9. bölüm / 30
Rehin [SKZ]9🩸Ali Cabbar
Bölümler 30Şu an: 9🩸Ali Cabbar
- 1 1🩸Rehine mi?823 kelime
- 2 2🩸Sana Güveniyorum674 kelime
- 3 3🩸Sen Kimsin?1.066 kelime
- 4 4🩸Çapkın1.362 kelime
- 5 5🩸Rol Yapmakta Üstüne Yok853 kelime
- 6 6🩸Ben Doktorum903 kelime
- 7 7🩸Kaçıyor Musun?906 kelime
- 8 8🩸Nesiniz Siz?1.329 kelime
- 9 9🩸Ali Cabbar1.791 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 10🩸Hyunjin...481 kelime
- 11 11🩸Git Artık, Git!1.033 kelime
- 12 12🩸Ayvayı Yedik Güzelim834 kelime
- 13 13🩸Deliyiz Ulan Biz!805 kelime
- 14 14🩸Yüzüm Olmaz!1.132 kelime
- 15 15🩸Bebeğime İyi Bakın769 kelime
- 16 16🩸Bir Yaralı Var1.578 kelime
- 17 17🩸İhanet883 kelime
- 18 18🩸Kaderimsin, Demek Oluyor1.269 kelime
- 19 19🩸Hah, Şunu Bileydin!684 kelime
- 20 20🩸Benim Savaşçı Sevgilim1.365 kelime
- 21 21🩸Her Ne Olursa Olsun685 kelime
- 22 22🩸Korktum Senden678 kelime
- 23 23🩸Çünkü Yalan Söyledi1.562 kelime
- 24 24🩸Neden Yaşıyorum Ki?!1.279 kelime
- 25 25🩸O Kadar Çok Mu?1.524 kelime
- 26 26🩸Bitiyordu Her Şey1.097 kelime
- 27 27🩸Sen Varsın1.144 kelime
- 28 28🩸Mutluluk Gözyaşları539 kelime
- 29 🩸FİNAL~Part1🩸2.054 kelime
- 30 🩸FİNAL~ Part 2🩸958 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Ne?"
"Neden bu kadar şaşırdın? Pek çok kişi gibi ben de senden hoşlandım Lee Know! Ama sen her seferinde kalbimi kırmaktan başka bir şey yapmadın! Bana başka kızlarla geçirdiğin eğlenceli günlerden bahsedip durdun! Sevmediğimi bildiğin hâlde bunu devamlı yaptın! Ve benimle de oynadın. Hâlâ oynuyorsun! Bir kız için buraya geldiğini söylerken benimle temas kuruyor ve bana sadece senin yaşatabildiğin hisleri yaşatıyorsun! Benimle ve duygularımla âdeta alay ediyorsun!"
Lee Know şaşırdı. Şaşkınlıkla dudaklarını araladı. Aval aval suratıma bakarak sözlerimi bitirmemi bekledi.
Hemen sonra sağ elini kaldırdı ve işaret parmağı ile baş parmağını burun kemerine yerleştirdi.
Kısa bir müddet gözlerini yumdu.
Güzel gözlerini açtığında o da bana bağırdı.
"O kız sendin aptal! Buraya senin için geldim ben!"
Bu sefer afallayan taraf ben oldum.
"Ne?"
"Ben de senden deli gibi hoşlanıyordum Hwa Jin ama sana bunu söyleyemiyordum. Bazen sen de bana karşı bir şeyler hissediyormuşsun gibi hissettim. Umutlandım. Seni kıskandırmaya çalıştım. Hayatımda hiçbir zaman bir kız olmadı! Onlarla hiçbir zaman eğlenceli bir gün geçirmedim. Aksine, sana anlattığım her eğlenceli an yaşadığım değil, seninle yaşamak istediğim hayallerdi! Seninle kurduğum hayalleri anlattım ben sana. Benim hayal dışında da tüm eğlendiğim anlar zaten hep seninle olduğum anlardı!"
Onun da benden hoşlandığını ağzından duymak kalbimin atışını yeniden hızlandırdı.
