NEVA kitap kapağı

5. bölüm / 11

NEVA

5. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Yarınlardan Biri

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 11Şu an: 5. Bölüm

Elimdeki kumrunun son lokmasını ağzıma sıkıştırdım. Cidden çok açtım ve aşıktım. Kumruya aşıktım başka hiçbir şeye değil. Ayrandan büyük bir yudum alarak benle dalga geçen Neva'ya baktım. "Şu şekilde yemek yiyen birisini görsem derdi var bunun demezdim bak."

"Açım." Elimi karnıma koydum. "Derdi olunca yemek yiyen birisi değilim ben, kumru yiyen birisiyim." 4. kumruyu bile yemeyi düşünmüştüm açıkcası. Önümdeki ayrandan son yumdumu alarak masaya bıraktım. "Konuş şimdi."

"Sen seni kaçıran kişilerin kardeşisin."

Boş bakışlarımı yolladım ona. "Sen salak mısın? Bende bundan bahsediyorum zaten, öyle olabilir ama neden?" Ellerimi masanın üstüne koydum. "Çok saçma yere gidiyor mesele. Amcam madem bunları biliyorsa 11 yaşında neden benim velayetimi aldı?" Saçmalıktı.

Eylül düşünceli şekilde gözlerime baktı. "Belki de seni istemeyeceklerini düşündü."

Kafamı iki yana salladım. "İmkansız. Daha bugün konuştular. Beni yanlarına almak isteyeceklermiş onlar." Öyle demişti Şahin abi.

Eylül kaşlarını çatarak arkasına yaslandı. Bende aynı şekilde arkama yaslandım ama çok düşünceli haldeydim. Ben onların kardeşi olamazdım. Şu hayatım yalan olamazdı.

"O zaman geçmişinle ilgili." Eylül'ün kısık mırıldanması kulağıma geldi. "Senin bilmemen gereken ama senden saklanan bir şey var ve bu onlarla ilgili. Olası düşünceyle sen onların kardeşisin ve amcan velayetini aldıysa başka şeyler de var işin içinde. Senin hatırlamadığın şeyler var." Çünkü amcam beni onlara verirdi. Yani her şeyi anlatırdı.

İçimdeki şüpheyle dudağımı ısırdım. "Amcam en başından beri yalan mı söyledi yani?" Benim merak dolu bakışlarıma dudaklarını birbirine bastırarak belirsizlikle yanıtladı.

Hayatımın gidişatı bok yoluna sapmıştı.

3 yıl önce başıma gelen olaylar gözümün önünden geçti. 7. sınıftayken tek başıma takılmalarımın 3. senesiydi ve ben bundan şikayetçi değildim. Yalnız kalmak benim için basitti. Tek sorun sınıfa yeni gelenler tarafından uğradığım zorbalıktı.

Sessiz olmak onlara göre güçsüzlük ve enayilikti. Bu da onlarda sizin daha güçlü olmanızı sağlayacağız adı altındaki zorbalıktı. Tabii ki kimse bunu ciddiye almıyordu ama o yaştaki biz gibi çocukkarda ses çıkaramıyordu. Çok pasif kalıyorlardı.

Amcam bu olayı öğrendiği gün okula gelmişti ve ben o gün dayanamayıp kızın saçına yapışmıştım. Bilek gücüm o zamanlarda olmadığı için tokat falan atamıyordum sadece o saçım diye ciyak ciyak bağırırken beni engellemeyi düşünmüyordu. Bende aklıma ilk gelen şeyi yaparak kızın kafasını çöp kovasının içine sokmuştum. O sırada zorbalık böyle yapılır diye sinirimi kusarken müdüre ve amcama sinema olmuştum.

İşte o andan itibaren okuldan atılacağıma çok emindim. Hatta yaptığım şeyden dolayı yüzümü kaldıramazken gözlerim bile dolmuştu. Ta ki amcamın beni dibine kadar savunarak kızı okuldan attırması aynı saatte gerçekleşene kadar. Hocaların bana olan tavırlarının değişmesini bekliyordum ama o da olmamıştı.

Şuan sessizliğimin yanında ses çıkarmayı bilmem amcamın sayesinde olmuştu. Ben ne zaman sustuğumda o sesim olmuştu. Ben ne zaman patlasam arkamda durmuş ve sesimi çıkarmama izin vermişti. Şuanda sessizliğimin yanında yine konuşkan bir tarafımın olması amcam sayesindeydi. Ve bunun gibi birkaç şey daha. Hepsi amcam sayesindeyken şuan içinde bulunduğum durum aklımı karıştırıyordu, kendimden utanmamı sağlıyordu.

