10. bölüm / 11
NEVA10. Bölüm
Bölümler 11Şu an: 10. Bölüm
- 1 1. Bölüm3.500 kelime
- 2 2. Bölüm3.153 kelime
- 3 3. Bölüm3.738 kelime
- 4 4. Bölüm3.156 kelime
- 5 5. Bölüm3.718 kelime
- 6 6. Bölüm3.038 kelime
- 7 7. Bölüm4.098 kelime
- 8 8. Bölüm2.898 kelime
- 9 9. Bölüm3.098 kelime
- 10 10. Bölüm3.309 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 11. Bölüm3.544 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Alp misin dağ ayısı mısın ruh hastası herif!" Elimde yuvarlayarak top ettiğim kıyafetimi ona fırlattım. "Gitsene başımdan!"
Attığım kıyafetten kaçmayıp kıyafeti yakaladı. "Dağ ayısı ne alaka kızım? Yardımcı olmaya çalışıyorum, bir izin versen."
Önümdeki bavulda elimi daha derine sokup gezdirdim ama Kehribar'ın oyuncağını bulamadım. "Hiç yardımcı olmuyorsun şuan. Gözümün görmeyeceği yere gitsen daha makbule geçer." Sinir ediyordu insanı ya!
Bu bavulu kenarda bırakıp diğer bavulu açtım. "Ne aradığını söylemiyorsun ki. Söylesen bende bakmaya başlamıştım çoktan." Bu çocuğun çekingeçliği nereye kaybolmuştu?
Kıyafetlerin aralarına bakmaya başladım. "Yardım istemiyorum Alpcim, ben bulurum şimd- ah... Oha oha! Ne biçim bir şey oldun lan sen?!" Çınar'ın dolabının üstündeki Kehribar kafama atlayarak önümdeki bavulun içine düşmüştü.
Acıyla inleyerek elimi kafama attım. Tırnağının battığı yer büyük ihtimalle yara yapmıştı ve Kehribar beni hiç takmadan bavulun içinden zıplayıp odanın başka bir yerine gitti. Buna ciddi ciddi göz devirdim Yeni yere bencil etmişti bu kediyi.
"Bastırma bekle." Alp kafama bastırdığım elimi tuttuğunsa nazikçe kaldırdı. Bir eli saçımı bulduğunda acıyan yere baktı yüksek ihtimalle. "Hafiften kanamış... tırnağı sert batmış galiba." Çünkü tırnağı yoktu. Dün Alp kısaltmıştı tırnaklarını.
Ben dün tırnaklarını kısaltmaya yeltendiğimde Kehribar kaçarak Alp'e gitmişti. Yoğun cırlamalarıma rağmen onun kucağından gelmediğinde Alp kesmişti. Kehribalarla çok ilgileniyordu ve Kehribar da onu çok sevmişti.
Bir gün bunun için ağlayabilirdim.
Hareketlenerek onun elinin çekilmesini sağladım. "Ben banyoda su ile hallederim şimdi."
Ayaklandığımda yeniden konuştu. "Göremezsin neresinin olduğunu yardım edeyim."
Ona doğru dönerek ellerimi ikimizin arasında kaldırdım. "Görürüm ben, gerek yok."
Arkamı dönerek banyoya doğru ilerlemeye başladım ama beni durdurdu. "Neva lütfen... lütfen yapma artık şöyle. Ben yemin ederim ki o gün yanlış şeyler dedim ama ciddi değildim hiçbirinde." Adımlayıp karşımda durdu. "Eğer bilseydim ki sen yıllardır hasretini çektiğim o kişisin yemin ederim ki hiçbir şey demezdim."
Sesinde sıkıntı, yüzündeki pişmanlık beni yumuşatmadı. Kaşlarımı çattım. "Benim olduğumu bilseydin ne olacaktı Alp?" Durdum. "Kardeşin yaşındaki kızın yüzünün kan revan olması nasıl bir düşünce?" Kendisi yapacaktı birde onu.
"Yapmazdım. Bir anlık dedim ama hiçbir şeyde dürüst değildim ben." Sesini yükselttiğinde tek sebebi o gün olanların pişmanlığıydı. "Ya ben sadece içimdeki üzüntüyü dışarı yansıttım yanlış şekilde."
