20. bölüm / 30
Rehin [SKZ]20🩸Benim Savaşçı Sevgilim
Bölümler 30Şu an: 20🩸Benim Savaşçı Sevgilim
- 1 1🩸Rehine mi?823 kelime
- 2 2🩸Sana Güveniyorum674 kelime
- 3 3🩸Sen Kimsin?1.066 kelime
- 4 4🩸Çapkın1.362 kelime
- 5 5🩸Rol Yapmakta Üstüne Yok853 kelime
- 6 6🩸Ben Doktorum903 kelime
- 7 7🩸Kaçıyor Musun?906 kelime
- 8 8🩸Nesiniz Siz?1.329 kelime
- 9 9🩸Ali Cabbar1.791 kelime
- 10 10🩸Hyunjin...481 kelime
- 11 11🩸Git Artık, Git!1.033 kelime
- 12 12🩸Ayvayı Yedik Güzelim834 kelime
- 13 13🩸Deliyiz Ulan Biz!805 kelime
- 14 14🩸Yüzüm Olmaz!1.132 kelime
- 15 15🩸Bebeğime İyi Bakın769 kelime
- 16 16🩸Bir Yaralı Var1.578 kelime
- 17 17🩸İhanet883 kelime
- 18 18🩸Kaderimsin, Demek Oluyor1.269 kelime
- 19 19🩸Hah, Şunu Bileydin!684 kelime
- 20 20🩸Benim Savaşçı Sevgilim1.365 kelime · Okuduğun bölüm
- 21 21🩸Her Ne Olursa Olsun685 kelime
- 22 22🩸Korktum Senden678 kelime
- 23 23🩸Çünkü Yalan Söyledi1.562 kelime
- 24 24🩸Neden Yaşıyorum Ki?!1.279 kelime
- 25 25🩸O Kadar Çok Mu?1.524 kelime
- 26 26🩸Bitiyordu Her Şey1.097 kelime
- 27 27🩸Sen Varsın1.144 kelime
- 28 28🩸Mutluluk Gözyaşları539 kelime
- 29 🩸FİNAL~Part1🩸2.054 kelime
- 30 🩸FİNAL~ Part 2🩸958 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yüzümden silinmeyen tebessümle şirin yüzünü seyre daldım. Ta ki içeriden yükselen 1 el silah sesini işitene dek!
İçeride bulunan herkes gibi ben de beklemediğim için bir an irkildim.
Lee Know'un elinin üzerinden elimi dikkatlice kaldırıp hızla ayağa kalktım.
Gözüm, ona teslim etmiş olduğum kıymetli silahına refleksle sarılan Seungmin'i buldu. Ona baktığımı hissetmiş gibi gözleri beni buldu. Hızla söz aldım.
"Lütfen burada kal. Ben bir bakıp geleyim."
Seungmin başını olumlu anlamda sallarken omzuma astığım uzun namlulu silahı çıkarıp elime aldım. Temkinli bir şekilde, hızlı adımlarla dışarı çıktım.
"Yüzbaşım!" diye seslenir seslenmez Yüzbaşı Felix onu bıraktığım yerde silahıyla beraber bana döndü.
"Neler oluyor? Silah sesi nereden geldi?"
"Henüz bilmiyorum, Hwa Jin. Kullanılan jammer yüzünden ne cep telefonlarımız ne internet ne de telsizlerimiz çalışmıyor. Bilgi alamıyorum."
Kulağımızda bulunan kulaklıklar şu an evet, hiçbir işe yaramıyordu.
Bulunduğumuz katın öbür ucunda, sivilleri korumakla görevli olan Jungwon öne çıktı ve bizlere bakarak sesini duyurabilmek için bağırdı.
"Her şey yolunda mı komutanım?!"
Yüzbaşı Felix hemen onu yanıtladı.
"Bilmiyoruz Jungwon! Temkinli olun!"
Demek ki ses oradan gelmemişti ve siviller güvendeydi.
