NEVA kitap kapağı

1. bölüm / 11

NEVA

1. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Yarınlardan Biri

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 11Şu an: 1. Bölüm

Bismillah diyerek başlayalıımm🫶🏻💕

...

03.10.2026

Neva wattpadde yayınladığım bir kurgum, yayınladığım başka bir kurgumu da kitappade yüklemiştim. Oranın kullanılışı zoruma geldiği için Neva için buradan devam etme karatı aldımm. Buradaki yazılanların hepsii wattpadden yazdıklarım canlarr.

İnsanlar kendi yollarını okullarda öğrendikleri ile değil hayatta yaşadıkları ile çizerdi. Yaşanmışlıkların bizi var ettiğini düşünürdüm çünkü insan denemediği bir şeyden vazgeçmezdi. Merak edersin, denersin, canın acır ve o yoldan sapar yeni yol çizersin kendine.

Ve o yol genelde en güvenli yol olurdu. Zorluklar devam eder ama başka yola sapma sebebin kadar canın acımazdı.

Hayatımda sevdiğim veya değer tek tük şeyler vardı. Amcam, saçlarım, Kehribar ve kumru. Saçlarımın uzunluğunu seviyordum kendisine ise aşıktım. Amcam ve Kehribar hayatımda olan tek ailemdi. Kumru ise aşık olduğum tek yemek olabilirdi. 1 haftanın her gününde de önüme kumru koysanız yerdim.

Ben Neva. İsmimin anlamı ahenk ve melodi gibi zarif anlamlalara gelirdi ama bir melodinin ardından ona eşlik edecek başka bir melodi yoksa o beste yarım kalırdı. Ve ben yanımda bana eşlik edecek birisi yoktu... en azından şuanlık.

Ailemin beni terk etmesi ve amcamın benim velayetimi alması ile yapayalnız kalmıştım. Amcamın velayetimi alması sadece hukuki işlemler içindi çünkü yine tek başımaydım.

Amcamın dediğine göre 10 yaşında terk edilmiş ve mahkeme kararı ile amcamlara verilmiş bir kızdım. 3 yıl amcamlar bana bakmışlardı ama 13 yaşında terk edildiğim yere dönmüş ve tek başıma yaşamaya başlamıştım. Yengemin boş muhabbetlerini ve bitmek bilmeyen egosu bir süre sonra "yeter artık" dedirtmişti. İşin anormal yanı gerçek bir evlilik yaşıyorlarmış gibi günlük dozunu benden çıkarmasıydı.

Amcam bir ara Zeynep denilen sahte eşini sinirlenip evden kovmaya kalkışsa da ben bir şekilde engel olmuştum çünkü işin derinliği çok kötüydü.

Onun dışında yaşım her ne kadar ideal olsa da kendime bakabilmiştim.

Şuan ise 16 yaşında lise öğrencisi bir kızdım. 3 yıl boyunca birçok çıkma teklifi almıştım çünkü gözlerim baktıkça bakılacak bir renkteydi. Evet çıkma tekliflerinin bütün sebebi buydu. Gözlerime aldığım iltifatların haddi hesabı yoktu hatta sırf bu yüzden bir gün sevilirsem gözlerimden ötürü sevildiğimi düşünürdüm.

Yani beni sevdiğini söyleyenlere inanmazdım.

Bulunduğumuz konferans salonunda şarkı yarışmasına katılanları dinliyorduk. Bir yanımda Eylül oturuyordu diğer yanım boştu. Eylül. Lise başından beri yanımda olan ve asla ayrılmayan tek arkadaşımdı. Onun dışında yanımıza birçok kişi girmişti ve hepsi de çıkmıştı. Ayrıca sadece lise arkadaşım değil her konuda tek arkadaşımdı. Bende onun için öyleydim.

Doğuştan gelen, güneşe çıktığında parlayan sarı saçları vardı. Bu onu daha öne çıkarırken mavi ve yeşil karışımı gözleri işi bitiriyordu. Mükemmelliğine mükemmellik katmış gibiydi.

Her haliyle kusursuz bir kızdı.

"Aslında hepsinin sesi birbirine çok benziyor." Yüzünü bile ilk defa gördüğüm çocuğun sahneden inişini izlerken Eylül'ün yorumuna hak verdim. Hepsinin sesi birbirlerinin benzeriydi.

