NEVA kitap kapağı

9. bölüm / 11

NEVA

9. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Yarınlardan Biri

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 11Şu an: 9. Bölüm

"Her şeye okeydim, her şeyi bekliyordum ama Turgut abinin yaptıklarını..." kafasını geriye atarak cıkladı. "Yani hiç beklemezdim. Adama bak sen, yeğenim yeğenim diye geziyor etrafta gerçekler ortaya çıktığında siktir git diyor resmen." İçindeki sinirden Eylül'ün beni unuttuğu belliydi. "Aa! Gerizekalı arkadaşım bu adamlar seni kaçırmadı mı?! Sen hangi akılla bunlarda kalıyorsun?"

Aklına yeni düşen olayla ortam biraz yumuşasın diye alaya aldım. "Olmayan aklımla kalıyorum güzelim. Ben evimde bu kadar iyi bakılmamıştım."

Dediğim şey kaşlarının çatmasından çok inanamazca bana bakmasını sağladı. "Amcandan sonra son kalan beyin fonksiyonların da gitmiş senin. Bunun başka açıklaması olamaz!"

Ne beyin fonksiyonu bende direkt beyin kalmamıştı.

"O günden sonra akıl mı kaldı bende?" Bu ciddi bir soruydu işte. Gerçekten de beynimin olduğundan şüpheliydim.

Anlattıklarım Eylül'ün aklına yeniden geldiğinde bu sefer beynine daha çok vurmuştu galiba. "Bu sana git demişti değil mi?" Cevap vermemi beklemedi. "Tavuğa fit diyor sanki pezenk herif! Oruspu çocuğuna bak sanki biz sana meraklıydık!:

Yutmaya çalıştığım kumru boğazımda kaldığında üst üste öksürdüm. Bu küfürlerin sahibi amcamdı değil mi? Eylül şaka yaptığımı düşünürken birisi sırtıma vurarak yanıma oturdu. "Helal kız helel, ayran iç" Yiğit sırtıma vuranken Yeliz bana ayran uzatandı.

Yeliz'in uzattığı ayranı içerek boğazımdaki lokmadan kurtuldum. Kaşlarım çatık Eylül'e baktım. "Deli misin ya sen? O kadar küfür edilir mi adama?"

O da benim gibi kaşlarını çattı. "Sana o kadar laf edilir mi peki?"

"Edildiğine göre edilebiliyormuş!"

"Bu aralar karışık gibi." Yeliz, Eylül'ün diyeceklerini sakince böldüğünde Yiğit masaya açtığımız cipsten bir tane alarak ağzına attı. Bu aramızda sürekli olan bir şey olduğu için takılmadım. "Ee bize de anlatın, bizde söveriz biraz."

Yüzümü buruşturarak geriye yaslandım. "Aman kalsın. Sövüldü zaten sövüleceği kadar."

"Az bile sövdüm."

Dudaklarımı büzdüm. "Şaşırtıcı."

Yeliz'in bakışları ikimizin arasında gidip gelirken mırıldandı. "Neler oluyor, anlatmak ister misiniz?"

Önümdeki kumrudan koca bir ısırık daha aldım. "Anlatmaya başlasak çıkamayız Yelizcim. Hani ben bir kez daha o olayları gözümde canlandırıp sinirlenmek istemiyorum."

"Fena şeyler oldu yani." Yiğit'in mırıldanmasını yarım yamalak kafamı sallayarak onayladım. "Peki bu fena şey seni heyecanladırmaz mı?"

Kafamı yana sallayarak alayla konuştum. "Çok heyecanlıyım ya. Böyle için kıpır kıpır, cennette gibiyim." Üstü kapalı cehennemdesin Nev ne cenneti.

Yiğit dudağını bükerek bana göz kırptı. "Ee sen şarkıcı çocukla konu-" ne vuruyorsun aptal şey!"

"Hak ediyorsun! Sen seni ilgilendirmeyen şeylere burnunu niye sokuyorsun?!"

