Bölümler 15Şu an: Araf
- 1 Pijamalı ve Keko Bozuntusu2.405 kelime
- 2 Keskin Bıçak2.350 kelime
- 3 Beni De Unutma5.320 kelime
- 4 Deniz Misali3.800 kelime
- 5 Boynu Bükük Çiçek3.214 kelime
- 6 Eyvallah2.630 kelime
- 7 Derin Sessizlik2.252 kelime
- 8 Bir Avuç Pişmanlık1.787 kelime
- 9 Bozuk Ritim5.359 kelime
- 10 Açan Çiçek2.665 kelime
- 11 Araf4.322 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 Her Şey Sensin4.501 kelime
- 13 Abayı Yakmak5.260 kelime
- 14 İyi ki3.088 kelime
- 15 Derdin Sebebi3.972 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
🎧
Buray - İstersen
2 gün sonra
Utanç dolu bakışmalar geçiriyordum telefonum ile. Annem kesinlikle şaka yapıyor olmalıydı. Bu şakasını bende niye uygululuyordu emin değildim. Telefonu elime alıp Barlas'a yazmak için uygulamaya girdim.
Siz: Barlas merhaba
Hemen cevap gelmişti.
Keko Bozuntusu: Merhaba Beliz
Keko Bozuntusu: Bir şey mi oldu?
Siz: Şey evet
Keko Bozuntusu: Tamam utanma ve anlat
Telefona büyümüş gözlerle baktım. Kesinlikle insan sarrafı olmalıydı! Coşturan kalbimi umursamadan elimi klavyede gezdirdim.
Siz: Ne utanacağım be senden!
Siz: Şey annemin senden bir ricası varda.
Keko Bozuntusu: Başımın üstüne. Gözünü seveyim direkt söyle Beliz.
Siz: Onu Pendik'e bırakmanı istiyor. Teyzesine gidecekmiş. Babam işi için Kırklareli'ne gitti de...
Siz: Aslım Hanım ile pek yakınsınız ya. Aklına ilk sen gelmişsin.
Keko Bozuntusu: Aslım abla candır. Laf etme. Ayrıca götürürüm, saat kaçta?
Siz: Akşam 7 gibi diyor. Hafta sonunu orada geçirecekmiş.
Keko Bozuntusu: Sen gitmiyor musun?
Siz: Bilmiyorum. Ders çalışmam lazım. Sayısal düzenli çalışılmadıkça unutuluyor.
Keko Bozuntusu: Alanın sayısal mı?
Siz: Evet
Keko Bozuntusu: Benimki de sayısaldı, iyidir yani. Anlamadığın bir şey varsa gel.
Kahkaha atarak aklıma gelenleri yazdım.
Siz: Kuzenim var ona giderim.
Keko Bozuntusu yazıyor...
Keko Bozuntusu çevrim içi...
Siz: ĞWLEŞEJSPWLSİSMSŞSME
Siz: Şaka yaptım dellenme
Siz: Sülalede benden zekisi yok
Keko Bozuntusu: Aferin sana çalış.
Siz: Teşekkürler abicim.
Keko Bozuntusu: Bak
Keko Bozuntusu: Hiç hoşlanmıyorum
Siz: Tamam Batın Bey
Siz: Konu nereden nereye geldi ya
Keko Bozuntusu: Sohbetim sarınca
Siz: Ne münasebet!
Siz: Neyse
Siz: Teşekkürler
Keko Bozuntusu: Rica ederim
Siz: Daha iyi misin?
Keko Bozuntusu: Evet ama bir sorun var.
Çatık kaşlarla sorunun ne olduğunu yazmasını bekliyordum.
Keko Bozuntusu: Çorbam bitti
Kaşlarım inerken yüzümde gülümseme oluştu.
Siz: Biliyorum çok hamaratım. Çok sevdin değil mi? Kesinlikle beni alan yaşadı.
Keko Bozuntusu: Sen bunları yüz yüze söylesene.
Keko Bozuntusu: Ayrıca seni alan ne ya? Kız alınıp verilmez, saçma kelimeler ile izah etme durumunu.
Keko Bozuntusu: Ayrıca kim lan! (Gönderilmedi.)
Siz: Yüz yüze de söylerim ne var!
Siz: Biz bence yüz yüze gelmeyelim ama.
Keko Bozuntusu: Allah Allah niyeymiş?
Siz: Öyle kanaat getirdim.
Keko Bozuntusu: Hadi ya, üzüldüm şimdi. Gelmeyecek misin şimdi annen ile?
Siz: Gelmeyeceğim!
Keko Bozuntusu: Evde tek nasıl kalacaksın Beliz?
Siz: Kusuruma bakma ama sana korkuyorum gel beni koru demeyeceğim.
Keko Bozuntusu: Tüh gemiler suda battı.
Siz: Dalga geçiyorsun.
Keko Bozuntusu: Nasıl anlıyorsan
Siz: Annem zorlarsa giderim. Tabi kaza yapmazsan
Keko Bozuntusu: Yapmam merak etme.
Keko Bozuntusu: Yanımda oturursan odağım sıkıntı olabilir ama. (Gönderilmedi.)
Siz: Tamamdır Keko.
Keko Bozuntusu: Tamamdır Pijamalı.
Siz: Gideyim o zaman
Keko Bozuntusu: Git ve ders çalış tamam mı? Takıldığını bana söyle, görüntülü arar anlatırım sana.
Okuduğum yazıyla kalbimin çarpması arşa çıkıyordu.
