8. bölüm / 11
NEVA8. Bölüm
Bölümler 11Şu an: 8. Bölüm
- 1 1. Bölüm3.500 kelime
- 2 2. Bölüm3.153 kelime
- 3 3. Bölüm3.738 kelime
- 4 4. Bölüm3.156 kelime
- 5 5. Bölüm3.718 kelime
- 6 6. Bölüm3.038 kelime
- 7 7. Bölüm4.098 kelime
- 8 8. Bölüm2.898 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 9. Bölüm3.098 kelime
- 10 10. Bölüm3.309 kelime
- 11 11. Bölüm3.544 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bölümler her hafta salı canlarr. Keyifli okumalarrr🫶🏻🩷
Geceki o boktan olaydan sonra sabah gözlerimi Çınar'ın odasında açmıştım. Bu yabancılığa alışmam hiç zor olmamıştı çünkü hep aynı yerde uyanan birisi değildim. Bu uyuma yerlerimin sürekli değişmesinden kaynaklıydı. Canım sıkıldıkça yer değiştirirdim.
Uyandığımda üstümde tek yogan yerine iki yorgan vardı. Yani yüksek ihtimalle Çınar üstüme örtmüştü. Ya da odaya giren bir başka biri. Bu evden korkmalı mıydım?
Korksam bile nereye gidecektim?
Öğlene yakın saatlerde uyandığımda ise kumru ile değil Alp'in hazırladıkları ile bir şeyler yemiştim. Alp'in hazırladığını bilsem yine de yemezdim ama yapacak bir şey yoktu.
Eli lezzetliydi.
Öyleydi.
Şuan ise ben salonda ayağımda panduflar ile takılıyordum. Bir yandan akan burnumu çekerken diğer yandan dalıp gitmiştim. Hani nereye daldığımı bile bilmiyordum ama. Öylece gözlerim tetiklenip kalmıştı.
"Ne düşünüyorsun?" Baran'ın ani sorusuyla irkildiğimde bakışlarım onlara döndü. Baran ve Alp'e. İkisi de benim sağımda kalan koltuğa oturduklarında bakışlarım Baran'ın dövmelerinde gezindi. Boynunda bir dövme vardı ama o dövmelerin vücudunda da olduğunu kazağının başlangıç kısmında yarısının gözükmesinden tahmin etmiştim.
Alp ise sadeydi yani. Boynuna taktığı kolyeler havalı ve karizmatik gösteriyordu. Saçları alnının önlerine dağılmış ve giyiminde koyu tonlar tercih etmişti.
Bana göre hızlı olan süzme işleminden sonra kendimi geriye yaslayarak bacağımı bacağımın üstüne atarak birbirine doladım. "Hiçbir şey. Dalmışım öylesine." Gerçekten de öyleydi yani.
"Ee anlat bakalım. Neler yaparsın, ne okumak istiyorsun, hobilerim var mı?" Yine Baran'ın sorusuna alaylı bakışlar attım.
"Beni kaçıranlarla konuşmanın hobim olmadığına eminim." Durdum ve devam ettim. "Tercihim de değil aslında. Ondan konuşmaya çalışmasanız sevinirim." Onlar konuşunca ben konuşmasam olmazdı.
Hani terslemem için konuşmam gerekirdi.
Alp çok nadir olarak konuştu. "Seni kaçırmadık."
"Ödünç mü aldınız?" Yargılayan bakışlarım Alp'teyken Baran da Alp'e döndü. "Kız haklı, ne saçma cümleler kuruyorsun sen?" Ardından bana döndüğünde yüzünde bariz bir pişmanlık ve saflık vardı.
Dövmelerle seni saf göremiyordum be Barancım.
"Tercih etmemekte haklısın. Yani yaptığımızın bir açıklaması yok, amacımız da çok boktan bir amaçtı."
"Benim yaptıklarım ise daha boktandı." Alp araya girdiğinde bakışlarım ona döndü. "Ben gerçekten özür dilerim kızım. Çok kuduzluk yaptım ama yemin ederim ki hiçbiri piçliğimden dolayı değildi."
Bakışlarımı çekmedim direkt kafamı çevirerek omuz silktim. "O zaman korkunla baş başa kal Alpcim. Beter olursun inşallah." Gerizekalı ya.
Piçliğinden dolayı değilse beyinsizliğinden dolayıydı.
