NEVA kitap kapağı

7. bölüm / 11

NEVA

7. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Yarınlardan Biri

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 11Şu an: 7. Bölüm

Hayatımdaki hatırladığım sayfalarımın arasında kendimi kaybederek ağladım iki şey tek vardı. Saçlarım ve kedim.

Kehribar hastalandığında götürdüğüm veterinerdeki acı dolu miyavlama seslerine bir bu kadar ağlamıştım. Yine amcam yanımdaydı ama pek etki etmiyordu çünkü miyavlama sesleri çok acı çektiğini zihinimin içinde yankılandırıyordu.

İlk ağlama sebebim Kehribar'dı.

Birden bundan 2 yıl önce saçım fermuarımın arasına sıkışmıştı. Tabii ben bunu görmediğim için fermuarı bir anda çektiğimde yoğun acı ve saçımın kopmasına ağlamıştım. O günden sonra uzun olan saçlarımı kısaltmamıştım ama her hareketime daha dikkat ediyordum.

İkinci ağlama sebebim ise saçlarımdı.

Üçüncü ise amcam.

Bu olayların hepsinde yanımda olan amcamla dün yaşadıklarımı önceden görsem kahkahalarla gülebilirdim. Şimdi ise bunların yaşanmasıyla pek hareketsizdim.

Elimi Kehribar'ın tüylerinde daha çok gezdirdim. "Öyle yani Kehribarcım." Yatakta yan şekilde döndüğünde karnını sevdim. "Bunların hepsini dün yaşadım ve hiç aklıma gelmeyecek şekilde." Beni anladığını belirtircesine miyavladığında güldüm. "İçerideki abileri nasıl buldun?"

3 kere üst üste miyavladığında yüzümde buruk bir gülümseme meydana geldi. "Seversin tabii. Geldiğin gibi karnını doyurdular senin. Mis gibi yatak yaptılar sana." Aklına yatağını getirmişim gibi yattığı yerden kalkarak hızlıca odanın bir köşesinde bulunan yatağına gitti.

Ona gülümsedim, yatakta sırt üstü yatarak bakışlarımı tavana çıkardım. Sabahtan beri hiçbir şey yememiştim ve karnım isyan ediyordu bana. Yarım saat önce Barkın yanıma gelerek benimle konuşmaya çalışmıştı ama pek konuşmamıştım.

Karnım guruldayarak beni bilgilendiriyordu ama benimde yemek istediğim tek bir şey vardı. Kumru. Önümde 10 tane olsa 10'unu da yerdim.

Dün evi yakmamın ardından Çınar'la birlikte sahile inmiştik. Orada ne kadar ağladığımı hatırlamıyordum daha doğrusu ne dediklerimi bile bilmiyordum. Tek hatırladığım şey amcamın dedikleriydi.

Çınar beni sakinleştirmeye çalışmamıştı. Rahatlamam için ağlamama izin vermişti. Onun yanında içim dışına çıkana kadar ağlamıştım ve o ise benim göz yaşlarıma karşılık tek bir söz vermişti. Her şeyin geçeceğine dair söz vermişti ve ben inanmıştım. İnanmak istemiştim.

Sahilden eve geldikten sonra hiç kimse ile konuşmamıştım. Direkt kaldığım odaya geçerek kendimi soyutlaştırmıştım. Ne çalan telefonlarına ne de mesajlara bakmıştım. Sonra kapıda Alp ve Baran'ın fısıldaşmaları vardı. İçeri girip girmemeyi tartışmışlardı ve en sonunda rahatsız olacağıma karar vermişlerdi. Bu kararı vermeleri 30 dakika 47 saniye sürmüştü.

Sonra Barkın, Çınarla beraber gelmişti yanıma. Ben uyuma numarası yaparken üstümü örtmüştü üşümemem için ve bunu rahatsız etmeden yapmaya özen göstermişti. Bunu hissetmiştim. Sonrasında odadan çıkıp gittiklerinde bende 4 saat 52 dakika 21 saniyenin ardından uyuyakalmıştım.

Sabahında ise aynı uyuşuklukla devam ediyordum. Yanıma gelip benimle konuşmaya çalışan Baran ve Alp'i göndermiştim. Yemek getiren Barkın'a ısrar ettiği için sinirlenip ekmeği ağzına tıkmıştım ama kötü bir niyetten değildi. Başım ağrıyordu ya benim.

Aklımdan geçen şeylerle ağırca nefesimi dışarı bıraktım. Kapım çalındığında bakışlarım kapıyı buldu ama çok boş şekildeydi. İçeri Alp girdiğinde her zamanki çekingenliği üstündeydi. "Gelebilir miyim?" Bir şey demedim. Yatakta doğrulduğumda o da bunu izin almış sayarak içeri girdi. "İyi misin?"

Kafamı sallayarak onayladım onu. "İyiyim."

"Barkın bir şeyler hazırladı. Açsındır gel mutfağa, yemek ye."

Yanıma fazla yaklaşmadı ayakta dikiliyordu. "Aç değilim."

Birkaç adım daha yanıma yaklaştı. Hareketlerinde çekingeçliği belliydi. "Yalan söylüyorsun. Sabahtan beri hiçbir şey yemedin, açsın."

"Yalan söylemiyorum."

