Öldüğüm Gün Nişanlandım kitap kapağı

14. bölüm / 24

Bölüm 13 — Ölü Adamın Odasını Annesi Kilitler

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 24Şu an: Bölüm 13 — Ölü Adamın Odasını Annesi Kilitler
  1. 1 Prolog-Kendi Cenazeme Geç Kaldım809 kelime
  2. 2 Bölüm 1 — Düğün Arabasını Takip Eden Cenazeler2.645 kelime
  3. 3 Bölüm 2 — Börek, Yalan ve On Yedi Dakika1.764 kelime
  4. 4 Bölüm 3 — Ölü Adamın Pijaması1.686 kelime
  5. 5 Bölüm 4 — İki Çatlak Kaburga, Bir Sağlam Yalan1.710 kelime
  6. 6 Bölüm 5 — Aileye Kısmi Bilgi Verilmez1.717 kelime
  7. 7 Bölüm 6 — Ölü Adamın Oturma Planı1.700 kelime
  8. 8 Bölüm 7 — Emekli Polise Eksik Cevap Verilmez1.664 kelime
  9. 9 Bölüm 8 — Ölü Adamın Koltuğu Boş Kalmaz1.693 kelime
  10. 10 Bölüm 9 — Ölü Adamın Pazar Mesaisi1.710 kelime
  11. 11 Bölüm 10 — Ölü Adamın Parası Geçmez2.518 kelime
  12. 12 Bölüm 11 — Ölü Adam Kuryeye Evrak Vermez1.667 kelime
  13. 13 Bölüm 12 — Ölü Adam Evden Plansız Ayrılamaz2.473 kelime
  14. 14 Bölüm 13 — Ölü Adamın Odasını Annesi Kilitler1.746 kelime · Okuduğun bölüm
  15. 15 Bölüm 14 — Ölü Adam Acil Çıkışı Açık Tutar1.661 kelime
  16. 16 Bölüm 15 — Ölü Adam Kadraja Giremez1.670 kelime
  17. 17 Bölüm 16 — Ölü Adam Kız Kardeşini Arayamaz1.672 kelime
  18. 18 Bölüm 17 — Ölü Adam Onay Veremez1.743 kelime
  19. 19 Bölüm 18 — Ölü Adamın Acil Durum Kişisi Olmaz1.658 kelime
  20. 20 Bölüm 19 — Ölü Adamın Eşyası İkiye Ayrılır2.649 kelime
  21. 21 Bölüm 20 — Ölü Adam Her İşi Yapamaz1.699 kelime
  22. 22 Bölüm 21 — Ölü Adam Kalabalığa Karışmaz1.708 kelime
  23. 23 Bölüm 22 — Sonradan Düzeltilir1.803 kelime
  24. 24 Bölüm 23 — Gömlek Beklemez1.763 kelime

Yalınların evinden ilk kez izin alarak değil, haber saati vererek çıktım.

Kamera takıldıktan, simitler bittikten ve cuma günkü işin ölçü listesi hazırlandıktan sonra saat onu geçmişti.

Aradaki farkı Neriman anlamıştı. Gönül anlamamıştı.

“Nereye gidiyorsunuz?” diye sordu.

“Cuma günkü salonu ölçeceğiz,” dedi Ece.

“Kaçta dönersiniz?”

“Bir buçuk saate.”

Gönül bana baktı. “Sen?”

“Aynı araçtayız.”

“İnsan nişanlısıyla aynı yere gidince aynı saatte dönecek diye bir kural yok.”

Sabri kapının yanındaki yeni kameranın açısını düzeltti. “İki saat içinde haber verecek.”

“Kelimeyi ben seçebilir miyim?” dedi Arda.

“Hayır,” dedik Ece’yle aynı anda.

Yirmi dakika sonra Kadıköy’de, cuma akşamı kına yapılacak salonun boş sahnesindeydik. Şirket minibüsünü kullanmamıştık. Takip cihazının servis erişimi hâlâ açıklanmamıştı; Ece ölçüm işi için taksi çağırmış, güzergâhı bana sormamıştı.

Ben de değiştirmemiştim.

Salonun işletmecisi, sahnenin iki metre genişletilmesini ve yüz yirmi sandalyenin halay için yer bırakacak biçimde dizilmesini istiyordu. Arda lazer metreyi tutuyor, Ece krokide masaları kaydırıyordu. Bana da prizlerle acil çıkış arasında kablo geçmeyecek bir yol bulmak kalmıştı.

