Bölüm 15 — Ölü Adam Kadraja Giremez

Vaveyla Yazarı: V.S KRAL

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 22Şu an: Bölüm 15 — Ölü Adam Kadraja Giremez

Kına salonundan döndüğümüzde cumartesi olmuştu.

Saat gece yarısını yirmi üç geçiyordu. Arda kiralık aracın arkasından son kutuyu indirirken Neriman, kimsenin depo kirası kapandı diye omurgasını kapının önüne bırakmayacağını ilan etti.

Ben yalnız kontrol listesini taşıyordum.

Liste, Yalın ailesinin bana kaldırma izni verdiği en ağır şeydi.

“İki kablo çantası kaldı,” dedim.

Ece aracın içine baktı. “Onları Arda’yla ben alırız.”

“Ben yalnız bilgi verdim.”

“İlk kez bilgi verirken omzun hareket etmedi. Gelişme var.”

Gönül, elinde kalan iki mor kına kesesiyle apartman kapısında duruyordu. “Bunları nereye koyayım?”

Neriman, “Depoya,” dedi.

“Depo dolu.”

“Çünkü hiçbir şeyi atmıyorsun.”

“Yatırım çöpe atılmaz.”

Sabri kapıyı açtı. “Birini buz torbası yap. Mert’in kaburgası en azından teminat gösterir.”

Gönül keseleri göğsüne bastırdı. “Tülün içine buz konur mu?”

“Demek ki yatırımın kullanım alanı sınırlıymış,” dedim.

Bana baktı. Fazla yorgun olduğu için cevap vermedi. Yalın evinde gece yarısından sonra susturabildiğim ilk kişi Gönül’dü; bunun için ölmem, vurulmam ve on saat kına organizasyonunda çalışmam gerekmişti.

Kutular depoya, kirli örtüler ayrı sepete, kontrol listesi Ece’nin masasındaki dosyaya girdi. Ben yukarı çıktım. Sol tarafımdaki ağrı merdivenin sonunda kendini hatırlattı ama nefesimi kesmedi.

O gece kapının kilidini iki kez kontrol etmeden uyudum.

Cumartesi sabahı uyandığımda saat dokuzu kırk geçiyordu. Başucumda telefon yoktu; saklandığım ilk geceden beri yoktu. Yine de geç kaldığımı düşünerek doğruldum.

Kaburgam, acele etme yetkimi henüz geri vermediğini bildirdi.

Şakağımın dikişi artık ağrımaktan çok kaşınıyordu. Ellerimdeki kesiklerin çoğu kapanmıştı; yalnız sağ elimin üstündeki ince çizgi, parmaklarımı gerince geriliyordu. Aynadaki yüz hâlâ Mert olmaya Demir’den daha uygundu ama yaralı yabancı görüntüsü yavaş yavaş siliniyordu.

Bu iyi bir şey olmalıydı.

İyileşmek, saklanmak için kullandığım mazeretin de iyileşmesi demekti.

Mutfakta kahvaltı bitmemişti. Bu evde kahvaltı bir öğün değil, katılımı sonradan mümkün bir kamu hizmetiydi.

Masada bana ayrılmış tabak örtülüydü. Çayın altı kapatılmış, ekmek havluya sarılmıştı. Kimse beni uyandırmamıştı. Eski evimde geç uyandığım sabahlar ya hastalık ya da zayıflık sayılırdı; burada yorgun bir adamın uyumasına izin verilmişti.

Gönül tabaktaki örtüyü kaldırdı. “Peyniri Arda’dan korudum.”

Arda itiraz etti. “Ben iki dilim aldım.”

“Koruma kararı doğruymuş,” dedi Sabri.

Ece önümdeki boş bardağa çay koydu. “Merdiven?”

“İnerken iki.”

“Senin ölçeğin mi?”

“Ortak denetime açtım.”

Soruyu uzatmadı. Ben de ağrıyı sıfıra indirmedim.

Ece masanın ucunda dizüstü bilgisayarı açmıştı. Neriman yanında, Sabri karşısındaydı. Arda ekrana bakıyor, Gönül de çay doldururken bakmıyormuş gibi yapıyordu.

“Bankadan belge geldi,” dedi Ece.

Sandalye çekip oturdum. “Yetkilendirme belgesi mi?”

“Evet. Derya Hanım güvenli bağlantıyla gönderdi. Ön inceleme notunu da eklemiş.”