Ona doğru yaklaştım. "Çünkü hepsinin sesinde tek bir kusur var, o da hissetmemeleri. Söyleyeyim de kurtulayım kafasındalar." Her zaman yüksek çıkan sesimi alkış seslerinden dolayı daha da yükseltmek zorunda kalmıştım.

Beni onaylayan birkaç mırıltı çıkardıktan sonra görevli öğrencinin söylediği başka bir isimle nefesimi dışarı bıraktım. "Şimdi ise 12/D sınıfından Sarp Ayaz'ı sahneye çağırıyoruz."

Sarp Ayaz.

İsminin anlamını nasıl bu kadar iyi taşıdığını bilmediğim çocuk sahneye çıkarken gözlerim sadece onu süzüyordu. İlk ismi gibi sert ve soğukluğunu korurken insanların onu aşmak için çıktıkları yolları ikinci ismiyle geri ittiriyordu. Aslında duvarlarını çıkan kızları ayazıyla ittirmesi mükemmel bir şeydi. Tek sorun benim bile aşamayacağım duvarlar örmesiydi.

Daha hiç konuşmamız olmamıza rağmen denemeyecek kadar emindim.

"Kulaklarını kapatmalısın bence." Çünkü alkış sesleri tavan yapacaktı. Eylül'e tebessüm etmekle yetindim. Ayaz'ın bakışları oturduğu yerden etrafta gezindiğinde salise kadar bir süreyle göz göze geldik.

Yani kendi kehribar gözlerini gördüğünü düşünürsek benim gözlerimin onun için pek bir anlamı yoktu.

Elindeki gitarı çalmaya başlayıp nakarata girdiğinde bakışlarım ondaydı. Eşsiz sesi konferans salonunu doldurmaya başladığında kimseden ses çıkmıyordu çünkü kendisi gibi sesi de eşsizdi. Dinledikçe bağımlısı olacak bir sesi vardı.

İsmi Sarp'tı ama benim için Ayaz'dı. Etrafındaki kimse ona Ayaz demezdi; arkadaşları, hocaları, etrafında pervane olanlar ve ailesi. Nedenini bilmediğim şekilde kendisine Ayaz dedirtmiyordu. Sadece Sarp denilmesini istiyordu ve ben ısrarla Ayaz diye tutturuyordum.

"Şu hoşlantın ne zaman ortaya çıkacak acaba?" Eylül'ün dedikleri ile Ayaz'dan gözlerimi çektim. O hâlâ Ayaz'a bakıyordu ama benim ona baktığımı fark edince bana döndü. "Öyle bakma, bir ömür boyunca gizli kalmaz bu."

Tekrardan Ayaz'a döndüm. "O günü gözüm kapalı bekliyorum. Hatta beklemiyorum bile. Öyle bir şey olursa ondan önce bütün okulun haberi olur."

Buna sesli şekilde güldü. "Okulun tek crushı bu çocuk. Herkese yayılır tabii ki. Ama sende takmazsın."

Hâlâ bana bakan gözlerini üstümden çekmedi. "Tabii canım. Bütün gözler üstümdeyken ben elimi kolumu sallaya sallaya dolaşacağım etrafta." Üstümdeki anlamsız bakışlardan gerçekten nefret ediyordum.

Ayaz'a, Eylül'ün dediği gibi sırılsıklam aşık değildim hatta belki sevmiyordum da. Ufak bir hoşlantıydı ona bahsetmiştim ve o kafasında kurarak roman yazmıştı. "Ne güzel işte belki ankastreni -anksiyete- yenersin."

Baygın bakışlarımı yanımdaki Eylül'e çevirdim. "Ankastrem yok benim. Ayrıca onu da sevmiyorum ben. Her şeyi abarttığın gibi bunu da abarttın."

Baygın bakışlarıma aynı şekilde karşılık verdi. "Ama abarttığımı düşündüğün her şey de gerçek çıktı." Kendinden emin şekilde gülerek göz kıprtı. "Yani aşkım, günü geldiğinde onu sevdiğini fark edersen Eylül demedi deme."

Aldığım yanıtla dudaklarımı birbirine bastırarak önüme döndüm. Tamam, gerçekten doğru çıkıyor olabilirdi ama ben duygularımı bilecek birisiydim.

Bakışlarım sahnedeki bedene kaydığında onu boş verdim. Söylediği şarkıyı kısa kesti. Elindeki gitarı yerine bıraktı ve çıktığı yeri geri inerek en öndeki yerine oturdu. Etraftaki alkış seslerinden dolayı kulaklarımı kapatmamak için kendimi zorladım.

