Bölümler 15Şu an: İyi ki
- 1 Pijamalı ve Keko Bozuntusu2.405 kelime
- 2 Keskin Bıçak2.350 kelime
- 3 Beni De Unutma5.320 kelime
- 4 Deniz Misali3.800 kelime
- 5 Boynu Bükük Çiçek3.214 kelime
- 6 Eyvallah2.630 kelime
- 7 Derin Sessizlik2.252 kelime
- 8 Bir Avuç Pişmanlık1.787 kelime
- 9 Bozuk Ritim5.359 kelime
- 10 Açan Çiçek2.665 kelime
- 11 Araf4.322 kelime
- 12 Her Şey Sensin4.501 kelime
- 13 Abayı Yakmak5.260 kelime
- 14 İyi ki3.088 kelime · Okuduğun bölüm
- 15 Derdin Sebebi3.972 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
🎧
Yaşlı Amca -- Giderdi Hoşuma
Destek olmayı unutmayın! İyi Okumalar...
--
Akşamın yedisinde ayakkabılarımı alıp hızlıca evden çıkıyordum. Daha doğrusu çıkmak zorundaydım. Nefret ettiğim Hazar, teyzemle beraber yarım saate burada olurdu ve ben ne onun yüzünü ne de o iğrenç samimiyetini görmek istiyordum. Geleceklerini öğrendiğim an direkt mahalle sakinleri adlı müthiş grubumuza yazmıştım. Dışarı çıkmayı kabul ettikleri an üstüme ceket atmış ve dışarı çıkmak için hazırlanmıştım.
Aslında normalde gelmelerini beklemiyordum, şaşırmıştım. Annem yine sorgulamıştı ve artık bir sorun olduğunun net bir şekilde farkındaydı. Nasıl diyebilirdim ki ona yeğeninin sapık olduğunu? Derdim demesine de onu üzmekten başka bir sonuç doğurmazdım. Çareyi geldikleri an kaçmakla buluyordum. Teyzemi de çok sevdiğim söylenemezdi, çocuğuna sahip çıkamayan; çıkamayacak olan anne ya da baba olmamalıydı. En azından sahip çıkamadığı çocuğunu devletin yargılamasına karşı çıkmamalıydılar. Bazıları aile olamıyordu, bazıları ise çocuk.
Ayakkabılarımı giydikten ve binadan çıktıktan sonra binanın önünde beni bekleyen Miran'ı gördüm. Hazar denilen pisliğin geleceğini duyunca onu uykusundan uyandırmıştım. Onunla aynı ortamda kalmamalıydı, normalde aklından geçmeyecek şeyleri o pislik benim saf kardeşimin aklına sokabilirdi. Bu yüzden dolayı zoraki şekilde yanıma almıştım. Bu yüzden geldiğimi kapı kapamamdan anlayıp sinir bozucu bir şekilde bakmasını göz ardı ettim.
Umursamaz bakışlarımı ona sunup umursamayıp koluna girdim. Miran'da aynı bakışlarını sunduktan sonra ona sardığım kolumu kendi ceketinin içine soktu. Hava günden güne soğuyordu ama bunu umursamayıp benimle dışarı çıkmayı kabul etmişlerdi. İyi hissediyordum onların yanında, kimsenin kimseye bir zararı yoktu.
Parka girdiğimizde pekte şaşırtıcı olmayacak şekilde Boran ve Bengi'nin klasikleşmiş olan çardağımızdan oturduğunu ve bir şeyler konuştuklarını gördüm. Barlas ile İpek daha gelmemişlerdi. Bengi bizi gördükten sonra ayağı kalktı.
"Hoşgeldiniz!" deyip bana sıkıca sarıldı. Bende aynı şekilde karşılık verdim. Ellerini ayırmadan "Bir şey mi oldu?" diye mırıldanmasını beklemiyordum. Hazar'ın neler yaptığını biliyordu. Belki annesinden bize geldiğini duymuş olabilirdi, ya da yüzümden.
