11. bölüm / 11
NEVA11. Bölüm
Bölümler 11Şu an: 11. Bölüm
- 1 1. Bölüm3.500 kelime
- 2 2. Bölüm3.153 kelime
- 3 3. Bölüm3.738 kelime
- 4 4. Bölüm3.156 kelime
- 5 5. Bölüm3.718 kelime
- 6 6. Bölüm3.038 kelime
- 7 7. Bölüm4.098 kelime
- 8 8. Bölüm2.898 kelime
- 9 9. Bölüm3.098 kelime
- 10 10. Bölüm3.309 kelime
- 11 11. Bölüm3.544 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Hasta olmaktan nefret ediyordum. Gerçek anlamda nefret ediyordum çünkü karnıma giren kramplar beni öldürmeye oynuyordu ve ben teslim olmak yerine kıvranıp duruyordum.
Ben bu kadar ağrı çekecek ne günah işlemiştim?
Durduğumuz yerde aldığım pedi iç çamaşırıma takarken bedenimde ilk günümün rahatlığı yarın çekeceğim acının sancısı vardı. Yarını görmesem olmaz mıydı ya?
Bulunduğum yerde doğrularak belimi esnettim kütleme sesi kulağıma geldiğinde rahatlamıştım da. Nefesimi dışarı bırakarak kabinden çıktım. Sıra bekleyen başka bir kız içeri girdiğinde ben elimi yıkadım kenarda duran sabunla. Aşağıdan topladığım saçımı sökerek elimle düzelttim ve buradan da çıktım. Daha doğrusu çıkacaktım. İçeri hızla giren bir kadın beni görmeyip bana çarptığında bir adım geriye gitmiştim istemsizce. "Dikkat etsene kızım!"
Beni azarlayıp içeri girdiğinde en ters bakışlarım onu buldu. "Sende hızını ayarla be ablam. İnsan gibi yürümüyorsun, gazlıyorsun!"
"Abla mı?!"
Bana gözlerini belirttiğinde itici şekilde gülümsedim. "Pardon, teyzecim." Bir şey demesini beklemeden yanından geçip gittim. Cidden çok sinir bozucu insanlar vardı ya.
Çantamı sırtıma atarak ufak AVM'den dışarı çıktım. Alp beni almaya gelen kişi olarak motoruyla bir kenarda bekliyordu. Evet motoru. Alp'in motoru olduğunu bugün beni almaya gelmesi ile öğrenmiştim ve korksam bile beni rahatlatma çalışmaları işe yaramıştı.
Beni gören Alp yaslandığı yerden doğruldu. "Bir şey lazım mı?" Sorusuna kafamı iki yana sallayarak cevap verdim.
Benim için aldığı kaskı kafama geçirdiğimde kaskın iplerini takması için ona yaklaştım. Ne kadar uğraşsam da ben takamıyordum. Sıkmayacak şekilde ayarladığında benim onayımı alarak geri çekildi. Ben pahalıyım diye bağıran motoruna bindiğinde unutkanlıkla sağdan binmeye çalıştım ama beni engelledi.
"Soldan bin güzelim. Ayaklığı aç oranın."
Ayağımı basamadan geri indirdiğimde oflayarak sol tarafa gittim. "Sizin de ne önemli motorunuz var? Sağdan binsem ne olacakki?" İncileri dökülecekti beyefendinin.
Okulda gösteridiği artçı yerini açarak tek seferde bindim arkasına. "Bunun motorla ilgisi yok ki. Sağdan binsen egzoz ayağını yakacak ne gerek var?" Egzoz mu?
Kafamı sağ tarafa eğip egzoza baktığımda ona hak vermiştim. Sende de bir afra tafralar Nev. Kafamı geri kaldırdım ve kaskın ağırlığı ile hareketlendim. "Çok mu sıcak egzoz?"
"Bir dene istersen." Teşekkürler canım kalsın.
Onu duymamazlıktan gelerek motorun arkasında haraketlendim. "Ya bu kask çok ağır. Daha hafifi yok muydu?"
Alp ellerimi tutup öndeki artçı tutamağına koydu. "En hafifi bu vardı. Yarın seninle gider daha rahatını ararız."
Elimle tutamağı tuttum ama gerçekten kafamı havada tutamıyordum. "Boynum ağrıyor." Ne çok mızmızlanmıştım be. "Keşke araba ile gelseydin ya."
Motoru çalıştırdı. "Kafanı sırtıma yasla." Motoru park ettiği yerden çıkardı. "Adliyeden dönüyordum, bir iş vardı. Yoksa arabayla gelecektim böyle üşüyorsun." Ben hep üşüyordum ki.