Sandalyesini benden uzağa çekti. "Burnumu sokmadım, ne olduğu hakkında fikir yürüttüm sadece."

"Sen fikir yürütme o zaman Yiğido." Eylül omzuna elini atarak patpatladığında Yiğit göz devirmekle yetindi.

Yeliz ikizini takmayarak bana baktı. "Şaka maka bir yana ama sorun yok değil mi? Bir şey demedi sana." Ayaz'dan bahsettiğinde kafamı geriye atarak cıkladım.

"Yok be canım. Diyaloğumuz bile yok bizim ne diyebilir ki?" Bakışlarımı önümdeki kumruya çevirdim. "Ailesel şeyler. Anlatırım bir ara." Eylül'e baktım. "Ya da Eylül anlatır." Ben anlatırsam kriz geçirme ihtimalim yüksekti.

Israt etmedi. Kafasını sallayarak önüne döndüğünde geçen gün okulda çıkan bir iftira hakkında konuşmaya başladık. Okulun zengin tanınan kızlarından biri olan Ebru ve okulun futbol takımının başkanı Pusat hakkındaydı.

Paylaşılan ekran görüntülerine göre Pusat piçin teki Ebru ise mağdurdu ama ondan sonra çıkan ve bana göre doğru olan ekran görüntülerinde ise Pusat mağdurdu.

"Ebru zaten bizim sınıfta ve böyle bir kapasiteye sahip olduğu belliydi." Yeliz de Pusat'ı haklı bulurken ben daha bitiremediğim kumrunun son lokmasını ağzıma attım, üstüne ayranda içtiğimde ağzımdaki lokmayı kolayca yuttum.

"Zaten ilk ekran görüntüsü ile ikincisini karşılaştırsanız Ebrununkilerin sahte olduğu belli oluyor. Yani düzgün bir şey de yapmamıştı ki.

Yiğit ayağını boştaki sandalyeye atarak yayıldı. "Nerden anladın ki sen onu? Ben mesajlar dışında bir fark göremedim."

Bende onun gibi geriye yaslandım. "Ya şimdi galerisinde destanlar saklayan bir kız olarak..." kafamı yana eğdim. "... abi onların sahte olduğu belli yani." Belliydi abi.

Eylül aklına ne gelmişse güldü. "O işlerin uzmanı Neva. Ekran görüntüsü dendiğinde 40 metre öteden anlar gerçek olup olmadığını."

Ona gülerek göz kırptığımda okulun hoparlörlerinden yapılan duyuru ile hepimiz sessizleştik. "Ses... ses... okul temsilcimizi 5 dakika içinde odama bekliyorum."

Eylül duyuru biter bitmez gülmeye başladığında kaşlarımı çattım. "Sikerim böyle işi ha!" Bir kere olunca devamının gelmesi adetten miydi abi?!

Yiğit bana yarım ağız gülerek eliyle gitmemi işaret etti. "Git işte bro, kasma bu kadar."

"Biraz daha susmazsan şiddetli yollarla kasmak nedir gösterecek sana." Eylül gülerek ona cevabını verdiğinde hepsinin yüzündeki gülen ifadeye göz devirerek kantin çıkışına doğru ilerledim.

Hayır bunca yıldır işi olmadıkları temsilci ile şimdi ne yapabilirler? Hepsi o konferans salonundaki dangalakların yüzündendi. Ne vardı da beni çıkartmışlardı oraya.

Musa hocanın yani müdür yardımcısının yanına gitmeden önce sınıfa uğrayarak çantanın içine yolladığım formamı alarak üstüme geçirdim. Formaya gerekliydi ama bana göre değildi bence. Hem üstümdeki okul renginde bir badiydi. Bir tek arması yoktu.

Sınıftan çıkarak hızlı adımlarla bu kattaki Musişin odasına ilerledim. Odanın yakınlarına geldiğimde önündeki kalabalıkla kaşlarımı çattım. Aralarımdan birkaç tanıdığım vardı. Hatta gözleri etrafta dolaşan İdil beni görünce rahatlamış gibi güldü. "Nerdesin kız sen? Adam sen olmadan beni içeri almıyor."

