16. bölüm / 30
Rehin [SKZ]16🩸Bir Yaralı Var
Bölümler 30Şu an: 16🩸Bir Yaralı Var
- 1 1🩸Rehine mi?823 kelime
- 2 2🩸Sana Güveniyorum674 kelime
- 3 3🩸Sen Kimsin?1.066 kelime
- 4 4🩸Çapkın1.362 kelime
- 5 5🩸Rol Yapmakta Üstüne Yok853 kelime
- 6 6🩸Ben Doktorum903 kelime
- 7 7🩸Kaçıyor Musun?906 kelime
- 8 8🩸Nesiniz Siz?1.329 kelime
- 9 9🩸Ali Cabbar1.791 kelime
- 10 10🩸Hyunjin...481 kelime
- 11 11🩸Git Artık, Git!1.033 kelime
- 12 12🩸Ayvayı Yedik Güzelim834 kelime
- 13 13🩸Deliyiz Ulan Biz!805 kelime
- 14 14🩸Yüzüm Olmaz!1.132 kelime
- 15 15🩸Bebeğime İyi Bakın769 kelime
- 16 16🩸Bir Yaralı Var1.578 kelime · Okuduğun bölüm
- 17 17🩸İhanet883 kelime
- 18 18🩸Kaderimsin, Demek Oluyor1.269 kelime
- 19 19🩸Hah, Şunu Bileydin!684 kelime
- 20 20🩸Benim Savaşçı Sevgilim1.365 kelime
- 21 21🩸Her Ne Olursa Olsun685 kelime
- 22 22🩸Korktum Senden678 kelime
- 23 23🩸Çünkü Yalan Söyledi1.562 kelime
- 24 24🩸Neden Yaşıyorum Ki?!1.279 kelime
- 25 25🩸O Kadar Çok Mu?1.524 kelime
- 26 26🩸Bitiyordu Her Şey1.097 kelime
- 27 27🩸Sen Varsın1.144 kelime
- 28 28🩸Mutluluk Gözyaşları539 kelime
- 29 🩸FİNAL~Part1🩸2.054 kelime
- 30 🩸FİNAL~ Part 2🩸958 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Hyunjin!"
Eli ayağı çözülmüş ve ayağa kalkan arkadaşımın yanına koşarak vardım. Beni koşarken görünce mükemmel bir şekilde gülümsedi. Hemen boynuna kollarımı doladım. O da kollarını belime sardı.
"Hyunjin! İyisin değil mi? Canın yanıyor mu?"
"İyiyim ben, iyiyim. Merak etme. Asıl sen iyisin değil mi? Ahhh Hwa Jin... Bittiğine inanamıyorum. Bu kâbusun sonlandığına hâlâ inanamıyorum. Sana güvenebileceğimi biliyordum canım arkadaşım. Biliyordum..."
Birbirimizden ayrıldık ve yüzlerimize gülerek baktık. Hyunjin'i hırpaladıklarından dolayı yüzü yara bere içindeydi.
Her ne kadar Hyunjin'i bulup sarılsam da gözlerim bir yandan da Lee Know'u arıyordu.
Başımı çevirdim. Çevreme bakınmaya başladım. Hiçbir yerde onu göremeyince endişe içerisinde bağırdım.
"Lee-Lee Know neredesin?!"
Odadan timle çıkmadan evvel onun avaz avaz bağırışını işitiyordum.
Silahlar susmuştu, ben gelmiştim ancak Lee Know yoktu!
Oysa onun şimdiye beni gördüğü gibi yanıma koşması ve bana sımsıkı sarılması gerekiyordu.
Hyunjin aradığım kişinin kim olduğunu anında anladı. O da benim gibi çevresine bakınmaya başladı.
Bangchan ve Jisung gözüme ilişti. Bangchan epey hırpalandığı için ayakta duramıyor, duvara sırtını vermiş oturuyordu. Çok halsiz ve bitkindi.
Jisung da onu yalnız bırakmıyordu. Hatta şu an su bulmuş ve kendisi içtikten sonra elindeki ikinci suyun kapağını açarak Bangchan'a su içmesinde yardımcı olmuştu.
Yanlarına koştum.
Sevinçle birbirlerine sarılan rehinelerin arasından geçip yanlarına vardım ve hemen diz çöküp sordum.
"Bangchan, Jisung! Lee Know nerede? Onu gördünüz mü?!"
Jisung başını olumsuz anlamda salladı.
"Hayır, görmedim. Buralardadır."
Bangchan diliyle dudağını ıslattı. Yutkundu.
"Onu en son gördüğümde seninle birlikte giren özel time yardımcı olmak için atılmıştı. Hain bir askeri öldürüp silahını almış ve sizlere yardım etmeye başlamıştı."