Görevli öğrencinin sahneye çıkıp konuşması ile sesler azalırken bu saatten sonrası daha hızlı ilerlemişti. Yarışmanın kazananı belliydi, her yıl olduğu gibi yine Ayaz kazanacaktı. Yarışma sonunda okul müdürünün gelmesini bekledik. Bu bekleme süresi uzun sürdüğü için etraftaki uğultular artmıştı, Eylül ve benim sessizliğim sürürkek sahneye müdürden başka 2 erkeğin daha çıkması ile etraf sessizleşmişti.

Müdür önde mikrofon başındayken diğer 3'ü müdür beyin arkasındaydı. "Hepinize merhaba gençler." Her zamanki konuşma şekline alışık olduğum için hiç şaşırmadım. "Her yıl yaptığımız müzik yarışmasının kazananını bu sefer ben değil." Eliyle arkasında duran adamları gösterdi. "Uzun zamandır tanıdığım olan arkadaşlarımın açıklamasını istiyorum."

Adamların ikisi de sert yüzünden ödün vermiyordu. Çatık kaşları, dudaklarının tek bir çizgide birleşmesi, iğrenç yüzleri ve delici bakışları. Hepsi bir erkekte nefret ettiğim şeyler arasındaydı.

Bizim müdür nasıl bunlarla arkadaş edinmişti?

Birisi etrafta bakışlarını gezdirirken birisini arıyor gibiydi. Siyah saçlarının yanında koyu göz rengine sahipti. Sakallarından bahsetmiyorum bile. Bakım nedir bilmiyor muydu bu? "Dağa aşık olmak bu adama aşık olmaktan bin kat daha iyidir." Eylül'ün konuşmasına hak verdim. "Tipe bak mafya adamı bile daha özenli çıkar karşımıza."

Arkamızda oturup konuşmalarımıza kulak misafiri olan Yiğit bize yaklaştı. "Bence bizi boka benzettiği için gerek duymamış karşımıza çıkmaya."

Yanındaki ikizi Yeliz, Yiğit'i geriye çektiğinde saçma düşüncesinden dolayı tartışmaya girmişti. Eylül ile kısa bir bakışma geçirip sahneye döndüğümde mikrofonu kumral olan adamın aldığını görmüştüm.

Ona bir şey demeyip mikrofonu alan adama baktım. Bu adamın mavi gözlüden daha büyük olduğu farkedilebilirdi. Sadece hiçbir şekilde belli etmediğinden dikkat çekmiyordu. Kahve-siyah saç karışımı ve koyu renk göze sahipti. Yaşı yine 20'lerdeydi ama diğerinden daha büyük olduğu aşikardı.

Mikrofonu alan adam müdüre kısa ve kuru teşekkürünü ilettikten sonra elindeki zarfı açmadı. Aksine kazananı belirlemek için başka birisini çağırdı. Okul temsilcisi. Yani beni.

Eylül'ün şaşkın ama bir o kadarda heyecanlı bakışları bana dönerken benim nerede oturduğumu bilen birkaç kişi daha bana dönmüştü. 3 yıl. 3 yıldır hiçbir şey yapmadığımız için okul temsilcisi olmayı kabul ediyordum. Bu da nereden çıktı?

Bu adamlar kafayı mı yemişlerdi? Kendileri sunamıyorlar mıydı?

"Seni çağırıyorlar kızım kalksana!" Eylül heyecanla kolumu cimciklediğinde kaşlarımı çattım.

"Oraya çıkacak kadar delirmedim." Beni göz hapsine alan adama baktım. "Okul temsilcisi olmama rağmen bir vasfım yok. Çıkıp oraya millete ödülünü vermem."

"Temsilcimiz biraz fazla utangaç sanırsam." Adam alaylı sesiyle tekrar konuştuğunda mavi gözlerimi onun iğrenç gözlerine diktim. Gerçekten de gözleri kötüydü.

Eylül adama bakıp geri bana döndü. "Eline güzel bir fırsat geçti işte. Kalk hadi."

Kafamı iki yana salladım. "Bu fırsat değil, ölüm fermanımı imzalamak."

Müdür öne çıktığında beni kaldıran adama bir şeyler dedi ama adam daha inatçı çıktığı için onu reddetti. "İlk görevi bu olur o zaman."

Eylül beni tutup kaldırdı. "Çok nazlısın." Ben miydim nazlı?