Kaşlarım çatılırken yanına gittim. "Ben ne alaka ya? Ne işi varmış bizle?"

İdil'in arkadaşı olarak bildiğim kız geldi yanımıza. "Şu yeni açılan yerdeki kütüphaneyi dizecekmişiz diye duydum. Başımızda sen varsın."

"Kütüphaneyi dizmek bize mi kaldı?" Bu durumu garipseyerek konuştuğumda İdil açıklık getirdi bu sefer.

"Orayı kullanacak okullardan da seçilen öğrencilerden geliyor."

Hiç konuşmadığım hatta yüzünü bile ilk defa gördüğüm dalga amaçlı bir çocuk konuştu. "Sen zaten rahatsın. 'Onu yapın, bunu yapın' başka bir şey yok."

Onu fazla takmadım. "İsmin ne söyle de en ağır görevleri sana vereyim."

Kalabalığı geçerek Musa hocanın kapısını çalarak açtığımda içeriden buram buram kahve kokusu geliyordu. Bu adamın kahve ile olan aşkı beni öldürecekti.

İçeri ben tek girdiğimde Musa hoca direkt konuya girmişti. "Şimdi kızım sana vereceğim listedeki çocuklarla beraber kütüphaneye giderek dizilmesine yardım ediyorsunuz." Listenin üstüne bir şeyler yazarak bana baktı. "O Sarp gelmiş miydi?" Sarp?

Kaşlarım çatıldı istemsizce. "Hangi Sarp hocam?" Elindeki listeyi alırken sorduğum soru ile benim gibi kaşlarını çattı. "Şu müzik birincisi olan Sarp işte kızım." Hee. Sarp değil hocam, Ayaz o.

Bunu şuanlık boş verdim. "Dikkat etmedim, şimdi bakarım."

Bıkmışcasına elindeki fincanla kahvesini hüpürdeterek içti. "Bakma kızım bakma. Sen git sınıfına çağır onu."

Bir bu eksikti yani.

"Nöbetçi öğrenci çağırsa hocam. Ben dışarıyı düzene sokacağım daha."

"Onlar insan değiller mi evladım? Adam akıllı dışarı çıkıp sizi beklesinler. Nöbetçi öğrencilerin işi var." Tam ağzımı bir şey demek için açmıştım ki konuşmama izin vermedi. "Ayrıca bugün abilerin geldi." Ne ara abicim?

Bunun şaşkınlığı ile kaşlarım çatıldığında devam etti. "Başına gelenleri sadece müdürümüz ve ben biliyoruz o konuda canını sıkma. Kafan dağılır diye seni görevli seçtim." Yaptığı bu açıklama ile bir şey diyemedim. Daha ne diyebilirdim ki?

Hocayı kafamı sallayarak onayladığımda kolay gelsin diyip çıkmıştım odadan. Bakışlarım İdil'i buldu direkt. "Sen bunları alıp bahçeye çık ben iki dakikaya geliyorum." Beni sorun etmeden direkt onayladığında bende Ayaz'ın sınıfına doğru ilerledim.

Şu günlerde yaşadığım olayların içten içe moralimi çökertmesiyle pek hareketsizdim. Ayaklarımı kaldıramıyordum bile, sürterek hateket ediyordun. Zıplayıp koşarak keyfime de bakamıyordum mesela. Yaşanılan her şey fiziksel olarak bende ağırlaşmıtşı. Psikolojik olarak ise içimde bir yerlerde asılılardı.

Uyuşuk adımlarla Ayaz'ın aklımda olan sınıfına ilerledim. Daha teneffüs olmasının rahatlığı ile sınıfına girdiğimde en arka sırada uyukladığını farketmiştim. Kapı önündeki çocuğa bakarak Ayaz dediğimde anlamayacağı için Sarp dedim. "Sarp'ı alabilir miyim?"

Kapıda olan çocuk gevşekce konuştu. "Onu şuan kimse alamaz. 6. rüyasında falan."