Kafamda binbir düşünce geçerken telefonumun çalmasıyla bakışlarım telefonumu buldu. Amcamın aradığını gördüğümde içimi kemiren belirsizlikle açtım telefonu. "Nerdesin? Sana beni ara demiştim, evde yoksun kimse de görmemiş çıktığını, kaçtın mı?"

Bir şey demedim. "Eylül'le birlikteyim ben. Evden de kaçmadım." Kısa süre durdum. "Kimse görmemiş olmalı."

"Konum at geliyorum."

"Amca ben gelirm."

"Nev konum at dedim." Sesindeki sinir belliydi. "Kaçmanı da senle ayrı konuşacağız."

Nefesimi dışarı verdim. "Kaçmadım b-"

Sözümü bölen karşı telefonla gelen bağırış sesleriydi. Amcam kısık sesle bir küfür etti. Arabayla bir yerden çıktı. "Konum at çıktım ben yola." Telefonu cevap vermemi beklemeden kapattığında bakışlarım Eylül'ü buldu.

Ne konuştuğumuzu merak eder şekilde göz kırptığında telefonu masaya bırakmıştım. "Buraya geliyor. Kaçtığımı da biliyor."

"Nereye kaçtığını bilmiyor ama." Kafamı sallayarak onu onayladım. "Öğrenirse ne olur?"

"Hiçbir şey. Zaten bir bokta yoktu. Her şey olması gerektiği gibi. Ben Vuralların kızıyım 10 yaşında terk ediliyorum ve amcam velayetimi alıyor." 10 yaşımın sonlarında hafızamı kaybediyorum ve hayatımdaki birçok şeyi unutuyorum.

Eylül bir süre sessizce düşündüğünde aklına bir şey gelmiş gibi bana baktı. Sıkıntıyla baktım ona. "Olması gereken bu zaten. Yani sen kaçırıldın ama bunu kaçırıldın diye göstermezler, belgelerle oynayacaklar ki seni bulamasınlar. Turgut amcada da sen kaçırıldıktan sonraki belgeler var."

Kaşlarımı çattım. "Beni amcam mı kaçırdı?"

"Çüş artık."

"Ne çüşü ya. Amcamda bu belgeler varsa ve benden ciddi bir şey saklıyorsa, üstüne üstelik öğrenmemesi lazım falan diyorsa öyle olmuş olmuyor mu?"

"Kızım bu adam senin güvenini kırmaktan korkuyor. Kaçırdığı kişinin neden güvenini kırsın. Ya da anne babanı falan kayıp göstermesi hepsi çok saçma. Ayrıca Tugut abiden bahsediyoruz bak. Kızı gibisin ya sen adamın." Doğru. Öyleydim ama bunlar ne oluyordu?

Kafamdaki bin bir soru işareti ile düşünürken Eylül de benden pek farklı değildi. Yanımızdan birçok kişi gelip geçerken ben geçmişimi hatırlamadığım için çok daha stres oluyordum. Ben yanlış şeyler mi biliyordum?

"Git konuş lan." Eylül'ün ani çıkışıyla ona bakarak göz kırptım "kiminle" diyerekten. "Seni kaçıranlarla işte." Kaşlarım çatıldı. Konuşmak için ağzımı açtım ama engel oldu. "Sen demiyor musun amcam bana bunu anlatmaz diye. Sen git onlarla konuş."

"Ortalık elli altı olur. Amcam bunu öğrenirse hayal kırıklığına uğrar. Benimkisi sadece bir tahmin."

"Neden bir fikrin diğer fikrinle aynı olmuyor?"

Nefesimi dışarı verdim. "Çünkü ben ne yapacağımı bilmiyorum?"

"Söyle halledelim o zaman." Bu Eylül'ün değil amcamın sesiydi.

Bakışlarım Eylül'ün mavi gözleri ile çakışıp arkama döndüğümde amcamın net, sıkıntılı ve dürüst yüz ifadesine bakmıştım. Yalan söylemeyecekti. Şuan buna adım kadar emindim. Sıkıntılı şeyler olsa da söylemeyecekti.

...

"Her şeyi duydun yani. Her şeyi duydun, evden kaçtın." Kafamı onaylayarak salladığımda soru sordu. "Kaçıp ne yaptın peki? Eylül'e mi gittin direkt?"

Amcama olan biten her şeyi anlatmıştık. Şuan ise gece geldiğimiz yerde, bahçede oturmuş konuşuyorduk. Eylül eve gelmeyip kendi evine gitmişti. Bir şey olursa aramamı ve dikkat etmemi tembihleyerek gitmişti.

Kafamı iki yana salladım sakince. "Hayır." Yutkundum ağırca. "Başka yere daha gittik."

"Nereye gittiniz?" Sesi şüpheci değildi. Biliyordu nereye gittiğimizi ama bunu benden duymak istiyor gibiydi.

Bakışlarımı onun gözlerine çıkardım. "Biliyorsun zaten niye soruyorsun?"

