2. bölüm / 11
NEVA2. Bölüm
Bölümler 11Şu an: 2. Bölüm
- 1 1. Bölüm3.500 kelime
- 2 2. Bölüm3.153 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 3. Bölüm3.738 kelime
- 4 4. Bölüm3.156 kelime
- 5 5. Bölüm3.718 kelime
- 6 6. Bölüm3.038 kelime
- 7 7. Bölüm4.098 kelime
- 8 8. Bölüm2.898 kelime
- 9 9. Bölüm3.098 kelime
- 10 10. Bölüm3.309 kelime
- 11 11. Bölüm3.544 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Keyifli okumalarrr💕
Her insanın sevdiği şeyler vardır. Yani bu her ne kadar insanın doğasında olan normal bir şeyse nefret etmekte öyleydi. Sevmek ve nefret etmek. Bazıları bu iki kelimeye destanlar yazarken ben yine birkaç kelime ile özetliyordum ikisini.
Mesela şu hayatta nefret ettiğim tek bir şey vardı o da böcekler. Dünyanın her yerinde çıkabilecek bir şeydi ve benim fobim her an her yerde halay çekebilirdi.
Kaldığım evi ve bahçesini ayda bir kere ilaçlatır ve amcamlara giderdim. Bahçe için çimlere ve çiçeklerime zarar vermeyecek ilaçlarla ilaçlanırdı. Bu yüzden evimde rahatlıkla takılırdım genelde. Tek sorun piknik yapmaya orman tarzı yerlere çok çekinerek amcamın zoru ile giderdim.
Onun dışında ölesiye nefret ettiğim başka bir şey yoktu. Sevmediğim şeyler vardı ama onlarında bana pek bir zararı yoktu. Yani nötr davranmasını biliyordum bazı şeylere. Daha doğrusu onlar bana nötr yaklaşıyordu ki bende onlara öyle karşılık veriyordum.
Hak edene hak edildiği gibi davranırdık.
İğrenç yaratıklar.
Saat 2 civarıydı ve ben hala uyuyamamıştım. Bu düşünmekten veya uykusuzluktan kaynaklı değildi. Midemdeki gurultu seslerinden dolayıydı ve bir şeyler hazırlayacak kadar uyuşuk bir yapım vardı şuanda.
Gözlerimi diktiğim tavanın dönmeye başlaması ile oflayarak yattığım yerden kalkarak mutfağa girdim. Dolabı açarak daha geçen gün aldığım hazır sandviçi elime aldım. Paketi tek seferde açıp sandviçden büyük bir ısırık aldım. Gerçekten ölecektim açlıktan.
Elimdeki sandviç ile mutfağın camını açarak vücudumun üşümesine sebep oldum. Hava almak için açtığım camda bakışlarım karşı binanın kapısında oturan bir adama çarpmıştı. Demir kapının boşluklarından adamı görebilmiştim ama net değildi. Kafasında şapka vardı ve yere eğikti kafası. Gözlerimi kısarak bakmaya çalıştım ama hiçbir şey anlamamıştım adamdan.
Üstüme gelen soğukluk çok fazla olduğunda irkilerek içeri girerek camı kapattım. Perdeyi çekerken az önce kafası eğik olan adamı tekrardan farketmiştim ama bu sefer kafası eğik değildi. Kafasını kaldırmış sadece bana bakıyordu. Yüzü şapkadan dolayı pek seçilir değildi ama tanıdık bir siması da yoktu.
Perdeyi çekme işlemim daha da yavaşladığında adamın bakışları sadece benim üstümdeydi. En sonunda perdeyi hızlıca çektim. "Bütün deliler beni mi bılur ya?" Sandviçten bir ısırık alarak arkamı dönmüştüm ki belime dolanan kollar ile elimdeki sandviç yere düşmüştü
Kapıları kitlememiş miydin Nev?!
Ağzımdaki lokmayı çiğnemeden yuttuğumda elimle arkadaki adamın yüzüne tıtnaklarımı sertçe geçirdim. "Sen kimsin lan it herif?!" Yüzümdeki ellerinden kafasını iki yana sallayarak kurtulduğunda belimdeki kollarını sıkılaştırdı.