"Siz kaldırın da uyanmıyorsa kalsın."

"Çok lazımsa sen kaldır. Kimse şuan onu üstüne çekmek istemez." Kapı tarafı ilk sırada oturan çocuk konuştuğunda ona baktım.

Göz kırparak konuştum. "Ne yapabilir ki?"

"Ana bacı sövebilir."

Aldığım cevapla yanına doğru ilerlemem bir oldu. Anamda yoku bacımda.

Adımların onun yanında durduğunda kolundan dürttüm. Bendeki bu göt bana fazlaydı. Ayaz desem üstüne alınmayacağını bildiğim için "Sarp." diyerekten seslendim. "Görevlerden kaçmak için bilerek mi uyuyorsun Allah aşkına?" Hayır o kır saçlı bana kızacaktı.

Birkaç mırıldanma sonrası sessizliğe gömüldüğünde göz devirdim. "O sert darbe yemeden uyanmaz güzelim." Ağzında cart cart sakız çiğneyen kız konuşmuştu.

"Döveyim mi yani çocuğu?" Kaşlarım çatık konuştuğumda dudaklarını bilmem dercesine büktü. Önüme dönüp Ayaz'ı birkaç kere daha dürttüğümde aynı mırıltılar sonrasını ise sessizlik almıştı.

Nefesimi içimdeki yorgunlukla ağırca dışarı verdim. Kolunun altına koyduğu kalemliği güç kullanarak kendime çektim ve kafasına vurdum bir anda. Daha önce fiziksel gücüm olmadığını söylemiş miydim hiç?

Aynı kalemliği iki kere daha üst üste kafasına vurduğumda üçüncü vuruşumda bileğimi tutarak küfür yedim. "Senin ananın avradına sokaca-"

"Şu kalemliği ben sana sokarım şimdi." Bileğimi kendime çekerek elimdeki kalemliği ona fırlattım. "Musa hoca görev vermiş sana, uyandıramıyoruz ki göreve gelesin." Onu azarlamama çatık kaşlarla bakarken ben çok sakindim.

Eğer uyansaydı şiddete başvurmazdım bende.

Çatık kaşlarla bana olan bakışı devam ederken konuşmak için ağzını açtı ama ben engelledim. "Konuşma. Sadece kalk ve aşağıdaki tayfanın yanına git. Kütüphane dizmeye yardım yapacakmışız."

"Bize mi kalmış o?"

Bu sefer ben kaşlarımı çattım. "Bana mı soruyorsun bunu? Ben sadece üstüme düşüne yapıyorum." Onu beklemeden ilerlemeye başladım. "Gelmezsen kafanda kalemlik patlatan beni değil, Musa hocayı bulursun." O adamdan cidden çok korkuluyordu. Yani bende korkardım sadece hiç korkmam gereken bir şey olmamıştı.

Arkamdan homurdanan sesi geldiğinde o sakız çiğneyen kızın mıç mıç sesi doldu kulağıma. "Densiz bir kıza benziyor. Sen iyi misin?"

"Densizliğimi sorgulamadan önce insana fikir vermemeyi öğren." Salak mıydı neydi ya? "Sende hızlı gel." Ayaz'a tersce baktım çünkü yanındaki kız ağzının içine kadar girmişti. İtemiyor muydu kızı?

Ters bakışlarıma karşılık kaşlarını çattığında ne olduğunu sorguluyordu. Uyku sersemi olduğu baygın bakışlarından belliydi. Ona daha fazla bir şey demeyerek sınıftan çıktım.

Nerden çıkmıştı bu kütüphane işi?

Çınar erken gelseydi bari.

...

"Deli misin ya sen?" Kitaplarla savaş veren çocuğa kaşlarımı çattım. "İnsan gibi dizsene şunları."

"Emir vermek kolay, kalk sen diz birazcıkta." Bir kitabı daha itekliyerek yerine koydu. "Elim kolum birbirine girdi artık ya."