Bir adım geri gittim. "Bende içimdeki üzüntüyü sizden çıkarabilirim. Daha iki gün önce ben terk edildim ama bunun üzüntüsünü sizden çıkarmaya kalkmadım!"
Sesim yüksek çıktığında bunu ve geriye attığım adımı farketmiş gibi o da geri gitti. "Sesin titriyor Neva." Ağırca yutkundu. "Ben çok özür dilerim. Kalbim acıdı o gün benim. Amcan seni öyle her yerde aradığında en azından tanıdığı birisi vardı ama bizim o da yoktu. Sana dokunamamak, kimi aradığımızı bile bilememek canımı çok yaktı. Ne halde olduğunı bilmiyordum, nerede olduğunu, ya sana ne yaptıklarını bile bilmiyordum ben!"
Bir adım daha geri gitmek için hareketlendi ama bir sebepten ötürü olsa gerek gitmedi. "Sende acını benden çıkarmak istedin."
Kafasını iki yana salladı. "Hayır. Sadece laftaydı ve yanlıştı." Kahve gözleriyle gözlerime baktı. "Yemin ederim ki öyleydi."
Kafamı yana eğdim. "Katanlıkta da bıraktın."
Benim gibi kafasını yana eğdi. "Peşinden gelecektim. Işıklar gelemeseydi telefonumu bırakacaktım sana flashı açmak için." Dudaklarını birbirine bastırdı. "Seni karanlıkta bırakmazdım. Bıraktım ama o an ben yanındaydım. Kendime güvendim bir nevi."
"Ben seni tanımıyordum."
"Ama ben seni korurdum. Buna kendimden çok eminim."
Omuzlarımı düşürerek arkamı döndüm ona. "Önemli olan korumak değildi. Korkunun içine atmak yerine korkuya çare olmaktı." Onları tanımıyordum, soğuktan donuyordum, böcek fobim halay çekiyordu ve karanlık. Ben o gün ölmediğime şükrediyordum.
Ona dönmeden odadan çıktığımda arkamdan kapıyı kapattım. En son böcek olayından sonra ilk kaldığım odanın yüzüne bile bakmıyordum. Barkın'ın dediğine göre de yarım saate kadar benim olacak odayı boşaltmak için görevliler gelecekti. Sonra ise gelen eşyaların yerleştirilmesi falandı. Yani bir süre daha Çınar'ın odasını işgal edecektim ama o bundan hiç şikayetçi değildi.
Uzun koridorun sonundaki banyoya ilerlerken adımlarımın durakmasını sağlayan bir şey düştü aklıma. Ben odaya bakmamıştım. Kaçırılmasaydım içinde büyüyeceğim odaya bakmayı unutmuştum.
Adımlarım geri dönerek Çınar'ın karşısındaki o odaya ilerledim. İçimdeki merakla adımlarımı hızlandırdığımda Alp kucağındaki Kehribar ile odadan çıkıyordu. "Kafana baktın mı?"
Ona cevap vermeyerek odanın kulpuna elimi attım ama kilitliydi. "Biraz fazla meraklanmışsın galiba." Kulağıma Çınar'ın hoş sesi geldiğinde bakışlarım onu buldu.
Elindeki anahtarı sallayarak bana doğru geliyordu ve yüzündeki gülümseyi saklamıyordu. Alp Kehribar ile yanımda dururken Çınar yanıma gelerek anahtarı bana uzattı. "Bak bakalım odana."
Gözlerimi maviye dönen gözlerinden çekerek anahatarı aldım. Kapının kilidini sokarken arkamdan Baran'ın gülen sesi geldi. "Ooo açılış mı yapıyoruz?"
Barkın konuştu. "Açılışı sana yapıyoruz sanki." Sesindeki alayla beraber hoşnutluluğu da belliydi.
Hiçbirini takmadan odanın kapısını açtım. Gözüm ilk pembe ve beyaz ile dizayn edilmiş odada gezindiğinde yutkundum ağırca. İçeri girdiğimde arkamdaki 4 kişilik ekibinde girdiğini hissettim. "Annem dizayn etmişti burayı."
