NEVA kitap kapağı

6. bölüm / 11

NEVA

6. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Yarınlardan Biri

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 11Şu an: 6. Bölüm

Bölüme başlamadan önce tek isteğim Neva ile empati kurmanız aşklarım. Psikolojik olarak ne hissettiğini neler düşündüğünü ve davranışlarını ona göre yorumlamanızı bekliyorum🙏🏻🙏🏻 keyifli okumalarrrr🩷🫶🏻

Önemli olan bir şeyler yapmak değildi, hiçbir zamanda olmamıştı. Bunu şuanlarda çok daha iyi anlıyordum. Kaçırıldığım kişilere gitmemi söylemesini geçtim, gitmek istemediğimi gözlerimden okurken hiçbir şey yapmayışı beni çaresiz bırakmıştı.

Önemli olan yapılan şeyin devam edilmesiydi. Ya da bunun insanın gözüne sokulmamasıydı.

İçimdeki fazlalık hissini boğazıma dizilirken gözlerimi diktiğim tavan güvende olmadığımı bas bas bağırıyordu. Ben buraya geldiğimden beri hep üşüyordum.

Saat sabahın 7'si gibiydi. Dün gece buraya nasıl geldiğimi hatırlamıyordum. Tek bildiğim Alp'in ve Baran'ın anlamsız sorularıydı. Onun dışında hiçbir şey hatırlamıyordum.

Yattığım yerden sıkılarak ayaklandım. Lavaboya kalktığım zaman gittiğim için direkt kaldığım odadan dışarı çıktım. Karşıma direkt geniş bir koridor çıktığında bütün odalar bu kattaydı. İki katlı, oldukça rahat ve geniş bir evdi.

Burayı gezmeyi aklımın ucundan bile geçirmeyerek merdivenlere ilerledim. Yarım dönüşlü merdiveni uyuşuk adımlarla inmek yerine hızlıca indim. Burada direkt hol varken karşımızda ise mutfak vardı. İçerden sesler ve güzel kokular gelen bir mutfak.

Sol taraftaki başka bir odaya göz gezdirip mutfak kapısına doğru adımladım. İçeri girmeden kapıda kaldığımda kahvaltı hazırlayan kişi Baran'dı. Sanırsam mutfakta rahat takılmayı sevdiği için kış olmasına rağmen sıfır kol giyinmişti. Kollarında dövmeler vardı ve dövmeleriyle çok çekici geliyordu göze.

Ona bir şe demeyerek gitmek için arkamı döndüm ama bu Baran'ın beni farketmesi ile gerçekleşmemişti. Elindeki tabakla arkasını döndüğünde beni farkettiği için adımları yavaşlamıştı. "Neva."

"Şimdi de abin kaçırdı. Sizin aile de bi değişik. Zarar vermeyiz diye diye insanın içine giriyorsunuz sonra iyiliğin için diyerek insan kaçırıyorsunuz." Bakışlarındaki şaşkınlık hiçbir şey bilmediğini düşündürtmüştü.

Elindeki tabağı masaya bıraktığında bana doğru döndü. "Kaçırmadık seni."

"Ödünç mü aldınız?"

"Öyle de olmadı. Sana zarar vermedik biz." Korku dolu kendisini anlatma çabasıyla kaşlarımı çattım.

Ne oluyordu?

Bir adımla kapının yanındaki masadaki sandalyenin önünde durdum. "Ama kaçırdınız."

"Yanlış bir şeydi." Alp kapıdan girerken kurduğu cümle sessizlik ve pişmanlık taşıyordu. Oysaki pişman olmayıp abuk subuk davranan kendisiydi. "Düşünmeden davranmıştık."

Boş bakışlarım onu buldu. "Davranmıştın." Onu düzelttiğimde yutkunuşunu farkettim. "Ne olmasını istiyorsunuz? Hemen yeni bir hayata başlamayı mı?" Bir kere geldiğim dünya da 3 hayat mı yaşayacaktım?