"Şuan bile yalan söylüyorsun." Yüz ifademe çok dikkatliydi. Bir o kadar da rahatsız olmamam için uğraşıyordu. "Ben dağ evinde olanlar için özür dilerim. Orada yaptıkları-"

"Pişmansan ne mutlu sana?" O anlar şuan umrumda bile değildi açıkcası.

Konuşmasına izin vermediğimde dudaklarını birbirine bastırarak kafasını ağırca salladı. "Mutfağa gel o zaman. Barkın abim kumru yapıyor senin için." Kumru. Benim için. Bakışlarım ona çıktığında kafasını salladı. "Bende dışarı çıkacağım şimdi ayran alacağım. Başka bir şey istiyor musun?" Ayran.

Bunların hepsi dağ evinde yiyip içtiğim tek şeylerdi. Bu yüzden yemem için yapıyorlardı ve doğru tahmin etmişlerdi.

İçimdeki duygusallıkla bir şey diyemedim. Kafamı iki yana salladığımda Kehribar yattığı yerden kalkarak Alp'in ayağının altında dolaşarak ona sırnaştı. Eğilerek Kehribar'ın kafasını sevdiğinde kedim daha çok sırnaşmıştı ona. "Kehribar hangi mamadan yer peki?" Mama mı?

Yok canım Kehribar mama değil direkt insan seçeneklerinden tüketiyor.

Ayaklarımı yere basarak yataktan kalktım. "Adult mama alabilirsin istersen ama bence gerek yok."

Kafasınu kaldırarak bana baktı. "Yanında var mı maması?" Barkın'ın benim için verdiği terlikleri ayağıma giydim. Ayaklarım ve ellerim vücuduma göre daha çok üşüyen yerlerimdi. Daha doğrusu hiçbir şekilde ısınmazlardı. Yazın bile ellerim ve ayaklarım hep soğuk olurdu.

"Yok ama Kehribar mama yerine insancıl şeyler tercih eder."

Bakışları Kehribar'a inip geri bana çıktı. "Zararlı değil mi?"

Kehribar'ı kucağıma alırken omuz silktim. "Ben yerken o baksın mı?" Şu zamana kadar bir şey olmamıştı yani.

Kehribar benim namusumdu.

Ben önden ilerlerken Alp arkamdan odadan çıkmıştı. "Ben yinede alıyorum." Merdiven aşağı inerken burnuma gelen mis gibi kumru kokusu ile yaşadığım her bir anı unutabilirdim.

"Sen bilirsin." Merdivenleri bitirdiğimde o kapıya doğru ilerlemişti, ben ise mutfağa doğru adımlarken Kehribar kucağımdan kaçarak Alp'in yanına gitmişti.

Bu kedinin derdi neydi?

Şeçe şeçe bu çöpçüyü mü seçmişti?

Alp ayağının altında kıvranan kediye bakarak onu kucağına aldı. Tabii kızım görmüştü dışarı çıkacak adam hemen cilveye geçmişti. Dışarıdan toplayamıyordum kediyi. Birde dışarıda kendisine bir koca bulamıyor eve gelip beni taciz ediyordu.

"Bu yaramaz da benimle geliyor o zaman." Kafasını severken Kehribar daha da sırnaştığında sesli şekilde gülmüştü.

Onlara doğru adımladım. "Olmaz. Kehribar gelemez seninle." Onu almak için uzandım ama Kehribar benden kaçarak dolandı ve geri Alp'in üstüne atladı.

Miyavladığında Alp bana baktı. "Ama gelmek istiyor."

"Anası izin vermiyor ama." Almak için uzandım ama bana mırlandığında kaşlarımı çattım. "Neyin var senin? Bana mırlamakta nereden çıktı?"

"Sana mırlamıyor beni dışarı çıkar artık diye yalvarıyor." Arkadan Baran'ın da sesi geldiğinde bakışlarım ona çarpıp yeniden Kehribar'ı buldu.

Elimle Kehribar'ı gösterdim. "Ben bunu dışarı çıkarırsam kaybederim tamam mı? Götü başı ayrı oynuyor. Düzgün durmayı öğrensin önce." Tekrardan ona uzandığımda patisini bana salladığında sinirlenmiştim. "O patini keserim bak!" Mırladı. "Dilini de kopartırım!"

"Kedi bu kedi." Alp Kehribar'ı kendisine çekti. "Kaçar da durur da. Ben dikkat ederim merak etme."

"Reyonları başına yıkar."

"Markete gitmeden önce ona bir taşıma çantası alırım. Markette içine koyarım."

Tersce kedime baktım. "Onu da deler bu." Baksana tipe. Vahşi bir şeydi bu.

"Abartma tozu mu içtin?" Alp ayakkabısını rahatça giyerek kapıyı açtı. "Bir şey olmaz merak etme sen."

Kapıyı kapatmadan önce dediğim tek şey dikkat etmesi iken Baran yanıma gelerek elini omzuma koydu. "Alp dikkatlidir merak etme. Hem konu seninle ilgili bir şeyken kötü sonuç çıkmaz ortaya."

Ona baktım alttan alttan. "Güvenmediğim kişi Alp ya zaten."