Bir süre sessiz kaldığında kısık sesi kulağıma doldu. "15 yıldır kendi korkumla baş başayım." Kafamı onlara çevirmek için hareketlendirsemde vazgeçtim. "Dediğin o korkuyla baş başa kalmam için senin bizden uzakta olman lazım."
"O da bu saatten sonra zor." Arkamızdan Barkın'ın sesi geldiğinde Çınar'ın nerede olduğunu sorguluyordum. Beni kaçıranların elinde kalmıştım!
Barkın arkamdan gelip önümde durduğunda bakışları yüzündeydi. "Ateşine bakabilir miyim?" Bakmasına izin vermedim. Elimi kendi alnıma atarak cıkladım.
Hafiften sıcaklık olsa da bir şey demedim. Geçecekti zaten yarım saate. "Yok ateşim, mükemmelim."
Yüzüme biraz daha dikkatle baktığında kaşlarını hafiften çattı. "Emin misi-"
"Kızı darlamasanıza." Çınar'ın sesi de arkamdan geldiğinde istemsizce gülümsedim. Görüş açıma girdiğinde elindeki telefonu cebine attı. "İlaçlamacı ile konuştum. Bugün evi ilaçlamaları dışında ayda bir kere gelecekler."
Bakışlarım teşekkür edercesine Çınar'ın yüzüne çıktığında bana sadece gülümsedi. "Bizde Neva'nın odasını dizmek için alışverişe çıkarız o zaman." Barkın oturduğum koltuğun diğer ucuna oturduğunda Çınar ayaktaydı.
Baran'ın konuşmasıyla şaşkın bakışlarım bozulmadan ona döndü. "Gerek var mı? Oda gayet güzel zaten."
"O oda senin değil ki." Alp'in dedikleri ile bakışlarım onu buldu.
"Ama ben kaldım."
Çınar konuştu. "Geçici süreliydi o. Senin odan odanın solundaki koridorda. Bebeklik zamanlarından kalma oda."
Dedikleriyle kaşlarım istemsizce çatıldı. Şaşkınlıktan olsa gerek ağzım açılacaktı ama engelledim. "Nasıl yani? 15 yıl önceki oda mı?" 1 yaşındaki bebeğin odası mı olurdu?
Çınar kafasıyla beni onayladığında Barkın konuştu. "O yaşta bile odan vardı. Dizaynı annem yapmıştı 6'lı, 7'li yaşlarını düşünerek. Şimdi ise 16 yaşındasın. Orayı boşaltıp yeniden dizayn etmek lazım senin isteklerine göre." Şaka yapıyor olmalılardı.
"Odayı iki- üç ayda bir kez düzenli olarak temizleriz. Odanda lavabo olmadığı için böcek riski de yok." Baran da konuşmaya ekleme yaptığında benim nutkum tutulmuş gibiydi.
Yıllardır o odaya hiç dokunulmamış mıydı?
Ee ben görmek isterdim ki.
Çınar göz kırparak gözlerimi gösterdi. "Bu gözlerde bir merak sezdim." Kafamı yamukça aşağı yukarı salladığımda gülümsedi. "Akşama kadar sabretmelisiniz o zaman hanımefendi."
"Niyeymiş o?"
"Şartım var da o yüzden." Şart demek ha.
Kafamı çok hafif yana eğerek göz kırptım. "Kardeşlerinden örnek almaya çalışıyorsan yanlış kafadasın."
Baran mırıldandı. "Arada bize de laf soktu."
Onları takmayıp Çınar'ın net ifadesine baygın bakışlar attım. "Ne iddiasıymış bu?"
Kollarını göğsünde yaslayarak sol tarafta bulunan masaya yaslandı. "Odanı itiraz etmeden, para derdine düşmeyip sadece kendi zevkine göre dizayn et. Akşam en başından beri senin olan odana bakabilirsin."
"Oda benim değil mi? İster bakarım, ister bakmam niye iddiaya giriyoruz?" Valla köpek olurum da bulurdum o odayı.
Çınar'ın yüzünde hafif bir gülümseme belirdi. "Anahtarı olmadan giremezsin."
"Ha birde tehdit ediliyorum." Öne çıktım. "İddian kabul olmayınca bir çirkefleştin sen."