"İt herif ayıp olmuyor mu?"
Ayağımı kaldırıp bacağına tüm gücümle vurdum. Bundan fırsat biletek yüzüne vurmak için kafamı geriye attım ama kafam göğsüne denk geliyordu. Aynı ayağımı kaldırıp bacağına daha sert vurdum. Hafif bi inleme çıktığın bundan yararlanarak kollunu ısırdım tüm gücümle.
"Kuduz musun ya sen?!" Daha sert ısırdım. "Bırak kolumu bırak!" Diğer kolunu üstümden çekip onu bırakmam için kafama koyduğunda bende bir dakika bile beklemeden mutfak çıkışına doğru kaçtım
"Kuduz senin anandır piç kurusu!" Tam mutfaktan çıkacakken tekrardan belime kollarını dolayı beni havaya kaldırmıştı.
"Benim canımı sık-" lafı yarıda kesilmişti çünkü yanımdaki masada bulunan bardağı almış kafasında kırmıştım.
O istemsizce sersemleşirken yere atlayıp hızlıca toparlandım. Mutfaktaki oklavalardan birini alıp göğsüne sertçe vurdum. "Çekilsene lan önümden!" Onu geriye atıp hızlıca yanından kaçtığımda elimdeki sopayı tam kafasına fırlattım. "Beyninin tam ortasında bir oyuk oluşur inşallah!"
Ne halde olduğuna bakmadan kilitli olan kapıyı açarak kendimi dışarı attım. Daha doğrusu atamadım. Bu sefer karşıma az önce binanın önünde gördüğüm şapkalı adam ve yüzünü ilk defa gördüğüm başka bir adam çıkmıştı. "İnşallah ölürsünüz."
İlk defa gördüğüm hafifçe kafasını yana eğdi. "Yeni tanıştığın insanlar için kötü beddualar ediyorsun."
"İnşallah Allah belanızı verir." Yanda asılı olan ayakkabı çekeceğini elime aldım ve bana doğru adımlayan şapkalı adamın yüzüne geçirdim. Yavaş olduğum için onu tuttuğun dizimle bacak arasına geçirdim. "Oruspu evladı seni!"
"İlla diyorsun ki gelin beni dövün." Öbür adamın yüzüne yumruğumu geçirip kafasından tutarak itmeye çalıştım ama fiziksel gücü çok fazlaydı. "Rahat durmazsa-"
"Yettin ama sende!"
Kolunu ısırdığım için o adamın sözü yarıda kalırken kafasında bardak kırdığım adam ağzıma bir bez bağlayarak omzuna atmıştı beni. Ölmemiş miydi ya bu?
Nasıl buraya girdiğini bilmediğim arabalarına doğru ilerlerken düşünmeden elimi yüzüne uzatıp parmağımı gözüne soktum. Parmaklarıma değen şeyle iğrenmeden daha çok soktun. Adamdan acı dolu bir inleme çıktığında gözünü tutarak beni yere atmasıyla avuçlarım ve diz kapaklarım acımıştı. Soğuk hava vücudumu titretirken hemen ayağa kalktım ama ben koşamadan şapkalı gelip beni tutmuştu.
Konuşamadığım için sinir olurken tepindim ama şapkalının yanındaki de gelip beni tutunca bu zorlaşmıştı. "Sert kullanmak istemiyoruz dedik ya, ağzımıza sıçtın!" Gözüne parmağımı soktuğum sertçe konuştuğunda yarım açık gözle yanıma geldi.
Kafamı iki yana sallayarak kaçmaya çalışsam bile boşunaydı. Tek bir darbeyle bilincimi kaybetmeme sebebiyet olurken şapkalı olan adamın kollarına yığılmıştım.
...
"Abi şunun kafasına bir tane daha vursana!" Önde oturan ve adının Alp olduğunu öğrendiğim adama histerikçe güldüm.