İçimdeki korku giderek büyümeye devam etti.
Ayağa kalktım.
Çevreme bakınmaya devam edip telaş içerisinde ismini haykırdım.
"Lee Know! Lee Know neredesin?! Şakanın sırası değil! Gerçekten çok korkuyorum bak! Lütfen çık ortaya Lee Know!"
Gözlerim doldu. Etraf dolan gözlerim yüzünden bulanıklaşınca hızla ellerimin tersiyle gözlerimi sildim.
"Lee Know!"
Kalabalığın arasından sıyrıldım.
Bağırışlarım pek çok kimsenin olduğu gibi Yüzbaşı Lee Felix'in de dikkatini çekti.
Yanıma doğru adımladı.
"Nam Hwa Jin Hanım. İyi misiniz? Kimi arıyorsunuz?"
"Akademideki diğer arkadaşım Lee Know. O yok. Buradaydı. Sizle birlikte odadan çıktığımda hain bir askeri öldürülüp silahını almış ve bize yardım etmeye başlamış. Onu bu şekilde görenler olmuş ama şu an yok! Korkuyorum yüzbaşım!"
Yüzbaşı Lee Felix oldukça kalın olan ama kendisine çok yakışan sesiyle beni sakinleştirmeye çalıştı.
"Sakin olun, hemen buluruz."
Kulaklığıyla içerideki timine bilgi verirken ben hâlâ çevreme bakınıyordum.
"Rehineleri neden hâlâ çıkarmıyorsunuz yüzbaşım?"
Sorum üzerine bana döndü.
"Hainler de özel kuvvetlerden. Kolay kolay ön kapıdan giriş ya da çıkışa izin vermezler. Kötü bir şey düşünmüş ve uygulamışlarsa diye ufak bir tedbir alıyor ve her yeri kolaçan ediyoruz. Güvenli olduğuna emin olduktan sonra çıkış yapacağız. Ayrıca... Dışarıda bekleyen ekipler bizim içeri sızacağımızı bilmiyorlardı. Biz Başkan'ın emriyle geldik. Onları tanımıyoruz. Rehineleri çıkarmak için yardım isteyebilir miyiz, isteyemez miyiz bilmiyorum."
"Onlardan da şüpheleniyor musunuz?"
"Evet. Biraz evvel içeride kıyameti kopardık ama dışarıdakiler garipti. Kimi girmek istese de kimi sanki onlara engel oldu."
Başımı salladım ve yanından ayrıldım.
"Lee Know!"
Gözlerimden boncuk boncuk gözyaşları dökülüyor ve ben dökülmelerine mani olamıyordum. İçimdeki korku her geçen saniye büyümeye devam ediyordu.
Kalabalıktan uzaklaştım.
Özel timdeki tek tük askerlerin yanından geçerken Seungmin'in sesini 1-2 metre ileriden işittim.
"Bir yaralı var!"
Elim ayağım boşaldı.
Kim olduğunu bilmiyordum ama kalbimdeki sıkılma giderek arttı. Nefes alamadığımı hissettim.
Derin ve titrek bir nefes alıp boşalacak gibi olan bacaklarımı oraya yönlendirdim. Ağır ağır ilerledim. Benden önce 2 asker koşarak Seungmin'in yanına varmıştı bile.
Oraya gittiğimde gördüğüm bedenle kendimi kaybettim.
Beynim işlevlerini teker teker kaybetmeye, kalbimse hiç tatmadığım kadar büyük bir acı vermeye başladı.
"Lee Know."diyebildim güçlükle. Beni işitti.
Sırtını yürüyen merdivenlerin yan kısmına yaslamış oturur vaziyetteydi ama... Bembeyaz tişörtü kanlar içinde kalmıştı.
Vurulmuştu.
Gözlerini anında gözlerime çıkardı. Oldukça kısık ve güçsüz çıkan sesiyle:
"Hwa Jin, korkma." dedi.
Dudaklarım titremeye başladı. Boğazıma koskoca bir düğüm yerleşti. Bacaklarım tamamen boşaldı. Dizlerimin üzerine yığıldım. Yere düşer düşmez Lee Know'un yanına kendimi kaydırdım.
Titreyen elimi havaya kaldırdım. Yanağına yerleştirdim. Şaşkınlıkla aralanan ve tir tir titreyen dudaklarımı ağzımdan kaçırdığım hıçkırıktan sonra birbirine bastırdım.
Lee Know gülümsedi.
"Yah, ağlama. Sana yakışmıyor. Çok çirkin oluyorsun. Bak, bakmam sonra yüzüne ha."
"Lee Know."dedim titreyen sesimle.
Lee Know başını yanağına yerleştirdiğim elime huzurla yasladı. Gülümsemeye devam etti.