Alp kafasını iki yana salladı ama konuşan Baran oldu. "Yeni bir hayata başlamayız, istesekte başlayamayız. Devam ederiz sadece; bir arada, beraber devam ederiz."

Bakışlarım ikisinin yoğun bakışları arasında gidip gelirken Alp ayrı olarak çekingence bakıyordu.

"Neva uyandı mı?" Barkın. Tek eksik Çınar kalmıştı. Kapıdan içeri Barkın girdiğinde bakışları sağındaki bana çarptı direkt. Yüzünde hoş bir gülümseme oluştu. Gözlerim en çok Barkın'ın gözleri ile uyuşuyordu. Çınar'ın gözleri bir yeşil bir mavi renk değiştirmeseydi Çınar da diyebilirdim.

"Çok rahatsınız. Daha test bile yapılmadan bu kadar üstüme düşmeyin."

"Kaynağın kesinliği doğru olunca insan fazla önemsemiyor DNA testini." Çınar da elinde simit poşeti ile içeri girdiğinde içerisi taze taze simit kokmuştu.

Allah kahretsin ki başıma gelenler açlığıma engel değildi.

Çok pis açtım.

En ters bakışlarımı ona yolladım. "Kimmiş bu haber kaynağı?" Alayla güldüm. "Anadolu Ajansı mı?" Yani o bile bizim halimize acır işi gücü bırakırdı.

Çınar elindeki simitleri masaya bıraktığında bana kitlenmiş üçlüye döndü. "Dağılsanıza siz. Ne diye kitlendiniz kıza?"

"Özlem gideriyorlardır kendi akıllarınca." Önümdeki sandalyeye oturdum tersce. "Kimse yıllardır aradıkları kardeşini bu kadar kolay bulmuyor."

"Kolay olduğunu mu düşünüyorsun gerçekten?" Baran mırıldanarak çaydanlığın oraya gitti. Dört bardak çıkarttıktan sonra beşinciye uzanmasına izin vermedim.

"Bana çay koyma, içmem." Eli havada asılı kaldığında bir şey demedi. Elini indirip çıkardığı bardaklara çay koyarken Alp mırıldandı. "Ne içersin peki?"

Çekingen bakışlarına bakmadım. "Hiçbir şey."

"Ne demek hiçbir şey?" Alp'in sorusuna omuz silktim. "Hiçbir şey işte. Kahvaltıda bir şey içmeyi sevmem."

Ben kahvaltı bile yapmazdım ki.

Öğlen yemeği yer gibi kahvaltı niyetine de kumru yerdim ya da başka bir şey ama öyle zeytin, peynir gibi şeylerle kahvaltı yapmazdım. Gerektiği yerde yerdik tabii de kahvaltı pek tercihim olmuyordu.

"Su peki?"

Barkın'ın sorusuna da tamam demedim. "İstemiyorum." Onlara baktım. "Niye zorluyorsunuz ya? İçmem işte."

Alp bir şey demeyerek oturduğunda Çınar duvara bitişik olan koltuğa oturdu. Koltuk dediğimde ayaklı bir şey değildi. Duvara sabitli ve daha rahat bir şeydi. "Sade sade kahvaltı yapma diye uğraşıyoruz."

"Ayrıca yalan söylüyorsun." Alp'in konuşması ile Çınar'ı pek takmamıştım.

"Çok mu biliyorsun sen?" Baran, Çınar ve Barkın'ın önüne çaylarını koydu. "Yalan söylemem için bir sebep ortada."

Dikkatli bakışaları üstümdeyken rahatça konuştu. "Hâlâ yalan söylüyorsun." Merak eder şekilde bana baktı hafiften kaşları da çatılmıştı. "Seni zehirleyeceğimizi düşünüyorsan kahvaltıya da katılmaman gerekir." Bunu katılmamam için değil neden yalan söylediğimi anlamak için sormuştu.