"Yani..." diye mırıldanabildim sadece. Ona yalan atmak istemiyordum. Pelin de, Bengi de benim kardeşim gibilerdi. Sadece 5 yaşına kadar aynı çatı altında yaşadığımız için Bengi ile kendimi daha yakın hissediyordum.
Ayrıldıktan sonra Boran bana baktı. Baş selamı verdiğinde bende verdim. Oturduktan sonra konuşan o oldu.
"Şimdi merak etmişsinizdir..." diye başladı cümlesine Boran. Gözleri ben ve yanımda oturan Miran arasında gidiyordu.
"Barlas söyleyemedi ama İpek kendisini kötü hissediyormuş, ondan gelemiyecekmiş."
İçimi endişe hissi kaplarken kaşlarım havalandı. "Hissediyor derken?"
"Kötüymüş biraz yani." dedi Bengi.
"Neredeler?"
"Evdeler ama abartılacak bir şey yokmuş Beliz. Daha yeni aradık." dedi Bengi.
Düşüncelere dalmışken içimi sebepsiz bir endişe dolduruyordu. Bir şey olsa bile Barlas'ın haber edeceği meçhuldu. Fazla ketumdu. Bir yandan da rahatsız etmek istemiyordum. O yüzden elime telefonumu alıp Barlas'ı aradım. Açmıyordu.
O açmayınca içimdeki kötü his daha da artıyordu. "Ben bir gitsem mi?" diye sordum Boran'a.
"İstiyorsan git, bir şey demez Barlas." dediğinde kafamı sallayıp direkt ayağı kalktım. Miran gelmek istese de durdurdum onu.
Binadan içeri girip merdivenleri üçer beşer çıktıktan sonra hızlı hızlı nefesler alıp kapıyı çaldım. Alacaklı gibi çaldıktan sonra kapıyı açan Barlas'tı.
Beni bu halde gördüğünden olsa gerek "Beliz?" diyebildi sadece.
"İyi misiniz?" dedim.
"Evet iyiyiz ne oldu?" dediğinde rahatladığım için omzum düştü.
"Salak! Ne diye açmıyorsun telefonunu? İpek nerede?" dedim terslikle.
Tersliğimi umursamadan ayakkabılarını gelişi güzel giyip yanıma yaklaştı. "İyi merak etme." dedi.
"Ödüm koptu salak!" dedim kısık sesle. Binada sesim yankılanıyordu.
"Bak nasıl bir his olduğunu anlamışsındır." dedi nefes alarak.
Piknikte kaybolduğum gün neler hissetiğini şuan az buçuk anlıyordum.
"Seni merak etmedim." dedim aynı terslikle bakışlarımı kaçırarak.
"Hm?"
Susmayı tercih edip dudaklarımı yaladım. Konuşmayınca da konuştum. "İpek'e bakabilir miyim?"
"Bana bakmadın."
Şaşkın gözlerimi yüzüne çektim.
"Sana mı bakayım?"
Şaşırdığımı görünce sesli güldü salak herif. Kesinlikle benimle dalga geçiyordu!
Ters bakışlarımı ondan çekerek onu umursamadan içeri girdim. İlk girişim olmadığı için azda olsa eve hakimdim. Karşımda ki odanın direkt İpek'e ait olduğunu düşünüyordum. Kapıyı açtığımda İpek'in durumunun dediği kadar iyi olmadığını gördüm. Yüzü solmuş, dudağı kurumuş gibiydi.
"İpek iyi misin ablacım?" dedim kapının eşiğindeyken.
Bakışları bana dönünce gözlerinin güldüğünü gördüm fakat dudaklarını oynatacak mecali yok gibiydi. Yatakta uzanıyordu, yanına gidip önüne çöktüğümde elim direkt alnına gitti, ateşi yoktu.
"İyi misin güzelim?" diye mırıldandım. Yavaşça başını salladığında olmadığı bariz belliydi.
"Barlas!" diye bağırdım çok da sesli olmayacak şekilde. Zaten o da kapının eşiğinden içeri elinde tepsi ile geliyordu. İpek'i bu halde görünce mutlu olan yüzü soldu. Yanımıza geldi tepsiyi komodine koyarak.