Büyük ihtimalle kızarık gözlerimi ondan çekerek mutfağa adımladım. "O gün olanlardan dolayı Alp pişman. Farkedersen bütün çekingenliği o günden geliyor." Adımlarım duraksadığında devam etti. "Bak ona karşı bir şey yapman için demiyorum asla." Yanıma gelip karşımda durdu. "Onun konuşması daha doğru olur ama o zamanlar en çok etkilenen Alp olmuştu." Aklıma dün sabah anlatılanlar geldiğinde yutkunma ihtiyacı hissettim.

Kime, neye üzüleceğimi şaşırmıştım artık.

"Yıllarca dışarıya kendisini kapattı sonunda ise ne yaptığının bazen o bile farkında değil." Sonrası mırıldanır gibi oldu. "Ya da farkında sadece yaşam mekanizması böyle çalışıyor."

Onun yaşam mekanizması yüzünden benim mekanizmam bozulmuştu o gün.

Omuzlarımı kaldırdım yorgunca. "Yorum yapmayı reddediyorum." Onu geçip geniş mutfağa girdiğimde Barkın'ın tezgah başında bir şeyler yaptığını farketmiştim. Kumrunun kokusu böyle daha net ve güzeldi.

Buranın bahçeye çıkan kapısında Çınar telefonunu cebine koyarak içeri girdiğinde bakışları beni buldu. Yüzünde hoş bir gülümseme meydana geldiğinde gözleri dünkü yeşilden çıkmış ve maviyle yeşilim karışımına dönmüştü. "İyi misin?"

Kafamı onaylayarak salladığımda boş bir sandalyeye oturdum. Bu sırada Barkın da bana dönmüştü. "Geldiğini görmemiştim... çok oldu mu?"

Kafamı iki yana salladım. "Yeni inmiştim aşağı." Aslında yeni olmamıştı ama olsun. "Kumru için neden uğraştınız?"

"Çünkü seviyorsun." Barkın mırıldanarak tost makinesinden çıkardığı bir kumruyu tabağa koayarak bana getirdi. Kumruyu hafif tost makinesinde basmalı severdim. Evet tost gibi olmayacaktı ama onun tadı da olacaktı.

Baran devam etti. "Ve sabahtan beri hiçbir şey yemedin."

Ve canın sıkıldığında tedaviyi kumruda bulursun.

Önümdeki kumruya baktığımda yutkundum. Gerçekten lezzetli görünüyordu ama tadı hakkında pek bir fikrim yoktu. "Teşekkür ederim."

"Teşekkür etmeyi sana yasaklamalıyız."

Bakışlarım Çınar'ı buldu. "Niyeymiş o?"

"Senin için gereksiz bir cümle çünkü. Teşekkür etmene gerek yok." İçimdeki bomboş duygulara sahip çıktım. 16 yıl sonra ne yaşıyordum ya ben?

Diğerleri de kendilerine bir şey almadan oturduğunda ufak bir sohbete girdiler. Daha doğrusu kendilerini tanıtmaya. İçimdeki yabancılık hissiyle yüzümde hafif bir gülümseme oluştu.

Elimi önümdeki kumruya sürmek için beklemedim. Çok sakince yemeye başladığımda kısa süreliğine yaşadığım her şeyi unutmuştum. "Babamdan kalan bir şirket var. Ben yaşım gelince oranın başına geçtim. Yani şuan iş adamıyım denilebilir."

Çınar'ın konuşması ile yorgun bakışlarım onu buldu. "Yaşın kaç senin?"

"Yirmi dokuz." Yaşlı abi yanisi.

Elimdeki kumrudan koca bir ısırık daha aldım. "Kaç yaşına geçtin peki şirketin başına."

Baran alayla konuştu. "Erken atılım abim. 23 dedin mi takım elbiselerle aşk yaşamaya başladı."

23 mü?

Barandaki bakışların Çınar'ı buldu. "Çok erken değil mi?"

"Çoğu kişi o yaşlarda meslek hayatına atılıyor zaten." Baran'a baktı. "Bana diyor ama kendisi 22 yaşında göklerdeydi." Göklerde miydi?

"Köpek oldum resmen. Bırakın da biraz keyfini çıkarayım."

"3 yıllık keyif yetemedi mi sana?" Baran da 25 yaşındaydı yani

Bakışlarım üçünün arasında gidip gelirken ben konuştum şaşkınca. "Uçak mısın sen?" Uçak mı?
Dediğimi kısa sürede farkettiğim de kaşlarımı çattım. "Ay pilot işte. Uçak da nerden çıktı?"

Baran buna kısa süreli güldü. "Evet küçük hanım. Pilotum ve inşallah en büyük hayalin uçmak falandır."

Ağzımdaki kumruyu çiğneyip mideme indirdiğimde dudaklarımı birbirine bastırdım. "Hiç öyle imkansız bir hayalim olmadı biliyor musun?"

"İmkansız değil ki. Uçururum işte seni. Hatta kokpitte yolculuk yaparsın, yanımda."

"Kendi hayatı için senin kullandığın uçaktan uzak durması gerekir." Barkın alayla mırıldanıp yanımıza geldiğinde boş bir yere oturdu. "Geçen sene kullandığı uçağı düşürüyordu."

Baran tersce abisine baktı. "Ben düşürmüyordum. Teknisyenin yaptığı hataydı aksine ben kurtardım uçağı."