Kapının tarafındaki beşiğe ve o duvardaki süslemelere baktım. Ardından cam kenarındaki tekli sallanan sandalyeye ve pembe perdelere. Onun yanındaki tablolara ve ayıcıklara göz gezdirdim. Gardırobuna kadar her şeye dikkatle baktığımda ilerleyip yatağın içindeki yorgan ve ayıcıklara baktım. Bir tanesinde bakışlarım kaldığında yutkunarak onu elime aldım. Bu ayının aynısı bende vardı.
Bavulumun içinde bir yerdeydi ama vardı.
"Bunun aynısını ben almıştım." 3 yıl önce beğenip almıştım ve hep buna sarılarak yatıyordum.
Dalgın konuşmamla Barkın yanıma geldi. "Kalp kalbe karşıymış demekki." Barkın almıştı yani bunu. Bakışlarım ona döndü. "Yıllar önce farkettiğimde aklıma gelmiştin. Bende almıştım."
"Beni tanımıyordun."
"Seni tanımasam bile hep vardın, hiç yok olmadın ki."
Bu dediğine istemsizce yutkundum. Bakışlarımı ondan çekip diğerlerine baktım. Çınar duvara yaslanmış be kollarını göğsünde bağlamış beni izliyordu. Baran Kehribar'a bakıyordu, Alp ise komodinin üstünde duran çerçeveye bakıyordu.
Onda doğru ilerleyip bende çerçevedeki fotoğrafa baktım. Dağ evindeki fotoğrafın aynısıydı. Öz anne babam ve 4'lü ekip, birde ben ama anne karnındayken.
Hepsinin yüzü gülüyordu, hepsi çok çocuksu duruyorlardı. Anne ve babam ise çok mutlu ve duygusal. Annemin benim gibi kahve saçları vardı Baran ve Alp gibi kahve gözleri. Babamın ise mavi gözleri ve kumral saçları vardı. Aralarında beyazlık olsa bile gözükmüyordu, yüzü hafiften çökmüş olsa bile çok yakışlı bir adamdı. Annemde de babam da olduğu gibi çok güzeldi.
"Burda sana kıyafet almak için alışverişe çıkmıştık." Alp konuşmaya başlamıştı. "Hepimiz senin için bir şeyler beğenip almıştık ama en çok annem almıştı. Bir kız çocuğu olacağı için çok heyecanlıydı. Seni giydirmenin, saçını yapmanın, büyütmenin hayallerini kurardı hep."
Bakışlarım ona döndüğünde Baran burukça güldü. "Babam da bizden alıp sana verme derdindeydi hep. Bizimle büyüyeceğin için araba bile almışlığı vardı sana. Ama araba rengi bile pembeydi."
"Araya mavileri de ben karıştırıyordum." Alp yine mırıldandığında bakışlarımı çerçeveden çekerek arkamı döndüm. Çınarla gözlerimiz kesiştiğinde yüzünde bir gülümseme oluştu.
"Beraber büyüseydik nasıl olurdu?" diye geçirdim içimden.
"Beraber büyüseydik çok güzel olurduk." Benim içimden geçeni Alp cevapladığında dalgın bakışlarım onu buldu. "Gerçekten çok güzel olurdu."
"Hala da olabiliriz." Baran'ın konuşmasına Barkın destek çıktı. "Olacağız da." Umudum yoktu. Son zamanlarda yaşadıklarımdan sonra gram umudum yoktu benim.
Birkaç kere daha gözlerimi odada dolaştırdım. "Neden pembe ve beyaz?" Aslında genelde seçilen renklerden biriydi bu. Pembe ve beyaz ama ben duymak istemiştim yine.
Çınar odaya bakarak konuştu. "Hayatı hep pembe gibi güzel ve cıvıl cıvıl gör diyeydi. Babam hep bu yüzden uğraşacağından bahsederdi. Beyaz ise hayatında siyahlıklara yer olmasın diyeydi. Defterinin her bir sayfası bembeyaz olsun diyeydi ve annem seçmişti."
"Birde sağlık." Barkın ekleme yaptı. "Sağlıkla büyü diyeydi birde." Beyaz doktor önlüklerinin rengiydi ve temizliği yansıtırdı genelde. Kafamı yana eğdim hafifçe. Aklımdan geçeni anlamış gibi kafasını aşağı yukarı salladı. "Annemiz doktordu. Yıllar önce onun olan odada şuan ben görevimi yapıyorum."
Anne izi demek ha. Güzeldi.