Şu son olaylardan sonra kalkıp kitaplık dizecek gücü kendimde bulamıyordum.

Ona göz devirerek ayaklarımı salladım oturduğu yerden. Üstünde bizim okulun forması olan çocuklara göz gezdirdim. Hepsi bu durumdan şikayetçiydi ama bir şey diyemiyorlardı. Temsilci olmak güzeldi ya.

"Kasırga koleji mi?" Bir çocuğun yanıma gelmesi ile bakışlarım ona döndü. Armama bakıp konuşmaya devam etti. "Aşağı depoda 2 koli var sizin dizmeniz gereken, bir arkadaşını alıp onları getirin buraya." Temsilci olmak bok güzeldi.

"İki arkadaşı yollarım şi-"

Sözümü böldü. "Seninde gitmen lazım. Görevli hocalar temsilcisiz izin vermiyorlar." Neva'yı rahat bırakırsak içimiz rahat etmez diyorlar yani.

Üstümdeki yorgunluk ağır basarken kafamı sallayarak onayladım onu. Çocuk arkasını dönüp gittiğinde oturduğum yerden atlayarak kalktım. Adımlarımı İdil'in yanına atarken arkamdan hiç beklemediğim bir sesle irkildim. "Hadi gidelim." Ayaz'ın sesini ensemde hissetmemle ağzımdan çıkan küfürü engelleyemedim.

"Oruspu ço-""

"Ayıp oluyor artık." Elini ağzıma koyarak beni susturduğunda geri indirdi. "Bu 2 ya da 3 oldu ama 4 olmamalı. Küfür hiç sevmem."

Kaşlarımı öyle mi dercesine havaya kalkarken alayla konuştum. "İşe kendi küfürlerini azaltmakla başla o zaman." Arkamı dönerek ilerlemeye başladım. Peşimden geldiğini adım seslerinden anlıyordum.

"Ben küfür etmem."

"Bugün ilk sen ettin." Uyku sersemi olduğundan dolayı hatırlamıyordur diye düşünüyordum.

Adımları duraksamadı. "Kafamda kalemlik kırarsan ederim."

Kütüphaneden dışarı çıkıp depoya doğru inmeye başladık. "Yani sende pek ağzı temiz değilmişsin." Omuzlarımı kaldırarak konuşmuştum.

"Sende eli temiz değilsin o zaman." Hızlı adımlarla önüme geçerek depo kapısını açtı. Geçmem için önden izin verdiğinde yüzüne bakmadan içeri girmiştim. "Hangi koliler." Bazende kibarmış.

Arkamızdan kapıyı kapattığında adımlarım duraksadı. Kafamı yavaşca ona doğru çevirdiğimde sorgulu ifadesine göz devirmemek için kendimi zor tuttum. "Kafanın intikamını falan mı alacaksın?"

Ellerini cebine atarak rahat bir tavır takındı. "Sinek sıyrığı gibi bir şeydi. Onun intikamını düşüneceğim?" Keşke kafanda sıra kırsaydım.

"O zaman sorun ne?"

"Geçen gün yanındaki adam kimdi?"

Aniden sorduğu soru ile kaşlarımı çattım. Arkamdaki sıraya yaslandım. "Sana ne bundan? Beni mi sorguluyorsun?"

Benim gibi arkasındaki sıraya yaslandığında omuzlarını kaldırdı. "Sadece soruyorum."

"Sorguluyorsun yani. Bunu yukarıda da sorabilirdin."

Kehribar gözlerini gözlerime dikti. "Demekki bir bildiğim var. Cevap vermeyecek misin?"

Kafamı aşağı yukarı sallayarak bakışlarımı kolilerde gezdirdim ve Kasırga kolejinde durdu. "Evet, cevaplamayacağım." Bir koliyi elime alarak ayaklandım ve onun yanına giderek eline bıraktım. "Sapık gibi davranma bir dahakine."

"Sadece cevap arıyordum."

Arkamı döndüm. "Antin kuntin yerlerde mi arıyorsun cevabı?"