Ayağa kalktığımdan bütün bakışlar beni bulurken etraftaki sessizlik sağır edici şekildeydi. Mavi gözlü adamın bakışları oraya ilerleyene kadar üstümden ayrılmamıştı. Sahneye çıkmak için Ayaz'ın önünden geçerken o tarafa hiç bakmadım.

Hem mavi gözlü adamın hemde Ayaz'ın bakışları beni takip ediyordu ben ise takmamaya çalışıyordum. Sahneye çıkmak için basamakları teker teker çıktım. Mikrofonlu adama doğru ilerlerken ters bakışlarım onun üstündeydi. "Bunu yapma sebebin var diye hissediyorum."

Sesimiz sadece bizim aramızda kalırken dudağının köşesi itici şekilde kıvrıldı. "Sadece bir kere de olsa görev sahibi ol istedim." Mikrofonu elinden alırken yavaşca gülümsedim.

"Keşke istemeseydiniz." Mikrofonu elime aldığımda adamın uzattığı zarfı diğer elime aldım. Zarfa bakmadan karşımdakilere baktığımda bakışlarım direkt Eylül'ü bulmuştu. Gülümseyip göz kırptığında içim rahatlamak yerine daha huzursuzlaşmıştı.

Tahminimce mavi gözlü adam konuştu. "Bakalım bunda da o kadar iyi misin?" Ne kadar iyiyim? Ne demek istemişti?

Kafamı yavaşça çevirerek ona döndüğümde bakışları boş ve sertti. Kimdi bunlar, beni tanıyorlar mıydı ve tanıyorlarsa nerden tanıyorlardı?

Elimdeki zarfı açmak için hareketlendiğimde mikrofona doğru konuştum. "Çok ani olduğu için bir şey demeyeceğim açıkcası." Yarışma kazananın Ayaz olduğunu bildiğim için ona bakmak istedim ama bunu göz ardı ettim.
Zarfı umursamadan yırtıp açtığımda görmeyi beklediğim isme baktım. Sarp Ayaz.

Hafifçe öksürüp kafamı kaldırdım. "Ayaz." Bakışlarımı ona çevirdim. "Bu yılın müzik yarışması kazananı yeniden Sarp Ayaz." Etrafta yüksek bir alkış tufanı koptuğunda zarfı bie kenara bıraktım. Mikrofonu elimde tutarken onun buraya gelmesini izledim.

Yanımdaki mavi gözlü olan konuştu. "Yeniden mi?"

Ona baktım. "3 yıldır o kazanan kişi oluyor. Eşsiz bir sesi var."

Adamın bakışları Ayaz'ı takip ediyordu. Bende ona baktım. Müdürün yanına gelmişti. "Bunu çok seviyor gibisin."

"Sadece herkes gibi sesini beğeniyorum." Sadece geçen yılın sonundan beri ondan hoşlanmaya başlamıştım.

Müdür bize baktığında yanına beni çağırdı. "Madem açıklamayı sen yaptın, ödülü vermekte sana düşer kızım." Her seneki gibi bir müzik aleti beklerken bu sefer gitar şeklinde bir kupa ile şaşırmadığım söylenemezdi.

Özel okul olmanın özelliği miydi bu?

Müdür kupayı bana teslim ettiğinde ben yutkundum. Ayaz'a doğru adımladığımda bakışlarımız kesişti. Gözleri çok güzeldi. Tam güneşi andırıyordu.

Yanına geldiğimde kupayı direkt ona uzattım. "Tebrik ederim." Ayaz kupaya bir kez bile bakmadı. Elimdeki kupayı aldı ve kafasını salladı. Oturanlara doğru döndüğünde bende onlara taraf dönmüştüm.

Ayaz'ın yanına müdür, müdürün yanına büyük dediğim adam benim yanıma ise mavi gözlü adam geldiğinde birkaç fotoğraf ile olayı kapatmıştık. Müdürün konuşmasını bile dinlemeden sahneden indiğimde yerime gitmek yerine salonu terk ettim. Bu sırada arkamdan bana baktığını hissettiğim 2 çift göze bakmadım.

Onlar ayrı deliydi zaten.

Büyük salondan çıktığım gibi kendimi karşıda bulunan tuvaletlerin birine attım. Uzun saçlarımı üstten bağlayıp su ile boynumu ıslattım. Ben neden oraya çıkmıştım ki?