Siz: Ya gerçekten mi?
Siz: Şımarırım ama
Keko Bozuntusu: Klavye delikanlılığı yapıyorsun şuan.
Siz: Yakalandık
Keko Bozuntusu: Görüşürüz o zaman?
Siz: Bilmem.
Keko Bozuntusu: Görüşeceğim seninle Pijamalı.
Siz: Ben görüşmeyeceğim seninle Keko Bozuntusu!
Telefonu yatağa atıp kalbimin sakinleşmesini bekledim. Kesinlikle normal bir durum değildi. Adam ile yan yanayken tamam hızlan, onla yazışırken ne diye hızlanıyorsun aptal!
Yutkunarak oturduğum yatakta ayaklarım yerde kalacak şekilde uzanır vaziyete geçtim. Derin derin nefes almaya çalıştım.
Olduğum durumdan memnun olmam başlı başına faciaydı. Rüyamda dün onu görmüştüm, sarılıyordu bana. Yine o bakışından atıyordu. Bilinçaltıma nasıl girdiyse bakışının etkisinden çıkamıyordum. Durumum kesinlikle hayra alamet değildi ama rahatsızda değildim. Resmen kendimle çelişiyordum.
Elimle minik minik yatakta daireler çiziyordum. O da belime böyle bir şey çiziyordu. Kesinlikle delirmiştim başka izahı olamazdı.
Kalp atışım normale dönünce ayağı kalktım ve mutfağa ilerlemek için yol aldım. Anneme Barlas'ın onu bırakacağını söyleyecektim. Belki bende giderdim, bilmiyordum ama bildiğim tek şey yanında utanacağımdı. Arka koltukta sineye çekilirdim diye düşünüyordum.
Mutfağa girdiğimde annem kahvaltı için bir şeyler hazırlıyordu.
"Anne."
Tavada ki patateslerde olan odağını bana verdi. O da bir garipti, sürekli bir sevecenlik yapıyordu. İyi olduğumu görünce o da iyi oluyordu.
"Efendim kızım."
Saldalye çekip oturdum.
"Yazdım Batın'a." diye mırıldandım.
Patatesler ile uğraşmayı bırakıp elini yıkadı. Daha sonrasında ise karşıma geçti.
"Ya ne konuştunuz?"
Göz kırpıştırarak yüzüne baktım.
"Ne konuşabilirim anne ya! Götürecekmiş seni."
Morali bozulur gibi oldu ama hemen kaşları çatıldı.
"Götürecekmiş derken! Sende geliyorsun, Nurgül ablan seni özlemiş."
Derin bir nefes vererek başımı salladım. Bende Nurgül ablayı özlemiştim. Annemin kuzeniydi ama 25 yaşında falandı. Samimi biriydi, dedikodularını özlemiştim.
Fakat... Barlas götürüyordu. Kalbim tekrardan hızlanmıştı. Görmeyecektim sözde! Birde Pendik buraya 1 saat uzaklıktaydı. Trafikte varsa naneyi yemiş gibi olacaktım.
"Noldu kızım?"
Yüzüne bakarak konuştum.
"Bir şey yok anne, ders çalışa-"
"Orada da çalışırsın. Nurgül seni çalıştırır."
Yine haklıydı. Nurgül abla liseye kadar okumuştu. Derslerimi anlatabilirdi. Omuzlarım çöktü. Neden mutsuzdum bilmiyordum, atan kalbimi artık umursamamaya başlamıştım. Alışıyordum artık hızlı atmalarına, ona.
"Niye üzüldün kızım?"
"Üzgün değilim ya..." Ben bile nedenini bilmiyordum anne! Nasıl açıklanırdı ki bu durum?
"Neyse yapacağım bir şey varmı?" Kesinlikle bir şeyler yapmalıydım. Kafamın dağılması gerekiyordu.
"Çöp çıkar." dedi annem imalı bir sesle.
Gözlerim açılmış bir şekilde ayağa kalktım. "Vazgeçtim, odama geçiyorum." deyip odama doğru kaçtım. Herkesin bana kastı vardı. Travmalarımla oynanıyordu.
Odama girip kapıyı kapattım. Gerçekten iyi değildim. Hayır zaten normalde de iyi değildim, artık kötüydüm. Yutkunup birazcık olduğum yerde, kapının arkasında kaldım. Daha sonrasında çalışma masamın sandalyesine oturup ders çalışmak için kronometremi başlattım. Bu kalp çarpıntısıyla fonksiyon çalışmak çok zor olmamalıydı...
---
"Of!"
Fonksiyon gerçekten zordu. Okul olmadığı ve birkaç gün çalışmadığım için bazı konuları unutmuştum. Eve gelince tekrar etmem ve test çözmem gerekiyordu. Nurgül abla ile dedikoduya dalacağımı düşünüyordum. Çalışmam annemin dediği gibi pek mümkün olmayabilirdi.
Kendi kendime isyan ederken medeniyet denen tek dişi kalmış canavar yok olmuşcasına annem odama daldı.
Ders çalışıyordum, alana saygı sıfırdı. Odama bir göz geçirdi. Kahvaltıyı yapmış, yaptığım gibi de odama ders çalışmaya geçmiştim. Telefonumdan saate baktığımda 18.15'ti. Ders çalışırken zamanın nasıl geçtiğini farketmemiştim.
"10 dakikaya hazırlan çıkacağız."