"Biraz utanmanı." Kaşlarını çattı. "Hırsız gibi eve girip oda karıştırmak ne demek Nev?"

Ona bakarak omuzlarımı kaldırdım. "Aklıma başka bir şey gelmedi ne yapabilirim? Sana sorsam söylemeyecektin. Bunca yıldır söylememişsin zaten."

Kafasını iki yana sallayarak geriye yaslandı. "Anlatırdım. Her şeyi bilmeye hakkın var ama..." o sustuğunda soğuk ellerimi birbirine doladım.

Yerdeki bakışlarımı amcamın kahve gözlerine diktim. "Anlat. Bugün bahsettiğiniz gerçekler neydi? Onlarla benim ne gibi bir bağım var söyle hepsini?"

Sıkıntılı bir soluk aldığında konuşmaya başladı. "Seni kaçıranlar öz abilerin." Göz bebeklerimin titreştiğini hissettim. "Nejdet öz baban değil, seni kaçırmışlar ama terk de etmişler." O kaçırmamıştı.

Hayır. Ciddi olamazdı çünkü olay çok saçmaydı. İnsan kaçırdığı birisini terk etmezdi. Acı çektirirdi, terk etmezdi. Mantık hatası vardı burada.

Kafamı iki yana salladım. Konuşmak için ağzımı açtım ama engel oldu. "Düşündüklerin doğru ama dediklerim yanlış değil." Sesindeki doğruluk ve soğukluk içimi burktu. "Belkide aile acısı çektirmeyi amaçladılar."

"Ama çekmedim."

Dudaklarını birbirine bastırdı. "Hafızanı kaybettin çünkü." Belki haberleri yoktur hafızamı kaybettiğimden. Olduklarında geri geleceklerdi.

"6 yıl neyi bekledin?" Aklıma öz olan abilerim geldiğinde kaşlarımı çattım. İçimdeki sinir ve hayal kırıklığının getirdiği hisle yerimden kıpırdadım. "Ya sen benden 6 yıl boyunca bunu nasıl sakladın?!"

Beni anlamış gibi nefesini dışarı bıraktı. Yerinden doğrulduğunda bakışlarındaki tek bir şey dikkatimi çekti. Vazgeçiş. Neyin vazgeçişi olduğuna dikkat edemedim.

"Öyle olması gerekti. Sen hafızanı unutunca kalkıp sana gerçekleri anlatamadım. Anlatsam bile inanmazdın çünkü bunlarla ilgili hiçbir belge yoktu. Hepsi babanlar tarafından değiştirilmiş belgelerdi."

Ağzımı konuşmak için açtım ama konuşmama izin vermedi. "İnanmazdın Neva. O zaman bile bana inanmadın sana gerçekleri söylesem bana hiç inanmazdın. Çınarları işin içine soksam hepimizden korkardın, küçüktün daha."

Kaçırıldığım andan beri yaşanan senaryo gözümün önünde canlandığında kollarımı birbirine sardım. "Bana anlattığın her şey yalandı."

"Öyle olması gerekti."

Kaşlarımı çatarak ona baktım. "Ne olması gerekti? Sen demiyor muydun hayatta güveneceğin tek kişi benim diye!" İstemsice ayaklandım. "Şimdi noldu? En başından beri beni yalan bir hayatın içinde büyütürken bunlar öğrenilmeyecek mi sanıyordun?!

Benim gibi ayağa kalktı. "Hafızan Nev..."

Sözünü böldüm. "Hafızamı unutmamdan yararlanarak vicdanımı rahatlatamazsın! Ben kaçırıldım ama sende buna destek çıktın."

Kafasını iki yana salladı ama benim düşüncem değişmiyordu. Öyle olmuştu işte. Eliyle yüzünü sıvalayarak nasıl konuşacağını düşündü yüksek ihtimalle. "Destek çıkmadım. Böyle boktan bir şeye destek çıkmam ben. Senin kaçırıldığından bile haberim yoktu benim." Yeni bir olay daha. Nasıl haberi yoktu?

İçimdeki sinir ile güldüm. Çok bozuk bir gülüştü. "Amca kadın hamile kalmadan ben çıkamam ya ortaya. Nasıl haberin yoktu, dalga mı geçiyorsun ya sen benimle?"

Nasıl anlatacağını bilemediğinden kendi kendine kıvrandı ama yine bir yolunu buldu. "Ben sizin yanınızda değildim hiçbir zaman. Sizden uzaktım, kardeşlerimle görüşmüyordum, babamlar beni evlatlıktan reddetmişti. Yurtdışında hepinizden uzak yaşıyordum ben. Sonra bir gün bana mesaj geldi. Senin başına gelen bütün olayları anlatan bir mesaj, kimden geldiğini hâlâ bilmiyorum." Aklımdaki soruyu okuyarak ona da cevap verdiğinde yutkundum.

