yüzümdeydi. Yüzündeki gülümsemeyi soldurmadan şirin bir şekilde karşılık verdi.
"Hadi amaaa, bakma bana öyle. Ben de şaşırdım hem. Seni görmeyi beklemiyordum."
"Ne işin var senin burada Lee Know?"
Yandan yandan bana bakmaya devam etti. Kollarımı birbirine bağlayarak onu dinledim.
"Ne işim mi var? Sana ne?"
Lee Know akademinin en yakışıklı öğrencilerinden biriydi. Akademiden tek tük çıkardı ama dışarı çıktığı zaman peşinde pek çok kız dolanırdı.
Aslı var mı yok mu, gerçekten öyle mi bilmiyordum ama herkes ona "Çapkın" lakabını takmıştı.
Herkesle arkadaşlık etmezdi ancak akademide benim peşime çok takılırdı. Aynı sınıflarda olmamız, aynı hocalardan dövüş dersleri, silah dersleri almamız da cabasıydı tabii.
Kuyruğum gibiydi. Çok pozitif, enerjisi bir an bile düşmeyen biriydi.
Beni sinirlendirmeye, gıcık etmeye, benimle eğlenmeye bayılırdı. Bazen o kadar inatlaşırdık ki dövüş sanatlarında eğitim aldığımız derslerde hep partner olup birbirimizden hıncımızı çıkarırdık.
Pek fazla kimseyle konuştuğunu görmezdim.
Açıkçası her ne kadar kendisine gıcık olsam da 4 sene boyunca her an benimle olduğu için ona epey alışmıştım da.
Burada olması acaba çapkınlığı ile mi ilgiliydi? Ben görmezdim ancak kendisi beni gıcık etmek için her gün bir kızla geçirdiği günleri ve yaptıklarını kahkahalarla anlatıp beynimi yerdi.
"Yine mi? Sevgili yasağına rağmen mi?" diye sordum.
Göz devirip elini 'boşver' anlamında salladı.
"Yasaksa yasak. Ne yapayım? Gizli gizli yürütürüz biz de. Hem... Gizli olunca daha heyecanlı oluyor."
Gözlerimin içine derin derin baktı. Gülümsemesini asla yüzünden soldurmadı.
Uyarıcı bir şekilde ona ismini uzatarak seslendim.
"Lee Know!"
"Ne var ya? Hem... Hiçbir şeyi bilmeden beni sorguluyorsun şu an. Bu seferki buluşmam çok ciddi olacaktı."
"Ciddi?"
"Evet."
"Sen?"
"Evet."
"Ciddilik ve sen?"
"Evet."
"Yok artık. İnanmam."
"Gerçekten. Doğruyu söylüyorum. Üstelik bu seferkinin yüzünü bile görmedim."
Gözlerini gözlerimden çekip uzun süre görmemiş gibi yüzüme baktı. Yüzündeki tebessümü hafif soldurup dudaklarını birbirine bastırdı. Başını duvara yasladı. Yutkundu. Adem elması yutkunuşuyla birlikte harekete geçti.
İnanamazcasına gülümsedim.
"Sen... Yüzünü bile görmeden?"
"Evet."
"Güzel olup olmadığını bile bilmeden?"
Başını yeniden bana çevirdi. Çarpık bir gülümsemeyle bana baktı.
"Yahu evet! Evet dedim ya, evet!"
"Bunlara rağmen ciddi mi düşünüyorsun yani? Bu kadar yalan çok fazla Lee Know. Hiç inandırıcı değil."
"Yalan değil. Gerçek gerçek."
"Tabii tabii, kesin öyledir."
Her ne kadar gülümsese de yüzüme ciddiyetle bakmaya başladı.
"Sen ciddisin." dedim.
"Ben daha deminden beri ne diyorum sana acaba? Anlaman mı kıt kızım? Evet, evet, evet!"
"İnanılmaz."
"Onu tam olarak görmeden, onunla tam olarak tanışmadan ölemem. Onu gerçek manada bulacağım ve ne olursa olsun içimi açacağım."
Bir müddet daha gözleri gözlerime daldı. Ben de onunkilere baktım.
Bangchan saklandığı yerden çıkmış ve konuştuğumuz süre boyunca sessiz kalıp hem bizi dinlemiş hem kapıyı gözetlemişti.
Lee Know derin bir nefes alıp vererek bana sordu.
"Peki ya sen? Sen neden buradasın?"
Anında cevap verdim. Bu defa âdeta rolleri değişmiştik. Az önceki konuşmamıza benzer bir konuşma hüküm sürdü ve bu sefer evet diyen taraf ben oldum.
"Bir arkadaşımla sinemaya gelmiştim."
"Sinemaya?"
"Evet."