"Kafamı yaslarsam senin için sıkıntı olmaz mı?" Motoru hızlandırdığı için sesimi yükseltmiştim.
Bana bakar gibi oldu. "Yok yasla kafanı bana." Valla hiç hayır diyemezdim çünkü boynum kopuyordu. Kafamı onun sırtına yasladığımda içimdeki huzursuzluk geçmediği için biraz daha kıpırdandım. Vallahi motoru ben düşürecektim.
Bir elimi tutamaktan çekip göğsüne vurdum. "Eve gitmesek mi ya?"
Motorun hızını düşürdü ama durmadı. "Neden ki, bir şey mi oldu?" Evet Neva ne oldu?
Aklıma gelen bu eve gitmeme fikrinden vazgeçtim direkt. "Yok bir şey ya. Eve sür hadi." Götüm kaşınıyordu yeminle.
Kafasını bana çevirir gibi oldu. "Emin misin? Evdeki seslerden dolayıysa dışarıda takılabiliriz."
Elimi tutamaçtan çekip omzuna patpatladım. "Hadi Alpcim hadi. Eve sür artık." Eve gidip üstümü başımı değiştirmek istiyordum.
Bir şey demedi. Hızını benim korkmayacağım şekilde ayarlayarak eve doğru sürdü. Soğuk hava ellerimin buz kesmesini sağlarken bundan homurdanmadım. Aksine ilk motor deneyimimin eğlenceli olması için ellerimi tutamaçtan çekerek iki yana açtım. Üşüyorsam neden soğuktan kaçayım ki? Mis gibi esiyordu işte.
Alp benim hareketimle hızını azalttı. "Üşüyeceksin."
"Bir şey olmaz hızlan sen."
"Hızlanırsam düşersin." Buna bir şey demedim işte şuan gittiğimiz hızda oldukça yüksekti çünkü. "Dikkat et bak "
Kalçamı koltuktan ayırdım. Bugün götüm durmuyordu zaten. Alp benim ayağa kalkmam ile hızını daha da düşürdüğünde omzuna vurdum. "Bas gaza ya bas." Vallahi ölecektik bugün.
Alp hızlanmadı aynı hızda gitmeye devam ettiğinde kalçamı geri koltuğa yasladım. "Noldu hava mı gitti?"
Kafamdaki kask ağır geldiği için ona yasladım kafamı. "Hızı kesmeseydin havam yerindeydi."
"İlk defa biniyorsun Neva. Tehlikeli olur."
Çenemi omzuna yasladım. "İkinci kez binersem olur mu peki?"
Elimi tutup tutamak kısmına koydu. "Olmaz."
"Üç peki?"
"Oda olmaz."
İnat ettim. "Beş de mi olmaz?"
Bir süre durdu. "Galiba hiç olmayacak ya."
"Nedenmiş o?" Benim bu motorun tadını çıkarmam gerekirdi yani.
"Korkarım ben." Adliyeciye bak sen. Korkarmış beyefendi. Ama neyden?
Öne çıkarak neyden korktuğunu sormak istedim ama ona bile halim yok gibiydi. Aradan geçen 10 dakikadan sonra evin oraya yaklaştığımızda hızını düşürmüştü. Benim kafam hala onun sırtındaydı çünkü kask kafama fazla halde ağırlık yapıyordu.
Evin bahçesine girdiğinde ben omzundan kafamı kaldırmıştım. Motoru bir yere park ettiğinde ilk ben inerek kaskı kafamdan çıkardım. Keşke takması da çıkarması kadar kolay olsaydı.
Kaskı kafamdan çıkarmam ile gözlerim rahatladığında etrafımda gördüğüm araçlar ile yeniden kapatabilirdim. Allah'ım yine ne oluyordu ya?!
Alp de motordan indiğinde benim elimden kaskımı alarak bıkkınlıkla arabalara bakıyordu. "Misafir mi vardı?"
Kaskları yerine bırakarak beni önünden ilerletti. "Davetsiz msiafir diyelim ona." Demekki misafir beklemiyorduk. O zaman başka bir kaçırılma davası daha.
Travma olmuştu travma.
Adımlarım evi bulduğunda Alp arkamdan gelerek kapıyı açtı. Onun arkasından içeri ben girdiğimde ayakkabılarımı ve montumu çıkardım üstümden. Çantamı kenara bıraktığımda adımlarım direkt salonu buldu. "Sende resmen torunumu bana göstermemeyi amaçlıyorsun." Yaşlı ve kaba bir adamın sesi kulağıma geldiğinde arkamdaki Alp'in ettiği küfürü duydum.