"Bir dakika beklemeden kalktım geldim buraya. Seni bırakmışlardı tek başına. 10 yaşındaydın ama 10 yaş neydi ki? Çocuktun daha ben sana her şeyi anlatacaktım. Kaçırıldığını, aileni, nasıl kaçırıldığını ama ben anlatamadan sen hafızanı kaybettin. Bekledim, yemin ederim ki çok bekledim ama sen hiçbir şey hatırlamadın. Sen hatırlamayınca ben gerçekleri anlatamadım çünkü çoktan yeni bir hayat yaşamaya başlamıştın."

Ben ortalığı velveleye vererek kendi hayatımın nasıl bir şey olduğunu istemiştim. Çok net hatırlamıyordum ama önümde tonlarca dosya vardı hepsini de amcam dökmüştü önüme.

Kaşlarımı çattım. "Bu kadar mı? Ya ben hafızamı kaybettim diye ailemden olmuşum resmen! Bu hastalık nasıl benden bunu saklamana sebep olur amca?" Bakışlarımdaki kırıklığı görmüyor olamazdı. "Ya bana sahip çıkarken ya da bana söylediğin her bir sevgi sözcüğünde için acımadı mı senin?!"

Mavi gözlerim doluydu. Bunu hissediyordum ama engellemek için bir şey de yapmıyordum. Gözlerime içi gittiğini bakışlarından anlamıştım ama bakışlarda başka bir şey daha vardı. "Acıdı. Hemde çok acıdı ama bir saatten sonra kalkıp diyemedim. Ciddiye almazdın bir keresine."

Kafamı iki yana salladım. Aklıma beni kaçıranlar yani abilerim olan adamlar geldiğinde hissettiğim yanılmışlık hissiyle gözlerine kırıklıkla baktım. Ne kırıklığı olduğunu daha bende bilmiyordum. "Hadi her şeyi geçtim ben. Sen yetimhanede büyümedin mi? Anne-babasızlığı bilmiyor musun sen? Bana bir şey anlatamadın o adamları da mı görmedin? Demedin mi bir kız kardeşleri var onu da ben saklıyorum "

Karşımdaki adam benim amcam bile değildi. Aklıma gelen bu gerçek ile gözlerimdeki yaşa engel olamadan aktı gitti. "Ya sen benim amcam bile değilmişsin." 7 yıl. 7 yıl boyunca amcsm dediğim eleman gerçek amcam değildi.

"Değilim." Kafasını ağırca salladı. "Ben senin ne amcanım ne de ailenim. Ailen var senin." Ben senin ne amcanım ne ailenim.

Beynimden yükseklen ses kulaklarımda çınladığında dengem şaştı. Birkaç adım geriledim ama toparladım. Unutmamam için kulaklarımda çınlanan söz bakışlarındaki vazgeçişi anlatmıştı. Beni bırakıyordu.

"Abi Çınar Karahan geldi." Şahin abi bağırarak içeri girdiğinde bakışlarım o tarafa dönmedi. Yaşarmış mavi gözlerimle amcama bakıyordum ama o benden bakışlarını çekti. Şahin abiye baktığında onun kısık mırıldanması geldi kulağıma ama ne dediğini anlamadım.

Şahin abinin arkasından başka bir adım sesi geldiğinde bunun Çınar olduğunu biliyordum. Bakışlarım sadece onu bulduğunda bu ortamdan kaybolup gitmek istedim.

Çınar bize bakarak ikimizin yanına geldiğinde ilk konuşan Çınar oldu. Benim bakışlarım ondan ayrılmıyordu. "Yanlış bir zamanda mı geldim ben?"

Amcamdan önce ben konuştum. "Hayır. Tam zamanı." Bakışları bana döndüğünde kaşları çatıldı, gözlerinde birçok duygu patlaması meydana geldi en sonunda ise yutkundu ağırca. Bütün dıygularını yutkunmasıyla beraber göndermiş gibi aynı ifadesini takındı.

Bana bir şey demeden amcama döndü. "Seninle konuşmam gerek."

Amcam bana bakarak reddedeceği sırada ben engel oldum. "Konuşun siz." Masanın üstündeki ceketimi alarak ayrıldım yanlarından. "Ben Eylül'deyim." Hiç birine bakmadan kapıyı açtığımda bana gelen Şahin abi beni durdurmadı. Beni durduran Çınar'dı.

"Sende kal kardeşim." Kardeşim.

...

İnsanları kandırmak çok büyük bir şey olmadıkça benim için basit ve eğlenceliydi. Arkadaş ortamında geçen sohbetlerde yalan söyleyerek dalga geçmeyi amaçlardım ve bundan rahatsız olan olmazdı genelde. Olduğunda ise buna son verir başka konulara sapardık ve bu da bizim için oldukça basitti.