Kendimi bildim bileli kalabalık ilgimi çekmemişti. Çok gürültülü ortamları sevmezdim ve oradan uzaklaşırdım. Herkesin gözünün önünde olmayı da sevmezdim, tek tük kişi yeterdi bana. Bunun sebebini hep tek başıma yaşıyor olmama yorardım. Sessiz ortamlarda duramazdım ama çok sesli ortamlardan da nefret ederdim.

Ne olduğu belirsiz bir kişiliğim vardı yani.

"Teşekkür ederim." Tuvaletin kapısından bir ses geldiğinde bakışlarım aynadan orayı buldu. Az önce yan yana bulunduğumuz kişi şimdi içeri girmiş elini yıkarken ben ona bakıyordum.

"Senin ne işin var burada?" Neden aynı yerdeydik biz?

Bana bakmadı. Elini sabunlamaya devam etti sadece. "Burası daha yeni. Pek kullanan olmaz diye ayrım yapmamışlar." Konferans salonu okulun içinde değil ayrı bir binanın içindeydi.

Ona bakmayı kesip bende elimi yıkamaya başladım. Bakışlarım ara sıra ona kayarken o bu tarafa bakmıyordu. Dilimle kuru dudaklarımı ıslattım. "Müzik kursuna gittin mi hiç?" Suyu kapatarak doğruldum. Sırtımı mermere yaslarken ona dönmüştüm. "Sesin için bir şey demiyorum ama çok güzel çalışıyorsun."

Bakışları kısa süreliğine bana çarptı. "Gitmedim."

"Kendin mi öğrendin?"

"Hayır." Sanırım evin tek çocuğuydu.

Dudaklarımı birbirine bastırarak ağırca kafamı salladım. Bir şey demeyeceğini bildiğim için o elini peçetelere atarken ben lavabodan çıkmak için adımladım. O beni engellemeseydi çıkıyordum da. "Bu arada ismim Ayaz değil, Sarp."

Onun ismini açıklarken Ayaz dememe değindiğinde arkamı tekrardan dönerek ona baktım. "Ayaz ismin çok daha güzel."

"İsmim Sarp, Ayaz değil." Elindeki peçeteyi çöpe atarak bana yaklaştı. "Umarım bunu tek seferde öğrenirsin." Tehdit.

Kafamı yana eğerek hafifçe gülümsedim. "İsmini Ayaz yapmayı dene Ayaz. Belki zamanla alışırsın."

Boş bakışlarını görmezden gelerek ilk ben çıktım oradan. Yok ben bundan hoşlanmış olamazdım.

Bence kararlarımı gözden geçirmem gerekiyordu.

...

"Hiç mi bir şey demedi yani?"

Yanımda benimle birlikte kantine ilerleyen Eylül'e baktım. "Çocuk konuşmayı bilmiyor diyorum sana. Hani sanki yurt dışından gelmiş gibi, kelimeler var ama cümle yok."

Eylül ellerini üstüne giydiği hırkasının ceplerine koydu. Bıkkınlıkla nefesini dışarı verdi. "Sakat bir çocuğa aşık oldun yani." Vücudunu bana doğru döndürdü. "Senden de bunu beklerdim zaten. Mis gibi çocuklar istek atsın sen git elin cahiline aşık ol."

"Aşık değilim." Üstüne basarak konuştuğumda son katın merdivenlerini inmeye başlamıştık. "Sadece çok ufak bir hoşlantı ve bu son bulacak galiba." Onuzlarımı kaldırdım. "Ben sap gibi takılmaya devam edeceğim."

Açlıktan midem bulanmaya başlarken karnıma bir şeylerin girmesi gerekiyordu. Aksi şekilde bir yerde kusmam an meselesiydi. "Senin canın sıkılıyor bence. Olasılık çıkartıp yolda çöpe atıyorsun." Son merdivenleri hızlı hızlı indiğinde ona ayak uydurdum. Adımlarımız direkt kantini bulurken Eylül'ün konuşması ile bu yarım kalmıştı. "Şu amcan değil mi?"

Baktığı yere kafamı çevirdim. Kapının girişinde asansörlerin oraya ilerleyen amcamı farkettiğimde kaşlarım çatıldı. "Evet o, ama burada ne işi var?"

Omuzlarını silkti. "Bilmem, git bak niye gelmiş. Ben sana bir şeyler alırım." Ona dönmeyerek kafamla onayladım ve amcama doğru ilerledim.