"İyi misin İpek? Az önce bir şeyin yoktu." dedi endişeyle. Sesinden endişesi okunuyordu.
"Abi..." diye mırıldandı sadece.
"Barlas hastaneye gidelim!" dedim.
Başını sallayıp İpek'i yavaşça kucağına aldı. Kalbim stresten hızlanmışken hızlıca ayağı kalkıp ilk odanın daha sonra ise evin kapısını açtım. Elime büyük ihtimalle Barlas'ın olan iki tane ceketi aldıktan sonra evi kilitledim.
"Siktir, Beliz anahtar!" dedi Barlas ben kapıyı kilitliyorken. Arkamı döndüğümde asansörü bekliyordu.
"Neredeler?" diye sordum. Odağı bana dönmüşken elimdeki ceketleri gördü. "Tamam, siyah ceketin içinde." dedi. Sesinde gram rahatlama yoktu ve böyle araba süreceğini düşünmüyordum.
"Barlas Boran'ı mı çağırsak?" dedim yanına giderken.
Hızla başını salladı. "Sürerim merak etme. İstiyorsan sende gidebilirsin." dedi mırıldanır şekilde. "Saçmalama." dediğimde minnetle yüzüme bakıyordu. Asansöre bindikten sonra İpek'in durgun yüzüne baktım.
"Hastalığı mı var acaba?" diye mırıldandım. Adem elması kavislenirken karşımdaki adamın bu kadar yıkılmasına anlam veremiyordum, normal bir hastalık olabilirdi. "Allah belamı versin! Bilmiyorum!" dedi dişlerini sıkarak.
Acısını nedenini anlıyordum. "Barlas, iyi olacak merak etme." dedim moral vermek adına.
"Benim yanımda mı iyi olacak Beliz?" diye mırıldandı ama cevabımı veremeden asansörün kapısı açıldı. Hızlı adımlarla ilerliyorken ben önünden geçip dış kapıyı açtım. Soğuk hava yüzüme değerken dediği siyah ceketin içinden anahtarı çıkardım ve arabayı açtım. İpek'i arkaya nazikçe yatırdıktan sonra kapısını kapattı.
"Beliz İpek'in yanına diğer kapıdan gir, anahtarı da ver." dedi telaşla Barlas.
"Bana baksana bir sen."
Anahtar için uzattığı eli indirip yüzüme baktı. Bu sefer çekinen oydu ve kendimin utanmasını bu ana yeğlerdim.
"Sakiniz değil mi Barlas?"
Yüzüme baktıktan sonra nefes aldı. "Beliz bak İpek ile alakalı-"
"Tamam anladım, bir şey bilmiyorsun. Kendini sakinleştir öyle vereceğim anahtarı." diyerek kestim sözünü.
"Anlayamazsın Beliz." dedi. Sesinde eski günlerden tanıdığım o hissizlik vardı. Elini yavaşça uzattığında pes ederek avuç içine yerleştirdim anahtarı.
Anahtarı verdiğimde adem elması kavislenmişti. Bir şey demeden sürücü koltuğuna geçtiğinde bende İpek'in yanına oturdum. Kafasını omzuma yatırdığımda tek dileğim bu gecenin olaylı geçmemesiydi.
Çünkü içimdeki kötü his hâlâ yerli yerindeydi.
---
Elindeki sigaradan içine çekerken düşünceliydi Akkan Karabey.
Canla başla büyüttüğünü düşündüğü zannettiği kızı İpek ona açık açık abimle kalmak istiyorum, okul naklimi buraya alacağım demişti. İpek'in abi dediği ilk çocuğundan nefret ederdi oysa Akkan Karabey. Kızı biliyordu bunu, babasının dikine giden kızına söyleyebilecek bir sözü yoktu.