"Nasıl bir arkadaş bu? Erkek mi?"
"Evet."
"Gerçekten arkadaş mı?"
"Evet."
Yine sesi her zaman dalga geçtiği tonda olsa da bu sefer sanki azarlar gibiydi de.
"Seni gidi seniii! Bir de bana diyor. Kim inanır kızım buna? Sevgilin değil mi?! Buluştun onunla?! Hem de yasağa rağmen!"
Bana bir kere daha kızım dediği için içimde yükselen öfkeyi bastırmaya çalıştım. Bu hitaptan nefret ediyordum ve bunu o da çok iyi biliyordu. Gıcık!
Her neyse, Polis Akademisinin kurallarından biriydi öğrenciyken sevgili yapmamak. Bu yüzden bu olaya bu kadar takılıyorduk.
"Yuh! Ben sen miyim çapkın?!" diye sorarak tepkimi gösterdim.
Hafif gülümsedi.
Oturduğu yerde üzerime doğru eğildi.
Kulağıma çok yakın bir mesafedeyken sesini iyice kıstı. Âdeta fısıldadı.
"Herkesin damarında biraz olsun çapkınlık kanı gezer güzelim."
Tüylerim diken diken oldu. Vücuduma yabancısı olduğum karmakarışık bir his dağılırken alnına "şlak" diye geçirerek onu kendimden uzaklaştırdım.
"Ah!" dedi ve gözlerini yumdu. Başını yeniden duvara yasladı. Bense aynı esnada söz aldım.
"Ağır ol. Çocukluk arkadaşım o benim ve şu an rehinelerin arasında. Sinirim bozuk zaten. Daha fazla sinirimi bozma Lee Know. Gebertirim seni."
"Of tamam tamam, sustum. Bir şey demiyorum. Elin çok ağır kızım ya. Beyin hücrelerimi öldürdün."
"Bu da yalan."
Gözlerini şimşek hızıyla açıp doğruldu. Başını bana çevirip irileştirdiği gözleriyle gözlerime şaşkın şaşkın baktı.
"Ne? Neden yalan olsun ki?"
"Olmayan beyin hücrelerini nasıl öldürebilirim? Yalan işte."
"Kızım-"
"Ben senin kızın falan değilim!"
İnci gibi dişlerini meydana çıkaracak kadar geniş gülümsedi. Hafif bana doğru eğilip yine fısıldadı.
"Peki o zaman, güzelimi mi tercih edersin?"
Alt dudağımı sinirle dişledim. Kendisine tma yumruk geçirecektim ki bunu fark edip refleksle, oldukça büyük bir hızla bileğimi tuttu.
Tuttuğu bileğimden beni kendisine çekti.
Alnım alnına çarptı. İkimizden de aynı esnada:
"Ah!" sesi çıktı.
Alnımı kırıştırıp geri çekilmek üzere hareketlensem de Lee Know buna müsaade etmedi.
Beni bir kere daha kendisine çekti.
Alnım alnına önceki gibi sert değil, yumuşak bir şekilde dayandı. O mesafeden gözlerimin içine bakmaya başladı.
İnsanın kalbi nasıl karıncalanır?
Sanırım tam olarak böyle. Şimdiki gibi. Kalbim karıncalanıyor.
Üstelik sadece kalbim de değil, karnımda da değişik ama hoş kasılmalar meydana geliyor sanki.
Çapkın böyle mi düşürüyor kızları kendisine.
Herkese böyle mi hissettiriyor?
Bangchan'ın uyarısıyla kendimize geldik ve hızla birbirimizden uzaklaştık.
"2 kişi daha bu tarafa doğru geliyor. Hazırlıklı olun."
Çok boşlamıştık zaten. Nerede, ne durumda olduğumuzu tamamen unutmuştuk.
Bu uyarı üzerine hemen silkinerek toparlandık.
Lee Know yere yatırdığı baygın haini tutup biraz daha sürükledi ve kenara çekti.
Kendisi Jisung diye hitap ettiği kişinin yanına geçti.
Ben de Bangchan ile beraber ileride, yerde serili yatan adamın karşı tarafında asılı duran kıyafet reyonlarının arkasına saklandım.
İki adam yan yana gezerken biri mağazaya baktı. Kaşlarını çattı.
Adımlarını mağazaya yönlendirdi.
Elindeki uzun namlulu silahı dikkatle tutarak ağır ağır ilerledi. Yanındaki de şüphelendi.
"Bir sorun mu var?" diye sordu.
Kaşları çatık olan o adam tamamen içeri girdi. Kenarda saklayacak bir yer bulamadığımız baygın adamı gördü.
"Ne olmuş burada?" dedi ve onun yanına ilerledi.
...
Bölüm etkileşimi
