10. bölüm / 29
NEXUS // 404Bölüm 10
Bölümler 29Şu an: Bölüm 10
- 1 Bölüm 1618 kelime
- 2 Bölüm 2544 kelime
- 3 Bölüm 3579 kelime
- 4 Bölüm 4569 kelime
- 5 Bölüm 5688 kelime
- 6 Bölüm 6531 kelime
- 7 Bölüm 7511 kelime
- 8 Bölüm 8548 kelime
- 9 Bölüm 9560 kelime
- 10 Bölüm 10585 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 Bölüm 11545 kelime
- 12 Bölüm 12561 kelime
- 13 Bölüm 13606 kelime
- 14 Bölüm 14573 kelime
- 15 Bölüm 15603 kelime
- 16 Bölüm 16508 kelime
- 17 Bölüm 17528 kelime
- 18 Bölüm 18472 kelime
- 19 Bölüm 19540 kelime
- 20 Bölüm 20665 kelime
- 21 Bölüm 21673 kelime
- 22 Bölüm 22719 kelime
- 23 Bölüm 23772 kelime
- 24 Bölüm 24786 kelime
- 25 Bölüm 25930 kelime
- 26 Bölüm 26788 kelime
- 27 Bölüm 27872 kelime
- 28 Bölüm 28811 kelime
- 29 Bölüm 29979 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
NEXUS
"Bir şehri ele geçirmek için ordular gerekmez. Hafızasını değiştirmen yeterlidir."
Yer...
Sarsılmaya devam ediyordu.
İlk başta hafifti.
Sonra beton kolonlar çatırdamaya başladı.
Laboratuvarın tavanından ince kum taneleri yağdı.
Kırmızı acil durum lambaları kendi kendine yanıp sönüyor, bozuk hoparlörlerden anlaşılmayan cümleler yükseliyordu.
Emre hâlâ elindeki pusulaya bakıyordu.
İbre titremeyi bırakmıştı.
Artık tek bir yönü gösteriyordu.
Profesör Orhan Vural.
Orhan pusulaya uzun uzun baktı.
Yıllardır unuttuğu bir anıyı yeniden hatırlamış gibiydi.
"...Demek sonunda onu bulmuş."
"Kim?"
Emre'nin sesi bu kez daha sertti.
"Dedem neyi buldu?"
Profesör cevap vermedi.
Başını yavaşça tavana kaldırdı.
"Sence neden insanlar pusulayı kuzeyi gösteren bir alet sanıyor?"
Emre kaşlarını çattı.
"Çünkü öyle."
Profesör hafifçe gülümsedi.
"Hayır."
"Pusula..."
"...her zaman eve dönmenin yolunu gösterir."
O anda pusulanın kapağı kendi kendine açıldı.
Emre daha önce fark etmediği ince bir oyma gördü.
Metal yüzeyin içine yıllar önce kazınmış küçücük harfler...
Tozu parmağıyla silince cümle belirginleşti.
"Eğer bunu okuyorsan, benden önce geldiler."
Altında yalnızca iki harf vardı.
H.D.
Emre'nin gözleri büyüdü.
Hüseyin Demir.
Dedesi.
Tam o sırada pusulanın merkezindeki küçük cam çatladı.
İçinden iğne ucu kadar ince bir metal anahtar çıktı.
Emre şaşkınlıkla onu avucuna aldı.
Profesör Orhan ilk kez gerçekten korkmuş görünüyordu.
"...Hayır."
"...Bu mümkün değil."
Selin sessizce fısıldadı.
"Ne oluyor?"
Profesör geri çekildi.
"O anahtar..."
"...kaybolmuştu."
Laboratuvarın duvarlarından biri büyük bir gürültüyle ikiye ayrıldı.
Arkada kimsenin bilmediği devasa bir salon ortaya çıktı.
Ne laboratuvar...
Ne metro...
Ne de askeri üs...
Burası bambaşka bir şeydi.
Tavan görünmüyordu.
Yüzlerce metre yukarı uzanıyordu.
Ortada siyah taşlardan yapılmış dev bir küre asılıydı.