Akkan onu büyütmüştü ama sevgiden bağımsızdı İpek'in olgunlaşması. Sorunsuz maddi durum, güzel bir ev, pembe bir oda, oyuncaklarla dolu sandıklar... Akkan bunları sunabilmişti kızına. Oysa sevgi bu muydu?
Sert otoritesi bir kız çocuğu için başlı başına bir faciaydı. Normalde İpek onun yanında bu denli konuşamazdı. Bunu da Barlas'a bağladı Akkan. Bütün pislikler Barlas'ta idi. 10 yaşında birinin ölümüne şahitlik eden, yaşadığı yıllar boyunca kendisini bok gibi hisseden hep Barlas'tı. Akkan bunları görmemişti, yanı başında olan İpek'in bile dertlerini anlamayacak kadar kördü. Barlas onun için yanında çalıştığı insanlardan bile daha değersizken onu nasıl görebilirdi ki?
İpek zorla gitmişti Barlas'ın yanına. Buna da lanet ediyordu Akkan. Ne diye gelmişti ki İstanbul'a o metres boku? İtalya da akrabası sandığı insanların yanındaydı Barlas onca yıl. Oysa onlar bile akrabası değildi...
Çalan telefonu sebebiyle elindeki sigarayı bıraktı Akkan. Kaşları çatılırken arayanın bir özel hastane olduğunu gördü. Telefonu eline alıp açtığında söylenenler Barlas'ı öldürmek istemesinin baş nedenleri arasına girdi.
"Akkan Bey, ben doktor Salih Yıldırım. Hastanemize kızınız geldi ve sahip olduğu QT sendromu nedeniyle hastanede. Bilginiz dahilinde olmasını istedim."
---
QT sendromu, kalbin elektriksel uyarılarının kasılma sonrasında toparlanma süresinin normalden uzun sürdüğü, genetik veya sonradan kazanılabilen ciddi bir ritim bozukluğudur. Fakat Barlas ne böyle bir sendromun olduğunu, ne de İpek'in bu sendroma sahip olduğunu biliyordu.
Hastaneye gelmiş, İpek'i yoğun bakım altına almışlardı. Barlas bir tarafa çökerken kendine lanetler ediyordu. Yine onun himayesi altında olan birine zarar geliyordu ve biliyordu ki babası birazdan burada olacaktı.
Çünkü İpek, Karabey soy adına sahipti. Barlas ise eniştesi sandığı adamın soyadına. Abisiyim dese de resmi olarak değildi. Yıkılmıştı orada Barlas, duvara yaslanmış, küçücük bir çocuk gibi vücudunu küçülterek yere çömelmişti. Biliyordu gelecek olanı, Akkan Karabey ile yüzleşecekti. 10 yaşında onu bırakan babasını, 10 yıl sonra görecekti.
Beliz ise hemen karşısında buğulu gözlerle ona bakıyordu. Barlas geldiğinden beri konuşmamıştı, içi içini yiyordu Beliz'in. Boran'ı aramıştı, birazdan burada olacaklardı. Kalbinde yavaş yavaş yer edinen adamın bu denli yıkılışını görmek isteyeceği son şey olurdu.
"Barlas..." diye mırıldandı çatallı sesiyle Beliz.
Barlas ellerini sıkıyor, Beliz bunu beyazlaşan boğumlarından görebiliyordu. Yavaşça önüne çöküp ellerini saçlarına koydu.
"Barlas..."
Barlas bakmıyordu, kendi içinde ağlamamak için zor duruyordu. Yıllar sonra kardeşi gelmiş, onun yanında hastalanmıştı, kendini suçluyordu.
Beliz bunu anlamış gibi "Senin suçun değildi." diye mırıldandı. Barlas'ın böyle bir durumda İpek için neler feda edebileceğini kısa süre içinde anlamıştı. Bu hali bile Beliz'de hayranlık uyandırıyordu, dillendiremedi.
Barlas onu dinliyordu biliyordu. Barlas küçükkende yaptığı her yanlıştan sonra duvara yaslanır, kendisini herkesten korumak isterdi. Şimdi bu koca cüsse ile kendisini nasıl saklayabilirdi?