"Sana tebrik notu gelmeseydi inanmazdım bu arada. Hepsi o not sayesinde." Çınar da Baran'ın üstüne oynadığında ben sessiz kalmıştım.

Üstümdeki durgunluk hepsi tarafından anlaşılırken üstüme gelmiyorlar ve benimde konuşmaya katılacağım bir konu bulmaya çalışıyorlardı. Bunu süekli konuları değiştirmelerinden farketmiştim.

Ben Barkın'ın bana hazırladığı 2. kumruya geçerken Alp gelmişti yüksek ihtimalle kendi anahtarıyla içeri girdiğinde mutfağa ilk girip üstüme atlayan Kehribar'dı. Sağlam gelmesine maşallah demeli miydim?

Elim direkt onun kafasını bulduğunda gülümsedim. "Az önce satıyordun beni." Bana sırnaşmasıyla gülümsedim. Kumrunun içindeki bir sosisi alarak kehribarın ağzına verdim. Bir dakika beklemeden midesine yolladığında gülümsemem arttı.

Seviyordum ya.

"Zararlı değil mi?"

Barkın'ın mırıltısına omuz silktim. Şuan aklıma karşımdakilerin beni kaçırması gelmişti ve her an masayı terk edebilirdim. Gidecek başka yerim olsaydı buradan da giderdim ama yoktu.

Amcam da terk etmişti.

Aklıma tekrardan dolan anlar ile keyfim yeniden kaçmıştı. Kumrunun içinden bir şey daha Kehribar'a verdiğimde büyük bir ısırık aldım. Boğazımı sıkan yumruyu yemek yiyerek geçirmeye çalışmıştım.

Ortamdakiler sanki hallerimden bir şeyler anlamış gibi sessizleştiğinde Alp bana ayran doldurmuştu. Diğerleri bir şey yemiyorlardı bunu hepsinin önceden yemiş olmalarına yoruyordum çünkü hepsi yarım saatte bir odama gelip aşağı çağırıyorlardı.

En sonda ise tam bana lazım olan şeyi kullanmışlardı.

Hep olduğu gibi yine 2 kumru değil 3 kumru ile doyduğumda etraftaki sessizlik çok ağırdı. Bu sessizliği ben böldüm. "Hayat çok tuhaf değil mi?" Diğerlerinin konuşmalarına fırsat vermedim. "Beni kaçıran adamlarla aynı çatı altında kalıyorum."

Hayat tuhaf değil Nev sen mecbur kaldın sadece.

Aklıma yeniden gelenlerle buruk bir gülümseme yüzümde oluştuğunda hemen geri sildim. "Olay çok farklıydı." Barkın'ın suçlu sesinden sonra Baran konuştu. "Amacımız sana zarar vermek değildi."

"Olay sevkiyattı işte. Kaçırma amacınıza sevkiyat dediniz ama hiçbir şey de olmadı."

"Bir şey olmayacaktı zaten." Alp çekingence arkasına yaslandı. "Sadece amcanı korkutmaya yönelik oynadık." Ve yarı yolda bırakıldım.

Elimdeli iki üç lokmalık kumruyu masaya bıraktım. "Kötü insanlarsınız yani." Bir kere kaçıran başkalarını da kaçırırdı.

Baran ve Alp ikilisi bakışlarını kaçırdığında Barkın "öyle değil" diyerekten bakıyordu. Çınar dahil oldu konuya. Zaten en başından beri elini taşın altına koyan bir tek Çınar'dı. Bu en büyük olması ve bütün yüklerin ona kalmasından kaynaklı olduğunu düşünüyordum. Barkın da öyleydi. Olayları ciddiye alıp ona göre hareket eden taraftı.

"Değiliz." Konuşmak için ağzımı açtım ama bana engel oldu. "Buna direkt değil zaten zamanla inanabilirsin."

Zaten kötü insan diyemezdin ki kimseye. Neye göre birisine kötü insan diyebilirdin ki? İnsanlığa zarar veriyor ama bunun sebebi onun gözünde kötü olan insanların ölmesi. Ya da sevdiği kişiyi canı pahasına korumaya çalışıyor ama insanları öldürerek. Hangisine kötü diyebilirdin ki?

Birisi insanlığı korumaya çalışıyordu zarar vererek diğeri sevdiği kişiyi koruyordu.

Birisine kötü desek diğeri iyi olamazdı çünkü o da öldürüyordu. Ya da bir başkasına da diyemezdik çünkü o da insan kaçırıyordu. En basitinden birisi de zorbalık yapıyordu. Hepimizin içinde bir yerlerde kötülük vardı yani.

Kimse saf iyi olamazdı ki. Kediler. Kediler dışında saf iyi bir varlık görmemiştim hayatımda.

"Sizde beni zamanla tanıyacaksınız." Önüme bıraktığım kumrudan son yudumu ağzıma attım. "Belkide malınıza mülkünüzün üstüne yatıp gideceğim."

Alp omuz silkti. "Sana feda olsun deriz herhalde."

Bu sefer alayla gülen ben oldum. "Yıllar sonra bulduğunuz kız sizi beş parasız bırakacak sizde feda olsun diyeceksiniz öyle mi?" Bardak dibinde kalan son yudum ayranı içtim.