Bunaldığımı belirten bir nefes verdim. Oysa bunalmıyordum ki, heyecanlıydım sadece. Ama nedendi bu heyecan? Kafamı duvardan duvarlara vuracaktım. Yine de anneme bakarak kafamı salladım.
Sorgular derecesine kaşları kalktı ve indi. Daha sonrasında ise hiç birşey söylemeden kapımı kapatarak gitti.
Çıktığı an direkt ayağı kalktım ve masamı düzenledim. Düzenledikten sonra dolabımı açıp giyecek bir şeyler bakmaya başladım. Hava esiyordu ama sonuçta arabada olacaktık, çok da kalın giyinmeye gerek yoktu.
Dolabımdan koyu lacivert pantolon ve beyaz belden sıkı göğüs kısmı bol olan bir üst giydim. Saçımı açık bıraktığımda beyaz üstüm siyah saçlarımla aşırı derecede zıtlık içerisindeydi. Ayağıma düz beyaz spor ayakkabı giyindiğimde hazırdım.
Dolabımı parfüm almak için açıp karıştırdığımda Nurgül ablamın kamerasını buldum. Bize geldiği zaman bırakmıştı, içinde küçüklüğüme dair her şey vardı. Gülümseyip elime aldım. Çokça kez izlemiştim çocukluk anlarımı, çantama koyup oraya geri götürüp sahibine verecektim.
Parfümümü sıkıp annemlerin yatak odasına geçtim. Arada gözüm kapansada kendimi tokatlayarak kendime gelmeye çalıştım. Saat 7 gibi bir saatte kalkmış ders çalışmıştım. Hiç uyumadığım için uykum geliyordu.
Yüzüme üç beş bir şey sürdükten sonra annemin olduğu yere, mutfağa geçtim. Masada oturmuş teyzesi ile konuşuyordu telefondan. Yahu zaten kadının yanına gidiyorduk, ne diye konuşuyordu?
Beni görünce gözlerini telefondan çekip bir baştan aşağı süzdü, oysa gündelik giyinmiştim fakat gözünde bir parıltı belirdi.
Telefona bakıp "Kız neyse benim kızda hazırlandı çıkacağız artık." dedi. Telefondan birkaç şey daha söylendiğinde el sallayarak telefonu kapatıp masanın üstünde ki çantasının içine attı.
"Hadi çıkalım, Barlas gelir birazdan."
Adı anıldığında bile geriliyordum. Annem ayağı kalktığında bende onunla beraber elimde çantam ile dış kapıya doğru çıkıyordum.
"Seni mi aradı?" diye sordum merakla.
Başını salladığı zaman bende başını salladım. Benim gelmeyeceğimi düşünüyor olabilirdi. O yüzden üstünde durmadım, konuyu dağıtttım.
"Miran nerede?" diye sordum.
"Dışarda bizi bekliyor."
Daha fazla Miran'ı bekletmemek için hızlıca binadan dışarı çıktık. Üstümde deri bir ceket vardı, aslında Barlas'ın da ceketi bende kalmıştı. Verememiştim bana verdiği ceketini ona. Annemin ve Miran'ın yanında vermeye gereksizce utanırdım. Yanlış anlayabilirlerdi, başka bir zaman verirdim. Zaten yıkamıştım.
Dışarı çıktığımızda hava sandığımın aksine güzeldi. Çocuklar her zamanki gibi dışarıdaydılar. Miran karşıdaki binanın merdivenlerinde oturuyordu tek başına, elinde ise telefon vardı. Annem ona seslendiğinde telefondan bakışlarını çekerek bize doğru baktı.
Resmen abim gibiydi, gözleri üstümde gezindikten sonra ayağı kalktı ve yanımıza geldi. 16 yaşındasın sen çocuk kendine gel!
"Barlas abi ne zaman gelecek?" diye anneme bakarak konuştu sevgili Miran hazretleri. Daha sonra tek kaşı kalkmış bir şekilde bana baktı. "Sen niye kendini bu kadar güzel yaptın?"
Sorusu iltifat için değildi, harbi soruyordu. Gözlerimi kırpıştırarak ona baktığımda annemin sesi bakışmamızı böldü.
"Kızım zaten güzel, Barlas'ta geldi bak." dediğinde annemin baktığı yöne doğru baktım. Geçen ki arabasının aynısı değildi. Kaşlarım bu farkındalık ile kalktı ama bananeydi! Hemen tekrar indirdiğimde araç mahallenin başından önümüze doğru geliyordu. Annem nereden biliyordu bu adamın arabasını gerçekten anlayabilmiş değildim. Barlas ile annem kesinlikle baya yakın olmalıydı.
Kalbım ağzımdayken araba önümüzde durdu. Miran ağa edasıyla öne doğru otururken ben ile annem arkaya geçtik.
"Merhaba oğlum." dedi annem içeri girdiği anda.
"Merhaba abla." diyerek karşılık verdi Barlas.
Göz ucuyla baktığımda üstünde gri bir tişört vardı. Hava sıcaktı ama o kadar da değildi! Göz devirmemeye çalışarak tekrardan önüme döndüm. Ferahtı araba, benimse uykum vardı. Sabahın yorgunluğunun arabada vurmamasını umuyordum.
Miran ile arada bir şeyler konuşuyordu. Annem ise konulara dahil olmaya çalışıp rahatsız olmaması için konuşuyordu. Ben ise sessizdim, uyku bastırmıştı. Uyusam uyanmazdım, gözlerimi açık tutmaya çalışarak yola odaklanmıştım. Çantam elimdeydi, sanki Barlas değilde arada ki tanıdık olmayan bendim.