"Sen gelmeden önce daha iyiydi Beliz... Sen bana çorba yapınca daha iyi hissetmiştim. Ona da iyi gelir diye çorba yapmaya çalışmıştım." dedi Barlas yüzünü olduğu yerden kaldırmayarak. Sevdiği kızın yanında bu kadar güçsüz olduğu için kendinden nefret ediyordu. Yorulmuştu, en önemlisi ise bıkmıştı. İstemiyordu bu karmaşayı.
Beliz ağlamamak için dişlerini sıkarken daha da yaklaştı Barlas'a. Eli Barlas'ın saçlarına gitti. Sarılmak istedi ama yapamadı.
"Senin kalbin benimkisinden de güzel." diye mırıldandı. Barlas ona senin kalbini yerim demişti.
"İyi olur değil mi Beliz?" dedi Barlas. O kadar masum bir see tonuyla sormuştu ki sorunun cevabı sanki Beliz'de saklıydı.
"Tabii ki." dedi Beliz. Bir yandan da istemsizce parmakları Barlas'ın saçında geziniyordu.
Kafasını kaldırdı Barlas yavaşça. Babası olacak adamın yanında bu şekilde durmak istemiyordu.
İlk gördüğü şey ağlamaktan kızarmış, biraz daha ağlamamak için zor duran bir çift kahve gözdü. Bu kadar müsibetin içinde yanında sevdiği olduğu için şükretti Barlas.
Beliz, elini saçından çekmiş buradayım der gibi bakıyordu karşısındaki adama. Barlas ağlamamış ama içinde kalan İpek ve Viran ile taşan çocukluğu ağlamıştı.
Beliz hiçbir şey demeyip ayağı kalktı. Daha sonrasında ise Barlas'a kalkması için elini uzattı. Barlas bu haldeyken bile kalbi hızlıca atıyordu, sövdü içinden kalbine.
Barlas ayağa kalkarken Beliz'in elini tutarak kalktı.
Sevdiği kıza uzun uzun bakmaz istedi ama yapamadı. Beklediği o lanet sesi duymuştu.
"Batın Soykan!"
---
Bir insan başka bir insanın acısını iliklerine kadar hissedebilir miydi?
İçimde, en girilmez bir yanımın yandığını hissediyordum. Bunun sebebi ailemden birinin üzüntüsü değildi. Karşımdaki adamın üzüntüsüydü, üzüntüden mahvolmuştu ve ben bunu engelleyemediğim için belki de bu acıyı iliklerime kadar hissediyordum.
"Batın Soykan!" diye bağırılınca irkildim. Gözlerim bağıran kişiye kaydığında böyle bir kin beklemiyordum. Barlas'a nefret ile bakan yaklaşık 45 yaşlarında bir adam vardı.
İnanamadığım şey sinirden gerdiği yüzünde Barlas'ın gamzesinin olduğu yerde bir gamze vardı ve gözleri kehribardı. Aklıma gelenleri yutmak istedim, Barlas'a baktığımda karşısındaki adama aynı nefretle bakıyor diyemezdim.
Barlas'a bağıran adamın arkasında ise Boran ve Bengi vardı. Miran ise en arkadan geliyordu. Boran arkasını dönüp Miran'a bir şeyler anlattığında her ikisi de oradan başka bir yere ilerlediler. Belki de Boran bu adamı tanıyordu, buraya doğru ilerlemesinden bunu çıkarmıştım.
Kırklı yaşların ortalarında olan adam Barlas'a doğru aynı sinirle yaklaştığında Barlas'ın gerilen vücudunu hissedebiliyordum. Elini bileğime yerleştirip yüzüne bakmamı sağladı, adam ona doğru geliyordu ama umrunda değil gibiydi.
Yüzünü eğip gözlerimin içine baktı. "Beliz, biraz dışarı çıkar mısın?" dedi gerginliğinin aksine yumuşak bir sesle.
"Bu adam kim Barlas?" dedim endişeyle. Onu yiyecekmiş gibi bakıyordu.