Yüzündeki gülümseme daha çok büyüdü. "Tüh işte. Huyum kurusun." İddiayı bana kanul ettireceğini bildiğimden doğrulduğum yerden geri arkama yaslandım.
"İyi kabul." Benim işime geliyordu aslında. "Ama bahçeyi de ilaçlatsak olur mu?" Bakışları bahçeye çarpıp geri bana döndü. Kafasını onaylar anlamda salladı.
"Birazdan arar onu da söylerim adamlara."
Kafamı yana eğdim. "Teşekkür ederim."
Benim gibi kafasını yana eğdi. "İnsanın kendi evindi rahat etmesi önemli." Gözleri maviye kaçtı. "Teşekkür etmene gerek yok. Evinde nasıl rahat edeceksen söyle bize, biz yapalım."
Kendi evinde.
Çınar kaleyi içten fethediyordu.
Bizde içten fethedilcek kadar salaktık.
...
"Gerek var mı sence?"
"Yani bu kadar çok istemiyorsan evini ateşe vermeyecektin." Baran kadının bize getirdiği kattaki yataklara bakarken mırıldanmıştı. "Vermeseydin oradaki eşyalarını taşıyabilirdik."
"Allah korumuş desene." Göz devirerek ilerideki yataklara bakmak için ilerledim. Yani eski eşyalarımı taşımak hiçbir zaman buraya alışamayacağım falan demekti. Ki bence buna Barkın da karşı çıkardı. En güzel tavsiyeleri veren O'ydu.
Duvarlar için kırık bej rengini seçmiştik, Barkın'ın tavsiyelerini dinleyerek. Sıcak görünümlü bir odayı ben istemiştim zaten sürekli üşüdüğüm yetmezmiş gibi odadaki soğukluğu yaşamak istememiştim.
Sol taraftaki bir yatağa elimi attığımda arkamdan Barkın'ın düşünceli sesi geldi. "Bu nasıl sence?" Bakışlarım ona döndüğünde düşünceyle baktığı yatağa baktım.
Adımlarım ona doğru gittiğinde mırıldandı. "Camın yanındaki duvar kenarına koyarız. Hem istediğin gibi sıcak bir görüntü yaratır hemde duvardan soğuk kapmanı engeler." Doktor olunca böyle oluyordu işte.
Tam duvar kenarına oturacak taraflarında çite benzer şekilde yatak başlığı vardı. Hem kafamı koyduğum duvarı hemde yatağın birleşeceği duvarı kaplıyordu. Gri renkteki yatak başlığından sonra beyaz yorgan ve üstüne süs olarak bir kısmına düzgünce serilen pudra pembe örtü vardı.
Elimi yatak başlığına attığım da aklıma yatmıştı. Barkın'ın dediği gibi camın yanına koyardık diğer yanına ise çalışma masası giderdi. O duvarın yanında yani kapının bulunduğu yer boştu ama sorun yoktu bence.
"Güzel." Mırıldandıktan sonra Barkın'a baktım. "Kaçırma konusunda başarılı olduğun gibi oda dizme konusunda da başarılısın bak." Ellerimi yatağa koyup oturduğumda bize gelen Çınar'a baktım. "Sevdim bunu hem rahatta."
Alp gülümseyerek konuştu. "Odanın duvar rengi ile de uyumu sağlıyor." Barkın'a baktı. "Sen iç mimar falan mı olmalıydın?"
Barkın ona baktığında konuşmayacağı aşikardı onun yerine ben konuştum. "Kendisi az önce benden laf yedi de ondan konuşamıyor."
Baran uzun başlığına yaslanarak konuştu. "Yardıma karşılık laf mı sokuyorsun sen?"
"Yardım edin dediğimi hatırlamıyorum." Onuzlarımı kaldırdım. "Ayrıca siz beni kaçırdınız teşekkür mü bekliyorsunuz birde?" Bunları söylerken insanlar aklımda olmadığı için sesimi normal çıkarıyordum.
Önümüzden koşan bir kız yavaşladığında bizi duyduğu aklıma gelmediği için takmamıştım. "O işlem öyle olmadı ama. Sana kötü davranmadık, kimseye kötü davranmazdık."
Bakışlarım Alp'e çıktığında yüzündeki rahatsızlık belliydi. "Siz kapatsanıza şu konuyu." Tabii dediklerinin salaklığını biliyordu.