Arabayı da maşallah iyi kullanıyordu. Göz ucuyla baktığımda rahat olduğunu gördüm. İyi gözüküyordu, hastalığı geçmiş olabilirdi. Gözlerimi ondan ayırıp camı hafifçe açtım. Bu düşüncelerden çıkmak istiyordum.
Saçım açık camdan gelen havayla esiyordu ama umursamadım. Miran ile annemin arada sesleri geliyordu. Annem ise daha sonrasında başka biriyle telefondan mesajlaşmaya başlamıştı. Benim ise gözlerim yavaş yavaş kapanıyordu ve ben bunu durduramadım. En son yaptığım şey elimdeki çantaya sarılmak oldu.
--
"Pışt, Beliz."
Tatlı bir rüyadaydım... En tatlılarından, kimdi beni böyle uyandırmaya çalışan!?
Umursamayıp tekrar uykuya dönmeye çalıştım. Uyku ihtiyacım vardı, uykuya ihtiyaçken yatılan uyku şüphesiz en iyi uykulardandı.
"Beliz, uyansana be kızım."
Yüzüme gelen güneş yüzümü ısıtıyordu. Zoraki uyandırılıyordum. Esneyerek gözlerimi kırpıştırdım. Ellerim esneme sırasında olduğum için ağzımdaydı, gözlerimi açtığımda arabada olduğumu gördüm fakat annem ve Miran yoktu. Sürücü koltuğuna baktığımda Barlas'ta yoktu.
"Yuh beni burada mı bıraktınız!" diye atılarak ayıldım. Çantamı elime alarak telefonumu aramaya koyuldum o sırada dışarıdan bir kahkaha sesi geldi.
Arabanın camına baktığımda tamamının açık olduğunu gördüm, oysa ben hepsini açmamıştım. Allah razı olsundu, hava girsin diye camı açık bırakmayı akılları almıştı!
Kahkahanın kime ait olduğunu anlamak için camdan dışarıya bakacakken iki dirsek girdi göz hizama. Barlas'ındı, dirseklerini cama yaslamış eğilerek arabanın içindeki bana bakıyordu. Göz kırpıştırarak şu 2 dakikada olanları idrak etmeye çalışırken o yüzünde tebessüm ile gözünü yüzümde gezindirip bana bakıyordu.
Yazıyorum buraya; +10 tane rezillik puanı kazandınız. Tebrikler Beliz Hanım.
Olayları yavaş yavaş idrak ederken yüzümün yavaş yavaş kızardığını hissediyordum. Kahkaha atan oydu. Annemler neredeydi o zaman?
Boğazım kurumuştu. Ne kadar uyuduysam uykumu hafif bir şekilde aldığımı hissediyordum. Tekrar esneme isteğine karşı çıkarak yerimde yayıldım ve saçlarımla yüzümü kapattım.
"Git Barlas uyuyacağım." dedim açıkça. Utanıyordum fakat uykum geliyordu, hemde fazlasıyla. Annemin bunu bilmesi lazımdı, beni uykulu halde kimse A noktasından B noktasına götüremezdi!
Gözlerimi kapatmış ne diyeceğini bekliyordum. "Annenler çıktı yukarıya, sen ne yapacaksın burada?" diye sordu.
Gelmiş olmalıydık. Ben ise nasıl geldiğimizin, uyuduğumun farkında bile değildim. Uyku ağır basıyordu, ona karşı utanmıyordum artık. Bağışıklık kazanmıştım.
"Uyuyacağım, orada kesinlikle başka akrabalar da vardır." Aklıma gelenler ile gözümü açtım ve saçlarımı yüzümden çektim. "Sen gidecek misin?"
Gidecekse inmek zorundaydım. Sormamda başka bir sebebim yoktu. Asla!
"Gideyim mi?" diye soruma soruyla karşılık verdi. Sesinde ima yoktu sadece cevap bekler gibi sormuştu.
Atan kalbim ile cevap verdim. "Gitme, uyuyacağım burada."
Olduğu pozisyonda güldü.
"Uyuyan güzel misin sen?" dedi gülüşünün ardından.
Kalbim tekliyordu. Güzel miydim? Bilmiyordum. Bu uykulu gözlerle, asla.
"Uyuyanım da güzel miyim bilmiyorum." diye mırıldanıp tekrardan yüzümü saçlarımın arasına gömdüm.
Araba adamın bu ne rahatlık koçum?
Rahatlık babadan gelme bizde koçum. Rahat ol...
"Hm." dedi imalı bir sesle. Bakışları bendeydi hissediyordum ve deli gibi kalbim çarpıyordu. Önünde sergilediğim rahatlık ise beni bile şaşırtan cinstendi.
"Çıkmıyorsun yani?" diye sordu.
"Yani gitmeyeceksen..." diye mırıldanıp yerimde kıvrandım. Kafamı koltuğun arkasında rahat tutmaya çalışıyordum ama olmuyordu. O beni uyandırmadan önce rahattım ama ya!
"Peki o zaman." dediğinde sesi uzaklaşmıştı. Yuh ama gitmiş miydi? Gözlerimi hafifçe açıp saçlarımın arasından baktığımda olduğu yerden gitmişti. Kalbim kırıldı ama umursamamaya çalıştım. Uyumalıydım, uyku neredesin alo?