"Bence dışarısı daha güz-"
"Kim bu adam?" Alp'in sözünü bölerek ona döndüm.
Alp belli etmemeye çalışarak sıkıntılı bir soluk bıraktı. "Dede bey." Dedem ya da dedemiz değil. Demekki sevmiyorduk bu yaşlı bunağı.
"Biraz bekleseydiniz Neva'yı sizinle tanıştıracaktık zaten. Daha buraya alışmadı, sabretseniz nasıl olurdu?" Çınar'ın otoriter bir o kadar da mantıklı sesiyle dudaklarım düz bir çizgide birleşti.
Neden gelmişlerdi ki ya?
Reglimin tamda üstüne yani.
Alp içeri adımlamam için işaret etti. Onun dediği gibi önünden ilerlemeden önce kulağıma tanıdık bir ses gelmişti. Kim olduğunu içeri girdiğimde anlamıştım. Bu adamlardan harbi nefret ediyordum.
Benim ve Alp'in içeri girmesi ile bütün bakışlar bize çarptığında dedenin yüzünde oluşan gülümsemeyi yüzünde parçalamak istemiştim. Gülümsemesi iyiydi ama çok kötü gülümsüyordu. Hatta çok kötü bakıyordu be.
Alp bir arada toplanmış adamlara baktı. "Haberimiz yoktu geleceğinizden." Daha erken gelirdik gibi değil de neden geldiniz der gibiydi bu.
Amcalardan biri konuştu ve büyük ihtimalle en büyüğü buydu. "Misafir kabul etmiyor musun?"
Kafasını geriye atarak cıkladı. "O da sayılır da bilseydik dışarıda takılırdık biraz." Yok harbi sevmiyorlardı bunları.
Dede bey elindeki bastonla ayaklandı. "Ee takılsaydınız ya oğlum. Gece yarısına kadar beklerdik biz."
Alp'in arkamdaki varlığını hissederken yeniden alaya aldı. "Bizde gece yarısından sonra gelirdik dede." Bez bebeğe dönüştükten sonra gelmemizin de bir anlamı yoktu bence.
Dede bey bir şey demedi benim tuhaf bakışlarımla önüme kadar geldiğinde Alp'in arkamdaki varlığı daha belirli hale geldiğini hissettim.
"Rıza deden." Hiçbir şey demeden elinin üstünü bana uzattığında bakışlarım elinin üstünden onun bakışlarına çıktı. Mavi gözleri vardı, anneminde mavi gözlü olduğu aklıma geldiğinde bunun babamın babası olduğunun tahminini gerçekleştirdim.
Abi el öpmek ne alaka ilk günden?
Bana çok üstten ve egoyla bakarken elini öpmem onun egosunu tatmin edecek gibiydi. Bakışlarım onun itici gözünden çekip Çınar'a baktım. İçindeki sıkıntı yüzünden belliydi, artık ne olduysa tetikte duruyor gibiydi. Benim bakışlarıma karşılık kafasını yana yatırarak kararı bana bıraktığını ne yaparsam arkamda olacağını belirtti.
Arkamda duracağı kısmı benim kendi fikrimdi tabii ki.
Bakışlarım tekrar karşımdaki adama döndüğünde bir adım geri çekildim. "Ben öpmeyeyim ya." Adam usulca tek kaşını kaldırdığında aklıma gelenle salak saçma bir açıklama yaptım. "El fobim var benim, ondan öpmemek tercihim."
Kaşlarını çattı anlamamazlıkla. "Neyin var, neyin var?"
Bilmez bakışlarına karşılık duraksadım. "Fo... bi, Fobi."
Alp kulağıma eğildi. "Adam bilmem kaç yaşında fobiyi nerden bilsin canım?" Öpmek için el uzatmasını biliyordu ama.
"Gel baba, gel. El öpmeye alışık değildir o, fobisinden değil yani." Bu o tanıdık sesin sahibiydi. Bakışlarım konuşan kişiyi bulduğunda nefesimi sıkıntıyla dışarı bıraktım.
Ben demiştim bu adamlarda bir boklar var diye.
Konferans salonundaki adamdı bu. Beni kürsüye çıkaran mavi gözlü ve kahverengi gözlü adam. Bakışlarım ikisi arasında dolaşırken Barkın konuya dahil oldu. "Belki de istememiştir. Zorla mı öptürceksiniz?"