"Hırsız mısınız siz?" Kulağıma gelen küçük çocuk sesiyle bakışlarım dikkat etmediğim çocuğa kaydı.
6'lı yaşlarında bir erkek bebe bize merakla bakıyordu. Çınar dev gibi boyunu eğerek çocuğun boyuna geldi. Daha doğrusu hâla uzundu ama olsun. "O nerden çıktı yakışıklı?"
Gerçekten o nereden çıkmıştı öyle?
Çocuk eliyle beni gösterdi. "Kendisi dedi ya kaçırmışsınız kızı." Aklıma gelenler ile alt dudağımı ısırarak gülememi engelledim.
Barkın, Baran ve Alp üçlüsünün bakışları bana dönerken Çınar kısa bir duraksama yaşarken Baran konuştu. "Ablan şaka yapıyordu canım. Kardeşimiz çok şakacıdır." Sesindeki tınıyı hissettiğimde göz devirdim.
Hiçte şaka yapmıyordum.
Çocuk bakışlarını bana çevirdiğinde ifademi toplayarak kafamı salladım. "Evet evet, şakacıyımdır ben." Hafiften gülümseyerek kafamı yana eğdim. "Sen doğru dıymuşsun ama olay öyle değil." Başıma gelenleri bir bilsen daha çok soru sorardın be kuzum.
Çocuk kafasını sallayarak önüne döndü. "O zaman benlik bir şey yok. Hırsızsanız beni de aranıza alın diyecektim." Aynı şekilde koşmaya devam ederek gittiğinde yüksek sesli bir kahkaha attım.
Çocuk bile kafayı bozmuştu.
Baran elimi ağzıma atarak beni geri çıktı. "Eşşek gibi gülme. Ortalık alanda ne kadar rahat konuşuyorsun sen." Omuz silkerek elini ağzımdan çektim.
"Birisi duysun diyedir belki."
Alp tersce konuştu. "Birisi duydu da noldu çocuk araya katılmak istiyormuş."
Dudağımı büzdüm. "Şanssızlığım tuttu benim. Şöyle eli silahlı cebinde polis kartı olan birisi çıkacaktı." Elimle mükemmel işareti yaptım. "Var ya tadından yenmez."
Alp yanımızdan ayrılırken Baran da yaslandığı yerden doğrularak eliyle Alp'i işaret etti. "Adam adliyede çalışıyor zaten." Dur ne? Ciddi miydi bu?
Açıklama yapmadan bakışlarım Çınar'a döndüğünde kafasını salladı onaylarcasına. "Adli davranış analisti. Belgeleri inceleyip soruşturmalarda bulunmak ve davranışa göre çıkarım yapmakla görevli." Bu benim yalan söylediğimi oradan anlamıştı demek.
Fazla şaşırmış gibi gözükmeden oturduğum yerden atlayarak dudaklarımı birbirine bastırdım. "Birisi doktor diğeri adliye bilmem nesi? Ve ikisi de kız kaçırıyor." Kafamı iki yana salladım. "Kariyeriniz için gerçekten çok kötü bir olay." Pilotun katil adamların sürücüsü olma gibi bir vasfı yoktu zaten.
İkisinin de bir şey demesşni beklemeden ilerlediğimde Barkın homurdanıyordu.
Gerçekten haklıydım ama ya!
...
Duvar kırık bej, perde koyu taupe, tül kırık beyaz, çalışma masası beyaz, ufaktan şekilli beyaz halı, yine beyaz renk gardırop, istemediğim halde zorla ve tehditle alınan makyaj masası ve araya kaynatılan pudra pembe.
Bunların hepsi odayı kafamda mükemmel şekilde tasarlanmıştı ama ben hiç rahat değildim. Hepsi bugün hiç tereddüt edinmedwn alınmıştı ama tereddüt edilmeliydi. Bu kadar çok para harcanması beni utandırmak yerine rahatsız ettirmişti.
Evet Çınar'ın dediğini kabul etmiştim ama kafamda olan şey şuydu. Sadece yatak ve çalışma masasıydı. Odaya koyulacak en ufak aksesuara kadar düşünecekleri aklıma gelmemişti. En ufak şey tabloya kadar düşünmüşlerdi ama almamıştım. Yani sadeliği sevdiğimi söyleyerek işin içinden sıyrılmıştım ama akıllarına yatmamıştı bu. Yine de bir şey dememişlerdi.