Adam önümüze gelmişti ama sesi çıkmıyordu. Barlas beni yana çevirdiği için ise adamı tam göremiyordum.
"Her şeyi anlatacağım, yemin ediyorum." dedi. "Ama nolur git." diye mırıldandı.
"Sevgili mi yaptın Batın?" dedi adam ürkütücü bir sesle. Ona dönüp bakacaktım ama Barlas tuttuğu bileğimi hafifçe çekip arkasına geçmemi sağladı.
Barlas cevap vermezken duyduğum tek şey ağzımda atan kalbimin sesiydi. Arkasında duruyorken giydiği ceketin ucunu tutmamak için zor duruyordum.
"Sen benim kızıma ne yaptın?" diye bağırdı adam. Gözlerim fal taşı gibi açılmışken ellerimi ağzıma götürdüm. Bu adam Barlas'ın babasıydı.
Baba denilir mi çocuğuna böyle nefretle bakan adama?
"Bir şey yapmadığımı biliyorsun Akkan Karabey." dedi Barlas. Yumuşak sesinden eser yoktu.
"Senin hakkında bir şey bilmek isteyen yok aptal!" diye bağırdı adam. Bir insan çocuğuna neden bu kadar kin güderdi aklım ermiyordu.
"Yok tabii." dedi Barlas. Sesindeki kırgınlığı fark etmiştim. Arkasında sanki görünmüyormuşum gibi kafamı sırtına yasladım. Bunu fark etmiş gibi derin bir nefes verdi.
"Sen sadece neyi iyi bilirsin biliyor musun Akkan Karabey? Benim her zaman hor görüldüğümü, hiçbir zaman kendim gibi hissetmediğimi en iyi sen bilirsin. Çünkü beni bu hale getiren sensin. Ve ben ne yazık ki senin çocuğunum. Ne kadar dua ettim biliyor musun sen eniştemin babam, teyzemin ise annem olmasını. Ama gerçekler değişmiyor, ve bir başka gerçek şu ki Viran da, İpek de benim kardeşim."
Viran diye bir kardeşi olduğunu duymamıştım. Olayları yavaş yavaş kavrarken gözümden istemsizce bir yaş firar etti. Sesindeki kırgınlığı babasının fark ettiğini zannetmiyordum. Sıkı sıkı sarılmak istedim o an. Sırtına alnımı yaslayıp buradayım demeye çalıştım sadece.
"Ben de sana yıkılacağın bir şey söyleyeyim mi Batın?" dedi soğuklukla babası. Alnımı yasladığım vücudunun kasıldığını hissettim o an.
"Senin annen Leyla bile değildi. Metresimden kalan iğrenç bir kanıtsın. Bizimle kaldığın 10 yıl boyunca Leyla sana iyi dayandı. Boşandığımızda İpek ve Viran'ı alıpta seni almamamızın nedeni bu. Çünkü onlar benim çocuğum, sen ise alalade dünyaya gelen bir insansın. Enişte ve teyze dediğin insanlar senin akraban bile değiller. Sana söylediklerini zannediyordum. Yazık olmuş." dedi babası diye hitap ettiğim adam. Bir baba böyle olmamalıydı. Kendimi ağlamamak için öyle bir sıkıyordum ki ağzımdan firar eden bir hıçkırık oldu.
Derin bir sessizlik oldu. Boğazımı düğümleyen, aldığım her nefesi kesen bir sessizlik. Ellerini sıktığını gördüm o an Barlas'ın. Yüzümden düşen yaşlarla elini tutmak istedim. Babası dediklerinin altında Barlas'ı bırakarak yoğun bakım alanına bir oradan geçen bir doktor ile rahatlıkla girdi. Ben ise arkasında olayın şokuyla kalmıştım.
"Metres mi?" diye bildi sadece Barlas. O da yeni öğrenmişti.
Boran da buradaydı. Aniden gelip Barlas'a sarıldı, bende arkasındayken bir parmağını elimle tuttum. Bunları duymamayı, bunları yaşamamasını çok isterdim.