"Katılcak mıydım sence?" Çınar konuşmaya yeltendi ama ondan önce ben konuştum. "Mantıklı düşünüyor musunuz siz? Bu ne biçim olay gözünüzü açsanıza biraz." Sesim hafif yükseldiğinde kaşlarım çatılmıştı. "Ya siz beni kaçırıyorsunuz, amcam geliyor küçüğünüzü pataklıyor size silah çekiyorlar sonra amcam bana gerçekleri anlattığında çatkapı en büyüğünüz geliyor ve bilin bakalım ne oluyor? Amcam beni terk ediyor!" En çok koyan da buydu.

"Her şey çok normalmiş gibi hiçbir boktan da bahsetmeden kahvaltı da ne içeceğimi konuşuyoruz. Ben neden kaçırıldım, kaç yaşında kaçırıldım, anam babam nerede? Hiçbir boktan haberim yok."

Alp bakışlarını benden kaçırdığında benle tek göz teması kuran Çınar'dı. O da bana net oldu. "DNA testinden önce mi sonra mı öğrenmek istersin her şeyi?"

"Şimdi." Testin sonucunu biliyordum zaten.

Bok yoluna girdin be Nev.

...

Aç falan değildim ben. Gerçekleri öğrenmek istiyordum ve sırf bu yüzden sofrayı yarım bırakarak oturma alanına geçmiştik.

Hepsi salonda bir yerlere dağılırken bana yakın olan Çınar'dı. Konuşacak olan da O'ydu. Nasıl başlarsa başlasındı. Bu saatten sonra duymaktan korktuğum bir şey yoktu.

Benim konuşmamı beklemedi Çınar. En büyük ve bilmem gereken şeylerden başladı direkt. Konuşurken her ne kadar kendisini gergin hissetsede bunu güzel toparlıyordu. "1 yaşında kaçırıldın. Necdet baban olarak bilmen gereken ama seni kaçıran adam oydu." 1 yaşımda.

10 yaşımda terk edildiysem 10 yıl boyunca onlarla yaşamıştım.

Geçmişime dair hiçbir şey hatırlamıyordum çünkü mutlu bir yaşamım yoktu.

Hoş terk edildiğim yerde nasıl bir mutluluk arayabilirdim ki?

Çınar ayaktaydı. Bana doğru geldi ve yanıma oturarak bana doğru döndü. "Bunların sebebi sadece intikam içindi." İntikam. Saçmalık.

İntikam için kaçırdığı kızı terk eder mi insan? Edebiliyormuş demekki.

Bakışlarım parmak uçlarımdan onun yüzüne çıktı. "Bunca şeyin yaşanmasında ne gibi bir intikam anlayışı olabilir?" Çocuk... pardon bir bebeğin kaçırmak hangi anlayışa sığardı?

Çınar'ın bakışlarına şüphe kırıntıları düştüğünde kaşlarımı çattım. Yarım bırakmayacaktı değil mi? Ben tam konuşmak için ağzımı açacaktım ki Baran konuşarak engelledi beni. "Korkuyoruz." Tam neyden korktuklarını soracakken devam etti. "Annemle babamızı tanımıyorsun. Nasıl biri olduklarını, amaçlarını, kişiliklerini... bundan dolayı bize de ön yargılı olmandan korkuyoruz."

Olmam demedim. Dürüst oldum. "Ön yargı zamanla geçebilen bir şey." Geri Çınar'a baktım. "Ne intikamı bu?"

Ellerini uzatıp ellerimi tuttu. Buna bir şey demedim. Sebepsiz yere bu beni rahatsız ettirmedi. Ellerinde hafif çok hafiften nasırlar vardı. Bunu bana hissettirmemeye çalışmak için sıkı tutmamıştı elimi ama hissetmiştim. Nasırları da rahatsız hissettirmiyordu. "Babam. Yani babamız Haktan, seni kaçıran yani baban olarak bildiğin kişinin babasını öldürdü." Öldürdü. "Bunun intikamını seni kaçırarak aldı bizden."