Alp'in diyişi ile dede bey bana son bir bakış atarak oturduğu yere doğru ilerledi. Alp elini belime koyarak beni ilerlettiğinde daha önce hiçbir yerde görmediğim en büyük olan konuştu. "Yanıma gelsene yeğenim." Bakışlarım ona döndüğünde yanını işaret etti. "Tanışmak isterim seninle." Abi bunlar çok korkuçtu.
Yanına gitmek hiç içimden gelmediği için dudaklarımı birbirine bastırdım usulca. Zaten bundan sonra Baran yardımıma koşmuştu.
"Yanıma gel Neva. Uzaktan tanışırsın amcanla." Tanışmasakta olurdu bence. Cidden felaket korkunçlardı.
Bir şey demeden sessizce geçip Baran'ın yanına oturdum. Baranla az önce konuşan amca arasında bir bakışma geçerken elimle onu dürttüm. Bakışlarını amca beyden çekerken Alp de yanıma oturdu. "Bahset bakalım torunum. Tanışalım seninle."
Rıza konuştuktan sonra bakışlarım okula gelen mavi ve kahve gözlü adam arasında gidip geldi. "Siz beni tanıyorsunuz zaten." Omuzlarımı havaya kaldırdım. "Okuluma kadar gelmişsiniz bence ben sizi tanımalıyım."
Alp ve Baran'ın bakışları bana dönerken Çınar ve Barkın iki amcaya kitlenmişti. "Okul ziyareti ne alaka?" Barkın'ın sorduğu soruya kahverengi gözlü olan cevapladı.
Bakışlarını bana çevirip gülümsedi. "Yeğenimizi görmek istedik." Barkın'a baktı. "Görmek isteyemez miyiz?" Keşke istemeseydiniz be dayı. Yani bunlar yüzünden bilmem kaç kişinin içine çıkmıştım.
Çınar kaşlarını çattı, yüzünde bana hiç göstermediği bir ifade büründüğünde içimden geçen düşünceyi engelleyemedim. Bu adam mafya mıydı acaba?
"Bizden kaç gün sakladınız lan?" Baran'ın sorduğu atarlı soruyla yerinden kıpırdamıştım. "Ulan okula gitmek yerine gelip bize söylemeyi akıl edemediniz mi?" He benim bulunma olayım.
Demek ki Çınarlar da bu adamlar sayesinde öğrenmişti. Adamlar ise ilk öğrendiği an değil de daha sonradan söylemişti bizimkilere. Yani önce beni görmüşlerdi ve galiba beni ölçmüşlerdi. Bu nasıl ölçme şekliyse artık?
"Hele bir sakin ol oğlum." Rıza dede öne çıkmıştı. "Ben istemedim söylemelerini." Bana baktı. "Hele bir kızımızı görelim dedim. Hırsız mıdır, iyi midir kötü müdür?"
Hırsız? İyi? Kötü?
Sırtımı geriye yaslayarak alayla güldüm. "Kötü olsam ne yapacaktın bey amca?"
Barkın kafasını yana eğerek kütletti. Çınar konuşmaya başladı. "Ne yapacaktınız söylesenize?" Bu daha çok söyleyin de dede mede demeden sizi öldüreyim gibiydi.
Ya ben bu adamı neden katil yapmıştım şimdi.
"Siz bilmeyecektiniz sadece." Okula gelen kahve gözlü konuşmuştu. "Yani kötü kızı eve sokmanıza izin verecek değildik."
"Bu sizi ne ilgilendiriyor Hasan?" Çınar öne çıktı. "Kardeşimi gözetlemek size mi kaldı?!"
Büyük olarak tahmin ettiğim de Çınar gibi öne çıktı. "Bize emanet değil miniz siz? Gereken neyse onu yapıyoruz biz."
"Gerekeni siz değil biz biliyoruz." Bu işe sinirlendikleri belliydi. Yani bende sinirlenmiştim ama bir şey diyemiyordum. Daha doğrusu dememe izin vermiyorlardı.
"Kardeş benim kardeşim benim canım. Kötü olsa da iyi olsa da olması gereken yer bizim yanımız. Siz kendi kafanıza göre neyin kontrolünü yapıyorsunuz?" Vay abi damarı tutmuştu şimdi.
Bakışlarım Çınar'ı bulduğunda yüzündeki netlik belliydi. Kötü de olsam benden vazgeçmezlerdi, bunu biliyordum. Tek sorun şuydu ki ben hep vazgeçilirdim, terkedilirdim. Bana yapılan intikam anlayışı bile terk edilmekten geçiyordu.
Ellerimi dizlerime koyarak onlara baktım. "Ee nasılmışım peki? 10 üzerinden kaç verirsiniz bana?" Yanımdaki Alp istemsizce öksürdüğünde ben çok rahattım hatta önüme düşmüş saçımın uçları ile oynuyordum.