İlk başta bagaj açıldı daha sonra ise yan kapı. Ne olduğunu anlamadan yanımda ondan önce kokusunu aldım.
"Beliz." diyen sesini duydum sonrasında. Umrumda değilmiş gibi davranıyordum fakat acınası bir şekilde adam umrumdaydı. Arkamda kalıyordu. Gözlerimi açıp yüzümü ve vücudumu olduğu tarafa doğru çevirdim. Elinde yastık vardı. Beni mi düşünmüştü o? Kalbimin şiddetli atışına müsade ediyordum. Kesinlikle beni ayartmaya çalışıyordu.
Gözlerimi yastıktan çekip yüzüne baktım. "Efendim."
"Kafanı kaldır."
Nedenini daha anlamadan ellerini iki yanıma koyarak yastığı kafama koymak için yaklaştı. Çarpan kalbimi duymaması umuduyla hafifçe kaldırdım kafamı. Yüzüm yüzüne daha da yakınlaşmışken tekrar beyin fonksiyonlarım işlevini yitirdi. Ben o şekilde kalmışken odağında direkt ben vardım ve bu şekilde bakması midemde aynı hareketliliğe sebep oluyordu.
Kendi oturduğu yer hareket etmeyecek şekilde sadece benim olduğum koltuğu hafifçe yatırdı. Dik olan koltuk az da olsa eğilmişti. Gözlerim hafif bir şekilde açılırken o oldukça profesyoneldi. Tekrardan uzaklaştığında daha yeni fark ediyordum adam beni ciddiye almış resmen bana yatak hazırlıyordu. Kafamda yastık, koltuğum eğik bir şekilde uzanıyordum. Utanıyor muydum? Evet. Rahat mıydım? Evet.
Derin bir nefes verip yanımda kaldı. Düz bir şekilde önüne bakıyordu.
"Neydi bu şimdi?" diye mırıldandım.
"Uyu Beliz. Uyumazsan biraz konuşalım."
"Ne konuşacağız ki?"
Kafasını bana doğru çevirerek baktı. "Bilmem."
Göz kırpıştırarak yüzüne baktığımda o da bütün ayrıntıları zihnine kazımak istercesine yüzümü inceliyordu. Kızarıktım beyefendi lütfen bakmayınız...
"Ben bir şey sorayım mı o zaman?" diye sordum. Bir yandan da elimdeki çantayla oynuyordum. Rahattı yerim ve memnundum halimden.
"Sor bakalım."
Olduğum konumda kendimi yana yatırıp yüzüne bakmaya çalıştım. Odağı zaten bendeydi. "İpek hep senle mi yaşıyor?" diye sordum. Ne haddimeydi bilmiyordum ama fazla bilmek istiyordum.
"Hayır." dedi rahat bir sesle. Kafamı salladığımda o da sustu. Belki dahasını anlatmak istemiyor olabilirdi, çok normaldi ve saygıyla karşılardım.
Beklemediğim şey kendi oturduğu koltuğu da benimkisi gibi yatırmasıydı. Yanımda, 3 karış ötemde hafif yatmış bir şekilde duruyordu. Bakışlarına maruz kalmamak için gözlerimi kapattım. Kalbimin de kapama tuşu olsaydı keşke.
Ölürdün salak.
"Rahatsız mı oldun?" diye mırıldandı.
Gözlerimi açmadan konuştum. "Hayır."
Rahatsız olmuyordum, etmiyordu. Yiğit de beni rahatsız etmezdi, kardeşim gibiydi çünkü o ama onda bu hisleri hissetmiyordum.
"Niye kapattın o zaman gözlerini?" dedi. Sesi yorgun gibiydi. Oysa annemle konuşurken böyle değildi sesi. Anlam veremedim.
"Uykum geldi." dedim. Oysa katiyen yalandı, böyle bakarken nasıl uyurdum?
"Uyu o zaman." dedi.
Takılı kalmıştım. Uykum gelmiyordu ki. Bir süre öyle kalmaya çalıştım, gelmedi uykum. Bakışlarını üzerimde hissediyordum. Birkaç dakika öyle kaldık, ondan da ses çıkmadı. Sonrasında dayanamayıp sağ gözümü minikçe açtım.
Uyuyordur diye düşünmüştüm. Kötü bir fikirdi, adam direkt yüzüme bakıyordu. Gözümü açtığımı görünce gülümsedi. Gözlerim gamzesine kayarken gözlerimi iyice açtım.
"Ne kadar çok sevdin gamzemi." dedi.
Dürüst davranarak "Güzel çünkü." diye mırıldandım.
Gözlerim gamzesinden yukarıya gözlerine çıktı. Gözleri de güzeldi.
Konuşmadıkça kalbimin sesi artıyor gibiydi, ya da ben öyle hissediyordum. Ne sorabilirdim ki? Bunalabilirdi.
"Gidecek misin?" diye tekrar sordum.
"Hayır, Aslım abla inat etti. Yemeğe kalacağım."
Başımı sallayarak onayladım. Burada kalabilirdim o zaman, kalmak istiyordum.
"Çıkalım mı yukarı?" diye konuştum. Çok derin bakıyordu. Odağımı ellerime verdim.
"Bilmem, rahatsan kal."
Gözlerim ellerimdeyken ellerimle oynamaya başladım. "Rahatım da..."
"O zaman kalalım. Kimseyi tanımıyorum Beliz, utanırım."
Yüzüne imayla baktım. "Yüzün mü kızarır?"