"Şimdi burdan bir tane ben sana vurarım görürsün vurmak neymiş ne değilmiş?!" Uyandığımdan beri yerimde durmadığım gibi yeniden öne çıktım. "Nereye gidiyoruz ya biz? Sizin benimle derdiniz ne?!"
Uyanalı yarım saat olmuştu ve yarım saattir aynı sorunun cevabını öğrenmeye çalışıyordum. Arka koltukta ben oturuyordum ve yanımda kafasında bardak kırıp gözüne parmağımı soktuğum adam -Barkın- vardı. Sürücü koltuğunda şapkalı olan adam yani Baran vardı.
Barkın gözünden dolayı sürücü koltuğuna geçmeyip yanıma oturmuştu ve her hareketimde sert davranacağını düşünüyordum. Baran konuştu. "Seninle bir derdimiz yok. Sorun amcan."
"Sizde aileden birisini kaçırarak kahpelik yaptınız yani?"
Alp akıp giden yolu izlerken alayla konuştu. "Yalnız aileler bir arada yaşar. Bilmiyorsan söyleyeyim istedim." Laubali tarzı sinirimi bozarken dedikleri ayrıca sinirimi bozmuştu.
Kafamı yana eğerek ona gülümsedim. "Olmayan beyninle fazla konuşma. Aile bir arada yaşamak değil."
Yandan bana baktı. "Ha aile demek, reşit bile olamayan kızı tek başına bırakmak demek yani." Arkadaki abisine baktı. "Hakkatten biz bu uyuzu neden kaçırdık? Değer verseydi yanında tutardı kı-"
Ona attığım tokat sesini kesmesine yeterli olurken yanımdaki Barkın'dan da uzaklaşmıştım. "O çeneni kapat ve bilmediğin şeylere burnunu sokma. Kimse senin tahmin ettiğin gibi yaşamıyor hayatını!" Sesimin tonu ne kadar katıydı bilmiyordum ama onun bakışları fazla sinirliydi.
Bana doğru tam döneceği sırada sürücü koltuğundaki Baran onu omzundan tutarak yerine oturttu. "Kız haklı birader. Sınırını bil."
Onları takmayarak kapıyla bir bütün haline girdim ve camdan dışarıyı izlemeye başladım. Bir yandan Alp'in açık camından içeri soğuk hava dolduğu için dizlerimi istemsizce hareket ettirip duruyordum.
Yanımdaki Barkın'ın bana uzandığını farkettiğimde kendimi koruma iç güdüsüyle eline vurarak daha geri gittim. "Dokunma bana."
Mavi gözleri benim maviliklerimi bulduğunda sakince geri çekildi. Elinde görmediğim ceketini bana verdi sakince. "Üstüne al, üşüyorsun."
Ceketi ona attım. "Kaçırdığın insanlara bu kadar nazik olmamalısın."
Baran mırıldandı. "Nazik olmayınca tokat yiyoruz."
"Daha beter olun inşallah!" Kafamı geri cama çevirdiğimde vücudum çoktan buza dönmüştü. Soğuktan nefret ediyordum.
Kafamı cama yasladığımda kollarımı birbirine sardım. "Çok uzaklaşmadık. Sen baygınken birkaç işimiz olduğu için bu kadar uzun sürdü yol." Barkın denilen adamın yaptığı açıklamaya alayla güldüm.
"Bagajda da başka birisi mi var?
Alp sinirle karışık şekilde güldüğünde daha ses çıkmadı. Çıkan seslere ise ben takılmadım. Sadece vücudumun gevşemesi ile Alp'in camı kapattığını farketmiştim. Yanlardan gelen sıcak hava ile de Baran'ın klimayı açtığını anlamıştım. Hiç laga luga yapıp iş çıkartmazdım valla. Götüm donuyordu. "Amcam naptı size?"
"Sevkiyatımızı engelledi." Barkın'ın dediği ile kafamı çevirip ona baktım. Adam gibi adam olsaydı çokta yakışıklı adamdı aslında. Mavi gözleri çok ölümcüldü ama altta bir yerlerde içindeki şefakti de farkedebilirdiniz.