Kahve gözlü bana baktı. "Yedi."
"Bende 1 falan verirdim herhalde. O kadar insanın içine çıkıyorsunuz keşke bir takım elbisenizi, saçınızı falan düzeltip çıksaydınız." Durdum ve kendimi gösterdim. "Sadece yeğen tavsiyesi, sakın yanlış anlamayın."
Kahve gözlü tek kaşını usulca havaya kaldırdığında masumca gülümsedim. Ne yapabilirdim yani bok gibilerdi.
"Bu fikrini yazıyorum kenara."
Kafamı aşağı yukarı salladım. "Sevinirim." Kısıkca mırıldanarak kollarımı birbirine sardığımda Alp mırıldandı. "Sen iyi misin?"
Ona döndüm. "Bence bu adamlar beni kaçıracak?"
Bu dediğim Alp'in kaşlarını çatmasını ve yüzünün kasılmasını sağladı. "Saçmalama istersen."
Ağzını tekrar açtı ama ben ondan önce konuştum. "Ya ben bunların yüz ifadesinden anladım. Sizde beni kaçırmaya geldiğinizde böyle bakıyordunuz."
Alp daha adlarını bile bilmediğim adamlara bakıp geri bana baktı. "Nasıl bakıyorlar?"
Kulağına fısıldar gibi yaklaştım. "Çok kötü ve iğrenç."
"Bizi ilk gördüğünde sana iğrenç mi bakıyorduk?" Cidden buradan bunu mu çıkarmıştı?
Göz devirdim. "Evet. Valla sizden nefret ediyordum. Senden ise daha çok nefret ediyordum."
Yüzü bozuldu. "Tamam ya sus artık." Çınarla tartışan adamlara baktı. "Ayrıca öyle bir şey olmaz. Aramız bozuk ama bunun bütün sebebi baba tarafının bozuk olması." Bozuk oldukları belliydi yani.
"Biraz sakin olmayı deneyin?" Yani ses tonumuzdan belliydi birbirimize inat konuştuğumuzdan.
"Biz sakiniz zaten bey amcacım." Ellerimi hafifçe kaldırdım. "Fikir sundum sadece." Rıza tekrardan konuşmak için ağzını açmıştı ki salon kapısından gelen sesler ile gülümsedim. "Kehribar."
Yabancıları hiç takmadan bana geldiğinde bende ayaklanıp onun önünde eğildim ve kafasını okşayarak kucağıma aldım. Hemen kucağıma sırnaştığında gülümseyerek kalktığım yere geri oturdum. "Evde kedi mi var?" Yok kaplan besliyorduk evde.
Kehribar konuşan kişiye yani en büyüklerine baktığında bende ona baktım. "Yani besleyemez miyiz?"
Garipseyerek Baran'a ardından bana geri baktı. "Besleyebilirsin tabii de evde birisinin alerjisi varken gerek var mı?" Alerji? Kimin? Bir insanın kediye alerjisi olabilir miydi ya?
Kaşlarım istemsizce çatılırken Baran sıkıntıyla nefesini bıraktı dışarı. "Hafif olduğunu biliyorsunuz."
"Bu olmadığını değiştirmiyor."
Kehribar sanki dediğimizi anlamış gibi kucağımdan atlayıp odanın bir kenarına gittiğimde Çınar'a dediğine kulak verdim. "Olsa bile ilgilendiren kişiler biziz. Fazla düşünmenize gerek yok."
Kahve gözlü bir şeyler derken ben onlara bakmayıp Baran'a baktım. "Neden daha önce söylemedin?"
Omzunu kaldırdı. "Çok hafif alerjim, ikilemde kalmanı istemedim tutmuyor alerjim."
"Yine de uzak tutardım."
"Ben uzak durmasını istemiyorum."
Göz devirdim. "Ha sen marjinelsin."
Okula gelen mavi gözlü olan ellerini dizine vurarak öne çıktığında bakışlarım Baran'dan kayıp onu buldu. "Neyse şu konuyu kapatalım da kendimizi tanıtalım." Bana baktı direkt. "Ahmet ben. En küçük amcan." Amca denir miydi orası tartışılır ama olsun. Diğerlerinin konuşmasını bekledi ama onlar konuşmayınca Ahmet devam etti. "En büyüğümüz Mustafa." Bu okula gelmeyen ilk defa burada gördüğümdü. Okula gelen kahve gözlüyü gösterdi. "Hasan bu da ortancamız." Bunu biliyordum zaten.