Göz kırpıştırarak 'ne alaka?' der gibi baktı. Sonradan anlamış olmalıydı. Burnunu sıvazladı ve bakışlarını kaçırdı. "Seninki kadar kızarmaz bence."
Direkt sırtımı refleks olarak ayırdım koltuktan, dikleştim. O sırada çantam yere düştü. Onu umursamadan "Sus biraz." diye konuştum.
Yüzünde tebessüm ile o da yerinden kalkıp dikleşti ve çantamı almak için eğildi. Saçları ile karşılaştığımda ne yapacağımı bilemedim. Kısa bir süre sonra çantamı yerden almıştı.
"Bu ne?" dediğinde elinde ki şeye baktım.
"Nurgül ablamın kamerası." diye cevap verdim.
"Bakabilirsin." diye atladım. Küçüklük fotoğraflarım falan vardı, hem belki daha fazla bu gerici atmosferde kalmazdım.
Fotoğraflar hep bizdik, çokta yoktu zaten. Yoksa hayatta göstermezdim. İlkinde ben ve Miran'ın olduğu bir fotoğraf vardı. Ben yemek yemiş olmalıydım ki ağzım hep sosluydu. Nurgül abla ise fotoğrafımızı çekmişti. Yanımdaki Miran'ın ağzına bir şeyler tıkmaya çalışıyordum. Komikti.
Erkeksi bir kahkaha attığında yüzüne ciddiyetle bakmaya çalıştım ama bende gülüyordum. "Ne gülüyorsun be?!" diye çıkıştım.
"Bu sen misin?" dedi beni göstererek.
Başımla onayladım. Fotoğrafa bakarak "Ne tatlıymışsın." dedi.
Yüzüne tebessüme ile baktım. "Biliyor musun?" dediğimde odağı direkt bana döndü. Bende devam ettim. "Benim gözlerimde seninkisi gibi kehribarmış." Gözüm gözlerinde oyalandı. "Daha sonrasında açık kahveye dönmüş." dedim üzgün bir sesle. Gözleri çok güzeldi oysaki, bende de olsaydı hoş olmazdı.
Kaşları havalandı 'vay.' dercesine. "Yinede güzeller." dedi.
Gözleri gözlerimde oyalanıyorken ben bakışlarımı kaçırıp makinede farklı bir fotoğrafa geçtim. Bu fotoğrafta 10 yaşındaki Mirza abim -Nurgül ablanın kardeşi- ve Miran vardı. Barlas'a baktığımda dalmış gözlerle bana bakıyordu. Gözlerimi kaçırıp "Bak burada da Miran ve bir akrabam var." diye mırıldandım. Miran 7 yaşında falandı o zamanlar.
Barlas'a baktığım zaman az önceki gibi değil, hüzünlü bir şekilde bakıyordu makineye. Çok farklı bir şekildeydi, anlam veremedim ama sorgulamakta istemedim. Bir anda hüzünlenmesi normal değildi ama.
Belki birini hatırlatmıştı, neden göstermiştim ki zaten? Adam kendi doğum gününü hatırlarken bile hüzünleniyordu. Çocukluğumu gözünün önüne sokmam saçmaydı. Suçluluk duygusu vücudumu sarmışken omuzlarım düştü.
"Barlas..." diye mırıldandım. Bakmıyordu yüzüme, odağı kameradaki görüntüdeydi. Adem elması kavislenirken dişlerini sıktığını gördüm. Yanına daha da yaklaştığımda bile tepki vermiyor doğrudan kameraya bakıyordu.
"Barlas..." diye tekrardan mırıldandım. Kendini sıkıyordu. Nedenini bilmiyordum ama sıkıyordu işte.
"Barlas!" diye sesimi yükselttim ama yine de bakmadı. Derin bir nefes vererek iyice yakınlaştım. Ayağı ayağıma değerken çenesinden tutup hafifçe çekerek bana bakmasını sağladım. Bu adam ne yaşamış olabilirdi ki? Neden bu haldeydi? Bilmiyordum ama bütün çıplaklığıyla gözlerimin içine baktı. Ne yapacağımı bilmiyordum, belkide sırtını sıvazlamalıydım ama yapamadım. Elim çenesinde kalmış öylece bekliyordum.
Yüzüne bakıyordum ama neden böyleydi anlayamıyordum. Yine bir şeyleri berbat ettiğimi hissediyordum. "Özür dilerim..." diye mırıldandım elim hâlâ çenesindeyken. Yüzüme aynı duyguyla bakıyordu, bu bakışından dolayı kalbim hızla atıyordu.
Mırıldanmamdan sonra elindeki kamerayı bırakıp elini çenesindeki elimin bileğine yerleştirdi. Gözlerini kapattı, ben ise ne yapacağına bakıyordum. Bileğimden nazikçe tutup avuç içimi dudağının olduğu yere koyduğunda kalbim yerinden çıkacaktı. Avucumu dudağına bastırdığında ise nefes alamıyordum.
Eli bileğimde, avucum dudağının üstündeydi. Dışarıdan tepki veremiyorduma ama kalbim öyle değildi. Hiç olmadığı kadar hızlı çarpıyordu. İttiremedim elimi, fazla savunmasız geliyordu gözüme bu hareketi. Diğer eline baktığında yumruk yaptığını gördüm. Sormak istedim, ne olduğunu, neden böyle olduğunu, kimin onu bu duruma soktuğunu ama soramadım, kaldım öylece.
