NEVA kitap kapağı

3. bölüm / 11

NEVA

3. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Yarınlardan Biri

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 11Şu an: 3. Bölüm

Siktiri boktan bir hayat yaşadığımın farkındaydım ama bu kadar boktan olacağına da inanmıyordum.

İnsan kaçırılır ama orada tek başına kalmaz. Ayrıca kaçırıldığı yerde eve giren hırsızı bayıltmak için tetikte de beklemezdi. Bırak hırsız içeri girip ne var ne yok alsın, sana ne oluyor Nev?

Aramızda sadece bir kapı olan adamın sakin ve kendinden emin sesi dilimi yutmamı sağlayabilirdi. Hatta belkide yutmuştum çünkü nefes almayı geç şuan konuşamıyordum bile.

Aklımda binbir senaryo kurarken oluşan en kötü senaryo ile kendime gelerek kafamı iki yana salladım. Etrafıma bakındığımda biraz ilerimde duran vazoya gözüm çarptı. Tek bir adım atarak vazoyu elime aldığımda adam yaptığım hareketi anlamış gibi kapının arkasından çıkmış ve elimdeki sopayı tek seferde tutup çekmişti.

"Biraz yürekli olmayı mı denesen aca-" lafı yarıda kalma sebebi benim elime aldığım vazoyu suratına fırlatmamdı. Vazo yüzüne çarpıp parçalandığı için değil yaşadığı şaşkınlıktan dolayı sözünü yarım bırakmıştı.

Yoksa kafasını eğerek vazodan kurtulmuştu.

Bu adama vazo fırlatmayı geç, ben bunla mücadele bile edemezdim. Benim 2 katım gibi bir şeydi bu.

Adam kapıyı tek eliyle kapatıp bana kitlendiğinde geri adım atmadım ama yüz ifademi de değiştiremedim. "Ne kapatıyorsun kapıyı?"

"Açık kalması mı lazımdı?"

"Sen siktir olup giderken arkandan çekerdin." Açık açık gitmesini söylediğimde yüzünde çok hafiften bir gülümseme belirmiş gibi oldu ama çok hafifti. Beni ciddiye almadığından dolayı da olabilirdi bu bakış.

Bana yaklaşmadı. Kırılan ve artık işe yaramayan kapıya bakarak bana döndü. Kafasıyla içeri işaret etti. "İçeri geç." Anlamadım? İçeriye geçeceğime olan güveni tamdı yani.

Kaşlarım alayla havaya kalktı. "Başka emrin var mı?" Kalçamı arkamdaki sehpaya yasladım. Bu üstünde bulunan kaseden dolayıydı. Bana yaklaşırsa hamle yapabilmek için. "Geçmiyorum hiçbir yere. Hem sen kimsin? Ne çalacaksan çal siktir ol git sonra."

Bakışları sırtımı yasladığım sehpaya kaydığında bunu hızlı toparladı. Yüzünde alaylı bir ifade oluştu ama ciddiyetinden de ödün vermedi. "Hırsız mı? Hırsızlık yapmaya ihtiyacım varmış gibi mi duruyorum?" Bakışlarım mavi ve yeşil karışımı gözlerinden üstüne kaydığında takım elbisesinin pahalı markalardan birinin olduğunu farketmiştim.

Jilet gibi giyinmiş diyemezdim üstünde kırışıklıklar vardı çünkü. Ama onlarında buradayken olduğunu düşünüyordum. Bakışlarımı üstünden çekip yüzüne çıkardığımda siyah saçlarına ve yeşille mavi karışımı gözlerine baktım. "Kimsin o zaman sen?"

"Çınar. Seni kaçıran o densizlerin abisiyim." Durdu ve benim gibi gözlerime bakarak eliyle içeriyi işaret etti. "Geç şimdi içeri ve kaçmayı da düşünme. Dağın başındayız kaybolursan biz seni bulmadan ayağını kapanların birine hediye edebilirsin." Ve böcekler... bile bile kaçmak aptallık olurdu.

Artık bende ne gördü bilmiyorum ama arkasını dönerek Baran'ın olduğunu tahmin ettiğim odaya girdi. Bu sırada ben kaçmayı lüzümsuz görerek salona doğru ilerledim. Kaçmaktan korktuğumdan değil böceklerden ve canımın acımasından korktuğum için kaçmadım.

Yoksa kaçmakta ne vardı ki.?

Kendimi bildim bileli böceklerden çok büyük korkum vardı. Ama normal bir korku değil bir tane bile olsa evi alt üst ederdim. Hani geçirmiş bir travmam var gibiydi. Hatta belki de vardı ama ben hatırlamıyordum.