Bu tanıtımdan sonra ortamda bir sessizlik olduğunda bu sessizliği Rıza bey bozdu. "Kendini anlat bakalım."
"Beni gözetlemeye gelenlere kendimi anlatmak gibi bir hobim yok maalesef." Bok gibi birisi çıksam fişimi çekerdi bunlar benim. Yaparlardı yani.
Yaşlı bunak kaşlarını çattı anlamamazlıkla. "Ne hobi ne hobi?"
Bende kaşlarımı çattım. "Hobi işte. Ekstra bir şey mi duydun sen?"
Mavi gözlü yani Ahmet konuştu. "Yalnız gözetlemek denmez ona ipleri sağlama almak denir."
Alp alaya aldı. "Edebiyat mı yapıyon la sen?"
"Adam edebiyatçı değil mi ne yapsın adliyeci?"
Hasan'ın konuşmasına Baran karşılık verdi. "Yaptığınız haltların üstünü örtmeye çalışmasın mesela."
Kafamı çevirerek Baran'ın duyacağı şekilde konuştum. "Sizde üstünü örtüyordunuz. Beni kaçırdınız ama ödünç aldık diyordunuz."
Kafasını bana çevirip üstten üstten bana baktı. "Cidden mi Neva?" Kafamı onaylarcasına salladım. "Şimdi yani?" Yine kafamı aşağı yukarı salladım. "Bu edebiyat diye yedirmeye çalışıyor."
Omuz silkerek önüme döndüm. "Yemeyin sizde." Diğerlerine baktım. "Ee siz niye geldiniz buraya?" Açıklama gereği duydum. "Yani okula gelmişsiniz, beni iki üç görmeyle yorumlamış ve onlara söylemişsiniz. Daha sorun ne?" Beni sevselerdi okul günü kendilerini tanıtırlardı diye düşünüyorum.
Sanki buraya geliş amaçlarını açmışım gibi hepsi dikkat kesildiğinde bizimkilerde bunu farkederek toparlanmışlardı. Rıza bey öne çıktı. "Seni almak için geldik." Ne? Oha yani başka?
Baran güldü. "Almayı denesenize."
"Mâl mı alıyorsun bey amca?" İlk defa öne çıktım. "Canınız sıkılıyor da top gibi benle mi oynuyonuz siz?!"
Alp elini omzuma attığında ben geri çekilmedim. Hasan da benim gibi öne çıktı. "Aşk olsun ne oynaması? Seni bulan bizdik, tanışmak için birkaç günlüğüne bizimle kal diyoruz sadece."
Kaşlarım alayla havaya kalktı. "Ulan gerizekalı herif siz beni hem sapık gibi gözetliyorsunuz hemde beni almaya geliyorsunuz öyle mi?" Sessizliğini kabul olarak aldığım için alayla güldüm. "Evinizi tutuşturur yangın içerisinde bırakırım ben sizi, sen nereye alıyon beni?!"
"Yanımızda geleceksin!" Rıza'nın sözünü Çınar böldü.
"Öyle bir şey olmayacak!" Ayağa kalktı. "Boş yere gelmişsiniz hadi gidin." Kovuyorduk demek ha.
Mustafa da ayağa kalktığında Barkın da ayaklanmıştı. Böyle böyle hepsi ayaklandığında bir oturan benle Rıza kalmıştık. "Senin kardeşin bizim yeğenimiz oluyor duydun mu beni? Ne demek öyle bir şey olmuyor?!"
Ulan benim velayetim Çınardaydı. O neredeyse bende oradaydım.
"Hiçbirimiz sizin ne yeğeniniz oluyoruz ne de..." Rıza'ya baktı Çınar. "Senin torunun. Hatırlatırım ki babam sizi reddetmişti. Biyolojik olarak bağımız olsa bu bir şey ifade etmiyor." Off olaylar kızışıyor.
"Kızın aklını ne karıştırıyonuz? Kendi seçimini bırakın kendisi yapsın. Onunla siz bir misiniz?" Ahmet'te öne çıkarak konuştuğunda bunu Alp yanıtladı.
"Biriz. Onunla biz biriz ne yapacaksın söylesene." Oha ama yani.
Hadi ben korkuyordum da bunlar tanışma işine neden bu kadar karşıydılar?
Onlar tam kavgaya girecekken Rıza ayağa kalkarak hepsinin konuşmasına engel oldu. "Dır dır etmeyi bırakın!" Elindeki bostonuyla ayaklandığında bir oturan ben kalmıştım. "Neva'yı yani torunumu bulan benim, siz değil! Şimdi ise sizin değil benim sözüm geçer."
