Bölümler 14Şu an: 10. Bölüm — Gecenin İçindeki İz
- 1 1.Bölüm - Şafaktan Önce184 kelime
- 2 2.Bölüm – Sessiz İlerleyiş266 kelime
- 3 3.Bölüm-Ateş Altında473 kelime
- 4 4. Bölüm – Kaçış Koridoru234 kelime
- 5 5. Bölüm-Eve Dönüş546 kelime
- 6 6.Bölüm-Sessizlikten Sonra270 kelime
- 7 7. Bölüm – Sessiz Sayfalar300 kelime
- 8 8. Bölüm – Üniformanın Dışındaki Hayatlar529 kelime
- 9 9. Bölüm – Fırtınadan Önce Sessizlik349 kelime
- 10 10. Bölüm — Gecenin İçindeki İz938 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 11.Bölüm-Kilitli Kapılar589 kelime
- 12 12.Bölüm-Geçmiş558 kelime
- 13 13.Bölüm-Geçmişin İzi967 kelime
- 14 14.Bölüm-Geçmişin gölgesi905 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Brifing salonunun ağır kapısı kapandığında içerideki sessizlik daha da belirginleşti.
Karahan Yıldırım, masanın başında ayakta duruyordu. Karşısında Mert, Efe, Yiğit, Emir ve Barış sıralanmıştı.
Duvarın tamamını kaplayan ekranda karanlık bir arazi görüntüsü vardı.
Haritanın üzerinde kırmızı bir nokta yanıp sönüyordu.
Karahan’ın iç sesi:
Bu alarm sıradan bir görev için verilmez.
Bir şeyler ters gitmişti.
Kapının açılmasıyla birlikte kıdemli bir yarbay içeri girdi. Elindeki dosyayı masanın üzerine bıraktı.
“Yüzbaşı Karahan Yıldırım?”
“Emredin komutanım.”
Yarbay ekrana baktı.
“Bu gece saat 02.17’de sınır hattına yakın bir bölgede güvenlik sistemlerimiz kısa süreliğine devre dışı kaldı.”
Yiğit kaşlarını çattı.
“Sabotaj mı?”
“Henüz bilmiyoruz.”
Mert ekrana yaklaşarak haritayı inceledi.
“Bölgenin çevresinde kamera var mı?”
“Var. Fakat o sırada bütün görüntüler kesilmiş.”
Barış sessizce başını kaldırdı.
“Bütün sistem aynı anda mı kapandı?”
Yarbay ona baktı.
“Evet.”
Odadaki hava bir anda değişti.
Karahan kollarını göğsünde birleştirdi.
“Bu kadar tesadüf fazla.”
Efe de haritaya baktı.
“Birileri içeri girmiş olabilir.”
“Olabilir,” dedi Karahan. “Ama bizim bilmediğimiz başka bir şey daha var.”
Yarbay dosyadan birkaç fotoğraf çıkardı.
Fotoğraflardan biri ekrana yansıtıldı.
Toprağın üzerinde belirgin bir ayak izi vardı.
Ardından ikinci fotoğraf geldi.
Metal bir parça.
Üçüncü fotoğraf geldiğinde Karahan'ın yüzündeki ifade tamamen değişti.
Küçük, siyah bir cihaz.
Karahan birkaç saniye boyunca ekrana baktı.
“Bunu nereden buldunuz?”
“Kontrol noktasının yaklaşık iki kilometre doğusunda.”
Karahan yaklaşarak fotoğrafı inceledi.
“Bu sıradan bir dinleme cihazı değil.”
Mert ona baktı.
“Tanıyor musun?”
Karahan cevap vermeden önce kısa bir süre düşündü.
“Evet.”
Herkes ona döndü.
Karahan'ın sesi alçaldı.
“Daha önce görmüştüm.”
Barış şaşkınlıkla sordu:
“Nerede?”
Karahan gözlerini cihazdan ayırmadı.