Durmadı. Sözlerine devam etti.
"Hwa Jin buraya da senin için geldim. Hyunjin'i hep anlatırdın, onu görürdüm falan ama birlikte sinemaya gideceğinizi duyunca yerimde duramadım. Kıskandım galiba. Senin peşine geldim. Üstelik tüm kararlılığımla. Seni gerçekten gerçek manada görebilmek, tanıyabilmek, sana karşı duyduğum hisleri anlatabilmek için geldim."
İyice sakinleştim.
Gözlerinin içine bakıp gülümsedim.
"Ve yaptın da." dediğim an o da gülümsedi. Ellerini yüzüne kapattı.
Utandı mı o?
İnanamıyorum gerçekten utandı.
"Evet, yaptım galiba. Özür dilerim. Bu şekilde olmasını istemezdim. Ben daha başka şekillerde hayal etmiştim."
Güldüm.
Güldü.
Güldük.
İçinde bulunduğumuz duruma rağmen birbirimizin gözlerine bakmayı sürdürüp karşılıklı güldük.
🩸
"Bunlar ne Bangchan?"
Elime aldığım küçük cam şişe içinde bulunan mavi renkli sıvıya ve yine Bangchan'ın verdiği şırıngaya baktım. Şırınganın içinde de mavi renkli sıvı vardı.
Onları elimde garip garip inceliyordum. Lee Know da öyle. Sol elini baş hizasına kadar kaldırmış, mavi sıvıyı elindeki cam şişe içinde sallayarak çok yakından incelemeye başlamıştı.
Bangchan ufak bir tebessüm etti.
"Sen uyurken ben de bunları hazırladım. İçinde olduğumuz mağazanın yanında eczane görünce aklıma bunlar geldi. Hani siz, adam öldürme yetkisine sahip değilsiniz ya? Bayıltsanız da uzun süre elinizde tutamayacağınızı bildiğim için bunları hazırladım. Bakın, bu şırıngadan çok ufak bir miktarda sıvıyı birinin herhangi bir yerine enjekte etmeniz yeterli olacaktır. Sadece saplayın ve şırıngaya bastırıp geri çekin. Bu sıvı geçici felç yapar. Birine batırdığınız andan itibaren hiç hareket edemez, sesini çıkaramaz. Ta ki bu felci geçirecek sıvıyı enjekte edene kadar."
Lee Know kolunu indirdi. Bangchan'a soğuk bir şekilde sordu.
"Peki bunun işe yaradığından kesin emin miyiz?"
Bangchan başını salladı.
"Jisung ile birlikte giyim mağazında kabin içine yerleştirip bağladığımız askerler üzerinde denedik. Girdiğimizde askerler ellerini çözmeye çalışıyor ve çok yüksek ses çıkarıyorlardı. Zamanında yetiştik. Sıvıyı enjekte ettim. Hepsi de saniyeler içinde felç oldu. Sonra birkaç dakika dikkatle bekledik. Felci sonlandıracak sıvıyı içlerinden birine enjekte ettim. Saniyeler içinde o açılırken diğerleri hareketsiz durmaya devam etti. Üçüncü sefer iğnemi yedi ama neyse, sonuçta hainmiş. Yeniden geçici felç yaptım ve buraya döndük."
Elimdeki şişeyi fermuarlı cebime attıktan sonra şırıngayı tek elimde sabitledim. Bangchan'a gülümseyerek baktım.
"Bu harika. Çok güzel düşünmüşsün. Sağ ol."
Lee Know Bangchan'a gülümseyişime çatık kaşlarıyla şirin şirin baksa da aynı şekilde şişeyi cebine attı. O da sırıtarak itiraz etmedi, doğruları söyledi.
"Gerçekten çok işimize yarayacak, sağ ol."
Artık çıkma vaktimiz gelmişti.
Jisung sistemi hacklemeyi başarmıştı. Gerçekten o kadar başarılıydi ki kimse sistemin hacklendiğini dahi anlamamıştı.
Onun bize vermiş olduğu iç kulaklıkları kulağımıza taktık.