Galiba delirmişlerdi.

"Beş parasızlık geçip gelici bir şey ya." Baran düşünürmüş gibi konuştu. "Senin iyi olduğunu bildikten sonra sorun yok bence de."

Bakışlarım onu bulduğunda hepsinin yüzündeki ifadeye baktım. Yok bunlar gerçekten delirmişlerdi. "Daha hiçbir şey net bile değil." Bok değil Nev. "Testin sonucundan sonra yetimhaneye bırakacağınız kız için fazla iyisiniz."

Hepsinin yüzü ufaktan bir bozulduğunda bunun sebebi benim yetimhane düşüncesini dile getirmemdi. Öyle bir düşüncemde yoktu açıkcası. "Neva. Nev emin değilsin bu olaydan, DNA sonuçları ile emin olacaksın ama hadi bir olasılık oldu ve düşündüğümüzden ters bir şey geldi." Çınar ciddi bir konuşma yapar gibi ciddiydi ama sesi yine ince tınılıydı. Hoş bir sesi vardı. "O zaman da düşündüğün gibi yetimhaneye bırakmayız seni."

"Ne yapacaksınız kedi besler gibi beni de mi besleyeceksiniz?" Alayla konuştuğumda elim kucağımdaki Kehribar'ın kafasındaydı. "Yani artık bir amcam da olmadığına göre sizden de pek bir şey beklemem."

Kehribar sanki içimdeki sıkıntıyı anlamış gibi kafasını okşadığım elimi yaladığında güldüm. "Amcanla gelişen olay benim yüzümden değildi." Çınar içindeki sıkıntıyı dışarı vurduğunda elini saçlarına geçirdi. "Evet o gün içeride Turgutla kavga ettik ama sebep çok farklıydı. Kızma sebebimi sen biliyorsun zaten ve içimdeki sinirde en doğal hakkımdı."

Bakışlarım Kehribardayken mırıldandım. "Biliyorum. Amcam senden dolayı kalkıp böyle bir şey yapacak birisi değil." Nefesimi dışarı bırakarak bakışlarımı ona çıkardım. "Dediği gibi artık yorulmuştur ya da her şey ortaya çıkınca olaydan sıyrılmaya çalışmıştır." Öyle de oldu zaten.

"Kumru ister misin?" Barkın'ın konuyu kapatmasına bir şey demedim.

Kafamı iki yana saladım. "Teşekkür ederim."

"Bu kıza gerçekten teşekkür etmek yasaklanmalı." Baran'ın rahat mırıltısına göz devirdim.

"İnsanlık belirtisi canım." Kehribar kucağımdan atlayıp gittiğinde bakışlarım onu takip etmedi. "Bırak da insan olarak kalalım." Elime yandaki paket ıslak mendile atarak ucuyla oynadım.

Masadaki tek sesiz kişi Alp'ti. Onunda sessiz olma sebebi belliydi. Konuşmasını isteyen de yoktu açıkcası. "Teşekkür etmeyi zamanla bırakacaksın ki." Barkın'ın rahat sesinden sonra Çınar konuştu. "Fazla teşekkür etmek bir süre sonra bıktırır."

"Ha sürekli teşekkür edeceğime eminsiniz yani."

Baran hafiften kaşlarını çatarak beni gösterdi. "Kız sen demiyor muydun insanlık belirtisi falan diye? Bir süre sonra insanlıktan çıkacaksın yani."

Omuzlarımı kaldırdım hafifçe. "Orası da benim fikrime kalmış artık." Sandalyeyi duvara yaklaştırarak sırtımı duvara yasladım. "Bir bakmışsınız insalıktan çıkmışım."

"Dün insanlıktan çıkmışsın ya zaten." Baran alayla konuştu. "Ev yakmak ne kızım?" Ha o şey. Aklımdan bile çıkmıştı açıkcası.

"Orayı başkasına satmış olamazdı. Benim dokunuşlarımla güzel orası, başkasının bozmasına izin veremezdim."

"Sende yakayım dedin."

Dudağımı büktüm. "Kötü mü yapmışım?"

Barkın yarım bir gülüşle arkasına yaslandı. "Yok canım çok iyi yapmışsın. Ev nedir ki zaten?" Omuzlarını kaldırdı. "Geri inşa edilir."

"Ulan doktor adam bile ne dediğini farkında değil artık." Baran, Barkın'ın omzuna elini atarak arkasına yaslandı. "Ne biçim aile oluyoruz biz?" Tam doktor da sayılmazdı aslında.

"Tam bir aileyiz işte." Çınar bana bakarak mırıldandığında istemsizce kafamı yana eğdim. "Yarım değil, kötü değil. Tam ve iyi bir aile olacağız zamanla."

Gerçekten olabilcek miydik acaba?

...

Saat gecenin 4'ü ve bilin bakalım kim gördüğü abuk subuk rüyalardan dolayı uyanmak durumunda kalmıştı. Tabii ki de ben. Yanımdaki telefonda saate bakarken Eylül'den gelen paragraf mesajlara gözüm çarpmıştı.