Diğer koliyi de ben kendi elime aldığımda önden ilerledim ama onun konuşmasıyla adımlarım duraksadı. "Cevap vermedin ama... onlara dikkat et derim." Duraksayan adımlarımla hızlıca gelerek önümde durdu. "İyi insanlar değiller sadece iyi görünümlüler."

"Sana mı güveneceğim?"

Dudaklarını büktü. "Başına bir şey gelmesini istemem asla. Dost tavsiyesi olarak al bunu." Dost tavsiyesi? Ne zamandan beri dosttuk biz seninle?

Bakışlarımla ne düşündüğümü anladı. Boyu benden yaklaşık 6 santim uzun olduğu için kafasını eğerek benim hizama geldi. "İlla tanışmak gerekmez bence." Kehribar ve beni içini çeken değil bizzat hapseden gözünü kırptı. "İyi birisine benziyorsun bende tavsiye verdim."

Gözlerine odaklanmamaya çalışarak kafamı hafifçe yana eğdim. "Dost tavsiyesi değil yani, sade tavsiye." Benim gibi kafasını yana eğdi ve gülümsedi. Ve gülümsedi.

Lise başlarında sevmeye başladığım çocuk karşımda gözlerime bakarak gülümsüyordu.
"Haklısın sade tavsiye oluyor tavsiyelerim mantıklısır. Dinle derim." Dediklerinden sonra arkasını dönerek buradan çıktı.

Bakışlarım arkasından kapattığı kapıyı bulduğunda kaşlarım çatıldı direkt. "Allah'ım ben ne yaşıyorum ya? Ben ne ile sınanıyorum şuan da?" Hayır bu çocuk kimdi?

Tamam hoşlanıyoruz falan demiştik ama benim bunla alakam bile yoktu. Şimdi çıkıp bana tavsiye vermesi... dost tavsiyesi vermesi yani saçmalıktı.

Ben kafayı yememek için bir savaş veriyorum ve o savaşta ölecektim gerçekten.

...

Yalan hiçbir şey yoktu. Her şey doğruydu. Ben gerçekten de onların kardeşiydim ve bu önümdeki kağıtla daha da netletmişti.

Daha doğrusu netletmemişti, ben emin olduğum bir şeyin yüzüme çarpmasını istemiştim ve öyle de olmuştu. Bütün gerçekler bir tokat gibi yüzüme çarptığında canım yandı. Yaşadığım ve bana anlatılan her şey gözğmğn önünden geçip gittiğinde tokatın etkisi daha arttı sanki. Kafamı çevirmemej için büyük bir çaba sarf ediyordum.

Her şeyi anlıyordum ama bunların hepsi de çok zoruma gidiyordu.

Omzuma kumaştan bile sıcaklığı hissettiğim bir el konduğunda irkilmedim bu sefer. "Neva'm..." iyi misin Neva?

"İyiyim." Lafı ağzından alarak kafamı aşağı yukarı salladım ve yanımdaki Barkın'a baktım. "Gerçekten çok iyiyim." Sadece biraz kafamı dinlendirmeye ihtiyacım vardı.

"Daha da iyi olacaksınız." Bunu diyen Barkın'ın arkadaşı olan doktordu. Oturduğu yerden ayaklandı dışarı çıkmak için. "Dünyadaki en şanslı kişi falan olabilirsin." Güldü histerikçe. "Hepsi kölen gibi olacak çünkü."

Çınar ile olan aralarına bakarsak aileyi çok yakından tanıyan birisiydi. Ona yamukça gülümsediğinde Barkın ters yaptı. "Gitsene sen artık şurdan!"

Adının Tuğra olduğunu bildiğim adam yüzünü buruşturdu. "İyilik bilmez salyangoz." Salyangoz iyiydi.

Duyduğum cümlenin şaşkınlığını yaşarken bakışlarım karşımda oturan Çınar'ın gözlerine çarptı. Yani o da şaşırmış gibiydi.

