Bölümler 29Şu an: Bölüm 2
- 1 Bölüm 1618 kelime
- 2 Bölüm 2544 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 Bölüm 3579 kelime
- 4 Bölüm 4569 kelime
- 5 Bölüm 5688 kelime
- 6 Bölüm 6531 kelime
- 7 Bölüm 7511 kelime
- 8 Bölüm 8548 kelime
- 9 Bölüm 9560 kelime
- 10 Bölüm 10585 kelime
- 11 Bölüm 11545 kelime
- 12 Bölüm 12561 kelime
- 13 Bölüm 13606 kelime
- 14 Bölüm 14573 kelime
- 15 Bölüm 15603 kelime
- 16 Bölüm 16508 kelime
- 17 Bölüm 17528 kelime
- 18 Bölüm 18472 kelime
- 19 Bölüm 19540 kelime
- 20 Bölüm 20665 kelime
- 21 Bölüm 21673 kelime
- 22 Bölüm 22719 kelime
- 23 Bölüm 23772 kelime
- 24 Bölüm 24786 kelime
- 25 Bölüm 25930 kelime
- 26 Bölüm 26788 kelime
- 27 Bölüm 27872 kelime
- 28 Bölüm 28811 kelime
- 29 Bölüm 29979 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gölge Kayıtları
Yağmur hâlâ yağıyordu.
Ama Emre'nin bodrumundaki sessizlik, dışarıdaki fırtınadan daha ağırdı.
Monitörlerin tamamı aynı anda kararmıştı.
Ardından tek tek yeniden açıldılar.
Her ekranın ortasında yalnızca tek satır vardı.
SEN ONU GÖRDÜN.
Emre'nin parmakları klavyenin üzerinde dondu.
Bu cümleyi sisteme hiçbir dış kaynağın göndermemesi gerekiyordu.
Bilgisayarları internete doğrudan bağlı değildi. Kritik cihazlar, yalnızca kontrollü ve ayrılmış bir ağ üzerinden çalışıyordu. Böyle bir mesajın aynı anda tüm ekranlarda belirmesi, alışılmış bir arıza gibi görünmüyordu.
Derin bir nefes aldı.
Bir...
İki...
Üç...
Kahvesinden bir yudum aldı.
Panik, hata yaptırırdı.
Sekiz yıldır dijital güvenlik alanında çalışıyordu. En büyük derslerinden biri şuydu:
Saldırılar önce zihni hedef alır.
Klavyesini çevirdi.
Sistem kayıtlarını açtı.
Saat 02.44.
Her şey normal görünüyordu.
İşlem kayıtlarında olağan dışı bir oturum yoktu.
Başarısız giriş denemesi yoktu.
Dosya değişikliği yoktu.
Hiçbir iz...
Yoktu.
Tam da bu yüzden huzursuzdu.
Emre sandalyesinden kalktı.
Odanın arka tarafındaki metal dolabın kapağını açtı.
İçeride eski fotoğraflar duruyordu.
Üniversite yılları...
İlk işi...
Annesi...
Babası...
Ve dört kişilik bir ekip.
Hepsinin üzerinde aynı arma vardı.
ARES Siber Savunma Laboratuvarı
Devlet destekli bir araştırma merkezi.
Yıllar önce kapatılmıştı.
Resmî açıklama:
"Bütçe yetersizliği."
Gerçek sebep...
Kimse bilmiyordu.
Fotoğraftaki adamlardan üçü artık hayatta değildi.
Biri trafik kazası.
Biri kalp krizi.
Biri intihar.
Emre ise tek kurtulandı.
En azından öyle sanıyordu.
Telefon çaldı.
Eski model tuşlu telefon.
Numara görünmüyordu.
Bu telefonun numarasını yalnızca üç kişi biliyordu.
İkisi ölmüştü.
Emre yavaşça açtı.
"Dinliyorum."
Karşı tarafta uzun süre sessizlik vardı.
Sonra boğuk bir erkek sesi duyuldu.
"Videoyu sil."
Emre cevap vermedi.
"Selin'i görmedin."
Sessizlik...
"Onu arama."
Tık.
Hat kapandı.
Emre telefonu masaya bıraktı.
Kalbi ilk kez hızlanmıştı.
Adam, Selin'in adını biliyordu.
Bu, tesadüf olamazdı.
Şehrin başka bir köşesinde...
Yetmiş ikinci katta, camlarla kaplı devasa bir binanın içinde karanlık bir toplantı odası vardı.
Masanın etrafında sekiz kişi oturuyordu.
Hepsinin önünde yalnızca siyah tabletler vardı.
Duvar boyunca uzanan dev ekranda tek bir yüz görünüyordu.
Emre.
Canlı kamera görüntüsü değildi.
Sistem tarafından oluşturulmuş üç boyutlu bir modeldi.
Bir kadın konuştu.
"Kimlik doğrulandı."
Başka biri dosyayı açtı.
"404."
Odadaki en yaşlı adam gözlüğünü çıkardı.
"Yıllardır görünmezdi."
Kadın başını salladı.
"Artık değil."
Yaşlı adam pencereye yürüdü.
Şehir ayaklarının altındaydı.
"Onu izlemeyin."
Masadakiler şaşkınlıkla birbirlerine baktılar.
Adam devam etti.
"Bırakın kendi kendine ilerlesin."
"Neden efendim?"
Çünkü...
"Eğer gerçekten oysa...
...bizi o bulacak."
Sabah 07.12.
Emre evine gitmedi.
Gözleri kızarmıştı.
Sekiz saattir aynı görüntüyü inceliyordu.
Selin'in metro görüntüsü.
Her kare...
Tek tek.
Sonunda tuhaf bir ayrıntı fark etti.
Kadının arkasındaki reklam panosunda tek karelik bir bozulma vardı.
İnsan gözüyle fark edilemeyecek kadar kısa.
Görüntüyü durdurdu.
Büyüttü.
Bir kez daha büyüttü.
Pikseller dağılmaya başladı.
Derken harfler belirdi.
KATMAN -9
Altında koordinatlar vardı.
Emre'nin nefesi kesildi.
Bu koordinatlar...
Neo İstanbul metrosunda resmî olarak bulunmayan bir istasyonu işaret ediyordu.
Şehir planlarında böyle bir yer yoktu.
Akşam çökerken Emre siyah montunu giydi.
Çantasını omzuna aldı.
Kapıyı kilitledi.
Merdivenlerden inerken bodrumun lambası kendi kendine yanıp söndü.
Bir kez...
İki kez...
Üç kez...
Emre dönüp baktı.
Koridor bomboştu.
Ama yerde yeni bırakılmış ıslak ayak izleri vardı.
Ayak izleri bodrum kapısına kadar geliyor...
Orada bitiyordu.
Kapı açılmamıştı.
Kimse görünmüyordu.
Sadece yağmur suyunun yerde bıraktığı izler...
Ve kapının altından içeri itilmiş, siyah zarfta tek bir not.
NOVA seni izlemiyor.
NOVA senden korkuyor.
Emre notu eline aldı.
İlk kez aklına tek bir soru geldi.
"Eğer şehri yöneten sistem korkuyorsa... ondan daha büyük olan neydi?"
Bölüm etkileşimi