Bakışlarım onun yeşil gözlerinden kendi ellerime kaydı. Daha doğrusu ikimizin ellerine. Boğazındaki dürtü ile ağrıca yutkundum. Her şey çok saçmaydı. "Ben terk edildim." Mırıltım diğerlerinin kulağına gittiğini Alp'in konuşması ile anlamıştım.

"Aynı şeyin yaşanacağından mı korkuyorsun?" Bakışlarım ona çıktığında benim konuşmama izin vermedi. "Öyle bir şey olmayacak, olamaz." Yüzünde çok buruk bir gülümseme oluştuğunda kafasını yana eğdi. "Biz senin özleminle yaşıyoruz yılladır."

"Bir insan kaçırdığı kızı niye terk etsin?"

"Terk edilmek insana daha çok koyar da o yüzden." Barkın'ın mırıltısı çok duygu yüklüydü. Söylemek istemiyordu ama söylüyordu. "Onların hesaplamadığı bir şey oldu ve sen hafızanı kaybettin." Onu da biliyorlardı. Bilirlerdi tabii.

Ya karşıma çıkmak için bekliyorsalar.

İyice delirdin Nev.

"Anneniz... babanız. Onlar neredeler?" Aklıma dağ evinde gördüğüm fotoğraf geldiğinde hepsinin yüzündeki o mutluluk şuan içlerine gömülüydü.

O zamanlar mutluluktan atılmış gülümsemeler şuan burukluktan ve içlerindeki korkudan atılıyordu. Ya da saf duygulardan.

Sorduğum soru ile bana buruk ve özlem içeren bir gülümseme gönderdi. "Annemiz ve babamız." Beni düzlettiğinde kısa süre olmasına rağmen beni ayrı tutmadı. "Anne babamız...
Öldüler. 15 yıl önce sen kaçırıldığında, seni korumak isterken öldüler." Seni korumak isterken öldüler.

Aldığım cevapla istemsizce ellerimi kendime çektiğimde içimdeki suçluluk hissini anlamış gibi tekrardan tuttu elimi. Bu sefer daha sıkı tuttu, bırakmayacakmış gibi sıkı sıkı tuttu. "Seni bırakmazlardı, bak bırakamazlardı değil bırakmazlardı. Sen bizim kadar onlarında canıydın be güzelim. Seni canlarından çok seviyorlardı." Canlarından çok...

Gözlerim dolmadı. Dolar gibi oldu ama o mavi irislerimin arasında kaldı. "Sakın. Kendini bunlar yüzünden sakın suçlama." Barkın ayaklandığı yerden kalkıp yanıma geldi. Önümde eğildiğinde diğer elimi de o tuttu. "Bu olanlarda senim hiçbir şekilde suçun yok. Aramızdaki en masum kişi sensin. Biz seni ararken bir kez bile gözümüzde suçlu olmadın. Günün sonunda bütün suçu biz yine kendimizde buluruz ama aklımızdan bir kez bile senin adın geçmez."

"Bakma öyle melül melül. Ne duymayı bekliyorsun seni suçlamamızı mı?" Baran buruk ve hafif alaylı bir şekilde konuşmuştu ama sonrası yine aynıydı. Özlem. "İmkansız be gülüm." Eliyle kalbini gösterdi. "Şurası senin yokluğunla yılladır yanarken hiçbir şeyin sorumlusu sen olamazsın."

"Şuan bile senin sayende tamamlanmış hissederken sen kendini mi suçlayacaksın?" Alp en çekingeçleriydi. Bunu dağ evinde yaşananlardan dolayı olduğunu tahmin edebiliyordum.

Çınar baş parmağını elimin üstünde hareket ettirdiğini hissettiğimde bakışlarım onu bulmadı. Benim aksime hepsinin bakışları benim üstümdeydi. "Ve ben özür dilerim. O zamanlar elimden hiçbir şey gelmediğini için özür dilerim." Allah bilir kaç gece kendisini suçlamıştı. "Abin olarak seni korumam gereken yıllarda koruyamadığım için beni affet."