Ölü olduğum şehirde ilk resmî görevim, insanların halay çekerken elektrik kablosuna takılmamasını sağlamaktı.

“Şu hattı duvardan döndürürsek sekiz metre kablo fazla gider,” dedim.

Ece krokiden başını kaldırmadı. “Sekiz metre kablo mu pahalı, düşen gelin mi?”

“Gelinin ailesine göre değişir.”

Arda metreyi indirdi. “Bunu müşteri yanında söyleme.”

“Müşteri burada değil.”

“Prova yapıyoruz.”

Ece’nin telefonu çaldı. Ekrandaki numarayı görünce kalemi durdu.

“Derya Hanım,” dedi.

Salondaki boşluk bir anda büyüdü. Ece aramayı açtı; hoparlöre vermeden önce Derya Hanım’a Arda ile benim yanında olduğumu söyledi. Gerçek adımı kullanmadı. Banka görevlisi, merkez güvenlik kaydından iki sınırlı sonuç geldiğini belirtti.

Toplu ödeme dosyasını yükleyen kurumsal kod, bankada Neriman Yalın adına açılmış ikinci kullanıcı olarak görünüyordu.

Kullanıcı 10 Temmuz’da uzaktan ticari destek işlemiyle oluşturulmuştu. Banka, oluşturma sırasında kullanılan yetkilendirme belgesinin kopyasını henüz şubeye göndermemişti. Bu nedenle kayıtta Neriman’ın adının bulunması, işlemi Neriman’ın yaptığı veya onayladığı anlamına gelmiyordu.

Ece’nin yüzü değişmedi. Yalnız kalemi parmaklarının arasında bir kez çevirdi.

“Erişim yöntemi?” diye sordu.

“Yeni tanımlanmış cihaz ve tek kullanımlık onay,” dedi Derya Hanım. “Cihaz şirketinizin bankada kayıtlı mevcut cihazlarıyla eşleşmiyor.”

“Bağlantı kaydı?”

Derya Hanım bir an sustu. “Yükleme oturumunun internet çıkışı Harbiye’deki Sancaktar Oteli adına tahsis edilmiş sabit hatlardan biriyle eşleşiyor. Bu, işlemi kimin yaptığını veya kişinin otelde bulunduğunu tek başına kanıtlamaz. Hat ortak ağ, uzak bağlantı ya da başka bir erişim düzeni üzerinden kullanılmış olabilir.”

Sahnenin kenarındaki perde kıpırdamıyordu. Buna rağmen enseme soğuk bir hava değdi.

O otelin ağlarını biliyordum.

Misafir ağı, idari ağ ve etkinlik salonlarının kullandığı ayrı çıkışlar vardı. Beş yıl önce bir taşeronun bütün sistemi tek şifreyle bırakmasına sinirlenip ayrımı ben yaptırmıştım.

“Hangi hat?” diye sordum.

Ece soruyu Derya Hanım’a kendi cümlesiyle iletti. Derya Hanım tam ağ adını telefonda paylaşamayacağını, yazılı kaydın şubeye ulaşacağını söyledi.

“Yetkilendirme belgesi ne zaman gelir?” diye sordu Ece.

“Bugün içinde bekliyoruz. Belgedeki imza ve teslim kanalını sizinle doğrulamadan işlem hakkında kesin kişi kaydı oluşturmayacağız.”

Ece görüşme numarasını, saati ve söylenenleri krokinin boş arkasına yazdı. Telefon kapandığında Arda ilk kez metreyi yere bıraktı.

Ben sahnenin kenarındaki basamağa oturdum. Eğilirken kaburgam çekildi; doğrulup nefesimin eski ritmine dönmesini bekledim. Ağrı yeni değildi. Kayıttaki iki isim yeniydi.

Bir sistemde görünen ada, saat damgasına ve erişim satırına yıllarca insanlardan daha çok güvenmiştim. Bana göre kayıt, hafızanın yalan söyleyemeyen biçimiydi. Şimdi aynı kayıt Neriman’ı hırsız, benim otelimi de suç mahalli gibi gösterebiliyordu.

Oysa Neriman sabah anahtarları ayrı çekmecelere koymuş, öğlen için Arda’ya peynirli sandviç hazırlamıştı. Bir insanı tanımakla onun adına açılmış kullanıcıyı görmek aynı şey değildi.