Keyfimizi yerine getiren bu eğlenceli yalanlar ve kandırmalardan sonra bugün öğrendiklerim keyfimi yerine getirmemiş oldukça yaralamıştı. 6 yıl. Elimdeki bu 6 yıllık fırsatı da amcam almıştı benden.

Güveniyordum. Amcama kendi duyduklarımdan bile çok güveniyordum. Ta ki beni bıraktığını anlayana kadar. Mantıklı bir açıklaması vardır demiştim, bana yalan söylemez yanlış bir hayatta beni büyütmez demiştim.

Dediklerim sadece gerçekleşmemekle kalmamış ortalığı ayağa da kaldırmıştı.

Çınar nereden öğrenmişti bunu?

Amcamla olan kavgaları içeride devam ediyordu. Şahin abi benim yanımdaydı ama benim gibi onun da ağzını bıçak açmıyordu. İçeriden bir şeylerin kırılma sesi geldiğinde bakışalarım kapıyı buldu. "Gerçekten boka batıyorsunuz."

Şahin abinin bakışları beni buldu. "Her şeyin bir sebebi vardır küçük hanım. Sebepsizce gelmediğimiz dünyada sebepsiz iş mi olur?"

"Bana... bana gerçekten geçerli bir sebep söylesene o zaman?" İşaret parmağımı kaldırarak 1 işareti yaptım. "Bak sadece bir sebep."

Ağzını konuşmak için açmıştıki açılmasıyla geri susmuştu. İçeriden amcam önden Çınar arkadan çıktığında en sinirli olan amcamdı. Çınar da daha çok üzüntü vardı. "Gidiyorsun."

"Ne?" Cidden ne? Bu kadar basit olamazdı.

Ben duyduğum şeyle bir şey diyemezken Şahin abinin tepkisi amcamın kararlılığını değiştirmemişti. "Ne diyorsun amca sen?" Kaşlarımı çatarak ayaklandım.

"Abilerinin yanına gidiyorsun diyorum."

Şahin abi de benim gibi ayaklandığında Çınar sıkıntıdan öte korkak duruyordu. Amcamdan falan değildi, direkt benden korkuyordu. Bunu bana olan bakışlarından anlayabiliyordum. "Saçmalıyorsun." Kafamı iki yana salladım. "Bugün öğrendiklerimden sonra verdiğin karar bu mu? Beni hayatından çıkarmak!"

Açık oldu. Daha doğrusu fazla acımasız oldu. "Evet. Seni hayatımdan çıkarıyorum artık." Bana bir adım attığında bende bir adım geriye gittim. Şuan hiç olmadığım kadar üşüyordum. Şuan hiç olmadığım kadar güvende hissetmiyordum.

"Yapamazsın." Kafamı iki yana salladım. "Ya ben bu adamları tanımıyorum." Her şeyi geçtim kaçırılmıştım ya.

Çınar bunu biliyormuş gibi bakışlarını çekip amcama diktiğinde "bir şey yap" der gibi değil de "ne diyorsun sen? gibiydi.

Amcamın siyah harelerine baktım. "Ama ben tanıyorum. Senin tanımana gerek yok." Şahin abi öne çıkarak amcamın omzuna elini koydu. "Şuan ne dediğini bilmiyorsun sen bence."

"Ne dediğimi çok iyi biliyorum Şahin." Bana baktı. "Bir bildiğim var ki gitmeni istiyorum. Ne zamandan beri senin için yanlış bir şey yaptım?"

"Hafızamı kaybettikten beri yapmışsın ya zaten." Dolan gözlerimi ona diktim. "Yapmadın mı? Her şeyi saklamışsın bunca yıl. Haberim olduğunda ise bana defol git diyorsun."

Kaşları çatıldı. "Öyle bir şey demedim."

"Tam olarak onu dedin Turgut." Şahin abi amcamı kendisine çevirdi. "Ne saçmalıyorsun sen?"

"Benim bir şey saçmaladığım yok!" Şahin abiyi yakasından koparttığında sinirlydi. Hayır... bıkmış gibiydi. "Benim başımda bela mı yok? Yoruldum belkide! Gitsin abileriyle yaşasın." Gitsin abileriyle yaşasın.

"Turgut." Çınar uyarı dolu şekilde konuştuğunda birazda sinirliydi.

"Ne Turgut?" Amcam Çınar'a döndü. "Siz yıllardır kardeşinizi aramıyor muydunuz? Buldunuz işte kardeşinizi, içeride sinirden patlamadın mı? Zamanında demedin mi benim anamın babamın emaneti olmasını geçtim canımın yarısı bir kardeşim vardı onu da bulamıyorum, demedin mi?!" Üstündeki yük ile bağırdığında sesindeki sitemi ben hissettim.