Bakışlarım onun puslu yeşillerine çarptığında gözlerim onda büyük bir etki bırakmış gibi daha çok puslandı. "Ben kendimi hiçbir zaman affetmem ama sen beni affet." Tuttuğu elimi kaldırıp üstüne tüy kadar hafif bir öpücük bıraktığında ben hissetmedim ama gözlerinden bir damla yaş akmış kadar olmuştu.

Gözlerimin dolduğunu hissederken elimi hâlâ önümde eğilen Barkın'ın ve benden bir çift laf duyma ihtiyacı olan Çınar'ın elinden çekerek ayaklandım. Hiç birine bir şey demeden salondan çıktığımda ben ne diyeceğimi bilemiyordum.

Ne denilirdi ki?

Onları ilk defa görüyordum. Bir aile acısı bile yaşamamıştım. Sevdiğim birisini veya birilerini de kaybetmemiştim. Ama onların anlayabiliyordum. Bu öyle sıradan bir anlama hissi değildi. Onların yaşadıklarını ve dediklerini şuan birebir hissedebiliyordum. Göğsümdeki sıkışıklıkta bu yüzdendi.

Ben korkuyordum. Şuan başıma gelenlerden çok korkuyordum.

...

2 saat.

Çınar'ın bütün gerçekleri anlatışının üzerinden tam 2 saat geçmişti ve biz bu 2 saatte DNA testini yapmaya gelmiş, yapmış ve çıkmıştık.

Bu sırada aralarında en sessizi kişi bendim. Birde Alp. Alp benimle 3 kere diyaloğa girmişti ve üçü de başarısızdı. Olay dağ evinde olaylar değildi benim boşlukta hissetmemdi.

Arka koltukta oturuyordum ve hiç hissetmediğim kadar yalnız hissediyordum. Hepsi beni bir diyalog kurmaya zorlasa da verdiğim pek bir cevap yoktu. Bu onları da korkutuyordu.

"Turgut eşyalarını eve göndermiş." Amcam eşyalarımı eve göndermiş.

Bakışlarım dikiz aynasından Çınar'ı bulduğunda onun bakışları da bendeydi. İçimdeki kırgınlığın asıl sebebini anlamış gibi bana gülümsediğinde bakışlarımı çektim. "Kedim var, Kehribar."

"Ne güzel işte. Evde insan dışında bir yaratık göreceğiz sonunda." Baran'ın mırıltısı Alp tarafından da onaylandı.

"Yaratık mı?" Kaşlarımı çatarak Baran'a döndüm. "Sizden yaratıklardan daha tatlı bir canlı o."

Baran alayla tek kaşını kaldırdı. "Bizi yaratık Kehribar ise canlı oldu öyle mi?" Kafamı aşağı yukarı sallayarak geriye doğru yaslandım. "Başka var mı böyle düşüncelerin?"

Kafamı iki yana salladım sakince. "Benim sarışınıma karışmayın başka düşünce sunmam size."

"Sarışınım mı?"

Kafamı aşağı yukarı sallayarak Barkın'a baktım. "Sarı tüyleri balı andırdığı için Kehribar koydum adını." Az önce gittiğimiz hastane Barkın'ın çalıştığı hastaneydi. Adli tabip uzmanı olduğunu öğrenmiştim ve hastanedeki stajerlerin hep Barkın'ın yanına gelip bir şeyler sormasına bakılırsak işinde de baya iyiydi. (Burda Barkın'ın mesleği değiştirdim canlarım. Geçmiş bölümleri halledeceğimm.)

Ya da yakışıklı diye kızların ilgisini çekiyordu.

"Ne zamandır seninle beraber yaşıyor peki?" Çınar'ın da meraklı sorusu ile düşünmeden direkt yanıtladım.