Bu ayrımı Ece’ye kanıtlamak zorunda değildim. O benden önce yapmıştı.

“Anneni arayacak mısın?” diye sordum.

“Eve dönünce yüz yüze anlatacağım.”

“Bankadan önce başkasından duyamaz.”

“Biliyorum. Ama telefonda yalnızca ‘adın sahte kullanıcıda geçiyor’ dersem yol boyunca kendini suçlayacak. Elimizdeki sınırı da aynı cümlede anlatacağım.”

Eskiden tehlikeli bilgiyi en hızlı ileten kişiyi iyi yönetici sayardım. Ece, bilginin hızını değil karşı tarafta bırakacağı yükü de hesaplıyordu.

“Salonu bırakmak ister misin?” dedim.

“Hayır.”

“Bunu güvenlik sorusu olarak sormadım.”

“Cevabım yine hayır. Annemin adı bir banka ekranına yazıldı diye cuma günkü işi iptal edersem o adı gerçekten bizden almış olurlar.”

Krokinin arkasındaki kaydı iki kez katladı, çantasının iç cebine koydu. Masaların çizili olduğu ön yüzü yeniden açtı.

“Annem kullanıcı açmadı,” dedi.

“Biliyorum,” dedi Ece.

“Adı niye orada?”

“Onu henüz bilmiyoruz.”

Arda bana döndü. “Otel hattı ne demek?”

“Birinin otelde olduğunu kanıtlamaz,” dedim. “Önce hangi ağ çıkışı olduğunu görmemiz gerekir. Etkinlik ağıysa çalışanlar, taşeronlar ve o gün salona bağlanan cihazlar ihtimale girer. İdari ağsa çevre daralır.”

“Cemil öğrenebilir mi?” diye sordu Ece.

Eskiden soruyu duyduğum anda telefonu çıkarırdım.

Bu kez çıkarmadım.

“Öğrenebilir,” dedim. “Ama eski teknik ekibe soru sorarsa birinin ağı araştırdığı anlaşılabilir. Bankanın yazılı kaydı gelmeden buna değmez.”

Ece başını salladı. “O zaman bekliyoruz.”

“Bu kelimeyi ailece fazla kullanıyorsunuz.”

“Sen de kullanmayı öğreniyorsun.”

Arda lazer metreyi yeniden eline aldı. “Ölçmeye devam edecek miyiz?”

Ece krokiyi çevirdi. Neriman’ın adı arka yüzde, masalar ön yüzde kaldı.

“Edeceğiz. Cuma günü kira ödenecek.”

Sahnenin sağındaki prizi gösterdim. “Kabloyu buradan geçirirsek gelin düşmez.”

“Sekiz metre fazla değil miydi?”

“Banka kaydından sonra gelinin ailesi ucuz kaldı.”

Ece ilk kez çok kısa güldü. Sonra ölçüyü yazdı.

Salondan çıkarken dönüş için verdiğim iki saat henüz dolmamıştı. Sabri’ye tek kelimelik mesajı ben gönderdim.

Kelimeyi Arda seçmedi.

Dönüyoruz.

Banka kaydında Neriman’ın adı vardı.

Bağlantının ucunda benim otelim.

İki kayıt da bir insanı göstermiyordu. Fakat para zinciri ilk kez Yalınların hesabından çıkıp Sancaktarların koridoruna dönmüştü.

Yalın Apartmanı’na döndüğümüzde Gönül kapıyı açtı, Neriman salondan kalktı, Sabri de yeni kameranın görüntüsünü telefonunda büyütmeye çalışıyordu.

Bir eve kötü haber getirmenin en zor kısmı kapıdan girmek değildi. İnsanların yüzünde, söyleyeceğiniz cümleden önce oluşan boşluğu görmekti.

“İş tamam mı?” diye sordu Neriman.

“Ölçüler tamam,” dedi Ece. “Bankadan da sınırlı bir kayıt geldi. Önce neyi kanıtlamadığını söyleyeceğim.”

Neriman oturdu. Ece karşısına geçti; Arda krokinin arkasındaki notu çıkardı. Ben kapının yanında kaldım. Sabri telefonu masaya bıraktı.