"Dedim." Çınar kafasını ağır ağır salladı. "Kızı korkut diye mi dedim sana?!" Sesinde sinir yoktu. Bariz bir kırgınlık vardı. "Bunca yıl sonra yaptığın şey mantıklı mı?!" Amcama doğru bir adım gitti ama bir şey yapmadı.

Amcamın bakışları bana döndüğünde sıkıntıyla nefesini dışarı bıraktı. "Nev bak b-"

"Yok. Sorun yok." Gerçekten yoktu. Terk edilen birisine koymazdı bu.

Bir şey demedim her zaman ki gibi yine sustuğumda konuştuğumda ağlayacağımın bilincindeyim. O da bunu biliyordu. Ben sevdiklerime kırıldığımda konuşmak yerine susardım. Susar sakince ortamı terk ederdim.

Arkamdan Çınar seslendiğinde onu da beklemedim. Direkt evden çıktığımda cebimdeki telefon titreşimini boş verdim.

Evden çıktığım gibi adımlarım yokuşu inmek için ilerledi ama kısa sürdü bu. Koluma dolanan bir el ve omuzlarıma bırakılan mont ile fazla ilerleyememiştim. "Neva."

"Çınar istemiyorum. Sizinle gelmek istemiyorum ben."

Dudaklarını araladı ama geri kapandı. "Konuşalım. Kafan çok dolu biliyorum bırak seninle geleyim."

Kolumu çektim elinden. "Ne konuşacağız? Ne konuşacağımızı söylesene?" Bir adım geri gittim. "Artık bizimle misin diyeceksin yoksa başka şansın yok mu diyeceksin?!"

Sitemli ve titreyen sesimle yüreği burkulmuş gibi omuzlarını düşürdü. "Sinirlisin." Sinirli değildim, kırgındım.

Dolan gözlerimle kafamı iki yana salladım. "Değilim." Ben sinirlenemezdim ki.

Bir adım daha yaklaştı bana ama korkarak yaklaştı. Kaçmamdan korkarak yaklaştı. "Hallederiz. Yemin ederim ki her şeyi hallederiz lütfen gel benimle." Sol gözümden bir damla yaş aktığında onu hızla sildim. Bakışlarım eve çarpmadı. Çarptığında içimdeki terk duygusu daha çok ortaya çıkacaktı ve benim canım acıyordu.

Montu omuzlarımdan bırakıp ona attım ve arkamı döndüm. Çınar'ı beklemeden adımlarım hızlı ilerlerken bu kısa sürdü. Yine kaçırılıyordum resmen. "Çınar." Beni tek hamlede omzuna attığı yetmezmiş gibi eliyle ağzımı kapattı.

"Özür dilerim."

Kafamı iki yana sallamaya çalışarak elinden kurtulmaya çalıştım. "Bıra- hıım... mal!" Ön koltuğa beni bırakmasıyla kaşlarımı çatarak ayaklarımı salladım ona ama engelledi.

"Neva bekle."

"Beni kaçırıyorsun."

"Kaçırmıyorum, evine götürüyorum."

Kaşlarımı çattım. "Kaçırıyorsun işte!"

Kapıyı kapatıp yerine geçeceği gibi yeniden kaçacağımı bildiği için kapatmadı. "Kaçırmıyorum. Şuan çok sinirlisin gitmek istiyorsun ama gidemezsin."

"Niyeymiş o? Sonradan olma abim mi izin vermiyor?!" İçimdeki üzüntü sinirimi dışarı çıkardığında sesim yüksek çıkmıştı.

Çınar dediklerim ile bir saniye duraksadığında dediğim şeyi daha yeni farketmiştim. "Evet." Kafasını ağırca salladı. "İzin vermiyorum gitmene. Nereye gideceksin? Buranın her bir sokağı ayrı tehlike."

"Sizin yanınızda tehlike." Sesim kısık çıkmıştı.

Yeşil gözleri puslandı. "Değil." Kafasını hafifçe yana eğdi. "Yemin ederim ki değil. Saçının tek teline zarar gelmesine izin vermem. Olan bana olur ama sana zarar gelmesine izin vermem."

...

Arabadaki sessizlik çığ gibi büyüyor ve ikimizinde üstüne düşüyordu. Bunu benim içimin karanlık olacak derece de kapanmasından, Çınar'ın ise sessiz sıkıntılı soluklarından anlıyordum.

Üstüme düşen çığ beni kapana sıkıştırmış gibiydi. Az önce yaşadıklarım ve amcamın bana git demesi kulağımda yankılanırken fazla hareketsizdim. Bunu kaldıramıyor değildim hazmedemiyordum. İnsan kızını terk eder mi?

10 yaşında terk edildin.