Onun şefkati bile adam kaçırmaktır.
Bakışları beni bulduğunda gözlerine baktım sadece. "Sizde beni kaçırdınız. Sadece sevkiyat için."
Bunu Alp yanıtladı. "Aynen öyle. Sadece sevkiyat için."
"O zaman bende şöyle diyim. Eğer amcam sizin sevkiyatınıza engel olmuşsa orada bir bokluk vardır. Çünkü amcamın ne paraya ne de milletin malında gözü var." Bundan adım kadar emindim. "Umarım kaçırdığınıza pişman olmazsınız." Barkın pişman olmuştu bile. Bunu bakışlarından çok net anlıyordum.
"Pişman olsak bile değişiklik oldu işte." Baran'ın dediğine istemsizce güldüm. "Gülme bak ciddiyim. Benim ilk kaçırma işlemi bu."
Alp tersce mırıldandı. "Benim de ilk ama ben hiç değişikliğe girmiş gibi hissetmiyorum. Aksine abim ağzımıza edecek gibi." Kaç abisi vardı bunun?
Yanımdali Barkın konuştu. "Çınar'ın kısa sürede haberi olur. Kendinizi hazırlayın derim."
"İnşallah benim yapmak isteyip yapamadıklarımı Çınar denilen adam yapar."
Alp bana baktı. "Neymiş onlar?"
"Yaşadığında görürsün. Benim ahım tutar."
Abisinden farklı olarak kahverengi gözleri benim mavi gözleri bulduğunda bakışlarımı çektim ondan. Arabada daha ses çıkmazken kaçış yollarını silmiştim kafamda. Hepsinin işe yaramayacak olmasını geçtim halim yoktu.
Keşke amcamın sözünü dinleyip dövüş sporlarına gitseydim.
Kafam cama yaslıyken ne kadar süre geçti bilmiyorum ama araba durduğunda kendime gelerek kafamı kaldırdım. Önden Baran sonra Alp indiğinde yanımdaki Barkın bana kafasıyla inmemi işaret edip inmişti.
Oflayarak bende indiğimde etrafıma baktım. Etrafı sessiz olan bir yere gelmiştik. Kimse yoktu, ışıklandırma falan da yoktu. Geldiğimiz evin önü tek aydınlıktı etrafı göremiyordum ama ağaçlık alanlar olduğu belliydi. Evin eski püskü bir şey olmasını bekliyordum ama temiz ve sağlam tek kattlı bir evdi. Baran ve Alp önden içeri girdiğinde Barkın yanımda durdu.
"Dışarıda kalmayı mı düşünüyorsun?"
"Sizi tanımıyorum." Ona döndüm. "Beni kaçırdınız ama kaçırmış gibi davranmıyorsunuz. Kaçmayacağımı biliyor musunuz yoksa beni geri götürmeyi mi planlıyorsunuz?"
O da bana dönerek mavi gözlerini bana dikti. "Seni kaçırmak kötü fikirdi. Zarar vermek istemiyoruz sana, en baştan beri bu böyleydi. Sadece işler tahmin etmediğim gibi gidince kafana darbe aldın." Yüzünü hafifçe buruşturarak önden ilerledi. "O yüzden kusura bakma ve madem seni kaçırdık amcan seni bulduğunda gidersin."
Kendi ayağımla onların yanına mı gidecektim şimdi?
Ormandan kaçabileceğini düşünmüyorsan evet.
Kaçamazdım buradan. Üstümde ne telefon ne de önümü aydınlatacak bir şey vardı. Her şeyi geçtim böceklerle dolu yere kaçamazdım.
Ne halt ediyorsun sen amca?!
...
Hani onlara insan kaçırmış gibi davranmıyorsunuz demiştim ya. İşte bu onlarda büyük yara açmış olmalı ki misafirperver gibi davranmayı bırakmış ve beni hiçbir kaçış yolu olmayan odaya kitlemişlerdi. Ellerim, ayaklarım falan açıktı.