Ece, ikinci kullanıcının annesinin adına göründüğünü söyledi. Ardından aynı nefeste, kullanıcının yeni cihazla ve uzaktan işlemle açıldığını, yetkilendirme belgesinin henüz gelmediğini anlattı. Otel hattını en sona bıraktı.

Neriman’ın ilk sorusu beklediğimden daha sakindi.

“Benim imzam var mı?”

“Henüz bilmiyoruz.”

“Telefonuma onay gelmiş mi?”

“Onu da bilmiyoruz.”

“O zaman bildiğimiz şey, birinin ekrana benim adımı yazdığı.”

“Evet.”

Gönül iki elini beline koydu. “Ben gidip bankaya ekrana kimi yazacaklarını öğreteyim.”

Sabri, “Önce çay koy,” dedi.

“Çayla mı düzelecek?”

“Sen bankaya çaysız gidersen düzelmeyecek şey sayısı artar.”

Neriman krokiye uzanmadı. “Belge gelmeden şubeye gidip bağırmayacağım. Ama geldiğinde kopyasını ben de göreceğim.”

“Göreceksin,” dedi Ece.

Neriman bu kez bana baktı. “Otel senin çalıştığın yerlere mi bağlı?”

Mert Kaya olarak cevap verdim. “Eski bir işten ağ düzenini biliyorum. Kayıt, o sabit hatlardan birini gösteriyor. Hangi ağı kullandığını göstermiyor.”

Doğruydu. Eksikti. Aynı evde ikisini birbirine karıştırmadan yaşamak, kaburga çatlağından daha uzun iyileşiyordu.

“İnsan adı da internet hattı da tek başına insan değil,” dedi Sabri. “Kâğıt gelsin.”

Neriman başını salladı. Sonra Gönül’e döndü. “Çay koy.”

Gönül mutfağa giderken, “Biriniz benim yöntemime gelecek ama geç olacak,” diye söylendi.

Arda dosyanın boş kapağına BANKA — BEKLENEN BELGELER yazdı. Altına üç madde ekledi: yetkilendirme kopyası, tek kullanımlık onayın yönü, ağ çıkışının türü.

“Sahte görevli ihbarı?” diye sordu Sabri.

“Ayrı dosya,” dedi Ece. “Plaka ve görüntü orada kalacak. Banka kaydıyla aynı kişiymiş gibi birleştirmiyoruz.”

Sabri memnuniyetle başını salladı. Emekli polislerin sevgisi çoğu insanınkinden farklıydı. Sana sarılmazlardı; delilleri yanlış poşete koymadığında gözlerinde kısa bir sıcaklık belirirdi.

Neriman, “Benim adımı kullanan kişi bizi suçlu göstermek istemiş olabilir mi?” diye sordu.

“Olabilir,” dedim. “Ya da hesap üzerinde işlem yapmayı kolaylaştırmak için en yetkili görünen adı seçmiştir. Belge gelmeden niyeti ayıramayız.”

“Sen hangisini düşünüyorsun?”

Eskiden masadaki herkesin düşüncesinden önce kendi ihtimalimi söyler, sonra odanın o ihtimale göre hareket etmesini beklerdim.

“İkisini de,” dedim. “Ama hiçbirini size karar diye vermiyorum.”

Neriman bir süre yüzüme baktı. “İyi. Çünkü karar verilecekse adım benim.”

“Haklısınız.”

Gönül mutfaktan seslendi. “Mert, sen de mi haklısınız demeyi öğrendin?”

“Geçici bir rahatsızlık olabilir.”

“Çayla geçer.”

Salondaki gerginlik çözülmedi. Yalnız herkesin taşıyabileceği parçalara ayrıldı.

Telefonum titreşti. Cemil’di.

Ekranı Ece gördü. Aramayı açmadan önce ona baktım.

“Benim tarafım,” dedim.

Bu, izin istemek değildi. Saklamamak için verilmiş kısa bir bilgiydi. Ece de bunu öyle aldı.

“Yukarıda konuş,” dedi. “Dönünce sonucu söylersin.”

Apartmanın çatı katına çıkan son merdiveninde durdum. Kaburgam, hızlı çıktığım iki katı itiraz dilekçesi gibi önüme koymuştu. Nefesim düzeldikten sonra telefonu açtım.

“Bir şey oldu,” dedi Cemil.

“Bu cümleyi senden duyunca seçenekler daralmıyor.”