Kendimi aşırı halde rahatsız hissederken dışarı da yemek yeme kararı almışlardı birde. "Yani aşık olacaksın diyorum başka bir şey demiyorum." Baran'ın abartılı sesiyle bakışlarım ona döndü.
"Neye, makarnaya mı?" Alaylı sesime sadece yandan bie gülüş atmakla yetindi.
"Makarna diyip geçemezsin ama bak." Bana doğru döndü. "Hani benim veya Barkın'ın yaptığı her şeyden mükemmel bir şey."
Alp yanında oturan Baran'ı geriye yasladı. "Senden rica ediyorum yerinde rahat dur. Sen uçmadıkça geliyorlar sana."
Baran Alp'in elini ittirdi. "Sana ne kardeşim. Bir şey anlatıyoruz şurda." Bana dönüp konuşacağı sırada ben ondan önce konuştum.
"Onu bunu boş ver de sen neden uçmuyorsun?"
Aldığı soru saçma gelmiş olmalı ki kaşlarını çatarak kafasını geri attı. "Uçuyorum ki. Şu aralar izin aldım sadece."
Dudaklarımı birbirine bastırdım. "Ona neden diye soruyorum o zaman."
"Ee sen varsın." Fazlalık gibi hissetme be Nev. "Yani seni öğrendikten sonra 1 ay kaçtım."
"O kadar izin veriyorlar mı ki?"
Omuzlarını kaldırarak geriye yaslandı. "Orası önemli değil ki. Halledildi onlar."
Israr ettim. "Nasıl ama?" Abi yine para vermiş olmalıydı işte.
"Önemi var mı?" Bunu diyen Baran değil Çınar'dı. Sabahtan beri bana karşı en dikkatli O'ydu. Birde Barkın ama o onlara karşı olan tutumumdan dolayı susuyordu. Aslında tek derdim Alp ileydi. Barkınlarla dalga amaçlı konuşuyordum, birazcıkta ciddiydim.
Kafama darbe almıştım o kadar.
Bakışlarım sürücü koltuğundaki Çınar'a çarptı. Dikkatle yola bakıyordu. "Yok mu sence? Merak ediyorum."
Barkın ağırca nefesini dışarı bıraktı. "Boşa merak ediyorsun. Daha doğrusu canını boşuna sıkıyorsun."
"Canımı sıkmıyorum ki." Cama döndüm. "Merak etmiştim sadece."
Alp mırıldandı. "Emin misin?"
Kafamı aşağı yukarı salladım. "Evet." Adam anlıyor Neva, anlıyor.
Hayır bu adam neden öyle antin kuntin bir işe girmişti ki. Başka iş mi yoktu?
Bu konuşmadan sonrası sesiz geçerken 15 dakikadan kısa sürede araba durmuştu. Bu sırada ben kısaca Eylül'e yazmıştım. Fırsat olmadığı için bir türlü konuşamamıştık.
Önden Baran ve Alp indiğinden sonra ben ve Barkın da inmiştik. En sonda Çınar da indiğinde Barkın gelmeyip beni tutmuştu. Diğerlerinin bakışlarına ise bir şey olmadığını söylemişti. O arabanın kaputuna yaslandığında ben kaputunun üstüne oturdum.
"Yeni bir bayıltma işlemi gerçekleşmeyecek öyle değil mi?" Alayla konuştuğumda bunun farkındaydı ama ciddiye aldı.
Bakışları saçlarıma değdiğinde yutkundu. "Özür dilerim. Yemin ederim ki o an ellerimin taş olmasını isterdim." Eli saç tutamlarımla gitmek için kalktı ama kendisine engel oldu.
"Dokunabilirsin." Bakışları bama döndü. "Saçlarıma dokunabilirsin." Bunu dememle beraber elleri saç uçlarımı bulduğunda nazikçe hareket ettirdi.
"Özür dilerim." Elleri kafama vurduğu yere geldiğinde hafifçe ovdu. "Ben gerçekten özür dilerim ama yemin ederim ki aklımda zarar vermek yoktu, gerçekten. Boktan birisi gibi durabilirim doğrudur ama senin saçının teline zarar gelse kimse umrumda olmaz."