"Baba peki?" Babamız diyememiştim ya da babam. Şuan o kelime bana çok uzak geliyordu ama yüreğimde çok ince bir sızıntı vardı. Böyle sanki kalbimi ikiye ayrıcak gibi bir şeydi.
Beni Baran yanıtladı. "İş adamı. Şuan Çınar'ın olduğu yerde zamanında babam vardı." Söylenmişti bu. Bakışlarım Çınar'ı bulduğunda kafasını ağırca salladı.
Duvardaki asılı tabloları farkettiğimde gözlerim büyüdü. "Oha!" Adımlarım tabloyu bulduğunda 2 adımda dibinde bittim. Bendim lan bu. "Bu tip ne lan? Parazite benziyorum aynı."
Anne hanımın kucağındaki parazit bendim. Babam olacak kişi annemin yanında onunda yüzünde hoş bir gülümseme vardı. Bebeğin benim olduğunu anlamam yanındaki 4 üyenin arkamdaki üyelerin olmasaydı.
"O zaman bizde çok dalga geçmiştik." Baran yanıma geldiğinde arkasından Alp mırıldandı. "Ondan sonra da babam tarafından dövülmüştük."
Barkın güldü. "Siz kaşınmıştınız. Dediklerinizden sonra daha çok döver sanmıştım."
Çınar'ın bir tek doğru söyleyeceğine inandığım için ona döndüm. "Ne demişlerdi ki?" Çınar yanımdaki Baranlara baktığında öne çıktım. "Hadi ya valla merak ettim." Tekrar kendime dönüp baktığımda yüzümü buruşturdum. "Yani herhalde bu tip için o kadar heyecanlandıkları için bana sövmüşlerdir." Başka bir şey olamazdı yani.
Bu kadar çirkin doğmuş olamazdım ya.
Arkamdakilerde bir sessizlik olduğunda kaşlarımı çatarak merakla Baran'a baktım. "Güzel ve doğru tahmindi."
Kaşlarım havaya kalktığında gözlerimi bile açmıştım inanamazca. "Siz bana mı sövdünüz?" Belki de başıma gelenler bunların yüzündendi.
Alp atladı. "Ne alakası var kızım? El kadar bebeğe sövülür mü?"
"Sövmüşsünüz ya işte."
"Sana değil kendilerine sövmüşlerdi." Çınar konuşmuştu. Aklına ne geldiyse güldü. "Sonra sen gözlerini açtığında sövdüklerine pişman olup elleri ayakları birbirine girmişti." Gerizekalılar.
Bakışlarım tabloya döndü. "Hatırlıyorsunuz."
"Hiç unutmadık ki."
Yüzümde buruk bir gülümseme oluştuğunda aklıma gelen şeyle o gülümseme silindi. Bu adam katildi. Yani Nejdet dediği adamın babasının katiliydi. Ne olduysa o yüzden olmuştu.
Bakışlarım babanın yüzünde dolaştığında bütün gerçekleri o an merak ettim ama bilecek kimse yoktu. Belki yıllardır amcam olarak bildiğim adam vardı ama artık o da yoktu.
Onlara doğru dönerek buradan çıkmak için hareketlendim. "Ne yapacaksınız bu eşyaları?"
"Sen ne istersen onu yaparız." Barkın kararı bana bıraktığında iç çekerek odaya bir kez daha baktım.
"Satalım." Ne yani odayı böyle tutacak değiliz hem belki de masraf ettiklerinin yerine koyabilirdik.
O paralar hala içime oturuyordu be.
Çınar'ın bakışları direkt üstümdeydi. "İhtiyaç sahibi birisine vermeye ne dersin?"
Bakışlarım ona döndüğünde konuşmak için ağzımı açtım ama Alp engel oldu. "Sen hâlâ aldıklarımızdasın." Bunun beyin analisti olması hiç iyi değildi.
Adli davranış analisti.
Beyin analisti işte.
Üzerime iftira atılmış gibi kaşlarımı çattım. "Ne alaka be?" Omuz silktim. "Olan size oldu bana değil ki." Keşke gerçekten de öyle olsaydı be. Arkamı dönerek Çınar'ı onayladım. "Olur ihtiyaç sahibi birisine verelim."