Gece odaya kitlendikten sonra yere koydukları yatakta uyuyakalmıştım. Sabah ise erken saatlerde uyanmıştım. Etraf hala karanlıktı ve odadaki ışığı açmamıştım. Uyandığımı bilmelerini istemiyordum nedensizce.
Bunların amacı istedikleri şekilde gitmiş değildi çünkü çoktan pişman gibi duruyorlardı ama beni de bırakmıyorlardı. Bıraksalar da gidemezdim zaten de.
Okuldaki adamlardan sonra onlar tarafından bir gün başıma bir şey geleceği aklımın ucundaydı aslında. Sadece bu kadar hızlı ve hazırlıksız olması kötü olmuştu. Ha okuldakiler dışı düşmanlar olmasından bile bahsetmiyorum. Tabii düşman denirse.
Odamın kapısının kilidi çevrilince yüzüme duvara dönerek gözlerimi yumdum. Üstümde kalın bir örtü vardı ama hala üşüyordum. Kapı açılınca içeri 2 çift ayak sesi dolmuştu. Işık açılınca göz kapaklarımı hareket ettirmemek için zorladım.
Adımlar yanıma doğru geldiğinde tenimde bir el hissettim ama çok hafif bir dokunuştu. Ardından üstüme bir örtü daha bırakıldığında boğazıma kadar çekilmişti. "O da gerçekten soğuk mu yoksa bu kız hep üşüyor mu?" Daha ismimi bile bilmiyorlardı bence.
Barkın'ın sesi merak dolu sıkıntıyla çıkarken Baran iç çekti. "Bence hep üşüyor çünkü oda soğuk değil." Ben hep üşümüyordum kendimi güvende hissetmediğimde vücudum soğuk ile karşılık veriyordu bana.
Evet şuan kendimi güvende hissetmiyordum.
"Kaloriferleri biraz daha aç sen." Barkın'ın konuşması ile Baran odadan çıktığında yatağın yanında ufak bir çöküntü oldu. Vücudum istemsizce gerildiğinde bunu saklamayı başardım. "Tenin ve davranışların buz gibi olup bakışların nasıl sıcak olabiliyor?"
Kendi kendisine mırıldanır gibi konuştuğunda bir süre sustu sonra devam etti. "Bence sen bakışlarını kontrol edemiyorsun ya da bana fazla yakınsın ama nerden?" Bence bu adam otistikti.
Bunların başka açıklaması olamazdı yani.
Etrafa sessizlik hakim olduğunda yanağımın üstünde hissettiğim sıcak elini beklemediğim için eline vurarak gözlerimi açmıştım. "Hasta mısın abicim sen?!" Ellerimi sırtına koyarak yataktan ittim onu. "Defol git şurdan. Kaçırıldığım yerde bile rahat edemeyecek miyim?"
Yere düşmek yerine ayağa kalktığında ellerini ceplerine koyarak bana baktı. "Mantık gereği kaçırıldığın yerde rahat olmazsın zaten."
"Siz misafirperversiniz ama. O yüzden rahatlığıma önem verirsiniz diye düşünmüştüm." Aklıma gelenle kaşlarımı çattım. "Ayrıca siz yanıma oturup ne halt ediyordunuz? Deli misin tacizci mi?!"
Sesimi yükselttiğim de yatakta doğrulmuştum. "Tacizci olsam sadece yanına mı otururdum sence? Deli de değilim tacizci de!" Dediklerime sinirlendiği belliydi. "Bütün gece üşüyordun hala üşüyor musun diye bakmaya gelmiştim. Başım dönünce de iki dakika oturdum."
"Yani birden fazla kez odaya girdiniz öyle mi? Kaşlarım havaya kalkarken ayaklarımı yere basarak ona diklendim. "Kaçırma medeniyetlerine uyun ve uzak durun benden." Yastığı yüzüne fırlattım. "Üşüyorsam üşüyorum be sizene!"