"İyi misin Barlas?" dedi Boran sarılırken.
"Metres dedi o değil mi Boran?"
Boran cevap vermeyip daha da sıkı sarıldığında bende parmağını daha sıkı sardım. Başım dönmüştü, alnımı tekrardan sırtına koyduğumda Boran çekilmişti.
"Barlas, biz buradayız kardeşim tamam mı?" dedi Boran kararlılıkla.
Boran "Benim annem senin annen, benim babam senin babam benim yakışıklı kardeşim. Ha kardeşimi istiyorsan al o da olsun. Yıpratma kendini tamam mı? O adam asıl iğrenç olan, sen onun kanını taşımana rağmen gördüğüm en şefkatlı insanlardansın Barlas. Hem bak..." dedikten sonra gerisini kulağına söylemişti ve Barlas'ın dibinde olmama rağmen duymamıştım. Gözlerimden düşen yaşlar ile bileğimden çekmesini beklemiyordum.
Karşısındaydım ama yüzüne bakacak yüzü bulamıyordum. Git demişti gidememiştim, duymamı istemeyeceği şeylerdi ve ben duymuştum.
Her şeye rağmen kalbimin kafesini dövmesine sebebiyet veren şey saçımdan öpmesiydi. Yakınında değilmişim gibi çekti daha da yakınına.
"Özür dilerim, çok özür dilerim. Bu iğrençlikleri duyduğun için çok özür dilerim." diye sayıklıyordu bir yandan da.
Dayanamayıp kollarımı sırtına doladım. Neden hep başkalarını düşünüyordu? Ağlamamı durduramadım bu sefer, sustu ve ağlamamı bekledi. Oysa ağlaması gereken oydu, sırtını sıvazlaması gereken ise ben. Kokusunu içime çeke çeke ağladım, elleri saçlarımdayken yüzümü yavaşça olduğu yerden çektim ve yüzüne baktım.
"Ağlayacaksan sen de ağla. Sen ağlamadıkça benim ağlayasım geliyor." diye mırıldandım. Duyduğu herşeye rağman yüzünde buruk bir tebessüm oluştu.
"Saklar mısın beni?" dedi.
Hızlıca başımı salladım. Yüzüme gitti eli, dokunmadan geri indirdi.
"Beliz biraz dışarı çıkalım mı?" dedi. Kollarımı ayırdığımda daha durgundu. Yan yana yürüyüp bir banka oturduk.
Aklımda bir sürü soru vardı ama sormaya asla cesaret edemezdim. Ne vicdanım izin veriyordu ne de yaşadıklarını bilen biri olarak kendime bunu ben yakıştırabilirdim. O konuşmadıkça o adamın söyledikleriyle benim gözüm doluyordu.
"Sormak istediğin çok şey var değil mi?" dedi sessizliği bozarak.
Dediğinden bambaşka bir konuya yöneldim. "Özür dilerim orada olduğum için, duymamı istemezdin. Gidemedim."
O da beni umursamadan bir şey yaptı. İyice yaklaştı ve küçük bir çocukmuş kafasını omzuma yatırdı. Bedenim kasılmışken parmaklarım ile oynayan ellerim durdu ve odağımı boynuma değen nefesine verdim. Delilikti bu his ve ben bu hissi yok etmek yerine içinde kalmak istiyordum.
"Ne olur sakla beni Beliz. Bari burada kendim olayım." diye mırıldandı iyice omzuma yerleşerek.
Acımak değildi bu, farklı bir şeydi ama adlandıramadım. Çünkü hiç kimseye böyle bir hissiyatla yaklaşmamıştım. Çevremde ne bu kadar acı çeken biri olmuştu, ne de bu kadar büyük olan acısına yardım isteyen biri. İç güdü olarak elimi sırtına koydum.
"Saklarım." diye mırıldandım. Boynumdaki nefesi düzenliydi.
"10 yaşıma kadar onunla aynı evde yaşadım ben." dedi. Sesi yorulduğunun yegâne kanıtıydı.