Dün gece yatmadan önce olayları kendisine paragraf paragraf yazıp uykuya gömülmüştüm. Büyük ihtimalle be uykuya daldıktan sonra yazmıştı çünkü eğer uykuya dalmasaydım bildirim sesine bakardım. Şuan uyku sersemi olduğum için telefonu yastığın altına geri koydum. Yarın konuşurduk onunla, hiç olmazsa pazartesi okulda dedikodumuzu ederdik.

Ayaz. Acaba o gün neden kalkıp yanıma gelmişti? Yani onca kalabalığın arasında benim koştuğumu nereden görecekti? Sahilin içine girdiğimde koşmayı da bırakmıştım zaten hızlı ve aceleci adımlar atmaya başlamıştım.

Demekki kalbin temizmiş Nev.

Ev yakma çılgınlığından sonra kalbimin temiz olduğu şüpheliydi bence.

Dışarıdaki sağanak yağmur ile nefesimi dışarı vererek yattığım yerden doğruldum. Gece lambam odanın aydınlanmasını yeteri kadar sağlıyordu. Sırtımı yatak başlığına yasladım ve esneyerek gözlerimi Kehribar'ın yattığı yere doğru çevirdim.

Baran ve Alp'in yaptığı yatakta uyuyordu. Yüzümde hafif bir gülümseme oluşurken bakışlarımı ondan çektim. Çekerken yerde gördüğüm siyah varlıklar ile kaşlarımı çattım. Bunlar neydi? Gece lambasının olduğu yerden yere baktığımda çığlık atmam bir oldu.

Üstümdeki yorganı ayak uçlarıma iterek yatakta ayağa kalktım. "Sizin ne işiniz var burada?! İğrenç yaratıklar!" Hamam böceği olduğunu bildiğim böcekler daha çok kıpraşmaya başladığında aceleyle yatağımın üstüne falan baktım. "Ya biriniz uyumamış olsun lütfen!"

Üstümdeki huyluluk ile kollarımı birbirine sardığımda sırtım huylanmıştı. "İnsan bağırıyor burada, ya saat daha dört, dört! Ne uykusu bu?!"

Böceklere daha fazla bakamadığım da Kehribar sesime uyanıp yatağımın üstüne koşarak gelmişti. Kehribar ile birlikte bir hamam böceği de yatağa çıktığında atabildiğim en yüksek çığlığı attım. Böcek ayağımla temas kurup benim fırlatmamla geri uçtuğunda ne ara gelip ışıkları açtığını bilmediğim Barkın kollarını belime sararak beni kaldırmıştı. "Şşh, güzelim. Sakin ol."

Uykudan çok telaşlı sesiyle kollarımı boynuna sararak ayaklarımı kendime çektim. "Barkın lütfen. Lütfen çıkalım hemen, içeri gidecekler hep lütfen!"

Barkın'ın belimdeki eli hareket etmeye başladığında beni rahatlatmak içindi ama ben hiç rahat etmiyordum. Gözlerimi bile açamıyordum. "Hallederiz kuzum, sakin ol."

"Bırakma beni burada, lütfen. Hızlı ol, bak beni bırakırsan yüzüne bile bakmam senin." Barkın'ın adımları duraksadığını hissetiğimde yutkundum ağırca.

"Bırakmadım, bırakmam. Salondayız güzelim aç gözlerini."

Boynundaki kollarımı gevşettim. "Gerçekten mi?"

"Yemin ederim gerçekten." Durdu ve birkaç adım daha attı. "Koltuğa bırakıyorum şimdi seni tamam mı? Korkma ben burdayım."

Arkadan Çınarların sesi de geldiğinde iki çift ayak sesi bizden çok uzağa gitmişlerdi. Kollarımı boynundan tamamen çektim. Bacaklarımı hemen kendime çektiğimde elim ayağımı buldu. Ayağım hem buz gibiydi hemde çok huylandırıyordu.

Barkın önümde eğilmiş şekildeyken mırıldandı. Çınar bu sırada gelip yanıma oturmuştu. "İyi misin?" Bir elimi benim tuttuğum ayağımı bulduğunda sıktı hafifçe. "Ayakların buz gibi çorap getireyim." Ayaklanır gibi olduğunda ben engel oldum.

"Getirme ayağımı yıkayacağım." Ben kendi çapımda kısaca yerleri kontrol edip kalktığımda Çınar benimle birlikte ayaklandı.

"Ben bir şeyler getiriyorum üstüne." Ne vardı ki üstümde.

Çınar bir şey demeyip onu onayladığında hızlı adımlarıma eşlik ederek beni bu kattaki banyoya götürdü. "Direkt duş almak ister misin? Havlu getireyim."

Sadece kafamı iki yana sallayarak duşa kabinin içine girdim direkt. Ayağımı sabunlayarak sertçe yıkarken nasıl davrandığımın farkında bile değildim. Elimdeki sabunu sertçe sürüyordum sonra sabunu burakıp elimle sertçe ayağımı ovalıyordum. Hatta tırnaklarımla derimi bile kazımaya çalışıyordum. Ta ki Çınar beni durduruna kadar.

Elimdeki duş hortumunu alarak beni durdurdu. "Çok hoyratsın güzelim, dur." Çok sakince önce eliyle pijamamı yukarı katlandığında suyun sıcaklığını da ayarladı. Farkında değildim ama buz gibi suydu.