Kapıda bir hareketlilik olduğunda oraya döndüm. Alp sırtını kapı pervazına yaslamış ve kollarını göğsünde birleştirmiş bize bakıyordu. "İyilikte mi bilmezsin sen?"
"Sizin iyiliğinize kalmadım ben!" Resmen şuan kaçırılmış ve kaçırıldığım kişiler tarafından şefkat görüyordum. Alp dışında. Uyuz köpeğin tekiydi. Ayağa kalkarak dışarıyı gösterdim. "Çok iyilik yapmak istiyorsanız beni siktir edebilirsiniz."
Bunlarla mı uğraşacaktım ya ben?
Alp alayla gülerek kafasını iki yana salladı. Barkın bana düşünceli şekilde bakarken konuşmaya başladı. "Öyle olacak zaten. İşlerimiz var akşama kadar evde tek kalacaksın." Oha ama. Beni burada tek bırakamazlardı.
Sanki az önce onları yanımdan kovan ben değilmişim gibi kaşlarımı çattım. "Beni burada bırakamazsınız."
"Az önce seni siktir etmemizi söyleyen sen değil miydin?" Alp büyük bir rahatlık ve mutlulukla konuşurken sert ve sinir dolu bakışlarım onun üstündeydi.
"Beni evde bir başıma bırakın demedim! Sadece kaldığım odada yalnız bırakın dedim." Dünden beri en anlayışlı olduğunu düşündüğüm Barkın'a baktım. "Dağın başındayız farkındaysan, ben kalamam burda."
"Korkar mısın?"
"Seni öyle bi korkuturum ki bağırsakların çalışma işlevini yitirir. Benim asabımı bozma beyinsiz fok balığı!" Sinirle Alp'e bir adım atmıştım ki Barkın engel oldu.
Benim önüme geçerek sertçe Alp'e baktı. "Siktir olup hazırlansana sen. Bulaşma kıza!"
Baran kapıda belirdi. "İki dakika o çeneni kapat bak." Alp'in ensesinden tutup ileri fırlattığında Alp'in gülüş sesi Baran'ın ise küfür dolu sesi kulağıma gelmişti.
Barkın geri bana döndüğünde bakışlarım onu buldu. "Tek kalmak istemiyorum burada."
"Tek kalacaksın." Kolumu bırakarak bir adım geri çekildi. "Evin içinde istediğin gibi takılabilirsin ama kaçmayı deneme derim. Her koşulda senin zararına olur." Arkasını dönüp odadan çıktığında hızlı adımlarla peşinden ilerledim.
"Saçmalama Barkın. Ben korkarım tek başıma, ya vahşi bir hayvan gelirse ben ne yaparım?"
Kapıdan çıktığımızda kocaman geniş bir alan vardı. Hem hol hemde oturma alanı ve mutfak bu geniş alandaydı. Amerikan mutfak tarzındaydı yani. Açık ve koyu renklerle birbirlerini eşitlemiş şekilde hoş bir havası vardı buranın.
Geniş alanın etrafında benim çıktığım oda dışında 4 kapı daha vardı. Bir tanesi yüksek ihtimalle banyoydu. Diğer odalar ise onların kaldığı yerlerdi. Yani ben öyle tahmin ediyordum.
Bir odaya doğru ilerleyen Barkın'ın peşinden koştum. "Barkın lütfen. Ben gerçekten kalamam burda tek başıma." Böcek vardır birde burda. Eğer böcek görürsem kafayı yerdim. Akşam geldiklerinden bir Neva bile bulamazlardı burada. "Bak sana söz veriyorum beni tek başıma bırakmayın istediğiniz her şeyi yaparım."
Odasına girdiğinde bende çekinmeden odasına girdim. Bana döndüğünde takmadı beni. "Çıkarsan üstümü değiştireceğim."
"Kaçarım!" Kararlıkla omuzlarımı dikleştirerek ona baktım. "Eğer beni burada tek başıma bırakırsanız kaçarım."
Dudakları iki yana kıvrılırken kafasını geriye atarak cıkladı. "İmkansız."