Valla bir kere giren girmişti zaten. Uzatmanın bir manası yoktu.
Kendini ne güzel kandırıyorsun Nev.
...
Bu oda taşınması ne biçim bir şeydi ya? Eşyaları sırtlayıp dışarı çıkaracaklardı ve bu bu kadar sesli olamazdı. Olmamalıydı yani.
Dışarıdan gelen sesler beynimi patlama kıvamına getirirken oflayarak yattığım yerden kalktım. İçerisi soğuk olduğu için valizlerden çıkan hırkamı üstüme attım. Aşağıdaki kapı kapanmayınca olan bana oluyordu.
Kapıyı açıp çıkacakken üstüme gelen bir adamla geriledim. "Özür dilerim ablam, görmedim." Görmediğini bende biliyordum abim.
"Kardeşin yaşındayım abicim ne ablası?!" O kadar yaşlanmış olamazdım.
Adam önümden çekilip dolabı odadan çıkartmalarını sağladı. "Saygı niyetineydi."
"Ablacım değil, kardeşim de o zaman." Abla neydi ya?
"Kardeşim de demesin gerek yok." Baran bize doğru gelirken konuşmuştu. Sesinden kıskançlık akmıyordu fışkırıyordu.
Tam adam konuşacakken dolabın diğer ucundan tutan adam konuştu. "Çetin hadisene artık! Gittiğin her yerde birisiyle tartışmayı nasıl beceriyorsun?!" Sorun bende değildi yani.
Çetin denilen adam homurdanarak ilerlediğinde yanıma gelen Baran tersce mırıldandı. "Adamlar gittiğinde ilk işim Çetin'i attırmak olacak herhalde."
Baygın bakışlarımla ona baktım. "Abartma sende." Onun önünden ilerlemeye başladığımda o da arkamdan geldi.
"Adam her yerde birisiyle tartışıyormuş. Ne gerek var?"
Adamlar çoktan çıktığı için rahatlıkla indim merdivenleri. "Olsun, sen karışma yinede." Yarım saat önce duş aldığım için uzun saçlarım şuan çok kabarıktı. Bu yüzden saçımı elimle toplayarak geri bıraktım.
"Saçlarını kestin mi hiç?" Baran'ın sorusuna karşılık cıkladım.
Salona doğru giderken içeriden Alp'in konuşma sesleri geliyordu. "Hayır. Yani uçlarından az bir şey kısaltmak için falan." Omuzlarıma kadar hiç kesmemiştim veya sırtıma kadar. Saçlarım hep belimdeydi veya aşağısında. Uzun saçlarımı seviyordum.
İçeri geçriğimizde Alp'in telefonla konuştuğunu görmüştük. "Yazın rahatsız etmiyor mu seni?" Bunu diyen bilmem kaçıncı kişiydi.
Evet rahatsız ediyordu ama katlanıyordum. Sıcağı, soğuktan daha çok severdim. 2 sevdiğim şeyin de zararları vardı ama bu sevmeme engel değildi. Sıcağı abartılı şekilde sevmezdim de.
Alp bizim geldiğimizi farketse de telefondaki görüşme önemli olacakki karşıdaki kişi ile konuşmaya devam etti. "Sende gönderme o zaman. At kalsın içeride, ben gelirim yarım saate."
Kendimi koltukların birine attım. Baran yanıma otururken mırıldandı. "Davranış analisti mi komiser mi belli değil?"
"Sizi kandırıyor olabilir." Baran bana bakıp Alp'e döndüğünde o telefonunu kapatıp ayaklanmıştı.
Bize baktı. "Adliyeye geçmem gerekiyor. 1 saate gelirim ben."
Baran göz kırparak sordu. "İznin yok muydu senin?"
Omuzlarını kaldırdı. "Ara sıra olmuyormuş gibi konuşma." Bakışları bana döndü. "Bir şey istiyor musun dışardan?" Pede ihtiyacım vardı ama bunu ondan istemedim.
Birkaç güne regl olacaktım ve yanımda hiç ped yoktu. Bu yüzden dışarı çıkmam gerekiyordu ve bunu yarın okul çıkışı yapmayı düşünüyordum. O zamana kadar olmazdım. Aldığım risklerden bir gün patlayacaktım gerçekten.