Pardon, ben kaçırılmıştım öyle değil mi?

Bu da aklımım bir köşesine geldiğinde beynimin bütün odacıkları dolmuş gibiydi. Öyleki hiçbir şey düşünemiyordum

Sahil yoluna doğru geldiğimizde aklıma olan tek şeyi yapacaktım. Kaçarak sahile inecektim. Hafta sonu olduğundan kalabalık olan sahilde beni bulamazdı. Hatta belki de bulmakla uğraşmazdı.

"Durdursana arabayı." Elimi karnıma attığımda yüzümü buruşturdum. Numaradan yapmama rağmen çok gerçekçi bir buruşturmaydı. Arabanın içi ideal havadaydı ve midemin bulanması için bir neden yoktu.

Çınar'ın bakışları bana çarptığında kaşları çatıldı. "Bir şey mi oldu?" Elimi bastırdığım karnıma baktı sert ve birazda düşünceli bakışlarla.

"Midem bulandı sadece." Durdum ve devam ettim. "Hızlı kullandın biraz, dur lütfen."

Israr etmedi. Arabayı sağa çektiğinde benim inmem bir olmuştu. Vücuduma değen soğuk hava titrememe sebep olurken montuma daha çok sindim. İçime derin bir nefes çektiğimde elinde su şisesi ile Çınar yanıma gelmişti. "İyi misin? Miden hep bulanır mı yoksa bir şey mi dokundu?"

Merak ve süpheyle çıkan sorularına karşılık yüzümü buruşturdum. Elindeki suyu alıp kapağını açtım. "Bilmiyorum, anlamadım." Sabahtan beri yediğim tek şey 3 kumruydu.

"Anlamazsın tabii." Kollarını birleştirerek arabasına yaslandı. "Nasıl kaçacaksın bir karar verdin mi?"

Elimdeki sudan bir yudum alarak ona baktım yandan. Mavi ve yeşil karışımı gözleri büyük bir özlemle bakıyordu. Yüzünde çok hafif bir gülümseme vardı bu gülümseyi neye yoracağımı bile bilmiyordum. "Onu nerden çıkardın?"

"Hareketlerinden. Kaçarsan seni bırakacağımı mı düşünüyorsun?" Mavi gözlerimi kırpıştırdım. "Bırakmam be kızım. Yıllardır senin yokluğunun verdiği acıyla ayrı seni hiçbir şekilde bulamayışım ile ayrı ayrı tutuştum ben." Gözlerinin karışıklığı yeşile kaydı ama aralarda mavi de vardı. "Şimdi kaçsan bile bulurum. Seni zorla peşimden getirmem ama gelmen içinde her şeyi yaparım."

Sesindeki netlik içimi ürperttiğinde göz bebeklerimin titremiş olduğunu düşünüyordum. Sessizliğimi korudum. Sessizliğime sessizlikle cevap vermedi. Sırtını yasladığı yerden doğrularak önüme geleceği sırada bacak arasına en sert tekmemi atarak dengesinin bozulmasını sağladım.

Evet içim yanıyordu şuanda ama hâlâ onlarla gitmek tercihim değildi.

İki büklüm olduğu sırada bildiğim sahil yollarına insanların bulunmadığı yerlerden koşmaya bekledim.

Kaçacağımı biliyordu fazla şaşırmazdı bence.

Ağaçların arasından geçerken bile istifimi bozmadım. Ara sıra arkama baksamda gelmediğini görerek rahatlıyordum. Normal şartlarda bu ağaçların aralarında kalırdım ama böcek fobim acilinden buradan çıkmam gerektiğini söylemiyor bas bas bağırıyordu.

Adımlarımı hızlandırarak 3 dakika da sahilin yüzünü görebilmiştim. Etrafımı ufaktan kontrol ettikten sonra kendimi asıl kalabalığın olduğu yere attım. Kayalıklar insan doluyken onların arasına karıştım. Başlarda beklemedim, kayalıklara dikkat ederek denizin dibine doğru indim.

Hava esiyordu ama bugün soğukluğu yoktu. Benim üşüme sebebim çok farklıydı. Ne yapacağımı bilmiyordum, kafam durmuş gibiydi ve ben hâlâ yaşadığımhi hiçbir şey inanmıyordum. Aklıma dakikalar önce amcamla yaşadıklarımız geldiğinde yutkundum ağırca. Gözlerimin dolmasını engelleyemediğim gibi akmasını da engelleyemedim.

Saçlarım önüme doğru eserken akan gözyaşlarımı sertçe sildim. Kollarımı birbirine sararak üşümemi engellemeye çalışırken gözlerimi uzaktaki gemilere diktim. "Gemilerin batmasını mı bekliyorsun yoksa şuan bulunduğun andan kopmaya mı çalışıyorsun?" Çınar değil. Ayaz.