"Benim için değil." Alayla güldüm. "Gözlerini oyan kişiden bahsediyoruz sence imkansız mıdır?" Cidden parmaklarımı gözüne sokup kafasını yarmıştım ama buna rağmen bana kötü davranmıyordu.
Gözleri kızarıktı. Geceden beri böyleydi aslında ama bugün daha bir azalmış gibiydi kızarıklığı. Sadece belli oluyordu ve sürekli göz kırpmasına bakılırsa uzun süre açık tutamıyordu gözünü. Daha beter olurdu inşallah.
Aklına geceki yaşadıklarımız gelmiş gibi gülümsedi ama tehlikeli bir gülüştü. "İyi. Eğer kaçarsan seni amcana götürür teslim ederim ve yapacağı her şeye tamam derim." Durdu tehlikeli gülüşünün asıl sebebini söyledi. "Ama kaçamazsan şu asi hallerini bir kenara bırakır dediğimiz her şeye tamam dersin. Ha birde amcanla konuşur içindeki siniri azaltmasını sağlarsın." Amcam nasıldı acaba?
"Amcamla konuştun mu hiç?" Sunduğu iddia dışında farklı bir soru sorduğumda yüz ifadesi düzeldi. Katı ama bir yerlerde yumuşak olan halini takındığında ağırca kafasını salladı.
Arkasını dönerek dolabına gittiğinde konuşmaya başladı. "Hayır. Sadece deliler gibi seni arıyor. Şuana kadar bakmadığı bir yer kalmadı ama hep yanlış yerlere bakıyor." Bir takım çıkardığında onu kenara bıraktı ve başka bir şeyler daha aradı. "Yüksek ihtimalle bizim kaçırdığımızı değil başka birisinden şüpheleniyor." Kısa süre bana baktı. "Seni kaçıracak başka kim var?"
Başka bir takım daha alıp dolabı kapattığında bu takımın eşofman üst takımı olduğunu farketmiştim. Bana yaklaşıp o takımı bana uzattı. "Sana ne." Elindeki takımı almayıp ters bakışlar attım. Pijama ile duruyordum ama onun kıyafetini de giymezdim. "Ayrıca ben neden tanımadığım kişinin takımını giyiyorum. Paranız mı yok, bana takım alın."
Arkamı dönüp odadan çıkmak için ilerledim. "Ve tamam. İddiayı kim kazanırsa onun dediği olur." Meydan okuyan bakışlarla odadan çıktığımda arkamdan kapıyı kapatmadım. Amcamın şuanki hali ve içimdeki bilmemezliğin verdiği sıkıntıyla oflayarak koltuklardan birine oturdum.
Kaçmakta ne vardı ki? Ben hep kaçıyordum zaten buradan mı kaçamayacaktım?
Kolay gelirdi burdan çıkmak.
3 saat sonra...
Yok. Hani cidden yok!
Şunca saattir evin her yerini didik didik aramıştım ama hiçbir yer yoktu. Şu evden çıkacak bir delik bulamamıştım kaç saattir!
Kendimi orta alandaki boş koltuklara bırakarak gözlerimi kapattım. Burada tıkılı kalmıştım ve açlıktan karnım gurulduyordu. Benim bunca saat aç kalmam bile mucizeyken mutfağa girmemem daha büyük bir mucizeydi.
Karnım bu kadar uzun süre aç kalmaya alışık olmadığı için ağrırken bunların mutfağından da yemek yemek istemiyordum. Ne zaman geleceklerdi bunlar?!
Hatta daha önemli bir soru amcam nerdeydi?
Kamera kayıtlarından yola çıkarak çoktan yerimi bulmuş olması lazımdı. Tabii kameraları devre dışı bırakmadılarsa. Korumaları bile hesaba katıp kapıdan değil de evin başka bir yerinden giren insanlar elbette onu da düşünürlerdi.
Yani amcamın beni bulması daha da zorlaşıyordu ve ben hiçbir bok yapamıyordum. Evde telefon bile yoktu, telefon! Telefon bırakmalarını düşünmem bile saçmaydı açıkcası.