İnsanın geçmişinden habersiz kalması kadar kötü bir şey olduğunu düşünmüyordum. Bir şeyler yaşamışsın ama onlardan ders çıkarıp kendini geleceğine karşı hazırlayamıyordun. Çünkü zihninde bir yaşanmışlığa ait hiçbir şey yoktu. İnsanoğlu geçmişinden yararlanarak yaşam tarzı oluştururdu kendisine, kimse hadi şöyle olsun diyerek bir şey bulmazdı. Yaşadığımız acıların benliğimizi oluşturduğunu düşünürdüm her zaman. İnsan zihni o acıyı unutmazdı ve ona göre mekanizma kurardı kendi kendisine.

Yani benim elimde bir hiç vardı diyebilirdik.

Çınar elinde alet çantası ile odadan geri çıktığında onu izledim. Kapının yanına gidip kendi kırdığı kapıyı kendisi tamir etmeye başladı. Üstündeki ceketi yoktu yüksek ihtimalle Baran'ın odasında çıkarmıştı. "Bir şeyw ihtiyacın var mı?"

Bu soruyu ben sormamıştım. İşiyle uğraşmasına rağmen bu soruyu o bana sormuştu. "Amcamın yanına gitmeye ihtiyacım var."

"Onun dışında bir şey?" Kapının çıkan parçalarından birisini kuvvet uygulayarak yerine geri oturtturduğunda pazıları dikkatimden kaçmamıştı. Maşallah yani.

"Sizden gelen hiçbir şeyi istemiyorum." Bakışlarımı ondan çektiğimde onun bakışlarını üstümde hissettim bu sefer.

Bir şey demedi. Kapıyla birkaç kere daha uğraştığında yüksek sesli bir eşya olarak matkap kullanmıştı sadece. Yani sağlam kapılardanmış gibi duruyordu.

Ellerini birbirine vurarak ayaklandığında bir iki kere kapıyı kontrol etti. Eşyaları eski yerine götürmek yerine kenera bırakarak yanıma doğru ilerledi. "Buranın anahtarından bir tane var. Benden gizli aldıkları için zorla girmek zorunda kaldım. Korkuttuysam kusura bakma."

Benden uzak bir yere oturarak yaptığı açıklamaya bir şey demedim. Karnım fena halde guruldarken onun farketmemesi imkansız gibiydi. "Ne yemek istersin?" Ağzımı onu terslemek için açacaktım ki engel oldu. "Bir şey istemediğini değil ne istediğini söyle. Getirtmem yarım saati tek alır."

"Size güvenmem için bir sebep söyle."

"Kız çocuğusun." Kurduğu cümle bakışlarımın direkt gözlerini bulmasını sağlarken gözbebeklerimden bile şaşkınlığımın belli olduğunu düşünüyordum.

Kaşlarım havaya kalkarken içimde ne olduğunu tarif edemediğim duygular uyandı. Sıcak bir duyguydu, biraz da ılık. "Yani?"

"Yanisi yok, kız çocukları değerlidir." İçimde bir şeyler kırıldı bu sefer. "Kız çocuklarına zarar vermek toplumun yapısını bozmakla aynı şey."

Dedikleri içimde bir yerleri parçalarken bunun ne olduğunu bile anlamadım sadece hissettim. "Sadece kız çocukları mı?"

Bakışlarındaki sertliği kaybetmedi. "Hayır tabii ki. Kız çocuğu üzerinden örnek verdim ben. Kız çocuğu eve neşe getirir, bir kahkası bile insana her şeyi unutturabilir."

Bakışları yeşil yoğunluklu gözlerinden çekerek yere baktım. Onun bakışlarını üstümde hissetsem bile ona dönmedim. Aslında hiçbir şey hissetmiyordum çünkü içimde oluşan duygulara bir ad veremiyordum.

"Şimdi söyle bakalım ne yemek istiyorsun?"

"Kız çocuğun varmış gibi hissettim." Ne yemek istediğimi söylemedim.

Erkeksi bir şekilde güldü ama çok kısaydı bu. Mutluluktan veya şaşkınlıktan değil de içindeki burukluktan dolayı bir gülmeydi. "Çocuğum yok. Bir tane kız kardeşim var sadece."

Ben güldüm ama mutlu bir gülmeydi bu. "Senin derdin şimdi anlaşıldı. 3 tane izbandut erkekten sonra ilaç gibi geliyordur kardeşin."

"Kısa süreliğine de olsa evet." Ağırca kafasını salladı. "İlaç gibi gelmişti."

Kaşlarım çatıldı. "Kısa süreli?"

"Orası da bana kalsın küçük hanım." Eline telefonunu aldı. "Ne istiyorsun şimdi söyle bana."

Aklımda binlerce soru işareti düşse bile sorgulamadım. Bende sorgulanmasını istemezdim. "Kumru." Devam ettim. "3 tane söylersen sevinirim." Bir kumru ile kim doyardı ki.