Daha gemilere dalamadan arkamı dönüp baktığımda benim bir arkamdaki kayalıkta oturuyordu. Benle göz teması kurmadı az önce benim baktığım gemilere şuan o bakıyordu.

Ondan dolduğu belli olan gözlerimi ondan çekerek önüme döndüm. "İzin verseydin bulunduğum andan kopmaya çalışacaktım."

Histerikçe güldü. "İzin vermemem senin içindi. Andan koparsan etrafında ne olduğunu bilemezsin. Gereksiz dikkatsizlik."

"Herkesin olduğu yerde kimse arkamdan gelip boğazıma ip bağlamaz." Alayla konuştum. "Ha diyorsanki ben yaparım dene istersen. Nasıl balıklara yem olduğunu görmek isterim."

Bu sefer de alayla gülme sesi geldi ama çok kısık şekildeydi. "Başka zamana belki." Kısa süre durdu. "Buraya doğru koşuyordun daha doğrusu kaçıyor gibiydin. Sorun var mı?"

Kollarımı kendime daha çok sardım. Sorun var mı? Sorun vardı. Kafamı iki yana salladım ama gördü mü bilmiyordum. "Yok. Boğulmuştum sadece."

Bir şey demedi. Sessizlikle yanıtladı beni. Arkamdan kalkıp gitmedi ama tek kelime de etmedi. "Gitmiyor musun?"

"Oturmak istiyorum."

"Benim yanımda niye oturuyorsun?"

"Senin yanında değil arkanda başka bir kayalıkta oturuyorum." Çok şey değişmişti bak.

Dudaklarımda alaylı bir gülümseme oluştuğunda histerikçe gülen ben oldum ama sakin kaldım. Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama ben gemilere doğru dalmıştım bile. Aklıma en alakasız şekilde Alp geldiğinde onunla aynı eve gidecek olduğumda gelmişti. Piç kurusu.

Telefonum çalmaya başladığında açmadım. Öyle çalmasına izin verdim. Zaten etrafın sesimden telefon sesi pek duyulmuyordu. Bir süre sonra Ayaz'ın olmadığı taraftan gelen hareketlenme sesleri ile kafamı çevirip oraya baktım. Gerçekten bulmuştu yani.

Gözlerindeki renk karışıklığı devam ediyordu. "Bulurum demiştim" Kendisi sağlam duruyordu.

Bir şey demedim. Daha doğrusu Ayaz diğer tarafımdayken bir şey demek istememiştim. Onun hayatıma tanık olmasını istemezdim ki zaten olamazdı. Nereye gitmişti bu çocuk?

"Nasıl buldun beni?"

"Kader diyelim."

Yüzümde çok buruk bir gülümseme oluştuğunda bir süre sessizce denizi izledim. Çınar da bu sırada sessizdi ama bakışlarını üstümde hissedebiliyordum. Montumun üstünde başka bir ağırlık daha hissettim. "Hep böyle üşür müsün yoksa hava çok mu soğuk?"

Bakışlarım ona çarptığında kendi ceketini de üstüme bıraktığını farketmiştim. Ona sebebini söylemedim. "Sen üşüyeceksin?"

Yüzünü buruşturarak kafasını geriye attı. "Üşüyeyim, dert değil benim için."

"Benim içinde kendi üşümem dert değil."

"Ama benim için dert." Kısa süreliğine vücudum ve ellerime bakarak geri yüzüme baktı. "Ellerini ceketimin içine sok. Kansızlığın mı var?"

Dediğini yaptım ama kendi montumun cebine koydum ellerimi. "DNA testi yapmaya gidelim yarın." Sorusuna yine cevap vermedim.

"Yapalım. İstediğin her şeyi yapalım."

...

Selamlaarrrrr, nabersiinizzz???
Klasik o soru bölüm nasıldı???

Ya şimdi amca bir kete kurgudan çıkması lazımdı🤷🏻♀️🤷🏻♀️ hala da çıkmış sayılmaz ama olsun kwöwnekemem. Fazla sövmeyin amca beye🙏🏻🙏🏻🙏🏻

Onun dışında kendinizi Neva'nın yerine koyun. Aileniz yerine koyduğunuz kişi size git diyor yani başka gidecek yeriniz de yok. Ev konusunu diğer bölümde okuyacapız o yüzden evimiz var demeyelim kwmsjwmen. Yani ben olsam bende giderdim herhalde malım.

Alp biraz pişman olacak hatta biraz değil baya. Sonra Barkın var canım benim. Başımıza gelenlerin hepsi de bir sonraki bölümde öğreniliyor. Anne babamızın nasıl öldüğü falan. Yanisii böyle canımlarr.

Kendinizee çoook dikkat ediinn, Allah'a emanetsinizzzz💕

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.