Ekrandaki formun başlığında Uzaktan Ticari Destek — Kullanıcı Ekleme Talimatı yazıyordu. Neriman’ın adı, vergi numarası ve şirket bilgileri doğruydu. Sayfanın altında ona benzeyen bir imza vardı.

“İmza senin mi?” diye sormadım.

Neriman kendisi söyledi.

“Benim imzama benziyor. Ama bu kâğıda atmadım.”

Derya Hanım’ın notuna göre form 10 Temmuz saat 16.42’de PDF olarak sisteme yüklenmişti. Bankaya fiziksel asıl teslim edilmemişti. Formdaki imzanın gerçekten Neriman tarafından atılıp atılmadığına dair banka kesin hüküm vermiyordu; iç inceleme açılmıştı.

Ece, masanın yanındaki mavi klasörden eski bir sayfa çıkardı.

“Annem dün gece bu imzayı nereden almış olabileceklerini düşündü,” dedi. “Bu, iki yıl önce aynı bankaya verdiğimiz yetki güncellemesinin bizim kopyası.”

İki belgedeki imza uzaktan bakınca aynı insanın elinden çıkmış görünüyordu. Arda eski sayfanın fotoğrafını temiz bilgisayara aktarmış, iki imza görüntüsünü üst üste getirmişti.

Ekranda alttaki katmanı yarı saydam yaptı.

Çizgiler yalnız benzemedi.

Tam olarak çakıştı.

Son kıvrımın yanındaki küçük mürekkep noktası da aynı yerdeydi. Daha önemlisi, eski kâğıdın kat izinden kalan soluk gölge yeni formdaki imza görüntüsünün üstünde de duruyordu.

“İnsan kendi imzasını iki kez böyle atamaz,” dedi Sabri. “Kâğıdın kırışığını hiç atamaz.”

Gönül çaydanlığı masaya bıraktı. “Ben bundan sonra her yere başka türlü imza atacağım.”

Neriman ona baktı. “Sen zaten öyle yapıyorsun.”

“Demek ki yıllardır güvenlik önlemi alıyorum.”

Ece, Derya Hanım’a gönderilecek cevabı açtı. “Bankaya eski belgenin bizdeki kopyasını ve karşılaştırmayı ileteceğiz. Yüklemeyi yapan görevliyle işlem kayıtlarının korunmasını, formun bankadaki hangi arşiv belgesinden doğrulandığını ve asıl görülmeden neden kabul edildiğini yazılı soracağız.”

Neriman cümleyi okudu. “Bir de şunu ekle. Benim adıma açılan kullanıcıyı kapatırken işlem geçmişini silmeyeceklerini teyit etsinler.”

“Ekliyorum.”

Karar verilmişti. Benden istenen bir şey yoktu.

Yine de Ece bana döndü. “Atladığımız güvenlik riski var mı?”

Bu soru, cevabı benim vermemi istiyordu; kararı almamı değil.

“Eski belgenin bankadaki kopyasıyla sizdeki kopyanın aynı olup olmadığını şimdi varsaymayın,” dedim. “İmza görüntüsü sizin arşivinizden de bankanın arşivinden de alınmış olabilir. İki tarafın erişim kayıtları korunmadan kaynağı seçmeyin.”

Ece bunu ayrı madde olarak yazdı.

Eskiden birinin elinde taklit edilmiş imza görsem önce kimin yaptığını söylerdim. Sonra o ihtimali doğrulayacak insanları ve kayıtları buldururdum. Burada elimizde ilk kez kesin sayılabilecek bir hareket vardı: İmza yeni atılmamış, eski bir belgeden kopyalanmıştı.

Ama o eski belge iki tarafta da bulunuyordu.

Neriman formu ekranda büyüttü. Kendi adının altında duran imzaya uzun süre baktı.

“Bu benim imzam,” dedi. “Ama benim kararım değil.”

Ece belgeyi kapatmadı. “İkisini ayıracağız.”

Masada kimse Neriman adına öfkelenmedi. Kimse onu sakinleştirmeye de çalışmadı. Kendi imzasına bakıp cümlesini kendisinin kurmasına izin verdiler.

Ben yıllarca insanların kararını imzalarından ibaret saymıştım. Önümdeki form, bir imzanın sahibinden ayrıldığında geriye yalnız kullanılmış bir şekil kaldığını gösteriyordu.

Artık birinin Neriman’ın adını kullandığını tahmin etmiyorduk.

Nasıl yaptığını biliyorduk.

Sıradaki soru, o eski kâğıda kimin dokunabildiğiydi.

Bankaya gönderilecek cevap öğlene doğru tamamlandı.