Adamlardan aldığımız susturuculu tabancaları ve çakıları ne olur olmaz diye belimize yerleştirdik.
Lee Know ile ben çıkacak ve bir çıkış yolu açmaya çalışacaktık.
Bangchan askerliğini yaptığı için Jisung'dan daha iyi bir durumdaydı. Bundan dolayı herhangi bir ihtimale karşı Jisung'un yanında kalıp onu koruyacaktı.
Aklıma gelen başka bir detayla hemen Lee Know'a döndüm.
"Nöbet değişim saatleri de yaklaşıyordur Lee Know. Hâllettiğimiz adamların yokluğundan şüphelenecek ve ortalığı ayağa kaldıracaklardır. İçeride birinin olduğunu düşüneceklerdir."
"Haklısın. Hazırsan bir an önce gidelim."
Lee Know'a bakıp onu onayladım.
"Evet, gidelim."
Hazırdık. Her şey tamamdı.
Arkama dönüp Jisung'a ve yanımdaki Bangchan'a gülümsedim.
"Kendinize dikkat edin."
Bangchan da aynı şekilde gülümseyerek yüzüme bakmaya devam etti.
"Sen de."
Lee Know'un ona attığı ciddi, sinirli, sert bakışları görünce hızla düzeltti.
"Aman yani, siz de kendinize çok dikkat edin."
Tatlı hâline gülüp ilerledim ve Lee Know'un yanına geçtim. Birlikte ilerlemeye devam edip 4.salondan çıktık. Sinema salonlarına açılan geniş koridordaydık. Yine dikkatli bir şekilde ilerlemeye başladık.
"O Bangchan denen herifle biraz arana mesafe koyar mısın? Hayır, adam yarım saat öncesine kadar akşamleyin seni istemeye gidecek adam olduğunu gülümseyerek söylüyor. Sana hayran hayran bakıyor falan."
Adımlarımız olabildiğince yavaştı. İki elimizle de tabancalara sarılmış ve belimizi hafif eğerek dikkatle ilerliyorduk. Gülümsedim.
"Ne o? Kıskanıyor musun?"
"Ah, hem de çok. Nasıl kıskandığımı tahmin dahi edemezsin. Bir şey soracağım."
İkimiz de birbirimize değil, çevremize son derece dikkatle bakmaya devam ederken kısık sesle konuşuyorduk.
"Sor."
"Eğer bugün burada rehin edilmeseydik, şu saatlerde o adam seni istemeye gidecekti. Sen... Sen kabul edecek miydin?"
Doğrudan cevap verdim.
"Muhtemelen."
Adımlarını durdurdu.
"Cidden mi?"
Hızla sitem ederek ona gülümserken kızdım.
"Dikkatini dağıtma! Devam et! Dikkatin dağılacaksa sorularını daha sonra sor!"
Anında önüne döndü. Yanıma geldi. Tabancasını tetikte, iki eliyle birlikte tutup ağır adımlarla ilerlemeye devam etti. Gözlerini çevresine odakladı.
"Tamam tamam, dikkatimi dağıtmıyorum ama yine de şuradan çıkmadan evvel bana bir cevap ver. İçim rahatlasın, öyle gideyim."
Şu an ilerlediğimiz yer Jisung'un söylediğine göre kimsenin olmadığı, bomboş görünen bir yerdi. Asıl kalabalık daha ilerimizde kalıyordu. Biz de bu sebeple kısık seslerimizle konuşabiliyorduk.
"Muhtemelen kabul edecektim Lee Know. Sonuçta senden hiç böyle bir itiraf gelebileceğini tahmin edemezdim. Beni sevmediğini de düşünüyordum. En mantıklı seçenek benim için o olurdu."
"Yani bugün rehin alınmasaydık ben sana duygularımı itiraf edemeyecektim ve sen o adama evet diyecektin. Onunla evlenmeyi kabul edecek ve belki de evlenecektin. Ah, inanamıyorum! Düşündükçe kötü oluyorum. İyi ki rehin alınmışız."
Son cümlesini işitince ağzım hayretle aralandı.