Kafamı iki yana salladım. "İstemiyorum, sağol." İstesem bile söylemezdim açıkcası.
Bunu anlamış gibi kafasını ağırca aşağı yukarı salladığında salondan çıktı. Baran yanımda oturuyordu ama aramıza koyduğu mesafe belliydi. "Ee anlatsana okul dışı ne yapardın?"
Beni tanımak için sorduğu soruya omuz silktim. Ona doğru dönerek sırtımı koltuk başlığına yasladım. Bacaklarımı kendime çekerek kollarımı bacaklarıma sardım. "Hiçbir şey. Okuldan çıkar eve geçerdim direkt ya da amc-" durdum. "Yani onun yanına giderdim işte. Evde sıkıldığım için kütüphaneye gidip ders çalışırdım. Sınıftakilerle buluşurdum." Omuz silktim umursamazca. "Öyle değişik bir hayatım yoktu yani. Sıradandı hep."
Baran dediklerime ağırca kafasını salladığında merakla bana bakmaya devam etti. "Gitmek istediğin kurs falan yok mu peki?" Devam etti. "Hobi falan gibi."
Yoktu. Bir şeye merak saldığımda amcam kursa göndermek için çalışırdı ama ben gitmezdim çünkü bir hafta sonra ilgim kayboluyordu. Çiceklerim vardı, onlara bakmayı çok seviyordum ama artık onlarda yoktu.
Bakışlarım buranın bahçesine çarptığında dudaklarımı büktüm. "Yok. Yani geçici heveslerim vardı sadece. Bir hafta gitara merak sarardım sonra bir hafta da resim çizmeye." Durdum. "Ama bir hafta, sonra ilgim kayboluyordu."
Bahçeye baktığımı fark etmiş gibi kafasını ağırca salladı. "Çicekler peki? Evinde çicekler vardı hep böyle renkli renkli."
"Severim... yani böyle renkli renkli çicekler insanın içini açıyorlar. Eve huzur getiriyorlar, güne enerjik başlamayı sağlıyorlar hem bakımları da eğlenceli." Ara sıra toprak yemişliğimde vardı mesela.
Çiceklere bakarken çok fazla sinirlendiğimde ceza olarak kendi ağzıma toprak tıkardım. Bu da benim kafamın bozukluğundan gelen bir şeydi. Sonra toprağın tadını ya beğenir yutardım ya da tükürür kusardım.
Gülümsedi. "Yarın sana çicek alalım o zaman."
Kafamı iki yana salladım. "Almayın... yani şuan bakamam hiçbirine." Çok fazla para harcıyorlardı. Gerçekten çok fazla paraydı.
Yani yaptığı mesleklerden maddiyatlarının kötü olmadığı belliydi ama yine de çok paraydı. Bu kadar parayı nerelerinden çıkarıyorlardı bunlar?
Rahat edecek şekilde geriye yaslandı. "O zaman bakmak istediğin zaman bize söyle. Bahçede senin renklerini görmek insanın içine huzur katar."
Onun bakışları bahçedeyken benim bakışlarım onu buldu. "Benim renklerim değil ki çiceklerin renkleri."
"O renkleri sen istediğin gibi ekiyorsun. Senin renklerin oluyor yani."
İtiraz etmek için konuştum. "Olmuyor çünkü çicekleri ektiğimde ben renklenmiyorum."
Tersce bana baktı. "Sen hep renklisin ki bunun için çiceklere gerek yok." Durdu. "Ayrıca elinin değdiği bir şey senin ruhuna dokunur bu da dışına yansır." Bu da onları mutlu ederdi.
Tam konuşmak için ağzımı açmıştım ki içeri Çınar ve Barkın'ın girmesi ile geri sustum. Baran da onlara baktığında yüzünde hoşnutsuz bir ifade vardı. "Ne diye geldiniz ki buraya? Bir şey konuşuyoruz şurada."
Bakışlarım ona çarptı. "İki laf ettik diye abart sende."
"İki laf değil seksen sekiz laf oldu." Seksen sekiz derken işaret parmağını kaldırarak altını çizer gibi çizgi çekmişti. "Dikkat çekerim."
İnanamazca ona baktım. "Sen psikopatsın."
Üstüne alındı. "Ayıp ediyorsun."
"Doğru diyorum." Cidden saymış mıydı o kadar kelimeyi?