"Leyla dediği annem sandığım kadındı. Meğersem değilmiş, annem başka biriymiş. Hiç önemsemiyorum biliyor musun? Zaten annesizdim, yok olan şeyi kaybemem, elde bir şey yok zaten. Oraları duydun zaten, garipsediğim şey; o kadar ruhsuz bir şekilde söyledi ki kendimi gerçekten iğrenç bir ka-"
"Saçmalama." dedim sırtına vurarak. "Sana iğrenç diyen utansın bence yani..." diyerek mırıldandım.
Minikçe tebessüm ettiğini nefesinden anladım. "Dövmezsen anlatacağım." diye mırıldandı. Ciddiyetle başımı salladım.
"Viran da ortanca kardeşim. İpek ile Viran Leyla'dan işte. Ben ise farklı birindenmişim, öyle dedi Akkan Karabey."
Sesini nötr ve cümlelerini samimi tutmaya çalışıyordu ama sesi titriyordu. Sırtını sıvazladım.
"Hani kendin olacaktın..." diye mırıldandım.
Bir süre sessiz kaldıktan sonra kendini daha çok bana yakınlaştırıp yüzünü boynuma iyice gömdü. Bir eli belimdeyken diğeri sırtıma gitti, bankın soğukluğunu almaya çalışıyordu.
"O zaman daha da fazla sakla Pijamalı." diye mırıldandığında midemdeki garip hissiyat yerini almıştı.
Gerçekten saklamak istedim. O vahşi adamdan, gerçek ya da sahte olan annesinden, yıllarca yaşadığı akraba sandığı yabancılardan. Elimi sırtına iyice yayıp çocuk gibi sokulmasını sağladığımda belimdeki eli daireler çizip duruyordu.
"Duyduğumda en çok zoruma ne gitti biliyor musun?" dedi. Sesi titriyordu, duyacağım şeyi sindirmek adına gözlerimi kapattım.
"Ömrüm boyunca kimseye içtenlikle anne diyemedim ben. Eniştem ve teyzem dediğim kişiler bana biz senin enişten ve teyzen değiliz deselerdi o anki çocuk aklımla onları anne ve baba olarak kurgulardım. Utandım; eniştemden para, teyzemden bir tabak daha yemek istemeye bile utandım ben. Anne demek isterdim sadece birine, samimi ve içten bir şekilde. Belki yalan belki doğru ama demek isterdim. Benimde hakkım değil miydi?"
Konuşamadım; kelimelerimi yuttum, yanan gözlerime inat o gözyaşlarımı tuttum. Ama o tutamamıştı, boynuma değen ıslaklığın ne olduğunu anlamak zor değildi. Daha da çok sarılmak istedim. Elim belimde duran eline gittiğinde yadırgamadan tuttum elini. Yaşadıklarını yirmi yaşında bir adam yaşamamıştı, yaşadıklarını on yaşındaki bir çocuk yaşamıştı. Onun ağırlığıyla ezildim.
Sırtındaki elim ile sırtını sıvazlıyordum. "İpek var Viran var. Onlar senin ne olursa olsun kardeşin Barlas. Kan bağınız da var, o adamın kanı olsa bile." dedim. Sesim sonlara doğru mırıldanış halindeydi.
"Beliz sence kan bağını önemsesem senin omzunda kendimi iyi hisseder miydim, ya da kokunla mayışır mıydım?" diye mırıldandığında emindim ki kalbimin atan sesini duyuyordu. Hiç bu kadar hızlı attığını hissetmemiştim. Ağzımdan çıkacak gibiydi.
"Uyuyacağım şimdi burada." diye mırıldandı kendi kendine. Atan kalbimin sesi belkide uykusunu getiriyordu.
Dalmıştım. "Ne?" diyebildim sadece.
"Sono così felice che tu esista, bellissima."
"Yine ne dedin Barlas ya?!"
"İyi ki varsın, güzelim."
--
Hiç içime sinmedi ama atmasam olmazdı...
İpek Barlas ile kalsa mı??
Bölüm etkileşimi