Hepsinin odalarını bol bol karıştırmıştım ama onlara ait hiçbir şey yoktu. Sadece kıyafetler, bazılarında birkaç fotoğraf ve sopa tarzında kendini koruma eşyaları. Fotoğrafların onlara ait olduğunu düşünüyordum çünkü simaları çok benziyordu. 6 kişilik bir aile tablosuydu. Aralarında en belirgin olan kişi Barkın'dı. Birde ondan bir büyüğü vardı ve o da büyük ihtimalle onların abisiydi. Çocuklardan diğer ikisini çıkarmakta daha zorlansamda mantıken bebe olan Alp diğeri ise Baran'dı. Ve bunlar kardeşti.
Anne babaları ile verdikleri bir pozdu ve hepsinin yüzünde büyük bir gülümseme vardı. Birde annenin karnı kocamandı. Babanın ve en büyükleri olan abinin eli annenin karnında olduğunu düşünürsek kadın hamileydi. Yani 5 kardeşlerdi toplam.
Fotoğrafta sıkıntılı bir aile gibi durmuyorlardı. Hatta mütevazı ve neşe dolu bir aileye benziyordu. Böyle bir kare fotoğraf çıkaran çocuklar şimdi kız kaçırıyorlardı.
En azından milletin mutlu bir karesi var diye geçirdim içimden. Bende o bile yoktu.
İç çekerek ayağa kalktığımda açlıktan dolayı başımın dönmesini göz ardı ederek evi gezerken gördüğüm lavaboya doğru ilerledim. Lavaboya girmeden kapıdan gelen sesler ile olduğum yerde kaldım.
Kalın ama hoş tınılı bir erkek sesi kulağıma dolduğunda yutkundum. Kaçırıldığım yerden tekrar mı kaçırılcaktım? Çok hafiften perdeyi aralayıp kapının önüne baktım. Siyah saçlı ve renkli gözlü bir adam elinde ne olduğunu bilmediğim şeyle kapıyı açmaya çalışırken bunun hırsız olduğuna emin olmuştum.
Vahşi hayvan beklerken vahşi bir insana denk gelmek anca bana yakışırdı.
İçimdeki korkuyla Alp'in odasında bulduğum sopayı aldım. Bilek gücüm yoktu benim. Vurduğum şeyler insanı okşayıp geçiyordu ama bir şekilde bana vakitte kazandırıyordu.
Kapının arkasına geçip beklediğimde adamın söylentilerine kulak verdim. "Açılsana artık! Ne biçim kilitsen lan sen?!" Birkaç uğraşmayla daha uğraştığında küfrederek sert şekilde kapıya vurdu.
Kapının çarpacağını bilerek yana kaydım kapı açılsa bile duvara çarpıp geri kapanacağı için beni göremezdi. İkinci değil üçüncü vuruşta kapı sertçe duvara çarpıp geri kapanırken hemen kapının yanına geri geçtim. "Daha şimdiden bu sinir fazla sana." Kendi kendisine söylenerek içeri adım atttığında elimdeki sopayı daha çok sıktım.
Adam ikinci adımını atmak yerine kapıda kaldığında ağırca yutkundum. Nefes dahi almadan adamı beklerken adam sakin ve ince tonuyla konuştu. "Elindeki şeyi bırakıp oradan çıkmaya ne dersin?"
Hellalik istemem gereken kişiler vardı.
Bitttiii.
Nabersiinizzz bakalıımmm????
İkinci bölüm hakkında yorumlarınızı alayım vee bence kaçırılmak göbek adımız olacak gibi bir şey. Hayat zor Nev kaçırılıyor jalsmejemww.
Birde şunu söyleyeyim. Arkadaş ortamında veya bilen kişiler genelde bize Nev der. Hani hem yakınlık hemde kısaltma olarak kullanışı belirtmek istedim. Yaniii böyleliii canlarrr.
Kendinize dikkatt edin Allah'a emanetsinizzzz🫶🏻💕
Bölüm etkileşimi