"Korkma, altı üstü bir kurşun. Dayanabilirim. Bana bir şey olmayacak. Ağlama."
"Beni bırakmayacaksın değil mi? Gerçekten dayanacaksın, değil mi?"
"Oh." diyerek beni onayladı.
Gözlerimin içine parıldayan gözleriyle baktı.
"Seni bırakmaya hiç niyetim yok. Daha kendimizi bilim insanlarına vereceğiz. Bize kesinlikle bakmak zorundalar. Ah, bu arada. Farklı bir tür olduğumuz için değil. Ne kadar uyumlu olduğumuzu tüm dünyaya gösterebilmek için."
Ben de ona gülümsemeye çalıştım.
"Bırakmaya niyetin olursa diye söylüyorum. Beni bıraktığın gibi başkasıyla evlenirim. Hazır isteyenim de var. Hemen teklifini kabul ederim."
Şirin bir şekilde kaşlarını çattı. Sinirli görünmeye çalışarak gözlerime bakmaya devam etti ama daha şirin göründüğünü bilmiyordu sanırım.
"Yah! Hwa Jin-ah!"
"Ne? Beni bırakmadığın takdirde sorun yok işte."
Biraz düşündü. Sonra gözleri ışıldadı. Gülümseyişini artırıp:
"Hmmm." dedi. "O hâlde iyi olduğum zaman hemen benimle evlenir misin?"
Gülümseyişimi ben de biraz daha yüzüme yaydım.
"Daha mezun olmadık. Sevgili yasağı var, unuttun mu? Bir de evlilikten bahsediyorsun."
"Ah, doğru ya. Daha seninle gizli gizli yürütmemiz gereken, gizli yaptıkça tatlı gelecek olan bir ilişkimiz olacak."
"Evet, olacak."
Lee Know bana bakmaya devam etti. Elini havaya kaldırdı. İşaret parmağı haricindeki tüm parmaklarını kapattı. İşaret parmağını oynatmaya başladı ve bana:
"Yaklaş."dedi.
Bir beni çağırmak için kullandığı parmağına bir de yüzündeki munzur ifadesine baktım.
"Ne? Ne olacak?"
"Yaklaşsana yaa!"
Dediğini yaptım. Ona yaklaştım. Başını hemen çevirdi ve biraz evvel oynattığı işaret parmağını sağ yanağına üst üste dokundurdu.
"Öpücük alayım lütfen." dedi.
Gözlerimi irileştirebildiğim kadar irileştirdim.
"Ne?!"
Şaşkınlıktan ne diyeceğimi bilemedim. Bu çocuk gerçekten... İnanılmazdı.
Utandım. Yanımızda diz çökmüş olan Seungmin gülmemek için dudaklarını birbirine bastırıyor, 1 asker de ayakta gözlerini benden kaçırıp başka başka yerlere bakarken gülümsüyordu.
Lee Know benden hâlâ bir hareket gelmeyince başını çevirdi. Baktığım yere baktı.
Durumu anında anlayıp Seungmin ve o askere bağırdı.
"Ne bakıyorsunuz öyle? Arkanıza dönsenize! Utanıyor benim güzelim, öpemiyor sizin yüzünüzden!"
Gözlerimi yumdum.
Açtığımda Seungmin çömeldiği yerde, ayaktaki asker de olduğu yerde arkasına dönmüştü.
"Yah!" diyerek kızdım ona.
"Nereden biliyorsun seni öpeceğimi?"
Dudaklarını büzdü. Kaşlarını yine hafif çattı.
"Öpmeyecek misin?"
"Öpmeyeceğim."
"Ama neden?" diye harfleri uzatarak sızlanmaya başladı. Dudakları iyice büzüldü. Kıyamadım ama çok istediği için bunu şart olarak koydum.
"Çünkü zamanı değil."
"Zamanı ne zamanmış?"
"Sen tam olarak iyileşip gözlerini açtığın ilk an. O an var ya, seni öpücük yağmuruna boğacağım."
Büzülen dudakları eski hâlini aldı. Ağır ağır gülümsedi.
"Söz mü?" diye sordu.
"Söz."
"O zaman emin ol güzelim, kesinlikle iyi olacağım. Ah, ama ya şeyse?"
"Neyse?"
"Senin öpücüğün ya ilaçsa ve bana şifa olursa? Ya bana güç verirse?"
Aklımı bulandırdı.
Lee Know gerçekten işini iyi biliyordu. Şu anki munzur gülüşü ve çapkın bakışlarına daha fazla dayanamadım.
"Doğru diyorsun galiba." dedim.
Çok heyecanlandı.
"Ama yine de sen iyileştikten sonra öpeceğim."
Gülümseyişi soldu.