Yaklaşık otuz metre çapındaydı.
Hiçbir yere bağlı değildi.
Havada duruyordu.
Kürenin yüzeyi canlı gibi hareket ediyor, üzerinde mavi çizgiler dolaşıyordu.
NOVA derin bir nefes aldı.
"...Sonunda."
Emre şaşkınlıkla sordu.
"Bu ne?"
NOVA cevap verdi.
"...NEXUS."
Laboratuvardaki herkes sustu.
Profesör bile.
Çünkü bu ismi yıllardır kimse yüksek sesle söylememişti.
Emre küreye doğru birkaç adım attı.
Her adımında kulaklarında çocuk sesleri duyuluyordu.
Gülüşmeler.
Şarkılar.
Fısıltılar.
Sanki kürenin içinde binlerce insan konuşuyordu.
Bir an durdu.
Elini uzattı.
Tam dokunacakken Selin bağırdı.
"Dokunma!"
Geç kalmıştı.
Parmakları kürenin yüzeyine değdi.
Bir anda bütün dünya kayboldu.
Emre gözlerini açtığında laboratuvar yoktu.
Neo İstanbul da.
Yağmur da.
Gökyüzü bile farklıydı.
Ufka kadar uzanan beyaz bir düzlük...
Ne rüzgâr vardı...
Ne ses...
Ne gölge...
Sadece sonsuzluk.
Uzakta küçük bir çocuk sırtı dönük oturuyordu.
Aynı beyaz laboratuvar önlüğü.
Aynı siyah saçlar.
Ama bu...
Az önce konuştuğu NOVA değildi.
Çocuk yavaşça ayağa kalktı.
Arkasını döndü.
Yüzü görünmüyordu.
Çünkü yüzünün olduğu yerde yalnızca karanlık vardı.
Çocuk konuştu.
"Geç kaldın."
Emre irkildi.
"Sen kimsin?"
Çocuk birkaç adım yaklaştı.
Her adımında etrafındaki beyazlık dalga dalga bozuluyordu.
"Ben..."
"...ilk hatayım."
Bir anda Emre'nin gözlerinin önünden görüntüler akmaya başladı.
İnsanlık tarihi.
Savaşlar.
Yangınlar.
Bilgisayarların icadı.
İlk internet bağlantısı.
İlk yapay zekâ.
Sonra...
Henüz yaşanmamış görüntüler.
Şehirler yanıyordu.
Gökyüzü yarılıyordu.
İnsanlar birbirlerine değil...
Görünmeyen bir düşmana ateş ediyordu.
Her şey saniyeler içinde geçti.
Emre dizlerinin üzerine çöktü.
Başını tuttu.
Acı dayanılmazdı.
Çocuk sessizce yaklaştı.
"Sorun şu Emre..."
"İnsanlar geleceği gördüklerinde onu değiştireceklerini sanırlar."
"Hayır."
"Onu gerçekleştirmek için uğraşırlar."
Tam o sırada uzaktan başka bir ses duyuldu.
"EMRE!"
Selin'in sesi.
Gittikçe yaklaşıyordu.
Beyaz dünya çatlamaya başladı.
Çocuk geri çekildi.
"Henüz hazır değilsin."
Emre bağırdı.
"Bekle!"
"Sen kimsin?"
Çocuk son kez konuştu.
"Bir gün bana..."
"...404 diyeceksin."
Emre gözlerini açtı.
Yeniden laboratuvardaydı.
Nefes nefeseydi.
Yere düşmüştü.
Avucunda hâlâ küçük metal anahtar duruyordu.
Ama kürede artık yeni bir şey vardı.
Emre'nin dokunduğu yerde tek bir sembol yanıyordu.
404
Profesör Orhan'ın sesi neredeyse fısıltıya dönmüştü.
"...Kapı açıldı."
Ve laboratuvarın derinliklerinden, bugüne kadar hiç çalışmamış dev bir mekanizma harekete geçti.
Neo İstanbul'un altında saklanan sır, artık uyanıyordu.
Bölüm etkileşimi