O da bu şekil kaldı. Verdiği nefes elime çarpıyordu, rahatlamış gibiydi. Rahatlamasının sebebi ben miydim? İşte buna ne iç sesimin ne de beynim mantıklı verebilecek bir cevabı yoktu. Çünkü bu sorunun cevabı beni çok farklı yollara sürükleyebilirdi.
Derin nefesler vererek sakin kalmaya çalıştım. Cam açıktı ama nefes alamıyor gibi hissediyordum. Abartıyordum, farkındaydım ama ilk defa böyle bir şey yaşıyordum. Karşımda ki adam belki bunu başka kızlara da yapmıştı nereden bilebilirdim? Bu farkındalıkla elimi olduğu yerden çekmeye çalıştım. Elimi hareket ettirdiğim anda gözlerini açtı, yüzüne bakamadım. Zaten minik dokunuşumla elimi geri bırakmıştı. Tanımıyordum onu, mantığımla hareket etmeliydim bu saçma dürtülerle değil. Ki zaten diğer erkekler ile bu yüzden ilişkilerim hep kötüydü, mantıklı davranırdım. Bu adama karşı davranamıyordum işte, saçma sapan dürtüler ile hareket ediyordum. Tanıdığım biri değildi, birkaç harekete kanmamalıydım.
Oysa annem ona güveniyordu, beni yanında asla tek bırakmazdı yoksa. Annemin güvendiğine bende güvenirdim ama bu denli değildi.
Elimi tamamen bıraktığında yanından uzaklaşmaya başladım. En kenara geçtikten sonra çantamı kucağıma alıp kaldım orada. Araçtan inip burada tek bırakırsam olmazdı, annemin dediğini dinlemeyip çekip giderdi buradan. O inmeyene kadar inmeyecektim.
Kendi yanına koyduğu kamerayı alıp ortaya koydu. Ben ise elimin etkisindeydim. Nefesi sanki oradaydı hâlâ. Avucuma bakmak istesem de yapamadım. Kameraya göz ucuyla bakıp yanıma çektim ve çantama koydum. Hâlâ sesi çıkmıyordu, ben bir köşede o bir köşede öylece duruyorduk.
Sessizliğimizi bölen Barlas'ın telefonunun çalması oldu. Göz ucuyla bana bakıp daha sonra torpidodan telefonu aldı. Dışarı çıkar sandım ama yapmadı. Oturduğu yerde açtı telefonunu.
Boğazını temizleyerek konuştu. "Efendim Boran?" dediğinde aklıma direkt Bengi geldi. Boran birkaç şey daha dedikten sonra istemsizce gözlerim Barlas'a doğru kaydı. Çatık kaşlarla neler olduğunu dinliyordu.
"Tanıyor musun o yav-" dedikten sonra gözleri beni buldu. Gözlerini kapatıp derin bir nefes verdi. "Tanıyor muyuz Boran?" diye yeniledi cümlesini.
Boran'ı dinledikten sonra kafasını salladı. "Tamam geliyorum, yol kapalı değilse yarım saate oradayım." deyip telefonu kapattı.
Gözleri telefonu kapattığı an beni buldu. "Beliz, daha sonra konuşalım olur mu? Şuan çok acil bir işim var." dedi mahçup bir sesle.
Kafamı salladım. "Olur." dediğimde kapıyı açıp dışarı çıktım. O da sürücü koltuğuna binmek için çıktı. Binaya doğru ilerlemeden önce yanına gittim. Ne diyeceğimi bekliyordu.
"Bizim oraya gideceksen yavaş git tamam mı? 1 saatlik yolu 30 dakikada gitmeye çalışma salak gibi." dedim ters olmaya çalışarak. Tek derdim buydu, ters falan da değildim. Sesim de pek öyle çıkmamıştı zaten.
"Ayrıca..." deyip gözümü bu soğukta giydiği ince tişörtte gezdirdim. "Kalın giyin artık." diye direttim düz bir sesle.
Ne yüzümü inceledi, ne de o derin bakışından attı. Mahçup gibiydi, "Tamam." deyip arabaya bindiğinde bende binaya doğru yürümeye başladım. Araba yine ben binaya girene kadar çalışmadı. Binaya girdiğim an çalışma sesini duydum. Bu adam acayipti, ya bana ya da genel olarak. Salak gibi sadece bu hareketlerinin sadece bana özel olmasını umdum.
--
Burada oluşumuzun 2. günüydü ve pazar günü gelmişti. Evdekiler kahvaltı yaptıktan sonra annemin kınayıcı bakışlarına maruz kalarak gidip abur cubur almıştım. Yemek yemeden abur cubur çok mantıklı değildi ama akşamında ağzıma kadar doymuştum. Şimdi ise hazırladığım sosu bitirmiş oturma odasında ki sehpanın üzerine koyuyordum. Nurgül abla ile dedikodu zamanım gelmişti, annem teyzesi ile burada ki çarşıya gitmişti. Miran ise buraya gelince takıldığı arkadaşlarıyla kim bilir hangi alemdeydi.
Bizim buraya geldiğimizi duyan akrabalar ile dolmuştu ilk günümüz. Bugün ise yeni Nurgül ablam ile dedikodu yapacaktım. Bu kadın gibi bir akraba istek değil, ihtiyaçtı. Dedikoduların hepsini analiz edip en sade haliyle aktarıyordu bana. Allah razı olsundu, yüzümüz en azından biraz gülüyordu.