Aldığı cevapla şaşırmadı. Bendeki rahatlığa da bir şey demedi ama ben içimden çok şey demiştim kendime. Kaçırıldın kızın sen!

Çınar'ın şaşırmamasına gülümseyerek Barkınla olan iddiamızı onla halletmeye çalıştım. Telefonla işlerini hallettikten sonra beklemeden ayağa kalktığında Barkın'ın odasına gitti ve kapıyı kapattı. Kaçmayacağıma nasıl emin oldu bilmiyorum ama düşünmeden beni tek bırakıp gitmişti.

Şuana kadar bende emindim kaçmayacağımdan ama şuana kadar. İddiayı kazanıp amcama gitmek istiyordum artık.

Amcam beni şimdiye kadar bulamamış olmasını düşünürsek kafayı yemiş olmalıydı.

Eğer Barkın içindeki adamlıktan bir şey kaybetmemişse beni amcama verecekti.

Umarım kaybetmemişsindir Barkın.

...

Kaçmak çok güzel fikirdi. Gerçekten güzel fikirdi ama kışın bu dondurucu soğuğunda üstünde pijama ile hiç güzel değildi.

Soğuktan donmanın 15. dakikalarını yaşarken götüm titreye titreye kaçtığım yere geri gelmiştim. Kapı Çınar tarafından yargılayan bakışlarla açılırken ben kıçımın derdinden onu hiç takmamıştım.

Benden sonra gelen kumruyu kendimi ısıttıktan sonra yemeye başladığımda karnımı doyurup kendimi geceyi geçirdiğim odada bulmuştum. Üstümde kısa süreli bir donma olayı, karnımı geç doyurmanın ve çok erken kalkmanın verdiği yorgunluk vardı.

Aklımda amcamla ilgili binbir düşünce geçerken gözlerimin ne ara kapandığı ve ne ara açıldığını bile bilmiyordum. İçerideki yüksek sesler ne kadar sürdüğünü bilmediğim uykumdan uyandırmıştı. Daha uykum tam açılmamışken konunun benle alakalı olduğunu anlamam kısa sürmüştü ve kendimi kapalı kapının önünde onları dinlerken bulmuştum.

"Yani siz diyorsunuz ki biz kardeşimizi unuttuk, bizim hiç kardeşimiz olmadı, yaşadığımız acıyı unuttuk ve içimiz artık yanmıyor!" Çınar'ın bağırışı ve dedikleri beni daha da meraklandırırken Alp'in sinirli sesini duydum.

"Öyle bir şey olmadığını biliyorsun abi." Taburenin çekilme sesi geldi, ayağa kalkmıştı yüksek ihtimalle. "Onu kaçırmamız bir şeyleri unuttuğumuz anlamına gelmiyor. Sen sadece senin için mi yanıyor zannediyorsun?!"

"Öyle olmasaydı içeride bir kız çocuğu ailesinden uzak uyuyor olmazdı! Ya sizi aklınız yok mu? Kendi kardeşiniz ailesinden zorla alınırken başkasına neden bunu yapıyorsunuz?!" Durdu ve devam etti. "Amcası ortalığı ayağa kaldırdı. Çaresizce yeğenini arıyor. O adamın çırpınışları size tanıdık gelmiyor mu?!"

Amcamın şuanki hali aklıma geldiğinde içime oturan öküzü oradan kovmayı başardım. Şuan daha önemli bir konu vardı. "Amcası kendi çıkarı için milletin ekmeğine el koyuyor ama."

Baran ilk kez konuştu. "Alp yeter, saçma yerlere giriyorsun artık."

"Kaçırma amacımız saçma mı geliyor artık?"

"En başından beri öyleydi." Barkın sesi en başından beri bildiğim pişmanlığı taşıyordu. "Olayı amcası ile çözmemiz gerekiyordu, yeğeniyle değil."

"Erken farkettiniz durumu. Biraz daha bekleseydiniz ya." Çınar alayla konuştuğunda sesi içindeki sıkıntıyı ve kafasındaki karmaşayı yansıtıyordu. "Turgut'un bizim sevkiyata çökme sebebi karşıdan kurulan bir tuzağın olmasıymış." Ne tuzağı? Amcam neden bunları koruyordu?

Etrafta bir süre sessizlik olduğunda ilk konuşan Barkın oldu. "Turgut bir tuzak olduğunu bile bile neden sevkiyatı baltalasın? Bizle ne alakası var onun?"

"Adam yetimhanede büyümüş ve buralara tek başına gelmiş birisi. Her yerde tanınan ve eli kolu uzun. Durumu farkedince engel olmak istemiştir diye düşünüyorum."