Neriman son cümleyi bir kez daha okudu, Ece güvenli bağlantıdan gönderdi, Arda da iki imzanın üst üste bindirilmiş görüntüsünü ayrı klasöre taşıdı.

Kimse eski kâğıdın peşine aynı gün düşmedi.

Bankanın erişim kayıtlarını korumasını istemiştik. Bundan sonrası beklemekti. Benim beklemekle aram hâlâ iyi değildi ama sabahın geri kalanında kimseyi arayıp bu ilişkiyi düzeltmeye çalışmadım.

Saat ikiye doğru zemin kattaki ofise indik. Kına işinden dönen örtüler ayrılacak, ışıkların kabloları kontrol edilecek ve eksik malzeme varsa müşteri dosyası kapanmadan yazılacaktı.

Ben masada oturdum.

Bu, artık her sahnede özellikle belirtilmesi gereken bir mucize olmaktan çıkıyordu.

Arda, cuma gecesi kendi çektiği görüntüleri bilgisayara aktarırken telefonu titredi. Ekrana baktıktan sonra yüzündeki ifade değişti.

“Abla,” dedi. “Bizi etiketlemişler.”

Ece, örtü listesini Neriman’a bırakıp yanına geçti. “Kim?”

“Salonun etkinlik sayfası. Kınadan kısa video koymuş.”

Arda telefonu masaya bıraktı. Yirmi dört saniyelik dikey görüntüde gelin sahneye çıkıyor, mor ışıklar yanıyor ve kalabalık alkışlıyordu. Yalın Organizasyon’un hesabı da etiketlenmişti.

Videonun on birinci saniyesinde ben kadrajın sağından girdim.

Elimde kontrol listesi vardı. Arkamda açık acil çıkış görünüyordu. Yüzüm iki saniyeden kısa süre kameraya dönüyor, sonra Ece’nin arkasından geçip görüntüden çıkıyordum.

Ölü olduğuna inanılan bir adam için iki saniye gereğinden uzundu.

“Durdur,” dedim.

Arda görüntüyü durdurdu. Ekrandaki yüz bulanık değildi. Şakağımdaki izin bir kısmı saç çizgisinde kalıyordu ama burnum, çenem ve sol profilim seçiliyordu.

Ece telefonu eline almadı. “Önce bağlantıyı, hesabı ve saati kaydet.”

Arda ekran görüntülerini aldı. Paylaşım saatini ve etiket bildirimini şirketin içerik klasörüne koydu.

Ben cebimdeki tuşlu telefona uzandım.

Cemil’in bu hesabı birkaç dakika içinde kapattırabilecek insanları tanıyıp tanımadığını bilmiyordum. Tanımıyorsa da tanıyan birini bulurdu. Eski dünyamda bir görüntüyü kaldırmanın en hızlı yolu, görüntüyü yükleyen kişiye seçenek bırakmamaktı.

Elimi cebimden çıkardım.

“Ne yapacaksın?” diye sordum Ece’ye.

“Şirket hesabından yazacağım. Personelin ve misafirlerin açık izni olmadan çekilen görüntünün kaldırılmasını, ham kaydın yeniden paylaşılmamasını isteyeceğim.”

“Beni özellikle söyleme.”

“Söylemeyeceğim. Ama herkesi bahane de etmeyeceğim. Görüntüde çalışanımız var ve izin vermedik. Bu yeterli.”

Neriman yanımıza geldi. Videoyu bir kez izledi. Beni tanımadığı birinden saklaması gerektiğini biliyordu; nedenini bütünüyle bilmiyordu.

“Dün herkesin telefonu havadaydı,” dedi. “Birinde görünmemesi mümkün değildi.”

“Ben görünmedim,” dedi Gönül.

Arda videoyu başa sardı. “Teyze, sen üç saniye görünüyorsun.”

“Nerede?”

“Gelin ağlarken arkasından mor çiçek uzatıyorsun.”

Gönül ekrana yaklaştı. “Beni niye bulanık çekmişler?”

“Hareket ediyorsun.”

“Çalışan insan net çıkmaz zaten.”

Ece mesajı gönderdi. Salon hesabı iki dakika sonra cevap verdi. Görüntünün gelinin kuzeninden geldiğini, sorun olduğunu bilmediklerini yazdılar. Ece yalnız kaldırılmasını ve yeniden kullanılmamasını istediğini tekrarladı.

Paylaşım dört dakika sonra görünmez oldu.

Arda başka hesaptan kontrol etti. Etiket kaybolmuş, bağlantı açılmaz hâle gelmişti.