Barkın histerikçe güldü ama konuşamadı. Tuğra durdurmuştu onu. "Sen ne kadar kahpesin." Ha? Bana baktı. "Herkese inan ama şu abine hayatta inanma."

"Senin canın mı sıkılıyor kardeşim?" Barkın ayaklanmaya yeltendiğinde Tuğra denilen doktor kaçar gibi kapıya ilerledi.

"Tek başımayım burada. Tabii canım sıkılıyor." Kapıyı açmadan önce bana baktı. "Şuan zamanım yok, daha sonra daha güzel tanışırız. Kendine dikkat et." Çınar ve Barkın'a baktı. "Bunları da üz, gereksiz varlıklar."

Hemen kapıyı açıp çıktığında Barkın homurdandı. "Yemin ederim ki canı sıkılıyor he."

Yandan ona baktım. "Kendisi dedi ya zaten sıkılıyor diye."

Çınar mırıldandı. "Sende ona inandın yani."

Kafamı sallayarak ayağa kalktığımda önümdeki DNA testini de elime almıştım. "Çok dürüst bir adama benziyordu."

"Ahtapot kendisi."

"Sende salyangozun." Bunu dememle Barkın'ın adımları duraksadığında kıkırdadım. Ona döndüm. "Salyangoza benziyorsun ama. Adam haksız sayılmaz."

Bana doğru geldi. "Sende maymuna benziyorsun biz sana maymun diyor muyuz?"

Omuz silktim. "Saçlarım mı maymunun rengine beziyor?" Bir ara bizimkilerle alay konusu olmuştu çünkü bu. Saçlarıma maymun rengi demişlerdi hep ama şaka amaçlıydı bende hep

Barkın kısa bir süre saçlarıma baktığında kaşlarını çatarak kafasını iki yana salladı. "Saçların çok güzel." Sağol canım bende saçlarımı çok seviyorum.

Omzumdan önüme doğru uzanan saçlarıma bakarak gülümsedim. Benim gülümsemem sanki onun yüzüne bulaşmış gibi o da gülümsedi.

Çınar ikimize bakarak yanımıza geldi. "Çıkalım artık buradan. Baran başımın etini yedi sabahtan beri."

Barkın, Çınar'a döndü. "Tahlil sonuçlarına bakıp çıkalım." Verdiğimiz kan daha laboratuvardayken Barkın konuşup tahlil testi de istemişti ve onlarında çıkmış olması gerekiyordu.

"Sen bak o zaman, biz dışarı-" Çınar'ın sözünğ ben böldüm.

"Bende geleceğim sonuçları almaya." Barkın'a baktım. "Sonuçları evirip çevirip daha kötü şekilde bana söyleyebilir.

Barkın dediklerime histerikçe güldü. "Sonuçları alacağım sadece yani vücudunda olanları söyleyen yine ben olacağım."

DNA testini ceketimin cebine koayarak odadan çıktım. Çıkmadan önce "bende başkalarından yorumlamasınu isterim." demiştim. Gerçekten de sıkı yönetim ilan etmek için her şeyi abartabilirdi.

Barkın ve Çınar da odadan çıktıklarında kısa sürede tahlil sonuçlarını almıştık. Benim yoğun isteğim üzerine sonuçlara başka bir doktor baktığında sonuçların vasatın altı olarak değerlendirmişti.

"Dediğim gibi triodinin yavaş çalılıyor bu yüzden bie ilaca başlayacağım seni. Birde demir eksikliği için vitamin ilaçları içeceksin." Barkın önündeki bilgisayardan birkaç şeye daha baktığında arkadaşının yanından doğruldu. "Vücudunda enfeksiyon kapmış. Yiyip içmene daha dikkat etmen lazım artık." Kimse beni kumrudan uzaklaştıramazdı.

Oturduğum yerden kafamı sallayarak ona baktım. "Sen ölüleri falan incelemiyor muydun?"

"Keşke sadece ölüleri incelese. Hepimizin en ince detayına kadar bakıyor. Doktorluğu en üst seviyede yaşıyor kendisi." Barkın'ın arkadaşı konuştuğunda bakışlarım ona çarparak Barkın'a döndü.