Sessizce onu dinlerken bir anda dudaklarını saçımın üstünde hissettiğimde vücudum hareketsiz kalmıştı bir anlık. "Bu kişi ben bile olsam, umrumda olmaz." Dudaklarını saçlarımdan çektiğinde doğruldu. Elleri hala saçlarımdaydı ama çok narince dokunuyordu ve bu rahat hissettiriyordu.
Mavi gözlerimi onun mavi gözlerine diktim. "Kendi ellerini kesmeyi mi düşünüyorsun?" Gözleri kısa süreliğine saçımdaki eline değdiğinde göz devirdim. "Saçmalama Barkın." Yani bende durmamıştım kafasında bardak parçalayıp gözlerini oymuştum. Ama haklıydım.
Kafasını iki yana sallayarak elini saçımdan çekti. "Şimdi asıl konuya gelelim."
Kaşlarımı merakla çattım. "Neymiş konu?"
"Senin kendini bugün olanlardan dolayı rahatsız hissetmen." Ha o mesele. Bakışlarımı ondan çekerek kafamı eğdiğimde başımı işaret parmağı ile geri kaldırdı. "O başını eğme. Bizim yanımızda ise hiç eğme." Çenemdeki elini saçıma değerek indirdiğinde önüne döndü.
"Senin yanın 16 yıldır bizim yanımızdı ama bizden çok uzakta büyüdün. Küçüklüğünü göremedik, nasıl değiştiğini göremedik, isteklerini gerçekleştiremedik, ya arkadaş acısı çektiysen veya canın yandıysa o zaman bile yanında olmadık." Bu sanki içine oturmuş gibi bakışlarını bana döndürmedi bende ona bakmıyordum zaten.
"Şimdi, biz hayatımızın anlamına daha yeni kavuşuyoruz. Hani içimize oturan bu şeyler artık gerçekleşemez de geleceğini görebiliriz. Artık dışarıda gözümüze bir şey çarptığında benim kardeşim yokki demek yerine düşünmeden alabiliriz. Koskocaman 15 yıldan sonra bu bizim için çok şey ifade ediyor." Durdu ve kısa süre sonra devam etti. "Bizim seçtiğimiz her yol zamanı geldiğinde sana mükemmel ötesi bir hayat yaşatmak içindi. Düşünmeden istediğini yapabil diyeydi, 'bu nasıl olacak' değil de 'benim abilerim var' diyebil diyeydi."
Gözlerimi yerden ayırmazken dedikleri kalbimin en derinine saplanmıştı. Sikmişim DNA testini bu hissettiklerim yanlış olamazdı.
Soğuk ellerimin üstümde onun sıcak elini hissettiğimde bakışlarımı ona çıkardım. "Utanma, çekinme veya kendini rahatsız hissetme. Senin içindeki o rahatsızlık bizi kötü yapıyor. Açıkcası bem kendimden utanıyorum. Sana böyle hissettirdiğimiz için, ayrı olmamızı engelleyemediğim için, abiliğimi yapamadığım için. Bunların hepsi belki senin için basit durabilir ama bizim canımızı nasıl yaktığını tahmin bile edemezsi."
Elimin üstünü öptüğünde kırılgan bakışlarım onun gözlerindeydi. Elimi öptükten sonra bakışları gözlerimi buldu. "Mesela şuanda da kendimden utanıyorum." Kaşlarını çattı. "Ellerin buz gibi olmuş."
Beni indirmek için hafifçe ellerimden çektiğinde arabanın kaputundan atladım ama ilerlemedim. "Benim ellerim hep soğuktur ki." Ne diyebilirdim ki? Nutkum tutulmuş gibiydi ve hiçbir şey diyemiyordum. O da bunun farkındaydı.
"Bizde ısıtmanın yollarını buluruz o zaman." Diğer elimi de tuttuğu kendi elinin avucuna aldı ellerimi. Ardından kendi cebine koydu. "Ellerin sadece soğuk havada mı bu kadar soğuk olur yoksa evde falan da mı böyle?" Düşünceli sorusunda bir süre cevap veremedim. Bu benim hiçbir şey diyemememden kaynaklıydı.
Ağlayacaktım gerçekten.
Bakışları bana değdiğinde halime güldü. "Bakma öyle, ellerin çok soğuk."
Buna bir şey demedim. "Ayaklarım da öyle."
"O yüzden sana panduf verdim ya." Havuçlu birde.