"3 yıl oluyor. Evde bana eşlik etsin diye sahiplenmiştim ve o zamandan beri iyikim." Çınar, Barkın, Baran ve Alp. Hepsi sabahtan beri dilimi açmaya ve beni konuşturmaya çalışıyorlardı. Buldukları tek konuda ise sıkılmadan merakla sorular soruyorlardı.

Sabahtan beri susuyordum ve Kehribar'ın konusu açılınca direkt çenem açılmıştı. Çünkü ben sevdiğim şeyler hakkında konuşmayı severdim.

Baran her zaman ki gibi alaylı ama bir yandan mutlu sesiyle konuştu. "İyikin olduğunu söylemene gerek yoktu aslında. Gözlerin parlıyor kızım."

Ona gülerek cama taraf döndüğümde arka koltuk diğer cam kenarında Alp'te benim gibi cama bakıyordu sessizce. Amcamın yaptığı şey tekrardan aklıma gelince yüzüm buruklaştı. Yine terk edildin be Nev. Ama bu seferini hatırlıyorsun.

"İhtiyacın olan bir şey var mı?" Çınar'ın sorusu ile kafamı salladım onaylarcasına.

"Avm tarzı bir yerde durursan sevinirim." O kafasını sallayarak beni onayladığında benim aklımda tamamen bambaşka bir şey vardı.

Son kez de olsa görüşmem gereken birisi vardı.

...

Çıktığım yokuşun sonunda kendi evimi gördüğümde içimdeki his daha çok büyüdü. Eğer eşyalarımı göndermişse şuan burada olması lazımdı. Yani buradan o kadar hızlı gitmezdi hem bende evimi görmüş olacaktım.

Evimi seviyordum, bıraktığım izleri seviyordum, çiceklerimi seviyordum. Ben burayı bırakamazdım ki.

Adımlarım biraz daha hızlandığında kapının önüne geldim tam. Bakışlarım demir kapıdan bahçeye kaydığında kapıyı açarak bahçeye girdim. Bakışlarım bahçeden çıkıp evi bulduğunda camın üstündeki satılık yazısı kaşlarımı çattım. Evi satılığa mı çıkarmıştı? Yapamazdı bunu.

Adımlarım yavaşladığında eve doğru ilerledim ama bu amcamın sesi ile engellendi. "Ne işin var burada?" Adımlarım duraksadığında amcamın soğuk sesi içime çok işledi. Amcam onun yanında ne işim olduğunu mu sorguluyordu? O hep gel derdi ki.

Arkamı döndüğümde o da bahçeye girmiş karşımda dikiliyordu. "Ne işim var mı?" İki üç adımda dibinde bittiğinde benim gözlerim çok kırgın bakıyordu. O ise hiç tanımıyormuş gibi bakıyordu. "Şimdi böyle mi oldu? Sen demez miydin senin yanın benim yanım diye?" Şimdi bunu sorgulayamazdı. Bunu kabullenemiyordum.

Kafasını salladı. "Artık değil. Benimle bir işin kalmadı, abinler buldu artık seni."

Kuruyan dudaklarımı yaladım. "Yıllardır söylediğin her şey yalandı. Abimler bulana kadar ben vardım sadece." Bunu amcamdan çok kendime onaylatıyordum.

Ağırca değil kendinden emin şekilde kafasını aşağı yukarı salladı. "Öyleydi. Sadece abinler seni bulana kadar vardın." Artık yoktum.

Kafamı iki yana salladım. "Öyle olamaz." Dolan gözlerime lanet ettim. "Amca bunu planlıyor olamazdın. En başından beri bana kazandırdığın her şey bu yüzden olamaz." Yutkundum. "Benim bir ailem vardı o da sendin."

"Değildim Neva. Sen beni ailen olarak gördün ama ben senin ailen değildim. Benim bir aileö var."

"Onunla boşanıyordun." İçimdeki sinirle sesimi yükselttim. "O mu senin ailen? Ya sen onu sevmiyorsun bile!"