“Eski görevlerden birinde.”
Odadaki sessizlik yeniden çöktü.
Yarbay dosyayı kapattı.
“Bu yüzden Şafak Timi'ni görevlendiriyoruz.”
Karahan başını kaldırdı.
“Görevimiz?”
“Bölgeye gideceksiniz. Sistemin neden devre dışı kaldığını belirleyeceksiniz. Eğer orada biri varsa kim olduğunu öğreneceksiniz.”
Mert hafifçe gülümsedi.
“Yani geceyi uykusuz geçireceğiz.”
Yiğit omzuna dokundu.
“Sen zaten uyumuyorsun.”
Emir güldü.
“Bu sefer de nöbet tutarız.”
Karahan onları susturmak için elini kaldırdı.
“Hazırlanın. Yirmi dakika sonra çıkıyoruz.”
Karargâhın koridorlarında ayak sesleri yankılanıyordu.
Tim kendi hazırlıklarını yapmak için ayrılmıştı.
Karahan ise birkaç saniye koridorda tek başına kaldı.
Telefonunu çıkardı.
Ekrana baktı.
Kısa bir süre önce kütüphanede karşılaştığı kadın aklına geldi.
Kadının sakin bakışları...
Söylediği birkaç cümle...
Ve nedense açıklayamadığı o tanıdıklık hissi.
Karahan kaşlarını çattı.
Şimdi bunun sırası değil.
Telefonu cebine koydu.
Ama içindeki huzursuzluk gitmedi.
Tam o sırada Mert koridorun diğer ucundan seslendi.
“Karahan!”
Karahan döndü.
“Hazırız.”
Karahan başını salladı.
“Geliyorum.”
Yirmi dakika sonra Şafak Timi araçların yanında hazırdı.
Gece soğuktu.
Karargâhın ışıkları arkalarında kalırken araçların motorları çalıştı.
Karahan ön koltuğa oturdu.
Mert direksiyondaydı.
Arka tarafta Efe, Yiğit, Emir ve Barış sessizce yerlerini almıştı.
Araç hareket etti.
Karargâh kapısından çıktıkları anda Karahan camdan dışarı baktı.
Şehir ışıkları yavaş yavaş geride kalıyordu.
Bir süre kimse konuşmadı.
Sonra Emir sessizliği bozdu.
“Komutanım.”
“Ne var?”
“Bu cihaz gerçekten daha önce karşılaştığımız şeyse…”
Karahan ona baktı.
“Devam et.”
“Bu görev sandığımızdan daha büyük olabilir.”
Karahan birkaç saniye sustu.
“Ben de aynı şeyi düşünüyorum.”
Mert dikiz aynasından Karahan'a baktı.
“Bir şey mi hatırladın?”
Karahan başını cama çevirdi.
“Henüz emin değilim.”
“Ne hakkında?”
Karahan cevap vermedi.
Çünkü zihninde yıllar önce yaşanan bir operasyon canlanmıştı.
Aynı cihaz.
Aynı yöntem.
Aynı sessizlik.
Ve o görevde kaybolan bir dosya...
Karahan gözlerini kapattı.
Yok artık.
Bunun tekrar ortaya çıkması mümkün değil.
Saat 03.06.
Araçlar bölgeye ulaştığında herkes sessizleşti.
Motorlar durduruldu.
Tim araçlardan indi.
Karahan el fenerini kısa süreliğine açtı.
“Dağılmıyoruz. Birbirimizi göreceğimiz mesafede kalıyoruz.”
“Emredersiniz.”
Ekip yavaşça ilerledi.
Toprak nemliydi.
Rüzgâr ağaçların arasında dolaşıyordu.
Bir süre sonra Barış elini kaldırdı.
“Hareket.”
Herkes durdu.
Karahan hemen yanına geldi.
“Nerede?”
Barış ilerideki ağaçları gösterdi.
“Şurada.”
Herkes birkaç saniye bekledi.