İstemsizce gülerek önüme döndüm. "Soğuk havaya çıktığımda ne yaparsam yapayım ısınmazlar."
Bir süre durdu. "Beyazlaşma oluyor mu peki?"
Kafamı iki yana salladım. "Hayır, hiç denk gelmedim."
"Triodin yavaş çalışıyor olabilir o zaman. Yarın DNA testinin sonuçlarına bakmak için gittiğimizde kan tahlili yapalım sana." Aslında o testin sonucunu hepimiz iyi biliyorduk. Daha doğrusu hissediyorduk.
Kafamı sallayarak onu onayladığımda mekanın içine girmiştik çoktan. Ellerimi onun cebinden çıkardığımda mırıldandım. "Elin iğne yaparken yumuşak mıdır?"
Güldü. "Yarın bakarız ona."
Kafamı iki yana sallayarak ilerledim. "Bak ben canımın acımasını sevmem. Ona göre hareket et yani."
Hemen yanımda yürürken üstüne vazifeymiş gibi konuştu. "Canını acıtmamak tek temennim."
"Sana güvenmiyorum."
"Yarın güvenini kazanırız o zaman." Bana bakarak göz kırptığında bakışlarımı kaçırarak bizimkilerin olduğu masaya ilerledim.
"Şu sırada ne konuşmuş olabilirsiniz acaba? Hani gerçekten merak ediyorum." Baran'ın homurtusuna göz devirerek boş yere yani Çınar'ın yanına oturdum.
Barkın da bir sandalye çekerek oturduğunda bakışlarım ondan başlayarak masada gezindi. Rahat takılmaya çalışarak masanın üstündeki menüyü aldım. Bu sırada hepsinin bakışları bendeydi ama takmamaya çalıştım.
Kardeşleri çıkmasam paralarını yemiş olayım bari.
Menüye bakarak gözüme güzel gelen bir makarnayı söyledim. Göz ucuyla fiyatına da bakmış olabilirdim tabii. "Bundan olabilir, güzel duruyor."
Baran gösterdiğim makarnaya baktı. "Güzel de zaten. Güzel göz zevkin var."
Açık olan saçlarımı geriye attım. "Tatlım ben doğuştan zevkli kızım."
"Hadi canım." Alp öne çıktı. "Ee bana da zevkine göre bir şey seç bakayım."
Tekrardan menüye baktığımda birkaç dakika bakrım ama bir şey bulamayınca kafamı kaldırdım. "Sana göre bir şey yok." Elimle kapıyı gösterdim. "Sen terk et burayı."
Çok komik bir şey demişim gibi güldüğünde yüzünü asarak arkasına yaslandı. "İlerde bir yerlerde yiyecek bir şeyler bulursun birader, hadi." Baran, Alp'in kolunu ittirerek konuştuğunda Alp kolunu çekti. Elinin tersini abisine doğru tuttuğunda sinirliydi.
"Elimin tersindesin he."
"Ay bir de abiye şiddet." Yerimde öne çıkarak kınayan bakışlarımı Alp'e yolladım. "Gerçekten muhattap olmayalım artık."
Bir şey demek için ağzını açtı ama konuşmadan sustu. Yanımıza gelen garsona hepimiz isteklerimizi söylediğinde benim yaptığım ucuz isteklerime Barkın yargılayan bakışlar atarak daha iyisini söylemişti.
Yok abi benim buna alışmam lazımdı.
Böyle utanarak olmazdı bu.
Kimine göre kısa kimine göre uzun olmuş olabilir iki düşünceye de hak veriyorum wjsjhdkwwjq.
Olay örgüsü istediğim gibi gidiyor şuanda. Sizin asıl bölümlere gelmenize biraz daha var ama geldi mi tam gelecek diye düşünüyorum. Umarım öyle olur🙏🏻🙏🏻
Birrrdee okullar açıldığından ve okulumunda tam gün olmasından dolayı bölümler artık hafta bir atacağım canlar. Her hafta salı yeni bölümler sizlerle. Bende sık sık bölüm atmak isterdim ama ilk günden bile pertim çıktı be bu daha başlangıç gibime geliyor😔😶🌫️
Hepinize sağlıklı ve huzurlu bir okul yılı diliyorum seviliyorsunuzz🫶🏻🩷
Bölüm etkileşimi
