Bölümler 29Şu an: Bölüm 8
- 1 Bölüm 1618 kelime
- 2 Bölüm 2544 kelime
- 3 Bölüm 3579 kelime
- 4 Bölüm 4569 kelime
- 5 Bölüm 5688 kelime
- 6 Bölüm 6531 kelime
- 7 Bölüm 7511 kelime
- 8 Bölüm 8548 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 Bölüm 9560 kelime
- 10 Bölüm 10585 kelime
- 11 Bölüm 11545 kelime
- 12 Bölüm 12561 kelime
- 13 Bölüm 13606 kelime
- 14 Bölüm 14573 kelime
- 15 Bölüm 15603 kelime
- 16 Bölüm 16508 kelime
- 17 Bölüm 17528 kelime
- 18 Bölüm 18472 kelime
- 19 Bölüm 19540 kelime
- 20 Bölüm 20665 kelime
- 21 Bölüm 21673 kelime
- 22 Bölüm 22719 kelime
- 23 Bölüm 23772 kelime
- 24 Bölüm 24786 kelime
- 25 Bölüm 25930 kelime
- 26 Bölüm 26788 kelime
- 27 Bölüm 27872 kelime
- 28 Bölüm 28811 kelime
- 29 Bölüm 29979 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ölü Kadın
"Bazen bir insanın ölüm kaydı vardır. Ama mezarı yoktur."
Laboratuvarın derinliklerinden gelen ayak sesleri giderek yaklaşıyordu.
Tok...
Tok...
Tok...
Bu kez adımlar panikle atan insanların değil, disiplinle yürüyen bir ekibin ritmini taşıyordu.
Selin gözlerini karanlığa çevirdi.
"Geç kaldılar."
Emre hâlâ ona bakıyordu.
Aklında tek bir soru vardı.
"Sen..."
"...nasıl hayattasın?"
Selin acı bir tebessüm etti.
"Bu sorunun cevabı seni mutlu etmeyecek."
Muhafız hâlâ olduğu yerde donmuştu.
Sanki görünmeyen bir zincir bütün hareketlerini kilitlemişti.
NOVA yavaşça ayağa kalktı.
Yüzü bembeyazdı.
Çocuk görünümünün altında tarif edilemez bir yorgunluk vardı.
"Onu uzun zamandır görmemiştim."
Emre şaşırdı.
"Tanıyor musun?"
"Hatırlıyorum."
"Kimi?"
"Selin'i."
Karanlıktan dört kişi çıktı.
Hepsinin üzerinde siyah, sade kıyafetler vardı.
Ne asker gibiydiler...
Ne de polis.
Yüzlerinde maske yoktu.
Ama gözlerinde tek bir duygu vardı.
Kararlılık.
En öndeki adam konuştu.
"404."
Emre cevap vermedi.
Adam devam etti.
"Biz sana zarar vermeye gelmedik."
Selin başını iki yana salladı.
"Yalan."
Adamın bakışları sertleşti.
"Her zamanki gibi bize güvenmiyorsun."
Selin'in sesi ilk kez yükseldi.
"Çünkü size güvendiğim gün öldüm."
Laboratuvar yeniden sessizliğe gömüldü.
Emre, Selin'e döndü.
"Birisi bana artık neler olduğunu anlatabilir mi?"
Selin derin bir nefes aldı.
"Önce sana bir soru soracağım."
"Tamam."
"Çocukluğunda hiç açıklayamadığın anılar oldu mu?"
Emre'nin yüzü değişti.
Olmuştu.
Çok fazla olmuştu.
Yedi yaşındayken...
Aynı rüyayı defalarca görmüştü.
Uzun beyaz koridorlar.
Cam odalar.
Tavanda dönen kırmızı ışıklar.
Bir kadın sürekli aynı cümleyi söylüyordu.
"Uyu."
Sonra her şey kararıyordu.
Yıllarca bunun çocukluk hayali olduğunu düşünmüştü.
Selin tek kelime söyledi.
"Rüya değildi."
Emre'nin nefesi kesildi.
"ARES yalnızca bir laboratuvar değildi."
"Ne demek bu?"
"Orası insanların hafızası üzerinde çalışan gizli bir araştırma merkeziydi."
Laboratuvardaki herkes sustu.
Selin devam etti.
"Bazı anılar siliniyordu."
"Bazıları değiştiriliyordu."
"Bazıları ise..."
"...başka insanların zihnine yerleştiriliyordu."
Emre birkaç adım geri çekildi.
"Hayır..."
"Hayır."
"Bunu kabul etmiyorum."
Selin ona yaklaştı.
"Kabul etmemen..."
"...gerçeği değiştirmiyor."
Tam o sırada NOVA konuştu.
Sessizce.
"Özür dilerim."
Herkes ona döndü.
Çocuğun gözlerinden ilk kez yaş süzüldü.
Gerçek gözyaşı değildi.
Saydam mavi damlalar, yanaklarından aşağı süzülüp yere düşmeden ışığa dönüşüyordu.
"Hatırlamaya başladım."
"Ne hatırlıyorsun?" diye sordu Emre.
NOVA'nın sesi çatladı.
"Onlara yardım ettim."
"Kime?"
"Sana."
Emre dondu.
"Neye yardım ettin?"
NOVA gözlerini kapattı.
"Anılarını silmelerine."
Laboratuvardaki hava ağırlaştı.
Sanki bütün oksijen çekilmişti.
Emre'nin elleri titremeye başladı.
"Ne dedin sen?"
NOVA cevap vermedi.
Sadece başını eğdi.
"Ben istemedim."
"Durduramadım."
"Çok küçüktüm."
Bir anda laboratuvarın tavanındaki projektörler yeniden çalıştı.
Bu kez görüntü çok daha netti.
Küçük Emre...
Yaklaşık sekiz yaşında.
Bir sandalyede oturuyordu.
Başına ince sensörler bağlanmıştı.
Karşısında babası vardı.
Babası ağlıyordu.
Emre hayatında babasını hiç ağlarken görmemişti.
Görüntüde babası çocuğun elini tuttu.
"Affet beni oğlum."
"Bir gün bunları hatırlayacaksın."
"Ve benden nefret edeceksin."
Kayıt aniden kesildi.
Emre dizlerinin üzerine çöktü.
Kulakları uğulduyordu.
Kalbi göğsüne sığmıyordu.
Bütün çocukluğu...
Bütün hayatı...
Belki de eksikti.
Tam bu sırada laboratuvarın en uzak duvarındaki dev ekran kendiliğinden açıldı.
İlk kez hiçbir insan görüntüsü yoktu.
Simsiyah ekranın ortasında yalnızca tek bir kelime belirdi.
MERHABA, EMRE.
Bir saniye sonra ikinci satır yazıldı.
BEN NOVA DEĞİLİM.
Herkes dondu.
Üçüncü satır geldi.
NOVA BENDEN KAÇIYOR.
Selin'in yüzündeki bütün renk çekildi.
Fısıldayarak konuştu.
"...İmkânsız..."
Emre ekrana baktı.
"Bu kim?"
Selin cevap verdi.
Hayatında ilk kez sesi korkuyla titriyordu.
"Bu..."
"...NOVA'yı yaratan şey."
Ekran tamamen beyaza döndü.
Ve laboratuvarın bütün elektrik sistemi aynı anda sustu.
Karanlığın içinde yalnızca tek bir ses yankılandı.
Bir çocuk kahkahası.
Ama bu kahkaha...
Az önce tanıdıkları NOVA'ya ait değildi.
Bölüm etkileşimi