Omuzları dikti. Kendinden ödün vermiyordu ve her bir kelimesi ile canımı daha fazla acıtıyordu. "Sana her hissettiğimi anlamıyordum Neva." Gözlerim doldu ama kendimi sıktım. "Evi satılığa çıkardım anahtarını ver."

Kafamı iki yana salladım. Boğazımdaki yumru acıtsa da konuştum. "Evimi satamazsın."

Bakışları arkamızda kalan evi bulup geri bana döndü. "Sana sorduğumu hatırlamıyorum."

"Ev benim." Elimle evi gösterdim. "Burada ben kaldım, sen değil. Paraya falan da ihtiyacın yok neden satıyorsun burayı?!"

Gözleri o kadar boş bakıyordu ve bu kendimi bok gibi hissettiriyordu. Bu kadar olmamalıydı amca. "Ev benim üstümeydi. Yani senin değil, kalman bir ifade etmiyor."

Ağırca yutkunarak bir adım geri attım. "Eşyalarımı da yollamışsın."

Kafasını salladı. "Almak isteyeceğini düşündüm."

Dudaklarımı birbirine bastırdım. "Amca burayı satma."

"Senin amcan değilim ben." İşte bu sondu. Bakışlarım onun koyu gözlerine kitlendiğinde gözlerimdeki kırılmayı bizzat gördü. "Evin anahtarını ver bana. Yeni sahibine vereceğim." Elini uzatarak bakışlarını benden çektiğinde gözlerime bakmak istemediğini anlamıştım.

İstemezdi tabii. Kendi yaptığı haltı görmek istemezdi.

Elim cebimi bulduğunda bir adım daha geri gittim. "Buranın sahibi benim. Buranın boyası, dizaynı, çicekleri her şeyi bana ait."

"Bozarım bende Neva." Nev değil, Neva. "Ver şu anahtarı bana." Üstüme gelmedi. Olduğu yerde kaldı ama soğukluğunu ben hissettim.

"İstemiyorum. Anlamıyor musun istemiyorum! Bari bırak evim kalsın bende."

"Geç kaldın ver şunu bana. Sonra git."

Çok hafif bir adım daha geri gittiğimi hissettim ama bilinçli bir şey değildi. "Hani olmayan kızın gibiydim." Kafamı yana eğdim. "Sen bana demiyor muydun 'kızım' diye."

Gözlerimde biriken yaşlar taşmamak için savaş verirken o hiç istifini bozmadan gözlerimin içindeki savaşı daha da harmanladı. "Kızım sana özel bir kelime değildi Neva, sen kendine özel anlamışsın." Durdu ve devam etti. "Her gittiğim yetimhanedeki çocuklara da kızım diyordum.

Boğazımdaki yumru ağzıma da vurduğumda nefes bile alamadım. Hiçbir işlevimi yerine getiremezken amcamın bakışlarında ilk defa pişmalık duygusunu gördüm. Sabahtan beri hissettiği bütün pişmanlıklar şimdi gözlerine yayılırken bir şey demesine izin vermedim.

Gözlerimden bir damla yaş aktığında bu sinirimi harmanladı. Hiçbir şey demeden arkamı dönerek cebimdeki anahtarla eve girdim. Gözlerimin yaşından önümü göremezken adım gibi bildiğim evin mutfağına gittim. Benden alıp kimseye veremezdi burayı.

Beni kendisi büyütmemiş miydi? Bende beni büyüttüğü gibi yapacaktım.

Mutfağa gittim çekmecelerden bulduğum kibriti alarak yaktım. Hiç düşünmeden mutfağın bir köşesine fırlattım. Kibritin düştüğü yer çabucak yandığında halının kumaşından çok çabuk yanmıştı. Amcam bir şey alacağımı düşünüyor olacakki içeri girmemişti ama ben şuan eşya düşünecek kafada değildim.