"Anne babasızlığımıza acımış yani." Alp alayla konuştuğunda benim kaşlarım çatılmıştı. Sikerim bunu ha!

Kapıyı açıp dışarı çıktığımda içimdeki sinir bakışlarıma yansıyordu muhtemelen. Bakışlarımın tek hedefi Alp'ti. "Senin o kullanamadığın beynini sikerim." Elimle Çınar'ı gösterdim. "Adam sana diyor ki yetimhane de büyümüş yani anasız babasız! Size acıdığı için mi yardım etmesini bekliyorsun?" Başlarına bir şey gelmesini istemediği içindi.

Amcamın bu konudaki hassasiyetini bilen bir tek yakınlarıydı. Yetimhanede büyüdüğü için yetim kişileri çok iyi anlardı. Bu sebeple de onlara olan yardımlarını eksik tutmazdı. Bunlara ise yetim olmaları bir yana, iyi niyetinden yardım ettiğini düşünüyordum. Kocaman adamlar yani. Tamam beyin seviyeleri biraz düşük olabilirdi ama olsun.

Alp sinirden olsa gerek güldü. "Ortada başka bir sebep görüyor musun hanımefendi? İşi gücü yok bizi mi kurtarıyor senin prens amcan."

"Alp su-" Barkın'ın sözünü yarıda kestim.

"Sen düşünemiyor musun? Dünyayı bu kadar kötü görmene gerek yok. İyi niyet diye bir şey var!"

"Eğer o iyi niyeti olmasaydı biricik yeğeni yanında olurdu!"

"Bunun sebebi sizin pislik heriflerin teki olmanız!" Yüzümü buruşturarak kurduğum cümle Baran'ın bakışalarını kaçırmasını sağlamıştı. "O gururunuzu önünüze duvar gibi dikmeseydiniz, ben şuan burada değildim ve sizde belki insanlık yapıp amcamla konuşmaya gitmiştiniz!"

İçimdeki sinir ellerimin titresmesine sebep olurken bu ne Barkın'ın ne de Çınar'ın gözünden kaçtı. "Neva, sinirlisin şuanda geç otur."

"Bırakın beni." Çınar'a baktım. "Kendin dedin amcam sizin için engel olmuş siktiğimin sevkiyatına. Arayın amcamı gelsin alsın beni. Ben konuşurum onla bir şey yapmaz size. Dinler o beni."

Sabah gözlerinde olan mavilikler gitmiş yerini yeşile bırakmıştı. "Gidemezsin amcana. Bu gecede burdasın."

"Abi bıraksana gitsin. Daha niye tutuyoruz burada?" Baran'ın meraklı sorusuna bende hak verdim. Ben niye burdaydım.

Oturduğu yerden yüzüne elleri arasına alarak alnını sıvazladı. "Amcanla yengenin boşanma durumundan abileri dellenmiş." Diğerleri bundan bir şey anlamazken ben ne demek istediğini çok çabuk anlamıştım. Tamam da abilerinin haberi vardı ki. Amcam konuşmuştu onlarla. "Eğer seni bırakırsak senin üstüne oynarlar."

"Bırakmazsanız da amcam hazırlıksız yakalanır." Şuan her yere beni arıyordu ve başka hiçbir şey umrunda değildi. Ona doğru adımladım. "Normalde de böyle salak mısın yoksa düşünme yetini mi kaybettin?"

"Sen o ağzını toplasana bi."

"Sana ne!" Alp'e en ters bakışlarımla baktım. Bakışları yüzümde gezinirken ona fazla bakmadan Çınar'a döndüm. "Bırakın beni. Amcam beni sizden daha iyi korur."

Bakışları bana döndü. "Bizim seni korumamıza gerek yok. Nerede olduğunu kimse bilmiyor. Amcanla ben görüşüp konuşacağım."

"O da tamam diyecek zaten." Bunu diyen ben değil Alp'ti. "Amacın ne abi senin? Bıraksana kızı gitsin."

"Tamam demezse olması gereken olur." Çınar ayaklandı. "Birkaç saate gelirim ben."

Adımları kapıya doğru giderken önüne geçtim bende. "Bende gelicem senle. Anlamak istemiyor musun? Ben kalmak istemiyorum burada!"

Alp alayla konuştu. "Farkında değilsen kaçırdık biz seni. Bizim zorumuzla buradasın."

Onu takmadım. "Çınar lütfen." Mavi gözlerimi onun yeşile dönen gözlerine diktim. "Dağ başında ben kalamam daha fazla." Elimi Alp'e uzattım. "Şu mendebur ile hiç kalamam gerçekten. N'olur bende geleyim amcama ver beni?" Şuan ona yalvarmaktan başka çare yoktu elimde. Kaçsam dağ başında kaçamazdım araba desen kullanmayı bilmiyordum.