"Ne dedin sen? İyi ki rehin mi alınmışız?"
"Evet. İyi ki. Eğer rehin alınmasaydık tam şu anlarda Ali Cabbar olmuştum. Artık müziği son ses açar kendime yakardım."
Kaşlarım çatıldı.
"Ne olmuştun? Anlamadım."
"Türkiyedeki arkadaşımdan öğrendiğim, müziğini çok sık dinlediğim ve hikâyesini bildiğim bir karakter Ali Cabbar. Müzik içinde şöyle bir söz geçiyor; 'Sevdiğin kız başkasına varmış, dayanabilirsen dayan Ali Cabbar.' İnsanlar manyak gibi dizi editleri yapıyor bu müzikle. Tam bu sözün geldiği kısma denk getiriyorlar sahneleri. Sahnelerde de genellikle başrol erkeğin sevdiği kız başkasıyla evleniyor ve başrol erkek onun düğününde görünüyor. Ah, çok kötü. Cidden o duruma düşecektim. İyi ki ya, iyi ki rehin alınmışız."
Şirin tepkilerine ve sözlerine sesli gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.
"Yalnız rehin alınan biz değiliz, hatırlatırım." dedim.
Gülümsedi.
"O da doğru. Ah Hwa Jin, ne kadar uyumlu bir çift olduğumuzu görüyorsun değil mi?"
Ona bakmamak için kendimi zor tuttum.
"Görmez olur muyum? Şu hâlimize bak. Nasıl vahim bir durum içindeyiz ama sen de ben de öğrenci kafasındayız. Akademideki rehin kurtarma eğitimlerinde gibiyiz. Bu sefer oyun yok, rol yok, kurulu bir eğitim platosu yok. Her şey gerçekten yaşanıyor ama biz... İnanamıyorum. Şakalaşabilip gülebiliyoruz."
"Gülerek aslında ikimiz de korkularımızı maskelemiyor muyuz?"
Hafif gülümsedim.
"Sanırım... Öyle yapıyoruz."
"Benim karakterim böyle Hwa Jin. Her durumda gülmeye kodlanmış. Yalnızca heyecandan, sevinçten, mutluluktan değil; acıdan, korkudan, endişeden de gülebiliyorum. Sende de böyle olduğunu fark ettiğim an sana karşı olan hislerim daha çok arttı. Acı çekerken daha çok gülerdin benim gibi. Korkardın, endişelenirdin ama belli etmemek için alaya alıp gözünde dağ gibi büyüttüğün korkuları küçümser ve gülerdin."
Beni bu kadar iyi gözlemleyebilmiş olması kalbimi yeniden harekete geçirdi.
Evet, öyleydi.
Deli gibi korksam da korkularımla alay edip onları küçümsemeyi ve o anlarda gülebilmeyi öğrenmiştim.
Akademide beni korkusuz olarak bilen pek çok kişi vardı ama hayır. Çok korkardım aslında. Yalnızca maskelerdim korkumu. Kimseye göstermezdim.
Şu an bile. O kadar korkuyorum ki. Biz daha öğrenciyiz ve gerçek anlamda sahaya hiç çıkmadık. Tecrübemiz, deneyimimiz hiç yok.
Her türlü senaryoda kurulan platolara düzenlediğimiz eğitim amaçlı baskınlar yapardık ama onlar hep yapay ortamdı. Oyuncular polisti. Plato senaryo gereği kurulmuştu. Vurulsak bile gerçekten ölmüyorduk, yalnızca elenip puan kaybediyorduk.
Ama şu an her şey gerçek ve ister istemez korkuyorum.
Canımdan çok sevdiğim, biricik dostum Hyunjin de orada. Canı tehlikede. Onun haricinde pek çok çocuk, bebek, kadın, adam, masum insan var. Her biri dört gözle kurtulabilmeyi bekliyor.
"Endişelenme, sakın korkma. Buradan sağ salim çıkacağız."
Gözlerimi çevremden çekip kısa bir süreliğine Lee Know'un gözlerine baktım.