Barkın güldü. "Sana değişik huylarını belli etme demiştim. Beni dinlemezsen kalırsın öyle ortada.
Baran huysuzca omuz silktiğinde Çınar elinde yeni gördüğüm iki kart ile bana doğru geldi. Yine mi para abicim? Para yerine öpücük verecektim artık millete yeter?!
"Yeni kimlik kartın." Siktir. O vardı değil mi? Benim evi yakma olayından sonra sahildeyken Çınar'a kimlik kartımı vermiştim. Amcamın dediklerinin içimde oturmuşluğu ile konuşamazken bile ondan velayetimi almasını istemiştim ama bunun bile farkında değildim.
Bu olay o günün sabahında aklıma gelmişti ondan böyle bir şey istediğim.
Zaten en sonunda böyle olmayacak mıydı?
Olacaktı ama keşke böyle acı şekilde olmasaydı.
Ben 10 yaşında terk edildiğimde ne yapmıştım acaba?
Aklıma yeniden dolan anlar ve cümleler ile bedenimi bir titreme dalgası sardığında kendimi o anın içinden çekip aldım. Çınar'ın uzattığı kimliği aldım. "Vural devri bitti yani." Bu bile değişik hissettiriyordu mesela.
"O devrin yolcusu değildin ki sen." Baran'ın dediğine bir şey demedim. Elimde tuttuğum kimlikteki adıma baktım. Neva Karahan. Arkasını çevirip anne ve baba adına baktım. Baba Haktan Karahan. Anne Nilüfer Karahan.
Çok mu hızlı olmuştu ben mi öyle hissediyordum acaba?
Olması gereken buydu zaten. Hiçbir şey doğru değildi ki.
Kimliğe fazla bakmadım. Kimliğimi hiçbir zaman kendi üstümde taşımadığım için başımda dikilen Çınar'a geri uzattım. "Sende kalsın." Ben kaybederdim zaten.
Kaydetmediğim tek bir şey bile yoktu.
Çınar uzattığım kartı ikiletmeden aldığında cebinden çıkardığı cüzdanına koydu. "Bu kız aynı ben ya."
Yanımda konuşan Baran'a baktım. "Senin kimliğini de mi Çınar taşıyor?" Evet derse harbi kahkaha atardım. Pilot adamdı yani.
Baran, göz ucuyla Baran'a bakıp geri bana döndü. "Yoo ben kimlik kullanmıyorum." Barkın bizim aramızdaki boşluğa kendisini attı.
"Kimlik yerine dövme kullanıyor kendisi." Baran yargılarcasına Barkın'ın omzuna vurduğunda ben gülerek başımda dikilen Çınar'a baktım.
"Neden dövme yaptırmasına izin verdin?"
Çınar elindeki bir diğer kartı uzatırken sorduğum soruya kaşlarını çatmıştı. Baran da bu soruyu beklemiyor olacakki kendisi konuşmuştu. Biraz şüpheyle sormuştu. "İzin almadım ki." Kazağındam dolayı üstü kapalı olan kolundaki dövmeye baktı. "Kötüler mi?" İşte şüphesi ve korkusu bundadı.
Çınar'ın uzattığı kartı elime almadım ve alttan alttan ona bakarak Baran'a döndüm. "Hayır, sana dövme fazlasıyla çok yakışıyor." Boğazında gözüken dövmesine baktım. "Gerçekten fazlasıyla hemde." Tek omzumu silktim. "Ben öylesine sordum." Ki bir gün öylesine izin almadan dövme yapayım.
"Bu öylesine kelimesinin altında bir şeyler dönüyor gibi." Barkın şüpheyle sorduğunda kafamı iki yana salladım.
"Asla!"
Baran dövmelerini beğenmemin rahatlığı ve mutluluğunu yaşarken bu yalanıma güldü. "Neva." Çınar'ın uyarıcı sesini duyduğumda Barkın kafasını eğerek güldü.
"Efendim Çınarcım."
Bakışlarım onun karışık gözlerini buldu. "Kredi kartın içinde bir miktar para var. Yani öyle ha diyince geçemeyeceğim bir miktar sende kalacak." (Burda belli bir miktar koymak istemedim, daha doğrusu tam bir miktar belirleyemedim. 100 bin civarı düğünün işte. Milyona çıkmayın!!!!!!)