Hiçbir şey olmadı.
Yiğit fısıldadı:
“Belki hayvandır.”
Karahan başını salladı.
“Belki.”
Ama ilerlemeye devam etti.
Birkaç metre sonra yerde yeni ayak izleri buldular.
Karahan çömeldi.
İzlere baktı.
“Yeni.”
Mert yanına geldi.
“Kaç kişi?”
Karahan izleri dikkatlice inceledi.
“En az iki.”
Emir çevreyi kontrol etti.
“Buradan nereye gidiyorlar?”
Karahan ayağa kalktı.
“Doğuya.”
Barış haritayı açtı.
“Doğu tarafında eski bir tesis var.”
Karahan'ın bakışları sertleşti.
“Oraya gidiyoruz.”
Tesis yıllardır kullanılmıyordu.
Paslanmış kapılar, kırık camlar ve duvarlara yayılan sarmaşıklar karanlıkta ürkütücü görünüyordu.
Karahan kapının önünde durdu.
İçeriden hafif bir ses geldi.
Metal bir şey yere düşmüştü.
Herkes aynı anda hazırlandı.
Karahan elini kaldırdı.
Beklediler.
Sonra içeriden bir ışık geçti.
Bir gölge.
Karahan işaret verdi.
Tim sessizce içeri girdi.
Koridor boştu.
Bir oda...
Sonra başka bir oda...
Hiç kimse yoktu.
Ama masanın üzerinde bir bilgisayar açıktı.
Mert ekrana baktı.
“Biri bunu az önce kullanmış.”
Karahan yaklaşınca ekranda tek bir dosya gördü.
Dosyanın adı:
ŞAFAK
Karahan'ın yüzü değişti.
“Kimse dokunmasın.”
Efe şaşkınlıkla sordu:
“Komutanım?”
Karahan ekrana bakmaya devam etti.
“Bu dosyanın burada olması imkânsız.”
Mert ona yaklaştı.
“Ne demek istiyorsun?”
Karahan cevap vermeden ekrandaki dosyanın altındaki küçük yazıya baktı.
Bir tarih vardı.
Ve tarih, yıllar öncesine aitti.
Karahan'ın nefesi kesildi.
Çünkü o tarihte yaşananları unutmuş değildi.
Tam o sırada bilgisayar ekranı değişti.
Siyah ekranın ortasında beyaz harfler belirdi.
“Beni hâlâ arıyorsun, Karahan.”
Timdeki herkes birbirine baktı.
Karahan'ın gözleri ekrana kilitlendi.
Bir sonraki cümle birkaç saniye sonra ortaya çıktı:
“Ama bu kez seni ben buldum.”
Ekran bir anda kapandı.
Ve tesisin bütün ışıkları aynı anda söndü.
Karanlığın içinde yalnızca Karahan'ın sesi duyuldu:
“Kimse yerinden kıpırdamasın.”
Dışarıdan bir ses geldi.
Ardından başka bir ses.
Sonra telsizden cızırtı yükseldi.
Karahan telsizine uzandı.
“Merkez, burası Şafak Timi. Cevap verin.”
Cevap yoktu.
Bir kez daha denedi.
“Merkez?”
Sessizlik.
Mert fısıldadı:
“Karahan…”
Karahan ona döndü.
“Ne oldu?”
Mert'in yüzü ciddileşmişti.
“Telsizlerimiz çalışmıyor.”
Karahan birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.
Sonra karanlığın içinden bir ışık belirdi.
Bir telefon ekranı.
Telefonun üzerinde tek bir mesaj vardı:
“Hoş geldiniz, Şafak Timi.”
Karahan'ın gözleri sertleşti.
“Bu bir tuzak.”
Ve o anda tesisin dışından yüksek bir ses duyuldu.
Kapılar kapandı.
Şafak Timi içeride kaldı.
10. Bölüm Sonu.
Bölüm etkileşimi