Hani böceklere yem olurdum burada.

Çınar beklentiyle bakan bakışlarıma kayıtsız kalarak kafasını iki yana salladı. "Dışarı şuan senin bildiğin gibi değil. Adamların amaçları belli haneye zarar vererek kardeşleriyle evliliklerini devam etmesini amaçlıyorlar." Bu bunu nereden biliyordu? Beklediğimden daha fazla mı güce sahipti? Bana olan bakışları Alp'e döndü. "Kalk sende. Bizim eve geç, orada kal."

Alp'in kaşları anbean çatılırken ne Barkın ne de Baran bu duruma bir şey dedi. "Niyeymiş o?" Eliyle beni işaret etti. "Benle aynı yerde kalmak istemediği için ben mi yer değiştireceğim? Onu başka yere götürelim kalsın tek başına." Yok abi kötü bir şey demek istemiyorum ama. Bunun abiliğini sikeyim yani.

Bu kafayla bu abi falan olamazdı.

"Alp!" Barkın kardeşine sesini yükselttiğinde bakışları sıkıntılıydı. "O çeneni kapat artık, senin bu garezin kime?"

"Garezinin kime olduğu belli değil mi sence?" Elimle kendimi gösterdim. "Garezi bana. İnsan kaçırıyor ama dövmek yerine sinir krizine sokuyor."

"Dövmemi mi istersin?"

"İkinizde o sesinizi kesin artık!" Çınar yüksek sesle bağırdığında istemsizce korkmuş ve yerimde sıçramıştım. Kendimi geriye atma dürtüme ise son anda engel olmuştum. Barkın sıçramamı farkeden tek kişi olmuştu ve bakışları üstümde gezinmişti. "Kedi köpek gibi olmak yerine birbirinize bulaşmamayı deneyin!"

Barkın nefesini dışarı verdi ağırca. "Git sen. Ben hallederim bırayı."

Çınar Barkın'a bakarak bana döndü. "Bir şey yaparsa kafa göz dalabilirsin. Bir şey yapamaz sana." Bende o güç var mıydı peki?

Çınar arkasına bakmadan buradan çıktı. Barkın nefesini vererek ayaklandı. "Geç otur." Mutfak kısmına geçtiğinde dışarda gelen paketi açtı. "Kumru. Sen uyanmadan yarım saat önce geldi. Böyle yer misin tost makinesinde basıyım mı?"

Yüzüm kaybetmişliğin verdiği sinir ile asılırken dediği gibi geçip herkesten uzak bir yere oturdum. "Öyle yerim." Bacaklarımı kendime çekerek bağdaş kurdum.

Barkın elindeki poşeti gelip bana uzattı. "Afiyet olsun."

"Sağol." Elindeki poşeti alıp içindeki dünyanın en lezzetli yemeğini çıkardım. Barkın benden uzak bir yere geçerken sessizlik etrafa hakim oldu.

Ben kumrunun yarısına gelmişken Baran konuştu. "Sana kıyafet aldım, benim odada. Bakarsın onlara sonra." Sabah Barkın'a dediğim sözler aklıma geldiğinde bakışlarım Barkın'ı buldu ama bana bakmıyordu. O söylemişti yüksek ihtimalle. Onu kafamla onaylamakla yetindim ama o susmadı. "Ailen nerede, annen-baban?"

Ters bakışlarım onu buldu. "Araştırmamış gibi bunu sorman ne kadar da komik?"

"Araştırdığımızı nereden çıkardın?" Tek kaşını kaldırarak sorduğu soruya alayla gülmek istedim ama içimden gelmedi.

Ona bakmayıp kumrumu yemekle meşgul ettim kendimi. Sabah yediğim gibi yine 3 tane vardı içinde. "Amcamın evliliğine kadar biliyorken benle ilgili bir şeye bakmadınız öyle mi?"

"Çınar biliyor onları." Barkın bana döndü. "Bizim bir bilgimiz yok sizin hakkınızda."

Bakışlarım onlara döndü. "O zaman cevabım, size ne."

"Bizim hakkımızda bir şeyler biliyorsun. Sende bize aileni söyle." Baran'ın dediklerini alaya aldım. "Benim sizin hakkınızda bir şeyler bilmem sizin patavatsızlığınızdı. Benim içirde olmama rağmen bağırarak konuşursanız tabii ki bir şeyler öğrenirdim."

Onlara bir şey anlatmamı mı bekliyordu?

Alp'in kısık gülme sesi geldiğinde oturduğu yerden ayağa kalkarak kendi kaldığı odaya gitti. Baran'ın bakışlarını üstümde hissediyordum ama ona dönmedim. Buradan sonrası sessiz geçerken ben önümdeki kumruları bitirmiştim. Kumru denildiğinde benim için akan sular dururdu. Elimdeki son kumruyu birkaç yudumda bitirip çöpünü poşetle buruşturdum. Çöpü elime alarak ayaklandığımda mutfağa adımladım. "Tezgahın üstüne bırak."