"Amca!" Asansörün tuşuna bastıktan sonra bana dönmüştü. Hemen yanında durduğumda merakla kaşlarımı çattım. "Hayırdır beyefendi, siz buralara uğrar mıydınız?" Kim bilir en son ne zaman gelmişti?

Yüzünde hoş bir gülümseme oluşurken sorarcasına göz kırptı. "Ne demek uğrar mıydınız? Ben hep gelirim ki buralara."

"En son 2 ay önce uğramıştın."

"Nasıl böyle bir başıboşluk yaparım ben." Dudaklarını birbirine bastırdığında açıklama yaptı. "Okula yardım etmeye geldim. Burdan önce 2-3 okula daha gitmiştim." Giderdi. Yetimhaneler, okullar, hayvan barınakları.

Bu 3 yere elinden geldiği kadar yardımlarda bulunuyordu.

"O zaman bir sorun yok?" Soru sorar gibi konuştuğumda tek gözünü kırptı.

"Bir halt mı ettin hayırdır?"

Cıklayarak kafamı geriye attım. "Öyle bir şey mümkün değil. Sessiz sakince yaşıyorum ben."

Bu sefer göz devirdi. "O sessizlikten çıkmaya ne dersin?" Ciddi hale büründü. "Biraz değişik aktivitelere atıl. Okuldan falan kaç." Böyle de değişik bir adamdı yani

Konu sevmdiğim yerlere gelince bir adım geriye atarak elimi karnıma attım. "Kantine geçiyorum ben. Çıkarken bana uğrarsın."

Kafasını onaylar anlamda salladı. "Bana da bir şeyler hazırlat." Ben bu adamı ne zaman görsem açtı.

Asansörün kapısı kapanırken ben kantine geçtim. Eylül'ün bizim geçtiği yeri bulup sohbetimiz olan dayının yanına geçip amcamın yiyeceği bir şeyler söylemiştim. Arada müdür yardımcısının istediğini de söylemiştim. Sonra öğrenciye özel yapıyorlardı.

Eylül'ün yanına geçtim. "Ne olmuş?"

Bana aldığı kumrudan bir ısırık aldım. "Müdürle konuşmaya gelmiş." Belki o adamları da görürdü. Hiç normal değillerdi.

Asla vazgeçmediği karpuzlu didisinden büyük bir yudum alırken mırıldandı. "Neva'yı sosyalleştirme çabaları. Okul temsilcisinin velisi olarak konuşacak bence. Görev falan verilmesi konusunda."

Yanındaki ayrandan büyük bir yudum aldım. "Amcamın işi gücü yok benim sosyalleşmemle uğraşacak yani?" Omzumu silktim. "Benle uğraşacağına o iki mendebur suratta bir şeyler vardı, onlarla uğraşsın. Bana olan davranışları normal gelmedi."

"Tacizci?"

"Saçmalama istersen." Baygın bakışlarıma gülerek yemeğine geri döndü.

Yani eğer öyle bir durum varsa amcam onalrı görürse direkt anlardı. İnsanlar hakkındaki görüşleri ve hisleri çok kuvvetli adamdı. Gerekeni direkt yapar hatta bu durumdan bana bahsetmezdi. Hep öyle olurdu zaten. Eğer bir sıkıntı varsa amcam halleder benim kafa yormama izin vermezdi. Mükemmel bir adamdı.

Turgut. Yani amcam, karısının beni istememesine rağmen elini hiçbir zaman üstümden çekmemiş ve beni kızı olarak görmüştü. Bunu da hep bana söylerdi zaten. Evde ne kadar eşi Zeynep yengemle tartışsa bile bu değişmemişti.

Ona çok şey borçluydum.

Amcam Türkiye'nin genelinde tanınan bir iş adamıydı. Bu sebepten eli kolu uzun ve ortamlarda tanınan bir kişiliğe sahipti. Bu kişiliği sayesinde istediğini rahatlıkla yerine getirebiliyordu. Ve aslında sadece iş adamı olduğunu değil yasa dışı işlerle de uğraştığını düşünüyordum.

Tabii bu sadece bende kalıyordu.

Yine 10'lu yaşlarımın sonuna doğru geçirdiğim bir kaza ile geçmişe ait tüm kötü anılarımı unutmuştum. Tabii bu doktorun dediği şekilde ve ben buna inanmıyordum çünkü ben hiçbir şey hatırlamıyordum. Ya benim düşündüğüm gibi doktor hatalıydı ya da ben hayatımda hiç güzel şey yoktu. İnsanın geçmişinde güzel bir şey olmaz mıydı ya?