“Bugün holdingde odana girmeye çalışmışlar.”

Elimi korkuluğa koydum. “Kim?”

“Hukuk ve arşiv ekibi. Ölüm sonrası özel evrak envanteri demişler.”

“Girmişler mi?”

“Annen gelmiş.”

Cemil’in sesi değişmedi. Benim nefesim değişti.

“Sonra?”

“Ekibi koridordan çıkarmış. Kapıyı yeniden mühürletmiş. Anahtarı da kendisi almış.”

Çatı kapısının altından ince bir ışık çizgisi geçiyordu. Harbiye’deki odamı gözümde kurmak için çaba harcamam gerekmedi. Ceviz masa, sağ duvardaki kilitli dolap, Faruk’un yıllar önce astırdığı ağır tablo. Ölmeden önce bıraktığım kahve fincanı muhtemelen kaldırılmıştı. Benden geriye kalan düzen, yaşayanların neye dokunmaya cesaret ettiğini gösteriyordu.

“Bunu kim gördü?” diye sordum.

“Kat görevlisi. Bana ulaşmadı; ben onu aramadım. Eski numarama ses bırakmış.”

“Başka ayrıntı isteme.”

“İstemeyeceğim.”

“Mührün fotoğrafını da isteme.”

“Onu da istemeyeceğim.”

Kısa bir sessizlik oldu.

“Hukuk ekibi kimin emriyle gelmiş?” diye sordum.

“Onu bilmiyorum.”

Bu kez Cemil’in bilmediği yeri zorlamadım. Şirket içinde ölüm sonrası envanter olağandı; benim odam için beş gün beklenmesi olağan değildi. Annemin bizzat gelmesi de değildi. Fakat olağan dışı olan her hareket suç değildi. Yas, insanı prosedürden daha tuhaf işlere sürükleyebilirdi.

“Kat görevlisi tehlikede mi?”

“Şimdilik hayır. Yalnız gördüğünü anlatmış.”

“Onu yeniden arama. Temas kurarsa dinle, soru sorma.”

“Tamam.”

“Demir,” dedi Cemil, “annen kimsenin odana girmesine izin vermemiş.”

“Duydum.”

Telefonu kapattığımda annemin yaptığı şeyin adını koyamadım.

Yas olabilirdi. Bir annenin ölen oğlunun masasını yabancı ellere bırakmaması.

Güç olabilirdi. Şirketin hukuk ekibine, Demir’in ölümünden sonra bile hangi kapının kime açılacağını hatırlatması.

Ya da odada benden önce ulaşmak istediği bir şey vardı.

Üç ihtimalin de yüzü anneme benziyordu.

Aşağı indiğimde çaylar gelmişti. Neriman bankadan gelecek belge için ayrı bir dosya açıyor, Arda dosyanın üstüne tarih yazıyordu. Ben kapıda durunca Ece kalktı. Koridorda, diğerlerinin duymayacağı kadar uzakta bekledi.

“Ne oldu?” diye sordu.

Ona yalnız gerekli olanı söyleyebilirdim. Eskiden gerekli sözcüğünü benim çıkarıma göre tanımlardım.

Bu kez cümleyi kısaltmadım.

“Holdingde özel ofisime girmek istemişler. Annem ekibi çıkarmış, kapıyı mühürletmiş ve anahtarı almış.”

Ece yüzümü inceledi. “Seni koruduğunu mu düşünüyorsun?”

“Ölü birini korumak kolaydır. İtiraz etmez.”

“Peki ne düşünüyorsun?”

“Bilmiyorum.”

Bu cevabı söylemek hâlâ bana yakışmayan bir kıyafet gibiydi. Fakat ilk kez üzerimde başkasının emaneti gibi durmadı.

Ece, annem hakkında hüküm vermedi. Koluma dokunmadı. Yalnız salondaki boş sandalyeyi gösterdi.

“O zaman bildiğin kadarını burada bırak. Bilmediğin kısmı da kendi adına karar verene kadar taşıma.”

Masaya oturdum.

Neriman’ın adı bir banka kullanıcısının üstündeydi. Annemin elinde benim odamın anahtarı vardı.

İki kadın da kendilerine ait olmayan bir yükün merkezine yerleştirilmiş görünüyordu.

Fark şuydu: Neriman yükü herkesin önünde açmıştı.

Annem kapıyı kilitlemişti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

18okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…