Bir üst katta da nöbet tutan 3 asker farklı noktalardan bize doğru baktılar. İsminin Niki olduğunu hatırladığım asker aşağı, bize doğru bakarak bilgi verdi.
"Bu kat güvenli komutanım! Ses buradan gelmedi!"
Bunun üzerine Yüzbaşı Felix bana bakmadan emir verdi.
"Aşağı inip bakalım Hwa Jin."
Başımı hızla aşağı yukarı sallayarak onu onayladım. Bize çok yakın olan bozulmuş yürüyen merdivenlere Yüzbaşı Felix ile beraber koştum. Aşağı indik.
Özel timi içeri aldığım küçük odada nöbet tutan Sunghoon iyiydi. Ona girişi tutarak destek veren Heeseung ve Sunoo da.
Daha rütbeli olduğu belli olan Heeseung sözü devraldı.
"Ses buradan da değildi komutanım. Otopark katından geldiğini tahmin ediyoruz."
Duyar duymaz temkinli bir şekilde otopark katına ilerlemeye başladık.
Normal merdivenlerden ağır ağır inerken Yüzbaşı Felix ile sırt sırtaydık ve ben bir yanı, o da bir yanı dikkatle inceleyerek aşağı iniyorduk.
Araçların bulunduğu park alanına geldiğimizde ağır ve temkinli şekilde ilerlemeye devam ettik. Uzun namlulu silahlarımızla hedef almayı hiç bırakmıyor, elimiz tetikte hazırda bekliyorduk.
5 dakika kadar bu vaziyette ilerledikten sonra tıpkı bizim gibi vaziyet almış Changbin ve Hyunjin'i gördük.
Aniden birbirimizin karşısına çıkınca silahlarımızı birbirimize doğrultmak zorunda kalmıştık.
Hyunjin derin bir nefes verdi. Sesini kısık tutarak:
"Siz miydiniz?"diye sordu.
Changbin de aynı kısık ses tonuyla hızla sözü devraldı.
"Komutanım daha temkinli olun. Tae Ho Jeongin'i yaralayıp kaçmış. Onun ne kadar uzman olduğunu biliyorsunuz. Her an her yerden çıkabilir."
Tae Ho, benim silahımın dipçiğini alnına geçirdiğim asker olmalıydı. Onu bayıltmış ve büyük bir öfke ile öldürmek istemiştim ama Yüzbaşı Felix izin vermemişti. Verebileceği bilgilerin önemli olabileceğini söylemişti.
Yüzbaşı Felix:
"Nasıl kaçmasına müsaade edersiniz? Bağlamamış mıydınız?" diye sorunca Changbin hemen yanıtladı.
"Bağlamaz olur muyuz komutanım? Kurtulmuş iplerden. Jeongin'in elinden silahını alıp onu yaraladı ve hızla gözden kayboldu."
"Jeongin nasıl?"diye sorarak araya girdim. Hyunjin bana cevap verdi.
"İyi, merak etme. Fark edince çekilmiş ve kolunu sıyırmış kurşun. Biraz da mücadele etmeye çalışmış. O arada aldığı ufak bıçak darbeleri var. Jungkook onu yukarı, eczaneye doğru çıkaracaktı."
Çevremizde araba doluydu ve otoparkın kapıları kapalıydı. Tam kapı önünde bekleyen bir askerimiz daha vardı.
Kırmızı bir SUV model aracın yanına geçerek yere çöktüm.
Tam bitti dediğim an yeni bir şey çıkıyordu ve bitmesini istediğim şeyler asla bitmek bilmiyordu.
Jeongin bir çömezdi. Elbette bir özel kuvvetler askerine karşı direnemezdi. Ama yine de denemişti.
Şimdi yeni bir sorunumuz vardı.
Özel kuvvetler mensubu bir hain elinde silahıyla gölge gibi AVM içinde dolaşıyordu.
Telsizler çalışmadığından ötürü birbirimize bilgi verip alamıyorduk da.