“Aynı videoyu başka yerde arayayım mı?” diye sordu.

Ece başını iki yana salladı. “Şimdi değil. Aynı isimlerle sürekli arama yaparsan kendi telaşımızı büyütürüz. Akşam bir kez etkinlik etiketini ve salon hesabını kontrol edersin. Bulduğunu silmeye çalışma; önce kaydet.”

Arda telefonuna saat yazdı.

Sancaktar Holding’de benim görüntümün nerede kullanılacağına karar veren bir iletişim ekibi vardı. Toplantı girişleri önceden kapatılır, basına verilecek kareler seçilir, istemediğim bir yüz arka planda kaldıysa yayıncıya daha iyi bir fotoğraf gönderilirdi. İnsanlar o fotoğrafı bizim istediğimiz için değil, daha temiz olduğu için kullanırdı.

Burada ne basın ekibi vardı ne de adını taşıyabileceğim resmî bir itiraz.

Yalnız Ece’nin şirket hesabı ve açık bir izin sınırı vardı.

İşe yaramıştı.

Bunu küçük görmemek, benim için görüntünün kaldırılmasından daha zor bir işti.

“Kendi kameramız?” diye sordum.

Arda bilgisayardaki klasörü gösterdi. “Sende yakın plan yok. İki geniş planda arkadan geçiyorsun. Birinde yüzün hiç görünmüyor, diğerinde yarım profil var.”

“Silme,” dedi Ece.

“Silmiyorum.”

“Müşteri seçkisine de koyma. Asılları diğer görüntülerle aynı düzende kalsın. Sonradan bir dosyanın özellikle çıkarıldığı anlaşılmasın.”

Bu kararı ben vermedim. Fakat yanlış da bulmadım.

Bir zamanlar iz bırakmamak için kayıt sildirirdim. Ece, izi yok etmeye çalışmanın bazen izden daha görünür olduğunu biliyordu.

“Bitti mi?” diye sordu Neriman.

“Paylaşım bitti,” dedim. “Görüntünün kimlerin telefonunda kaldığını bilmiyoruz.”

Odadaki hava yeniden ağırlaştı. Cümleyi yumuşatmadım ama kesinlik gibi de büyütmedim.

“Kısa süre yayındaydı,” diye ekledim. “Beni tanıyan birinin görmüş olduğunu varsaymayacağız. Yalnız bundan sonraki işleri buna göre düzenleyeceğiz.”

Ece başını salladı. “Bir süre açık etkinliklerde görünmeyeceksin.”

Eskiden bunu bir yasak olarak duyardım. İtiraz eder, tehlikeyi kimin daha iyi bildiğini hatırlatır ve sonunda kendi kararımı herkesin güvenliği diye sunardım.

“Tamam,” dedim.

Gönül bana baktı. “Evde mi oturacak?”

“Evde hapis değil,” dedi Ece. “Kamera olan işlerde görev almayacak.”

“Her işte kamera var.”

“O zaman ofiste liste yapar.”

Arda, “Kına kesesi de sayabilir,” dedi.

“Beni korkutarak karar değiştiremezsiniz.”

Sabri kapının yanından konuştu. “Kaldırılan görüntü, çekilmemiş görüntü değildir.”

“Biliyorum.”

“Bildiğin için mi telefonu cebinden çıkarmadın?”

Ona baktım. Cemil’in numarasını söylememişti. Söylemesine gerek yoktu.

“Ece’nin işi,” dedim. “Önce onun yöntemi.”

Sabri bunu övgüye çevirmedi. Yalnız sandalyenin arkasından çekilip kapıya yeniden yaslandı.

Ece, Arda’ya kendi kamera kayıtlarında yüzümün seçildiği bölümleri işaretlemesini söyledi; hiçbir dosya silinmeyecek, yalnız yayımlanacak müşteri seçkisine alınmayacaktı. Sonra bana döndü.

“Bu seni işten çıkarmak değil.”

“Çizelgedeki yerimi mi koruyorsun?”

“Yerini değil. Karar hakkını. Görüntünün nerede kullanılacağını bilmediğin işe seni yazmayacağım.”

Sabah Neriman’ın imzasını sahibinden ayırmışlardı. Öğleden sonra benim yüzüm, haberim olmadan bir başkasının sayfasına girmişti.

Bir imzayı çalmak için eski bir kâğıda erişmek gerekiyordu.

Bir yüz için açık bir kamera yetiyordu.

Mert iyileştikçe Demir görünür oluyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

10okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18