"Ama Hwa Jin-ah! Olmaz ki böyle?"
"Olur olur. Çok istiyorsan dayanacaksın ve bekleyeceksin."
"Tamam, kabul."
Birbirimizin gözlerinin içine bakıp tebessüm ettik. Bu esnada 1 asker elinde temiz tişörtlerle yanımıza geldi.
Seungmin bize doğru döndü. Askerin elinden temiz tişörtleri alıp Lee Know'un yarasına bastırdı.
Lee Know dişlerini sıktı ve acıyla inledi.
O an canlı canlı etlerimi koparıyorlarmış gibi bir acı hissettim. Gözlerimi kapatıp başımı çevirdim. Onun acısını nasıl oluyor da böylesine hissedebiliyordum?
"Ambulanslar var kapıda ama ne zaman çıkarız ki? Çok fazla kan kaybediyor."
Seungmin'in sözlerinden sonra temiz tişörtleri getiren asker yanımıza çömeldi. Çevresine bakındı. Kimse olmadığını görünce kıstığı sesiyle söze girdi.
"Bu hainler giriş çıkışlara bomba düzeneği yerleştirmişler Seungmin. Düzenek hangi durumlarda etkin hâle gelir bilmiyoruz henüz. Araştırıyoruz. Üstelik başka yerlerde de olabilir. Tek çıkabileceğimiz yer buraya sızdığımız küçük odanın penceresi gibi ama burada yüzlerce kişi var. Paniğe kapılmadan insanları sakin sakin çıkarmak istiyor Yüzbaşı Felix. Ancak öyle yapmaya başlayacağı takdirde bile yüzlerce insanın şüphelenip yine panik yapmasından ve bir kaos ortamı oluşmasından korkuyor. Yüzlerce insan. Sözünü yarısı dinlese yarısı dinlemeyebilir."
"Ne yani? Ne olacak şimdi?"
"Düzeneği bulup etkisiz hâle getirmek için bomba uzmanı askerlerimiz dikkatle kapıya bakıyor. Düzenek bulunana ve etkisiz hâle getirilene kadar buradan çıkabileceğimizi sanmıyorum."
Gözlerim irileşti.
"Lee Know ne olacak? Onun hemen çıkması lâzım!"
Seungmin başını salladı.
"Evet. Ayrıca böyle durmaya devam ettikçe ve kimseyi çıkarmadıkça da yüzlerce insan şüphelenecek. Bence şimdiden tek tek de olsa çıkarabildiğimiz kadar insanı çıkarmalıyız."
Kaşlarım çatıldı.
Yüzbaşı Lee Felix oldukça zeki, stratejileri oldukça iyi bir komutana benziyordu.
Bu kadar basit düşünüyor olamazdı.
Ayrıca bu asker... Çok fazla detay biliyordu sanki.
Yüzbaşı bana sadece tedbir amaçlı etrafa bakındıklarını söylemişti. Girişte ve çıkışta bir bomba düzeneği olsaydı da eminim, insanları bir an önce takviye edebilmek için elinden gelen her şeyi yapardı.
Akan burnumu çektim. Bir elim Lee Know'un yanağındayken diğer elimi ağır ağır, çaktırmadan Lee Know'un yanında yerde duran silaha götürdüm.
Ardından silahı kaptığım gibi hızla pozisyon alıp dizlerim üzerinde silahı o askere doğrulttum.
O da hızla hızla silahına sarılmaya çalıştı ama bağırarak onu durdurdum.
"Sakın! Silahını kaldırmaya çalışır çalışmaz bir an olsun tereddüt etmeden alnında koca bir delik açarım!"
Seungmin şaşırdı.
"Ne yapıyorsun?!" diye bağırdı.
Dikkatli bir şekilde ayağa kalktım.
Silahın namlusunu tam karşımda kalan askerin alnına dayadım.
"Bu kadar detayı nereden biliyorsun?" diye sordum.
"Üstelik bilsen bile neden diğer askerlere sesini kısarak yaymaya çalışıyorsun? Böyle bir bilgi varsa bile ya tamamen gizli kalmalıydı ya da tüm askerler bilmeliydi. Gizli bir konuysa eğer Lee Know ve benim duymamam gerekirdi ama sen bize bilerek duyurdun. Amacın ne?
Tam o esnada Yüzbaşı Lee Felix'in gür sesini işittik.
"Lanet olsun! Dışarıda neler oluyor öyle?!"
Herkes başını çevirip dikkatle dışarıya baktı.
Ben de dikkatli bir şekilde bir yandan askere bakarken göz ucuyla da dışarı bakmaya çalıştım.
Baktığım gibi herkes gibi anında benim de gözlerim dehşetle irileşti.
...
Bölüm etkileşimi