Bir an evvel o haini bulmalı ve işini bitirmeliydik.
🩸
Elimdeki uzun namlulu silahı temkinli bir şekilde tutmaya devam edip otopark katında Yüzbaşı Felix'ten emir bekledim.
"Jisung, Changbin, Hyunjin. Bu katı iyice kontrol edin. Arabaların içlerine dahi iyice bakın. Belki açık olanlardan birine girmiştir. Eğer ona dair bir ize rastlarsanız sivil olarak Jisung ve Hyunjin kendini riske atmadan haber ulaştırmak için yukarı çıkın. Changbin, sen görevini biliyorsun."
Changbin başını çevik bir hareketle aşağı eğip komutanının emrini aldı.
"Emredersin yüzbaşım."
Ardından bana döndü.
"Hwa Jin, seninle yukarı çıkacağız. Önce giriş katta nöbette olan askerleri bilgilendireceğiz. Sonra sen 1.katta kalacaksın. Sivillerin güvenliği önceliğimiz. Ben de 2.kata çıkacak ve orada konuçlanan askerlerimle birlikte katı iyice kontrol edip yanınıza geleceğim."
"Tamam yüzbaşım."
Onun emrini alır almaz hızla birlikte hareket ettik. Nasıl indiysek aynı şekilde büyük bir dikkatle yukarı çıktık. Önce giriş katta nöbette olan Heeseung, Sunhoon ve Sunoo'yu bilgilendirdik. Ardından ben 1.katta kaldım. Yüzbaşı Felix 2.kata doğru çıkarken öncelikle eczaneye girdim.
Ansızın girdiğim için bir an Seungmin'in bana doğrulttuğu silahıyla karşılaştım.
"Sakin ol, benim."
Seungmin beni görünce rahatlayarak silahını indirdi. İçeride Bangchan da vardı. Minho'nun yanında uzanan Jeongin'in yaralarını tedavi ediyordu.
Onu görünce içim sızladı. Hızla yanına adımladım. Bangchan kolunda bir kısmı daha sarmaya devam ediyor, o dişlerini sıkarak işin bitmesini bekliyordu.
"İyi misin Jeongin?"
Sıktığı dişleri arasından tebessüm etti ve güçlükle konuştu.
"İyiyim ben noona, ama fena yaraladı alçak. Delik deşik etti beni resmen."
Yüzü epey dağılmıştı. Kolunda bir kurşun sıyrığı vardı ve tüm bunların yanında her iki kolu ve bacağında bıçak kesikleri vardı. Bangchan kesikleri halletmiş ve şimdi kurşun sıyrığıyla ilgilenmeye başlamıştı.
"İyisin ya, önemli olan tek şey bu," dedikten sonra ona bir soru daha yönelttim.
"Onda herhangi bir yara açabildin mi Jeongin?"
Güçlükle yutkundu.
"Zor da olsa açtım noona. Silahımı hemen etkisiz hale getirdi ama beni bıçakladığı o bıçakla onun karın boşluğunda derin bir yara açtım."
Yaralı olması işimize gelirdi.
"Bu çok iyi," dedikten hemen sonra onu bizden iyi tanıyan Seungmin'e döndüm.
"Sence yaralı hâliyle nereye gitmiş olabilir Seungmin? Buraya, yanınıza gelmediyse eğer nerede olabilir?"
Seungmin sıkıntıyla derin bir nefes alıp verdi.
"Tae Ho'nun yaralı oluşuna aldanma Hwa Jin. Özel Kuvvetlerden olan askerlerin çoğu bu tarz yaralara karşı dayanıklıdır ve her bir askerin ilk yardım bilgisi vardır. Tedavisini kimseden yardım almadan da yapabilecektir ama eninde sonunda kendisine lazım olabilecek şeyleri bulabilmek için buraya gelecektir."
"Lütfen, çok temkinli olun."