Aslında doktor iki seçenek sunmuştu. Ya %90 bir kısmı unutup geri kalanını tek tük hatırlayacaktım ya da sadece kötü anılarımı unutacaktı. Ve ben ikincisine inanmak istiyordum çünkü sadece kötü anılarım yoktu. Mutlu anlarım ise tek tük hatırlıyordum. Çok silik şekilde.

Eylül ile genel bir sohbete girdiğimizde geçen gün başına gelenleri anlatmaya koyulmuştu. Ben ağzımdaki muhteşem tatla aşk yaşarken bir yandan onu dinliyordum. "Şimdi bu adam sana sapık diyerek üstüne mi uyudu?"

Kafasını onaylarcasına salladığında ben kaşlarımı çattım. "Ee yapıştıraydın ya bir tane. Üstüne yürümek neymiş öğrensin beyefendi."

"Sana diyorum ki adam deli. Zaten hemen sonra kardeşi geldi adamın."

"Zahmet etmiş artık." Eylüldeki sabır kimsede yoktu.

Tam ağzını açıp bir şey diyecekti amcamın sesiyle bakışlarım kantine giren amcamı bulmuştu. "Biraz fazla sinirli değil mi sence?" Eylül'ün mırıldanamasına karşılık verdim.

"Bir bok mu yedik biz?"

"Yediğimiz tek bok tarih dersinden kaçmaktı." Ondanda amcamın haberi vardı.

Adımları bize doğru aceleciydi. Yanımıza geldiğinde ilk ben konuştum. "İyi misin ya? Noldu?"

Eliyle masayı gösterdi. "Bir şey olmadı ya. Müdürünüz dellenmiş yardım falan kabul etmiyormuş artık."

Eylül mırıldandı. "Başka okullara yardıma bulunursun sende Turgut amca." Evet yanş okul mu kalmamıştı?

Amcam sıkıntılı bir soluk bırakarak kalkmamı işaret etti bana. "Öyle değil işte. Okula yetimhaneden gelen burslu 100'e yakın öğrenci var. Onlara yardım etmemeyi tercih etmiş beyefendi. Onunla tartıştık." Bana baktı. "Sende eşyalarını falan al. Derslerini boşmuş çıkalım."

"Abi ben?" Eylül mahsun bakışlarını amcama dikti. "Beni de alın, lütfen."

Amcam histerikçe gülerek kalktı. "Gel sende. O kuduz hocalarınız izin vermezse kaçırırız seni de."

Eylül gülerek ayaklandığında masadaki kumrumu alarak amcama döndüm. "Kantinden yemeğini al." Kafasını sallayarak kantine ilerlediğinde biz Eylül ile kantin çıkışına doğru ilerlemiştik.

Bu sırada amcamın kantinci ile olan kavga sesleri kulağımıza geliyordu. Kantinci müdür yardımcısının diyerek vermediği yemekle amcam müdüre olan siniriyle kantinciye patlamıştı.

Amcam ne yapar ne eder o yardımı yapardı.

...

"Ee anlat bakalım, ne yapacaksın şimdi?" Ayakkabılarımı çıkararak bacaklarımı kendime çektim. "Müdürün kellesi alınıyor mu?"

Amcama dönerek alayla konuştuğumda bana ters ve baygın bakışlarını yolladı. "İnsan mı öldürüyorum ben? Müdüre bir şey yapmayacağım. Çocukların kaldıkları yetimhanelere destek vereceğim."

"Hepsine ayrı ayrı mı?"

Kafasını onaylar şekilde salladı. "Hepsine ayrı ayrı. Hiçbirinin diğerlerinden bir farkı yok." Kendisi de yetimhanede büyüdüğü için bu konular kırmızı çizgisiydi.

Amcama doğru döndüm. "Adam niye yardım etmene izin vermedi ki? Normalde veriyordu."

Aklıma me gelmişse kaşlarını tekrardan çattı. "O piç okula yardıma izin veriyordu. Ben yetim öğrencilere tek yapmak isteyince götüne girdi paralar." Küfür mü? Amcamlayken pek takılmıyorduk küfür etmeye.

"İnşallah daha da çıkmaz oradan." Götünde sıkışır basur olurdu umarım.

Histerikçe güldüğünde aslında bana hak verdiğini biliyordum. "Bugün bize gel. Sabah ben okula bırakırım."