Barkın'ın dediği gibi çöpü tezgahın üstüne bıraktığımda ikisine de bakmadan kaldığım odaya gittim.

Kehribar'ımı özlemiştim ben. Evimi özlemiştim. Amcamı özlemiştim.

Özleyebileceğim herkesi özlemiştim.

Düne göre daha sıcak olan odada da yatağın üstüne duvar köşesine geçerek bacaklarımı kendime çektim. Bugün amcamların boşanma davası vardı ve yüksek ihtimalle bu ertelenmişti. Bu ertelenince de yengem abilerine haber ulaştırmanın yolunu bulmuş olmalıydı. Abileri onların boşanmalarına izin vermeyip tehdit edeceklerdi ve Çınar'ın da dediği gibi kullanılacak kişi bendim.

Amcamla aramızdaki bağ sıradan bir amca-yeğen bağı değildi. Anasızlığıma ana babasızlığıma baba olmaya çalışmıştı. Arkadaşım olmadığı dönemlerde abuk subuk şakalar yaparak arkadaşımmış gibi davranırdı. Ayrı eve çıkmak istediğimi söylediğimde yengemi evden ayırmıştı, sırf ben onun yanında kalayım diye. Ben ona çok şey borçluydum ve amcam bunu düşünmemi istemiyordu.

Ne yaparsa yapsın yarın onun daha fazlasını yapardı.

Nefesimi dışarı vererek kafamı kendime çektiğim dizlerimin üstüne koydum. "Gerçekten de berbat bir hayat yaşıyorsun Nev." Gözlerimi yumdum ama uyumak için değil düşünmek için. "Hatta berbattan da öte."

Rahat edemiyordum ben burada.

...

Yanımda saatim yoktu veya ne kadar süre geçtiğini bilebilceğim bir alet. Başımı dizlerime koyduğumdan beri içimden saniyeleri ve dakikaları sayıyordum. Yanlış hesaplama yapmamışsam tam 2 saat 21 dakika olmuştu.

Zaman beklemeden geçiyordu ama ben olduğum yerde kalmış, hiçbir şey yapamıyordum. Çınar ne yaptı bilmiyorum ama hâlâ gelmemişti. Yüksek ihtimalle amcamla birbirlerine girmişlerdi.

İçerdekilerden de ses soluk yoktu. Kimin nerede olduğunu veya ne yaptığı hakkında ufacık bir fikrim yoktu. Onların da benim ne yaptığım hakkında bir fikirleri olduğunu düşünmüyordum. Yani eğer odaya kamera koymamışlarsa fikirleri olmazdı.

O kadar da yapmazlar herhalde.

Dışarıda sağanak yağmur başlamışken bulunduğum oda çok daha soğuktu. Yorganı kendime sarmamışım gibi kollarımı da birbirine dolamıştım.

Çakan şimşek ile iç çeker gibi ofladım. "Düştüğüm duruma bak ya. Kaçırıldığım yerde bile canım sıkılıyor." Böyle kaçırılmak olur muydu ya?

Kendi kendime söylendiğimde içeriden gelen kırılma sesi ile bakışlarım kapıyı buldu. "Bunlarda sakat çıktı. Bir eşyaya sahip çıkamıyo-" ışıkların da kesilmesi ile sözüm yarıda kaldığında güzel bir küfür ettim.

Gerçekten miydi yani?

Karanlıktan korkmuyordum ama böcek fobim yüzünden karanlıkta kalamıyordum. Çok değil 2 sene önce gördüğüm bir kâbus karanlığa bile küstürmüştü beni. O karanlık içinde böcekler tarafından tacize uğruyordum ve göremediğim için bir bokta yapamıyordum.

Bunun gibi birçok boktan rüyalarım vardı. Gördüğüm rüyaların hepsi çok saçmaydı ama içimde bir yerlerde de yabancı gibi hissettirmiyorlardı. Kabuslarla bile dost olmuş gibiydim.

Aklıma gelen düşünceler ile huylanarak iki gündür değiştirmediğim çoraplarla yere basarak ayaklandım. İki saniye sürmeden odanın kapısını açıp çıktığımda elinde flaşla mum yakan Alp ile karşılaşmıştım.

Bakışları bana dönerken benim bakışlarım da ondaydı. "Ne yapıyorsun bu saate kadar?"

Flaşı sayesinde önümü görerek oturma alanına doğru ilerledim. "Hiçbir şey. Öylece oturuyordum."

Mumu yakıp flaşı kapattığında bu salaklığına göz devirdim yani flaşla kalsa olmaz mıydı? "Canın sıkılmıyor muydu?"