Bunu bile bilmiyordu.

Yanan halıyla beraber bu odadan çıktığımda bir diğer kibriti kendi odama fırlattım. Kalbim acıyordu. O kadar çok acıyordu ki bu nefes aldırmıyordu ve ben kendimi duman içinde bırakıyordum. Ben kaldıramazdım bu kadarını.

Mutfaktan duman çıkarken elimdeki kibrit kutusunu da ateşin içine fırlattım. Ateş daha çok harmanladığında arkamdan Çınar'ın sesi geldi. "Neva!" Hayır hiç pişman değildim.

Bana bu delilikleri kendisi öğretmişti.

Çınar'ın kolu bana sarıldığında içeri giren amcamı buldu bakışlarım. Evet bu kadar ileri gidebileceğimi bilmiyordu. Gözlerimden akan yaşla elime geçen şeyi ona fırlattım. "Hadi satsana şimdi burayı! Kime nasıl satıyorsun, sat bakalım kim alıyor burayı?!" Gözlerimden akan yaşlarla onun üstüne yürüdüğümde Çınar engel oldu.

Dumanlar küçük evi boğduğunda amcam bendem başka hiçbir yere bakmıyordu. "Nev ba-"

"Kes sesini! Ya sen bana ne yaşattığının farkında mısın?!" Kalbim acıyordu. "Hiç mi için acımıyor, hiç mi demiyorsun bu kız bunu nasıl kaldırır diye?!" Elime geçen başka bir şeyi daha ona fırlattığımda içeri Şahin abi girdi yangın söndürme tüpüyle.

Çınar beni kucaklayarak içeriden çıkardığında amcam hiç hareket etmiyordu. Bakışlarındaki durgunluk belliydi ve ben deli gibi çırpınıyordum. "Çınar lütfen bırak beni!"

Beni daha sıkı tuttu. "Bırakmam."

"Bırak! Evi yıkacağım onun başına!" İçimdeki sinirle bağırdığımda göz yaşlarım akıyordu. Evin içinden dumanlar geliyordu.

Çırpınmalarım yanıtsız kaldı, amcam bağırışlarıma evden çıkmadı. "Halledeceğim. Yemin ederim ki her şeyi halledeceğim. Sen sakin ol" Adımları hızlaca kendi arabasını bulduğunda beni ön koltuğa bıraktı. "Ağlama. Kurban olurum sana ağlama."

Eli yanağıma gittiğinde göz yaşlarımı sildi. "Çınar..."

"Biliyorum, halledeceğim. Eksikliğini hissediyorum ben kapatacağım. Yemin ediyorum ki halledeceğim ağlama." Sesi çaresizliğin dibini vurmuştu.

Hıçkırdım. "Gidelim." Hıçkırıklarımın arasında konuştuğumda alnımı öperek çekildi. Kapımı kapatıp yanıma geldiğinde hızla arabayı çalıştırarak buradan uzağa sürdü.

Kendimi tutamayarak hıçkırarak ağlarken yaşadığım her şeyden nefret ediyordum. Böyle olmamalıydı. Böyle olamazdı. Ben böyle bir hayata doğamazdım.

Ben tam olarak böyle bir hayata doğmuştum.

Bitttiiii. Nasılsınzızz ve bölüm nasıldı aşklarıımmm???

Son kısmı yazıp yazmamak aklımda yoktu ama yazmaya karar verdim ve Neva'nın yerinde olsam bende evi yakardım kamajsksms. Bu konuda biraz empati yapmanızı istiyorum sizden. Psikolojik olarak Neva'nın davranışları olması gerektiği gibiydi.

Turgut'un da burnu sürtsün.

Bu arada evi kimin alacağını bilmiyorsunuz ama bu da size sürpriz olsunn.

Bir sonraki bölüme kadar kendinize çoook dikkattt ediinn Allah'a emanetsiniz seviliyorsunuzz🫶🏻🩷

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

10okunma 1beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.