"Duymamış olayım." Arabanın kapısına yasladım sırtımı. "Ben evimde mutluyum amcacım. Kedim evimde beni bekliyor. Sen gel bana."

"Ben gelemem canım. Sen gel, bütün belgeler evde."

Cıkladım. "Almayayım ben sağol." Durdum ve göz devirerek gülümsedim. "Ayrıca inat olan ben miyim yoksa evliliğinizin sahte olmasına rağmen benle burun buruna gelen canım yengecim mi?"

Benim tek kat ve ufak bir bahçesi olan evin önünde durduğunda arkadan çantamı aldım. "O yengecinle yarın davamız var. Boşanıyoruz." Sonunda yani.

Zeynep yengem ile amcamın evliliği aşk evliliği değildi. Amcam hiçbir zaman aşık olmamıştı ve bunun hissizliği ile yaşıyordu her zaman. Yengem abilerinden kaçarak amcama sığınmıştı ve onu geri çevirememişti. O zamanlar şuanki gibi olmadığını söylerdi. Daha toydu ve aklına evlenmekten başka bir şey gelmediğini söylemişti.

Yengemin amcamı sevdiği yönündeydim her zaman onu anlayabiliyordum ve bunu amcama da söylüyordum. O da onun sevdiğini biliyordu hatta bu sebeple birçok kez kavga edip bana gelmişti ama hiçbir şey değişmemişti.

"Abileri peki?"

"Geçen hafta konuştum onlarla. Sert olsa da hallettim." Durdu ve baygın bakışlarını yolladı bana. "Öldürmedim kimseyi."

Aklımdan geçen fikri direkt anlamasına kahkaha attım. Arabanın kapısını açarak ona baktım. "Öldürsen bile bana söyleyecektin sanki." Arabadan çıkarak el salladım ona. "Bende gelicem mahkemeye. Beni de al "

Kafasını sallayarak onayladı. "Dikkat et. Bir şey olursa saat farketmiyor biliyorsun." Kafamı sallayıp elimi salladım görüşürüz dercesine.

Kapıyı kapatarak evin ufak bahçesine girdim. Adımlarım kapıyı bulurken çantamın ön gözünden evin anahtarını çıkardım tek elimle. Kapıyı açarak eve girdiğimde çantamı bir kenara atarak ayakkabılarımı çıkardım. Kapının sesiyle salondan bana doğru gelenle gülümsedim.

"Çok mu boş bıraktım ben seni?" Anahtarı da bir yere bırakıp ona doğru ilerkedim. Yere eğilip Kehribar'ı kucağıma aldım. "Mamanı yedin mi bakalım?" Mutfağa girdiğimde kabına baktım.

Sabah koyduğum mamasını bitirmişti. Tezgahın üstündeki mamayı alıp tekrardan doldurdum. "Keşke acıktığında kendi yemeğini koyabilsen." Elimi sarı tüylerine attım. "Sana bakmak istemediğimden değil. Ben yokken aç kalma diye." İki lokma alıp mama kabının başından ayrıldığında güldüm. "Acıkmamışsın ama olsun. Bir günün diğer gününü tutmayabilir ne de olsa."

Kehribar sarı renkte bir kediydi. Tüyleri uzamış olduğundan ve sürekli etrafta koşturup eğlendiği için tüyleri hep elektrikliydi. Kehribar'ı burada yaşamaya başladığım gün bana arkadaşlık etsin diye sahiplenmiştim ve o günden beri hiç sıkıntı çekmemiştim. Kedilerle her zaman iyi anlaşıyor olacaktım.

Suyu olduğu için su kabına dokunmayıp mutfaktan çıktım. Odama geçip kendime kıyafetler alıp banyoya geçtim. Duş almam lazımdı sonra ise Eylül ile konuşur dersleri tekrar ederdim.

Kısa sürede duşa girdiğimde içeriden gelen cam kırılma sesiyle derin bşr nefes aldım. Kehribar gerçek anlamda yerinde durmuyordu.

Yani umarım Kehribar yerinde durmuyordur Nevacım. İlk bölümümüzün ilk bitişi. Yani aslında ilk bölümden olaylara girmiş gibi olduk çünkü öyle olması gerkiyordu🙇🏻♀️🙇🏻♀️

Aslında fazla spoi vermedim size aklınızdan geçenleri tahmin ediyor gibiyim.

Denilcek bir şeyy yokkk bir sonraki bölğme kadar dikkatt ediinnn🫶🏻💕

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

3okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.