"Canım sıkılsa ne yapacaksın, çengi mi çağıracaksın bana?" Alayla konuştuğumda o da alayla güldü.

Elindeki mumla tezgahın kenarına yaslandı. "Yok. Senin canının sıkıldığını düşünerek kendim için daha eğlenceli şeyler yapmayı düşünüyordum." Bu dediğine istemsizce gülümseyerek kafamı salladım.

"Ne güzel. Sıkıldığımı öğrendiğine göre şimdi kendine çengi çağırabilirsin. Güzel eğlendirirler seni." Korkmama rağmen arkamı dönerek odaya geri ilerledim ama tekrardan konuşması ile adımlarım durdu.

"Niye odadan çıktın, şimdi neden geri gidiyorsun?"

"Sana ne."

"Yahu adam akıllı bir şey sorduk."

Dudaklarımı birbirine bastırarak kafamu yana eğdim. "Sen bana bir şey sorma. Bak sen bana bir şey sorunca bana geliyorlar."

Arkamı dönüp gidecekken tekrardan engel oldu bana. "Neva ciddi soruyorum bir şey olduysa söyle. İhtiyacın olan bir şey mi var?" Sesindeki ciddiyetlik yutkunmamı sağladığında ona olan bakışlarım boş gibiydi.

Sabahki Alp ile şimdi ki Alp ile arasındaki fark neydi?

Yüksek taburelerin birine oturdu. Yanında bulunduğum koltuğun yan kısmına oturup ona baktım. "Söylesem yerine getirecek misin?"

Kafasını yana eğdi. "Yapmayacaksam neden sorayım? Tamam bazı piçlikler yapmış olabilirim ama o kadar da vicdansız değilim." Bakışlarım görüyor mu bilmiyorum ama gözleri direkt gözlerime bakıyordu. "Kardeşimle adaşsın Neva. Tamam her ne kadar sinirli olsam da bende de kalp var."

Bu sefer gözlerimdeki şüpheyi kırdım. En fazla ne yapabilirdi ki? "Sadece ışık." Aklıma böcekler geldiğinde vücudumu titreme dalgası ele geçirdi. Bu titreme evin soğukluğundan da meydana geliyordu. Burası çok soğumuştu ve ben çok üşüyordum.

Bakışlarım masadaki muma çarptığında o da muma bakmıştı. Dışarıdaki yağmur şiddetini arttırmaya başlayınca sesler de artmıştı. Bizim sesimize dışarıdaki sesler de karışıyordu. Barkın ve Baran yüksek ihtimalle uyuyorlardı çünkü hâlâ kimse kalkıp gelmemişti. Zaten o kadar sesli de konuşmuyorduk.

"Karanlıktan mı korkuyorsun?" Merak dolu sesine kafamı iki yana salladım. Koltukla onun oturduğu yerde fazla bir mesafe olmadığı için mum ikimizin de yüzünü aydınlatıyordu.

"Karanlıkta durmak istemiyorum."

İnatlaştı. "Yani korkuyorsun."

"Korkmuyorum." Ters bakışlarımı ona diktim. "Kaçırıldığım yerde karanlıkta durmak tercihim değil tamam mı? O yüzden ışık istiyorum." Korksam ortalığı ayağa kaldırmıştım çoktan.

Bakışlarına ne yüklendi bilmiyorum ama elini muma attı. Bana vereceğini zannederken mumu üflüyerek söndürmesi ise kısa süreli gözlerim kapanmıştı. "O zaman kaçırıldığın yerde karanlıkta kalmalısın. Canım öyle istiyor."

Nefesimi ağırca dışarı bıraktım. Yere değen bacaklarımı kendime çektim istemsizce. "Senin benimle derdin ne?" Konuşacağını tahmin ederek ondan önce konuştum. "Hep böyle iğrenç misin yoksa bana mı özel?" Durdum. "Yada hep böyle düşüncesiz ve acımasız pisliğin teki misin?"

"Acımasız olsam şuan yüzün kandan geçilmezdi."

"Bunu düşünmek bile acımasız olduğunun kanıtı değil mi sence?" Bir süre sessiz kaldı. Dışarıdaki yağmur sesleri artarken bende sessizliği korudum. Ara sıra dışarıda şimşek çakması ile içersi aydınlanıyordu ama kısa süre. O konuşmayınca ben devam ettim. "Bu sessizliği bir doğrulama olarak kabul ediyorum."

Ayağa kalkmadım. Yere basmak şuan benim için çok zordu. Onun kalkıp gitmesini bekledim ama gitmedi. "Seninle bir derdim yok benim. Kaçırdığım kıza abimler gibi iyi davranmak benlik değil."

"Hiçbir şey yapmayadabilirsin."