Kafamı geriye atarak cıkladım hatta ona kafamı çevirdim. "İstemiyorum kart falan git başımdan."
"Ne demek istemiyorum?"
"İstemiyorum işte, alerji yapıyor bende." Kolumu kaşıdım sanki kaşınıyormuş gibi. "Bak görüyor musun kaşınmaya bile başladım. Uzağa git."
Barkın kaşıdığım kolumu tutarak kendisine çekti. Sanki çok büyük bir şeymiş gibi kıyafetimi katlayarak koluma baktı. "Alerjiden dolayı değil, inadından dolayı kaşınıyormuş kolun."
Yüzümü buruşturarak çektim kolumu. "Ay çok biliyorsun sen." O kartı bana vermeden gitmeyeceğini bildiğim Çınar'a baktım ve ayaklarımı yere basarak öne çıktım. "Ya bak ben kart falan istemiyorum, ya ben kart kullanmıyorum bile." Durdum. "Ben para bile harcamıyorum daha doğrusu..."
"Öpü-"
"Sus len." Barkın, Baran'ın kafasına vurarak susturduğunda onlara göz devirdim.
Bir şekilde bana vereveğini bildiğim için anlaşma yaparcasına elimi uzattım. "Kart sende kalsın nakit ver anlaşalım." Yani deste deste nakit vermeyeceğine göre haftalık bir miktar falan verirdi.
Gülümsedi. O gülümseyince bende gülümsedim. Kart olan elini uzatıp elimi tuttuğunda kartı elime tutuşturarak geri çekti. "Mantıklıymış. Sen kartı al, nakit para işini de ayarlayız bir ara."
"Oha!" Para mı sıçıyordu bu adam? "Ya bak ben harbi kaçarım, bu kadar güvenmeyin bana." Çınar yandaki tekli koltuğa geçip oturduğunda bana bakarak omuz silkti. "Kaç, buluruz bizde." Ağzımı açtım ama beni engelledi. "İtiraz istemiyorum Nev. Kartı geri almayacağımı biliyorsun."
Yüzümü astım. Biliyordum geri almayacağını. Kollarımı göğsümde birleştirerek ona sırtımı döndüm. "İyi gecenin bir yarısı seni bankadan fakan aradıklarında kendin alırsın kartı."
"Aynen o zaman alırım. Sen bankadan aranmamı sağla ama."
Baran güldü kısıkça. "Bu adamın rahatlığı fazlasıyla değişik." Sonra bana baktı. "Ayrıca sen kartı al kullanmazsan ben bu-"
"Sen harbi üveysin bak." Barkın yine Baran'a bulaştığında Baran gülerek Barkın'ından kurtulmak için koluna vurdu sertçe. "Doktorlar gerçekten nefret edilecek insanlar. Bu sevilir mi ya?" Baran'ın dediğiyle daha çok birbirlerine girmeye başladığında ben kavgayı harmanladım.
"Bence bunu aklıma soktuğu için daha çok dövmelisin." Ellerimi masumca havaya kaldırdım. "Senden nefret edebilirim bu dediklerinden sonra."
Baran, Barkın'ın gücüyle baş etmeye çalışırken yandan bana baktı. "Yazarım bunu kenara."
Omuz silktim. "Yaz canım, bir ara ödeşiriz."
Ne de olsa param vardı.
Baran'ı satın alabilirdim bence.
Bitttiiiii.
Bölüm hakkındaki düşüncelerii alayımm bakayımm???
Şu günler gerçekten o kadar yorgunum ki konuşmayı unutmuş gibiyim. Eveleyip geveliyorum sadece. Çok yorucu günler...
Bakalım eğer bir düzen oturtabilirsem ara sıra haftada iki bölüm atacağım. Ama önce bazı şeyleri halletmem lazımm.
Ayrıca bir ara toplanında Neva'nın kartını çalmaya gidelim lütfen🙏🏻🙏🏻
Şimdi bir sonraki bölüm biraz çatışmalı falan olacak. Kurguya yeni kişiler dahil olacak ve neyse devamı bende kalsınn ısmejenhwnsa.
Kendinize dikkatt ediinnn, Allah'a emanetsinizzz🫶🏻🩷
Bölüm etkileşimi
