Bölümler 29Şu an: Bölüm 17
- 1 Bölüm 1618 kelime
- 2 Bölüm 2544 kelime
- 3 Bölüm 3579 kelime
- 4 Bölüm 4569 kelime
- 5 Bölüm 5688 kelime
- 6 Bölüm 6531 kelime
- 7 Bölüm 7511 kelime
- 8 Bölüm 8548 kelime
- 9 Bölüm 9560 kelime
- 10 Bölüm 10585 kelime
- 11 Bölüm 11545 kelime
- 12 Bölüm 12561 kelime
- 13 Bölüm 13606 kelime
- 14 Bölüm 14573 kelime
- 15 Bölüm 15603 kelime
- 16 Bölüm 16508 kelime
- 17 Bölüm 17528 kelime · Okuduğun bölüm
- 18 Bölüm 18472 kelime
- 19 Bölüm 19540 kelime
- 20 Bölüm 20665 kelime
- 21 Bölüm 21673 kelime
- 22 Bölüm 22719 kelime
- 23 Bölüm 23772 kelime
- 24 Bölüm 24786 kelime
- 25 Bölüm 25930 kelime
- 26 Bölüm 26788 kelime
- 27 Bölüm 27872 kelime
- 28 Bölüm 28811 kelime
- 29 Bölüm 29979 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
KÖKEN
"Her kilit bir şeyi saklar. Bazıları ise bir gerçeği."
Üçüncü darbenin ardından...
Sessizlik çöktü.
Kapının üzerindeki toz tavandan ağır ağır dökülüyordu.
Hiç kimse konuşmuyordu.
Sadece içeriden gelen metal sürtünmesi duyuluyordu.
Yavaş...
Sabırlı...
Sanki içerideki şey acele etmiyordu.
Çünkü kaçamayacağını değil...
Bir gün mutlaka çıkacağını biliyordu.
Hasan cebinden eski bir cep saati çıkardı.
Kapağını açtı.
İbreler durmuştu.
Saat 04:04'ü gösteriyordu.
Ama bu kez farklı bir ayrıntı vardı.
İbreler geriye doğru dönmeye başladı.
Hasan'ın yüzü gerildi.
"Zaman geri akıyor..."
Profesör Orhan usulca başını salladı.
"Hayır."
"Biz..."
"...geçmişe yaklaşıyoruz."
Emre siyah kapıya doğru yürüdü.
Duvarların üzerindeki yazıları ilk kez fark etti.
Bunlar boya değildi.
Tırnak izleriydi.
Binlerce...
Belki yüz binlerce çizik.
Her çizik bir cümle oluşturuyordu.
Bazıları okunamayacak kadar silinmişti.
Ama birkaç tanesi hâlâ seçiliyordu.
Bizi unutmayın.
Biraz ileride...
Kapıyı açmayın.
Ve en altta...
Kanın kuruyarak oluşturduğu belli belirsiz bir yazı...
O bizi dinliyor.
Emre istemsizce arkasına baktı.
Kimse yoktu.
Ama bir anlığına ensesinde sıcak bir nefes hissetti.
Hızla döndü.
Koridor boştu.
NOVA yavaşça yere çömeldi.
Parmaklarını zemine koydu.
Gözlerini kapattı.
"Kalp atıyor."
Emre şaşkınlıkla baktı.
"Ne?"
"Bu bina..."
"...canlı."
Profesör derin bir nefes aldı.
"NEXUS'u hep bilgisayar sandılar."
"Çünkü insanlar anlamadıkları her şeyi makine sanır."
Emre duvara dokundu.
İlk başta soğuk beton hissi verdi.
Sonra...
Duvarın altında ritmik bir titreşim başladı.
Tak...
Tak...
Tak...
İnsan kalbine benzeyen düzenli atışlar...
Bütün kompleks nefes alıyor gibiydi.
Bekçi ilk kez ciddi şekilde Emre'ye döndü.
"Şimdi sana bir soru soracağım."
Emre başını kaldırdı.
"Tamam."
"Bugüne kadar kaç kez aynı rüyayı gördün?"
Emre cevap vermek istemedi.
Çünkü sayısını bilmiyordu.
Çocukluğundan beri...
Uzun beyaz koridorlar.
Kırmızı ışıklar.
Açılmayan kapılar.
Ve hep aynı ses.
"Bul..."
Bekçi başını eğdi.
"İşte bu yüzden seni seçti."
"O..."
"...kim?"
Bekçi cevap vermedi.
Bunun yerine bastonunun ucuyla siyah kapıyı işaret etti.
Tam o sırada...
Kapının arkasından çocuk kahkahası duyuldu.
Sonra ikinci bir kahkaha.
Ardından üçüncüsü.
Bir anda içeriden onlarca çocuğun aynı anda güldüğü duyuldu.
Neşeli değildi.
Boğuktu.
Sanki eski bir kasetin bozulmuş kaydı gibiydi.
Selin ürperdi.
"Burada çocuk yok."
Hasan fısıldadı.
"Artık yok."
Emre'nin gözleri kapının altındaki dar boşluğa takıldı.
İçeriden ince mavi bir ışık süzülüyordu.
Sonra...
O ışığın içinde küçük bir el belirdi.
Yaklaşık altı yaşındaki bir çocuğun eli.
Kapının altından dışarı uzandı.
Yavaşça yere dokundu.
Ve kayboldu.
Kimse nefes almıyordu.
Profesör Orhan'ın sesi titredi.
"Bu olamaz..."
"Kapı mühürlü."
Birdenbire, trenin geldiği koridordan alarm sesleri yükseldi.
Kırmızı ışıklar yanıp sönmeye başladı.
Duvarlardan mekanik bir ses yankılandı.
UYARI...
ANA ARŞİV İHLALİ...
YETKİSİZ VARLIK TESPİT EDİLDİ...
Bekçi kaşlarını çattı.
"Biz değiliz."
Koridorun sonunda karanlık hareket etti.
Önce bir gölge.
Sonra ikinci.
Üçüncü...
Onuncu...
Yüzüncü...
Karanlığın içinden insan siluetleri yürümeye başladı.
Sessizce.
Hepsinin üzerinde eski hastane önlükleri vardı.
Başları öne eğikti.
Yüzleri görünmüyordu.
Ama yürüyüşleri...
Aynıydı.
Tamamen aynı.
NOVA geri çekildi.
"Onlar..."
"...Silinenler."
Emre fısıldadı.
"Silinenler?"
NOVA'nın gözleri doldu.
"Bedenleri yaşıyor."
"Zihinleri..."
"...burada kaldı."
İlk siluet başını kaldırdı.
Yüzü yoktu.
Yüzünün olması gereken yerde yalnızca siyah, pürüzsüz bir boşluk vardı.
Sonra aynı anda yüzlercesi konuştu.
Tek bir ağızdan.
Tek bir sesle.
404...
Bizi hatırla.
Ve koridorun bütün ışıkları aynı anda söndü.
Yalnızca siyah kapının kilidinde küçük bir ışık yanmaya başladı.
Kilidin şekli...
Emre'nin dedesinden kalan pusuladaki anahtarla birebir aynıydı.
"Bazen miras, para ya da ev değildir. Bazen yalnızca açılmaması gereken bir kapının anahtarıdır."
Bölüm etkileşimi