Ben ayağımı sabunlamaya devam ettiğimde Barkın gelmişti ama içeri girmemişti. Getirdikleri her neyse banyo mermerine bırakarak kapıda dikilmişti. Çınar benim sabunlama işlemimin bitmeyeceğine emin olduğu için elini ona da atarak engelledi beni. "Temizlendi canım tahriş edeceksin ayağını."

Lifi elimden alarak suyu ayaklarıma tuttuğunda ılık suyla ayağımın üstünü ovalayarak yıkadım. Hatta yine sert davranmış olacağım ki Çınar yine beni durdurmuştu. "Yapma ama böyle. Bir şey olmadı, temizledin ayağını. Hastalanacaksın gel."

"Ayağıma değdi.'

"Ama temizledik." Elini koluma atarak çıkmam için hafiften ilerletti. Dediği gibi yaptım. Banyodan çıkarak Barkın'ın getirdiği kıyafetlere baktım. "Çok soğuksun, daha kalın bir şeyler giy." Giysileri elime verdi. "Kapıdayız biz tamam mı?"

Saçımı koca eliyle geriya attığında kapıyı kapatarak banyodan çıktı. Bakışlarım aynadaki halime kaydığında önümdeki musluğu açarak boynumu ıslattım. "Ölüyordun Nev." Kısık mırıldanmam benim bile kulağıma gelmedi. "Gerçekten ölüyordun."

O varlıklar nereden çıkmıştı öyle?"

...

Ölmem için gereken tek şey ve bu gece çokca karşılaştığım şey böceklerdi. Hamam böcekleriydi ve ben hâlâ o olayın etkisinin altından çıkamamıştım. Nerdeyse yarım saat geçmişti ve ben bacaklarımı kendime çekmiş öylece bekliyordum.

Alp'in dediğine göre lavabo giderinden gelip odaya doluşmuştu bu böcekler. Ve yine kendilerinin dediklerine göre odadaki böcekleri halletmişlerdi lavabonun içine de ilaçlardan katmışlardı. Yani oda temizdi ama benim götüm o odaya girmeyi hayatta yemezdi.

Kehribar Alp'in kucağındayken uykuya dalmıştı. Diğerleri ise benimle beraber uyanıktı. "Daha iyi misin ya sen?" Baran'ın sorusuyla kafamı aşağı yukarı salladım.

Kuruyan dudaklarımı dilimle ıslattım. "İyiyim iyiyim. Ara sıra böyle hayatıma giriyorlar işte." Allah'ın cezası yaratıklar ya.

Çınar sıkıntıyla konuştu. "Yarın ev ilaçlamayı arayacağım. Evi komple ilaçlatalım." Çok iyi olurdu. Bakışlarım onu buldu. Gözlerimden ettiğim teşekkürü anlamış gibi gülümsedi. "Seninde uykun var hâlâ." Ayaklandı. "Hadi kalk."

"Orada uyuyamam ben."

Bakışlarına terslik yüklendi. "Ben seni uyutur muyum orada?" Kafasıyla yukarıyı işaret etti. "Benim odada uyursun sen."

Alt dudağımı ısırdım. "Sen peki?"

"Oda mı yok canım? Uyurum ben bir odada." Diğerleri de ayaklandığında bende ayağa kalktım. Üstümde Barkın'ın getirdiği kalın kıyafetler vardı.

"Benim odanın kapısı açık abi. Abimle misler gibi uyuruz." Alp Çınar'ın yanına gidip elini omzuna attığında Barkın Alp'i atarak uzaklaştırdı.

"Zevzevlik yapma lan." Alp suçsuzcasına ellerini kaldırdı. "Yanlış bir şey mi dedim ben ya?"

Çınar ona bir şey demeyerek odadan çıktığında bende onu takip ettim. Alp bu sırası iyi geceler dilemişti. Birde bir şey olursa çağırmamı falan. Üstümdeki durgunlukla hiçbirini dinleyememiştim ama olsun.

Yavaş ve kesintili adımlarla Çınar'ın peşinden merdivenleri çıktım. Arkamdakilerin farkındaydım ama onları hiç düşünememiştim, hepsi de çok buruktu. Uzun zamandır yarım olan taraflarının şimdi dolması hepsini buruk yapıyordu. Bu bir yandan ne yapacaklarını bilmeyişinden de dolayıydı.

Çınar'ın odasına girdiğimizde arkamızdan kapıyı kapatmadı. Benim rahat olmam için kapıyı açık bıraktı, Barkınlarda koridorun ışığını kapatmamışlardı. Yüzümde oluşan gülümsemeyi engellemedim.

Çınar dolaptan bana çarşaf, yastık kılıfı ve bir örtü çıkardı. Bana bir şey demeden sakince yatağının yanına gitti. Ben ayakta dikilmiş sessizce ellerimle oynuyordum. Yatak çarşafına uzanırken ben durdurdum onu. "Neden değiştiriyorsun çarşafı?"

Cevabı net oldu. "Temiz çarşafta yat diye."

"Ben koltukta yatarım. Sen de başka odada yatma yatağından da olma boş yere, uğraşmada."

Kafasını yavaşça iki yana sallayarak çarşafını çıkardı. "Koltuk çok kötü. Sert ve rahatsız. Uyuyamazsın orada." Yüzünü buruşturarak konuştu ama buruşturma sebebi benim orada yatmak istememi engellemekti.