Üzerindeki bakışlarımı hissetti. O da bana kısacık bir zaman diliminde baktı. Gülümsedi ve göz kırptı.
O an kulağımızdaki kulaklığa Jisung'un sesi doldu.
"Bir müddet daha ortalık bomboş olacak. Ama saatçiye dikkat edin. İçeride bir asker koluna saatler deneyip duruyor. Ayrılacaksanız şimdi ayrılabilirsiniz. Daha uygun."
Jisung'un dediği gibi yaptık. Lee Know ile birbirimize bakıp bakışlarımızla birbirimizi onayladık.
Ben sağ tarafa o da sol tarafa yöneldi.
"Bekle Hwa Jin. Kamerayı devre dışı bırakıyorum. Geçmek için sadece 20 saniyen var. 20 saniye sonra kamera yeniden devreye girecek."
Jisung'un hepimize verdiği kulaklıklardan gelen sesi dinledim. Ben de ona cevap verdim.
"Tamam Jisung."
Jisung'dan gelecek olan talimatı bekledim.
"Geç Hwa Jin. Sadece 20 saniyen var."
Talimat gelir gelmez hızla fırlayarak o kameranın gördüğü yerden koşarak çıkmaya çalıştım. Arka taraftaki süs bitkilerinin arkasına yerleşip soluklandım.
"Harikasın. Görünmüyorsun şu an. Kameralar şu an etkin, dikkat et."
Bulunduğum yer mağazalardan uzak bir yerdi.
Önümde çocuklar için yapılmış bir oyun havuzu vardı. İçi küçük, renkli, plastik toplarla doluydu.
Oyun havuzunun arkası da komple camdı.
Dışarıda toplanan araçları, polis araçlarının ve ambulansların birbirine karışan kırmızı mavi ışıklarını görüyordum.
Dışarıdaki kalabalığın da beni görmemesi lâzımdı. Beni gördükleri anda heyecan yapıp elleriyle falan gösterirlerse yine yanardım.
Lee Know'un sesini kulaklıktan işittim.
"Arka taraftaki yemekhanede toplanmış hepsi. Burası çok kalabalık. Üstelik poşetleyip poşetleyip gidiyorlar. Sanırım aşağıda rehin tuttukları kişilere yiyecek bir şeyler götürüyorlar."
Bunu duyunca ben de çevreme bakındım. Kimsenin olmadığını görünce kısık sesle söze girdim.
"Ben de yemekhaneye yakınım Lee Know. Senin tam tersi yönündeyim. Herhangi bir açık verecek nokta bulamadım. Geniş bir pencere bulmamız lâzım. Açabileceğimiz bir pencere. Ama aynı zamanda bulduğumuz bu pencere halkın ve ekiplerin toplanmadığı bir yerde olmalı. Camı açarken dışarıdakilerden biri görürse heyecanlanır ve parmakla gösterirler. Diğer katlarda nöbet tutanlar bundan şüphelenir."
"Haklısın, Hwa Jin. Ama öyle bir yer var mı bilmiyorum."
"Ben de bilmiyorum."
Jisung'un sahte gülüşünü işittik. Bir müddet sonra söze girdi.
"Ehehe. Yemekhane yemekhane dediniz, acıkan şu karnımı harekete geçirdiniz. Siz öyle deyince unuttuğum canım midem kendisini bana hatırlattı."
Haklıydı çocuk. Açtık, susuzduk. Bir şeyler alıp öyle dönmeyi deneyebilirdik.
Jisung kamerayı bir süre daha etkisiz hâle getirsin de çıkayım artık şuradan. İki büklüm oldum. Belim ağrıdı, boynum tutulacak.
Tam ona seslenecektim ki alnımda hissettiğim soğuk metalle olduğum yerde donup kaldım. Başımı yavaşça sağıma çevirdim.
Bir asker alnıma uzun namlulu silahının namlusunu dayamıştı. Ne ara geldi bu?
Özel kuvvetler cidden başka oluyormuş. Tecrübeyle sabit. Adam gölgesini bile belli ettirmeden alnıma silah dayadı!
...
Bölüm etkileşimi