Sesindeki gülünçlüğü hissettim. "O da benim bünyeme ters."

Dudaklarımla bir gülümseme meydana geldi. "Senin bünyeni sikeyim." Durdum ve devam ettim. "Şu ışığı aç odama gidicem."

Sesimi yükseltmiştim o da bunu farketmiş gibi güldü. "Tekrar karanlıkta kalacaksın, o zaman ne olcak?"

"Sana ne piç kurusu, sana ne!"

Sustu ama bu kısa süreli suskunluktu. "Yardım etmeye çalışıyorum."

"Senin yardımın dalga geçmektir anca. Başka türlüsü çıkmaz senden." Karanlıktan dolayı yüzümü buruşturduğumu görmemişti.

Tekrardan şimşek çaktığında yüzünü görmüştüm. Gerçekten fazla alaylı bakıyordu. "Saf su gibiyim değil mi? Bakan direkt anlıyor." Vücudum huylandığı için elimi belime atarak ovuşturdum. Karanlıkta görmediğim için başıma gelebilecek şeyler huylandırıyordu beni. En çok hangi düşüncenin huylandırdığını söylemeye gerek yoktu bence.

"İğrençsin." Ayağımı kendime daha çok çektim. Belimin huylanmasından dolayı koltuğa yaslandım. "O kadar safsın ki sana baktığımda çamurlu su görüyorum direkt." Ayak parmaklarımı sıktım kendime hakim olmak için. "Şimdi bir damla temiz su girmesini sağla ve şu ışığı aç."

Kollarını tezgaha yasladığını çıkan sesten anladım. "Sen gerçekten korkuyorsun. Ee bu çok güzel, ne zaman ağlarsın?" Ne zaman ağlarım?

Gerçekten benim ağlamamı mı istiyordu? Daha mı iyi olacaktı yoksa içindeki üzüntüyü böyle mi çıkaracaktı? "Korkudan ağlamamı istiyorsun yani." Bunu ona onaylatmadım. "Kardeşim kardeşim diyorsun ama kardeşin yaşındaki kızın korkmasına sebep olmak hoşuna gidiyor. Söylesene nasıl abisin sen?"

Sanki evren birbirimizin yüzünü görüp iyice kinlenmemizi istediği için ışıklar şuan gelmişti. Dışarıda üst üste gök gürledi. "Amcama 'adam yetim bize acımış' diyip kızabiliyorsun ama sende yetim olmana rağmen amcam kadar vicdana sahip değilsin." Biraz ileri çıktım. "Kardeşinle adaşım diye onun acısını benden çıkartıyorsun. Neva'nın nerede olduğunu bilmiyorsun ve onun yaşadığını tahmin ettiğin her şeyi bana yaşatma çabasındasın."

Bundan sonraki sözü net ve sinirli oldu. Yüzü kasılırken dediklerim siniriyle çok oynamıştı. "Kardeşimin adını ağzına alma."

Bana gülümsediği gibi itici şekilde gülümsedim ona. "Kendi adımı ağzıma alırken sana sormayacağım." Işıkların gelmesi ile ona fark ettirmeden gözlerimle etrafı kontrol ettim. Sıkmaktan uyuşan ayak parmaklarımı serbest bıraktım. Koltuktan kalktım. "Şimdi sana iyi geceler dilerim." Umarım gecelerin berbat geçer Alp.

Arkamı dönüp vücudumun titremesini engelleyerek yürüdüm. Ev dağ başında olduğu için çok fazla soğuktu. Birde ben her hava da üşüdüğüm için beni daha çok etkiliyordu bu soğukluk. O üşüdüğümü anladı mı bilmiyorum ama birkaç ses hışırtısından onun sesi gelmemişti.

Kapıyı arkamdan kapatarak yorganın içine girdim. Sırtımı yastığa vererek bacaklarımı kendime çektim. Üstümdeki yorgana sıkıca sarılarak titrememin dinmesini bekledim. Getçekten burası çok soğuktu ve ben soğuktan ölecektim.

Ya da ölmeyecektim. Kapının açılmasından sonra çıkan ses vücudumun her bir zerresini rahatlatmıştı.

Bu adamı çok seviyordum. En savunmasız anlarımı hisseder gibi karşıma çıkmasını ise daha çok seviyordum.

Bittii.

Bölüm hakkındaki yorumlarınızı alayımm ve nasılsınız canlarrr???? Umarım iyisinizdirr.

Yani Alp'i gerçekten nasıl toparlayacağımı bilmiyorum ama biz iyi dedik. Kudursun biraz kendisi. Belediye çöpcüsü.

İlk bölümlerde diyebileceğim pek bir şey yok aslında. Kendinize çoook dikkat ediinnn. Allah'a emanetsinizzz🫶🏻💕

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.