Jeongin'in başından ayrılıp onun hemen yan tarafında uyuklayan Lee Know'un başına çömeldim. Terden sırılsıklam olan güzel saçlarını parmaklarımla naif bir şekilde okşayıp düzelttim.
Bunu hissetti.
Feri sönen güzel gözlerini hafifçe araladı. Kupkuru olan dudaklarını diliyle ıslatıp gözlerime güzel güzel baktı.
"Her şey yolunda mı?"
Sorusuna karşılık tebessüm ettim. Saçını okşamaya devam ederken onu yanıtladım.
"Büyük bir sorunumuz var. Özel kuvvetlerden ele geçirdiğimiz hain asker kaçmış ve şu an içeride bir gölge gibi dolaşıyor ama merak etme. Şimdilik her şey yolunda. Herkes temkinli. Onu bulacağız."
"Ben de gelmek istiyorum seninle."
"Bu hâlde mi? Hayatta olmaz Lee Know. Dinlenmen gerek. Hem, yaralıymış o pislik. Eninde sonunda buraya gelecek. Sizin daha temkinli olmanız, buradan ayrılmamanız gerek. Ben de hemen bu katta olacağım. Gözüm her daim burada olacak."
Elini kaldırıp boşta olan elimi tuttu. Yalnızca tutmakla da kalmadı. Elimi kendisine yaklaştırıp avuç içime öpücük kondurdu.
"Kendine çok dikkat et Hwa Jin."
Yüzümdeki tebessümü giderek genişlettim.
"Merak etme, o pisliği bir kere alt ettim. Bir kere daha alt edebilirim."
O da gülümsedi.
"Sana güvenim sonsuz benim savaşçı sevgilim."
Uzanıp alnına kokusunu içime çeke çeke bir öpücük kondurdum.
"Her ne kadar dışarıda olsam da aklım hep sende. Sen de kendine dikkat et olur mu?"
"Beni merak etme. 1-2 saate ayaklanırım bile."
Ayağa kalktım ve omzuma astığım uzun namlulu silahı elime aldım. Bir kere daha Lee Know'a baktıktan sonra hızla eczaneden çıkış yaptım.
Çıkar çıkmaz her yeri gözümle iyice taradım. Açık hedef olmamak için kenardan kenardan ilerleyerek sivillerin toplandığı bölüme doğru dikkatle ilerledim.
En sonunda oraya vardım. Gözümü eczaneden ayırmadan Jungwon'un yanına geldim.
"Yüzbaşı Felix hâlâ gelmedi mi?"
Jungwon beni görünce adımlarını dikkatle bana doğru yöneltti.
"Hayır, gelmedi. Hwa Jin, neler oldu?"
"Tae Ho denen alçak Jeongin'i yaralayıp kaçmış. İçeride bir yerde. Temkinli olmamız lâzım."
"Ah, lanet olsun!"
Gözümü buradan da görünen eczaneden ayırmadım. Arada çevreme dikkatle baksam da asıl odaklandığım yer orası oldu.
Eczane önem arz ettiği için oranın güvenliği için yakınında en azından 1 asker daha olması gerekiyordu ama bunu Yüzbaşı Felix olmadan kimseye söyleyemezdim.
Jungwon, kendisiyle birlikte sivillerin başında nöbet tutanları durumdan haberdar ederken ben de kendime uygun bir yer bulup gözetleme işlemine devam ettim.
İçinde bulunduğumuz büyük sessizlik bir anda bozuldu ve üst katımızdan silah sesleri yükselmeye başladı.
Silahıma daha sıkı sarıldım. Jungwon ve diğerleri de öyle.
Siviller ise bu duruma alıştıklarından dolayı çığlık çığlığa büyük bir tepki vermediler. Çocuklar dışında herkes sakinliğini koruyabildi.
Dikkatle ilerleyip bulunduğum yerden yukarı bakmak için başımı kaldırdım ancak tam o an üniformalı bir beden üst kattan zemin kata düştü.
...
Bölüm etkileşimi