"Kardeşimin üstünde kimsenin sözü geçmez dede." Çınar tekrardan konuşmak için ağzını açtı ama dede engelledi.
"Sizin sözünüzün geçmesini mi bekliyorsunuz?" Eğer haklı olduklarını düşünüyorsam hepsinin de sözü geçerdi üstümde. Bir yandan da benim keyfimin kahyasına bağlıydı. "Siz kardeşinizi bulmak için ne yaptınız da karşı çıkıyorsunuz oğlum?" Siktir yani.
"De-"
Barkın'ın konuşmasına izin vermedi. "Okudunuz meslek sahibi de oldunuz ama bunları yaparken amacınızı unuttunuz evladım." Kafasını yana eğdi itici şekilde. "Ben size dedim benim yanıma gelin dedim. Siz tercih etmediniz şimdi konuşma hakkını size kim veriyor?"
Adamın dedikleriyle istemsizce kaşlarım havalandı. Hatta ağzım bile şaşkınlıktan açılmıştı. Amca üçlüsünün yüzünde bir zafer gülümsemesi oluştuğunda dede omuzlarını dikleştirdi.
Bakışlarım Çınar'a dönmedi ama ellerini yumruk yapmış olduğunun farkındaydım. "Şimdi torunumu evimde misafir olarak ağırlayacağım ve o zamanlar ses etmediğiniz gibi şimdi de ses etmeyeceksiniz." Rıza'nın bakışları bana döndüğünde yüzünde çarpık bir gülümseme oluştu. "Sana da sorayım."
"Abileri sormuş muydu baba, ne gerek var sormaya?" Hasan alayla konuştuğunda Baran ağzını açmıştı ama dede yine izin vermedi.
"Fazla konuşmaya gerek yok." Bana baktı. "Eşyalarını al torunum."
Amca denilen adamlar ve dedenin bütün odağı bendeyken kalkıp onlarla gelmemi bekledikleri aşikardı. Bakışlarım oturduğum için bana sırtları dönük olan bedenlere değdiğinde ayağa kalktım ama gitmek için değil Çınar'ın elini tutmak için kalktım ayağı.
Yumruk olan elini tutmamla elleri gevşeyerek açılmıştı. Elim tam avucuna oturduğunda sıkıca benim soğuk elimi tuttu. "İstiyorsanız siz gidin, benim yerim burası." Ne kadar da kolay demiştim öyle.
Dede beyin benim davranışım ile yüzü bozulmadı. Aksine yüzünde bir gülümseme oluştuğunda bu gülümsemeden korkmam gerektiğini geçirdim içimden. "Öyle mi?"
Kafamı aşağı yukarı salladım. "Öyle."
"Kardeşlerimi senin yoluna sokmam dede. Onlar size değil bana emanet, bizi fazla kafaya takmayın." Çınar'ın dedikleri benim onların yanında olmam ile daha netti.
Ahmet'in yani küçük amcanın bakışları bendeyken kendimi bir adım atarak Çınar'ın arkasına saklamaya yeltendim ama Çınar'ın engel olması ile bu gerçekleşmedi.
"Senin yolun diye atarlandığın o yola tamam deseydin kardeşini daha erken bulurdun evlat."
"Yanlış yola girmektense hiç bulunmamayı tercih ederim." Benim konuşmam ile bakışlarına karşılık onuzlarımı kaldırdım. "Yolunuz ne yolu bilmiyorum ama hayırsız bir yol olduğu belli."
Mustafa konuşacakken Barkın engelledi onu. "Yeter artık. Her şey belli değil mi?"
"Belli abicim belli." Baran eliyle kapıyı gösterdi. "İyi akşamla diliyorum size, lütfen artık."
Ahmet önden evi terk ettiğinde Hasan bana son kez bakarak çıktı odadan. Mustafa Çınar'a baktı. "Hiç mi pişman olmadın?"
"Hiç olmadım."
Mustafa da ağırca kafasını sallayıp salondan çıktığında dede beyin tek hedefi bendim. "Bir teşekkür beklerdim."
Omuzlarımı indirip kaldırdım. "Biraz hak ediyor gibi olsaydınız beklediğinizi alırdınız."
Dede de kafasını ağırca sallayarak kimseye bir şey demeden salondan çıktı. Onunda çıkmadı ile bakışlarım Çınarla benim elimi bulduğunda elimin çok küçücük kaldığını farketmiştim. "Sen var ya sen..." Baran'ın sesiyle ona döndüğümde başımdan tutarak alnımdan öpmüştü. "Mükemmelsin."