Kafamı hafifçe yana eğerek ona baktım. Sesim normal sesime göre hâlâ kısık çıkıyordu ama beni duyuyordu ve anlıyordu. "Sen nasıl uyuyacaksın peki? Uyuyamazsın sende." Hem koltuğa sığmazdı ki o.

Çarşafı büyük bir özen göstererek taktığında çıkardığı başka bir yastığa çarşaf takarak yatağın üstüne koydu. "Ben uyurum." Yorganı da yatağın üstüne bırakarak kendi eşyalarını koltuğa bıraktı. "Benim derdim hiçbir zaman rahat bir yer olmadı ki. Benim derdim senin bizim yanımızda olmandı. Artık yanımızdasın kuru taşın üstünde yatsam gıkım çıkmaz benim."

Sesindeki özlem kalbimi sıktı. Dudağımı dişlememe engel olarak konuştum. "Bende yatabilirdim orada." Sesim daha kısık çıkmıştı ama yine de duydu beni.

"Ama ben seni yatırmam orada." Bana yaklaşmak istediğini gözlerinden anladım ama kendisine engel oldu. "Yıllar sonra kavuştuğum saçının teline kıyamadığım kardeşimi koltukta mı yatıracağım? İçim acır ya."

Yutkundum. Gerçekten çok ağırca yutkundum. Böyle bir şeyi beklemiyordum zaten ama boş muhabbet olsun diye sormuştum. Bakışlarımı kaçırarak onun yatağına doğru ilerledim ve diken üstüne yatarmış gibi uzandım. Bu sırada Çınar'a bakmamaya çalışmıştım ama onun duygu dolu bakışları benim üstümdeydi.

Ona sırtımı dönerek yorganın altına sakladım kendimi. O da hareketlenerek koltuğa yattığında bir şikayet sesi bile gelmedi. "İyi misin?"

Değildim ama iyi olacak gibiydim. Amcamın yokluğu her şekilde kendini belli ederek ağır basıyordu ama insanlara karşı bunu göstermemeyi başarıyordum. İçim acıyordu benim. Son sözleri kafamın içinde yankılanıyordu. Yetimhanedeki kızlara da kızım diyordu. Sadece bana değil.

"Değilim." Dürüst oldum ona. "Olayların nasıl geliştiğini bile bilmiyorum ben."

"Her şey düzelecek." Cevabı netti. "Söz veriyorum sana ben her şeyi halledeceğim ama sende yanımızda ol." İç çekti sakince. "İstemesen bile seni bırakmayız. Çok içten bir şekilde bizi istemediğini söyleyene kadar da gitmeyiz. Gittiğimizde ise pek bir hayat amacımız kalmaz." Benim sırtım ona dönüktü ama o direkt bana bakıyordu.

Uzun bir süre sessizlik oldu aramızda. Sadece nefes alıp verme seslerimiz vardı odada. Bu uzun sesizliği o böldü. "Hiçbir şey bu şekilde olmasaydı çok mutlu olurduk biliyor musun?" Sonra hemen toparladı. "Yine de çok mutlu oluruz ama. Olacağızda."

Olacaktık. Gerçekten olacaktık.

"Anne babanız benim yüzümden öl-"

"Senin yüzünden değil Neva'm. Hiçbir şey senin yüzünden değildi. Annemizle babamız seni korumak için değil canlarından bir parçayı korumak için öldüler. Bunun ne demek olduğunu bilmen lazım." Öylesine bir kişi değildim, onların canlarıydım. Boktan bir hayat yaşamamam için beni kurtarmaya çalışmışlardı ama kurtaramamışlardı.

Çınar devam etti. "Sen sadece anne babamızın emaneti değilsin bize. Sen bizim hayattaki tek amacımızsın. Kendimize çektiğimiz her yolun hepsi senin için. Yanımızda olmasan bile senin içindi."

İçime oturan öküz ile öylece kaldım. Dolan gözlerimden bir damla akmasını engelleyemedim. Çınar'ın dediklerinin hepsi doğruydu. Bunları her şekilde hissediyordum. Amcamın dedikleri ise çok ayrıydı. Ben çok kötüydüm ya.

Mırıldandım. Ben bile ne dediğimi duymadım. "İyi geceler Çınar."

"İyi geceler birtanem." Ama o duydu.

Ben bile kendimi duyamazken o duyuyordu.

Belki de gerçekten ona güvenmeliydim.

Yani bencede güvenelim ya.

Nasılsınızz bakalımmm??? Bölümü 1.57 de düzenliyorum ve size yolluyorum. Gece kuşu olduğumu bu kadar belli etmemem lazım
😔😔

Neva olayların üstünü kapatmaya çalışırken kendi duygularını nasıl bastıracak acaba? Kendimize inandıracak kadar güçlü değiliz maalesef ama hallederiz ya kalsnanqnwmw.

Fazla bir şey diyemiyorum siz demek istiyorsanızz buyruunn seviliyorsunuzz🩷🫶🏻

Bir sonraki bölüme kadar kendinize çoook dikkattt ediinn Allah'a emanetsiniz🩷🩷🫶🏻

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

5okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.