Barkın arkadaşına bakmadı. Bıkkınlıkla iç çekerek ilerlemeye başladı. "Çoğu konuda bilgimiz var bizim. Asıl alanım adli tabip." Dudaklarımı birbirine bastırarak ayaklandım. Benimle beraber Çınar'ç da ayaklandığında doktora baktı. "Vücut soğukluğu bunlardan kaynaklanıyor o zaman. Düzenli şekilde denileni yaparsa bu da son bulur."

Çınar'ın Barkın'ı insandan saymayıp ona sormaması ile kaşları çatık Çınar'a baktı. "Yahu ben diyorum ya böyle diye."

Doktor olan adam Barkın'a bakarak güldü ardından bize dönerek açıklama yaptı. "Aynen öyle. Bunların olması vücut soğukluğundaki tek etken sayılır zaten. 1 ay sonra da kontrole gelirsiniz durum aynıysa başka işlemler yaparız."

Çınar büyük bir ciddiyetle doktoru dinlediğinde aynı ciddiyetle kafasını onaylayarak salladı. "Peki o işlemlerden çıkan sonuç ne gibi bie olasılık verebilir?" Kendimi garip hissedercesine Çınar'a bakışlarımı diktiğinde o fazla halde ciddiydi.

Barkın önüne çekerek omzuna vurdu. "İkinci seçenek birinci seçenek devre dışı kaldığında bakılır. Üşüme dışında bir şey olmadığı için ciddi bir şey yok yani."

"Bencede yok." Benim bakışlarım Çınar'daydı o da bunu farketmiş gibi bana döndüğünde omuzlarımı kaldırdım. "O kadar ciddiyete gerek yok. Önümüzdeki ay bir daha bakarız artık."

Sanki bunu istemiyormuş ama mecburmuş gibi omuzlarını indirdi yorgunlukla. Doktora dönerek el sıkıştı ve odadan çıktı. Çıkmadan önce arabada olduğunu söylemişti. Bizde fazla vakit kaybetmeden odadan çıktığımızda Barkın cep telefonunda birisine yazarak geri cebine attı.

Asansöre doğru ilerlerken bakışlarım yanımdaki Barkın'ı buldu. "Çınar niye o kadar endişeliydi?" Endişeden çok merak vardı aslında. Meraklı endişe.

Asansörde bir tek biz olduğumuz için rahattık ikimizde. "Bütün olasılıkları değerlendirmeye çalıştı sadece. Bilgi sahini olup işin tersi sonucunda direkt işleve geçebilmek için."

"Sadece el üşümesi ama."

"Tıpta sadece yoktur. Ne varsa o vardır tıpta. En basit kusmanın bile ölümle sonuçlandığı vardır tıp tarihinde." Bana baktı düşünceyle. "Senin düzenini yakından takip edeceğim zaten. Çınar daha fazla kötülük istemiyor."

Omuzlarımı kaldırdım. "Bende istemiyorum."

"O yüzden sende dikkat edeceksin küçük hanım." Ani bir hareketle kolunu omzuma attı ve açılan kapıdan indi yani indik. "Hiçbir şeyin büyümesini istemeyiz."Eline vurmak için elimi kaldırdım ama elimi tutarak kendi eline kilitledi. "Ellerine yazık canım, öyle her şeye vurma "

"Betona vuracağım!"

"Yazıktır eline."

Alaya aldım. "Sana da yazık o zaman "

Bana baktı, mavi gözleri kısıldı. "Bana zaten yazık. Ama artık yazık olmak zorunda değil, mutlu oluruz artık."

Hareketsiz kaldım. İnşallah olurduk, ihtiyacım olan tek şeydi mutlu olmak.

Finissshhhhh.

Çoo uykulu olduğum için kapanış konuşması yook hepiniz çoook dikkatt edin Allah'a emanetsinizzz seviliyorsunuzzz🫶🏻🩷

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

7okunma 1beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.