Benim onu itmeme gerek kalmadan Alp geri çektiğinde bende Çınar'ın elinden elimi çekmeye çalıştım ama bırakmadı. Elimin üstünü sertçe öptüğünde bu senin elini hiçbir zaman bırakmayacağım der gibiydi. Buna içim giderdi işte.
Boştaki elimle saçımı geriye attım. "Biliyorum mükemmelim biliyorum çok iyiyim ama sen hayırdır yani? Alerjin varsa niye söylemiyorsun?!"
Onu azarladığımda omuz silkti. "Gerek yoktu ki, felaket hafifti zaten."
Onun gibi bende omuz silktim. "O zaman bende alerjimi size söylemem." Elimi Çınar'ın elinden çektim. "Hafif ne de olsa."
Barkın ciddiye alarak kaşlarını çattı. "Saçmalama. Alerjin varsa bana söyle, var mı?"
Onlarla ısrar etmedim. "Yok da." Az önce kalktığım yere geri oturdum ama bu sefer bacaklarımı kendime çekmiştim. Diğerleri de benim gibi oturduklarında az önce yaşananlar birebir aklımdan geçti. "Biz ne yaşadık ya?" Hala yüzü bozuk Çınar'a baktım. "Mafya mı bunlar?"
Benim sorumla yüzü daha çok bozulduğunda Alp güldü. "Bu kız harbi çok zeki."
Cidden onca meslek arasından mafya mı?
Çınar gibi yüzümü astım. "Keşke o kadar zeki olmasaydım." Çok mu kolaydı insanların canını almak?
"Onların dediklerin-"
"İnanmıyorum. Doğruysa bile dediğim gibi yanlış yola girmektense bulunmamayı tercih ederim." Abilerimin katil olmasındansa gerçekten bulunmak istemezdim.
"Kabul etcektik." Ne?
Şaşkınlığım yüzümden belli olurken bunu diyene yani Baran'a baktım. "Saçmalama."
Kafasını iki yana salladı. "Saçmalamıyorum, daha fazla yapamazdık. Hiçbir şey bilmiyorduk senin hakkında en kötüsü nasıl olduğunu bilmiyorduk. Kabul edelim dedik ama önümüze hep bir engel çıktı. Kabul edemedik."
"O engel çıkmasa mafyaydınız yani?"
Açık sözlülüğüm ile bakışları beni buldu. Kafasını iki yana salladı ama ben almıştım cevabımı. "Öyle değil."
Kaşlarımı çattım. "Nasıl o zaman?"
"Hiçbir zaman öyle bir şey olmayacaktı." Bunu diyen Baran değildi, Çınar'dı. Ve dediği kişi ben değildim Baran'dı. Nasıl yani.
Baran ayaktaki Çınar'a baktığında Çınar çok ciddiydi. Hatta her şeyi kabullenmişti ne olursa olsun hak ettiğini düşünüyor gibiydi. "Engelleyen hep bendim." Bana baktı ama çok sıkıntıyla baktı. Sanki onu suçlayacağımı düşünüyordu. "Seni bulup yanıma almayı her şeyden çok istedim hatta tek amacımda O'ydu ama seni bulduktan sonra riskli bir hayatı sana sunmam... yapamazdım."
İstemezdim. Gerçekten bende istemezdim. Kızmıyordum ona, alınmıyordum. Baran ve Alp, Çınar'a kitlendiğinde Barkın biliyor gibiydi. "Her gün birilerinin öldüğü bir hayata sokamazdım, o riski alamazdım. Bu kadar geç kavuşmuş olmamıza bir suçlu arıyacaksan benim."
Kafamı iki yana salladım sadece. "Kimden yardım aldın?" Almış olması gerekirdi.
Kafasını eğdi, yüzüme bakmadı. "Amcandan. Turgut'un yanına gittim ve aradığım kişi çokta uzakta değilmiş."
Ne?
...
Finissshhhh. Nasılsınızz bakalımm???
Şimdii bölüm çok geldi lütfen bunu mazur görüün, felaket yorgunum beynim allak bullak😞
Bölümden baba tarafının nasıl biri olduğu gayet belli yani. Daha açıklanacak birçok şey var sadece Çınar gerçekten boş birisi değil ya. Bunu ilerde size okutacağım zaten de sizce Neva'nın birisinin ölümünü kolay karşılamaması ilerde ne sonuçlar gösterecek??
Birdr Turgut. Yani her kapıdan çıkmasa ölür zaten. Sıvı yağ gibi her yemeğe giriyor sodmjdnejwbew.
Kendinizeee dikkatt ediinn bakalımm, Allah'a emanetsinizzzz🩷🫶🏻
Bölüm etkileşimi