Sehpaya koyduktan sonra bir göz gezdirdim üstündekilere. 3 kilo alma garantiliydi, yine de umursamadan açık olan televizyonun fişini çektim ve koltuğa oturdum. Nurgül abla ben markete gittiğimde duşa girmişti ve tahminimce birkaç dakika sonra çıkardı.
Oturduğum koltukta iyice yayıldım. Biz miydik misafir yoksa gelenler miydi bu 2 gün boyunca anlamış değildim. Geldiğime pişman olmuştum ama birazdan duyacağım dedikodularla o pişmanlık yok olacaktı, onu da biliyordum.
Bir süre bekledikten sonra kafasında havluyla icon bir şekilde içeri giren Nurgül ablama gülümsedim. İyi kadındı, insanı güldürmesini de sırtını sırtını sıvazlamasını da bilirdi. Güldüğümü görünce o da güldü ve gözleri masanın üstendeki atıştırmalıklarda gezindi.
"Kız ne yaptın? Daha yeni kilo vermiştim." dedi isyan edercesine.
"Kilon mu var senin abla? Nazlanma ve otur yamacıma, dedikodu kotamı doldurman lazım."
Dedikodu kelimesini duyar duymaz yüzünde müzip bir gülümseme oluştu. Kıvıra kıvıra yanıma oturduğunda bende ona bakacak şekilde döndüm. İlk konu neydi merak ediyordum.
Avucuna çekirdek doldurarak boş kaseyi ortamıza, koltuğa koydu. Ben ona o bana bakıyordu.
Göz kırpıştırarak "Hadi abla, yoksa dedikodu yok mu?" diye sordum.
"Beliz." dedi gözlerini kısarak, sesinde ima vardı.
"Efendim abla?" dedim.
"Şu 2 gündür buradasınız. Sanki sende bir farklılık var."
"Ne değişikliği abla?" diye merakla sordum.
Bir yandan çekirdeğini çitliyor, bir yandan da izah ediyordu. "Dalgın gibisin birde neden sürekli avuç içine bakıyorsun, bir şey mi oldu?"
Bakışlarım yine istemsizce avuç içime gitti. Nedeni temasıydı, nedeni nefesini hâlâ orada hissetmemdi. Dudağının değdiği yere daireler çizip duruyordum, istem dışıydı. Ev kalabalıktı ve kalabalık ortamda kalmak tercihim değildi, tek başıma bir sineye çekildiğimde gözüm onun teninin değdiği yere odaklanıyordu.
Nurgül ablanın bakışlarının bende olduğunu hatırlayınca bakışlarımı avucumdan kaçırıp sehpadan cips kasesini alıp kucağıma koydum ve ağzıma tıkmaya başladım.
Yemek yerken konuşulmaz, tık ağzına.
"Ee Beliz?" diye diretti Nurgül abla.
Cipsi zoraki bir şekilde yutarak ters bakışlarımı kuşandım. "Yok abla bir şey, hem hani dedikodu?"
Kınarcasına baktı. "Kız senden öte dedikodu kaynağı mı olur? Var sende bir şeyler net belli, dökül."
Dişlerimle yanak etimi ısırdım. Derdimi biliyor gibi mi duruyordum? Öyleyse tamamı ile göz yanılmasıydı. Dert benimdi fakat neydi onu bile bilmiyordum. Aklıma gelip duruyordu, salak gibi o kısacık üstü giydiği için tekrar hasta olmaması için dua bile etmiştim. Kesinlikle hipnotize etmeye çalışıyordu.
"Kız bir dakika!" diye bağırdı bir anda.
"Noluyor abla?"
"Yoksa..." dedi gözlerini kısarak. Masum gözlerle ona bakıyordum.
"Sizi getiren çocukla mı ilgili?" diye sordu.
"Ne olacak abla onunla?" diye terslemeye çalışmıştım ama sesim bile değişmişti. Yalan atıyordum fakat vücudum izin vermiyordu.
"Annen anlattı." dediğinde sesi daha sakindi.
"Neyi?"
"O çocuk Miran'ı kurtamış mıymış ne, onu tam anlatmadı. Annen baya güveniyormuş ona. Hatta Miran da yanımızdaydı, o da bir güzel övdü."
Miran'ı kurtarması olayını tam olarak anlamamıştım. Ki zaten Nurgül abla da anlamışa benzemiyordu. Anneme eve gidince sorardım.
"Ee ablacığım?"
"Ne kızım? Tutulmadın değil mi?"
Göz kırpıştırarak yüzüne baktım, cevap veremedim. Ne diyebilirdim ki? Bir şeyler oluyordu işte. Evet ya da hayır desem yalan olacak gibiydi. Arafta kalmış gibiydim.
Cevap vermediğimi fark edince avucundaki çekirdekleri tabağa bıraktıktan sonra ellerini birbirine sürterek tuzları ellerinden uzaklaştırdı. Daha sonra ise yaptığı şey elleri ile ağzını kapatıp şaşırmaktı.
"Şaka yapıyorsun Beliz!"
Derin bir nefes vererek ağzıma cips tıkıştırmaya başladım. Rezillik artık işlemiyordu.
"Bilmiyorum abla, derslerim ile ilgilenmem lazım." dedim düz bir ses ile.
Beni takmadı bile. "Benim küçük kızım aşık olmuş!" dedi eğlenceli bir sesle.
Bu sefer kınarcasına bakan bendim. "Öyle bir şey mi dedim abla ya!" dedim itiraz edercesine, pek takmışa benzemiyordu. "Hem tanımıyorum."
Eli masadaki jelibonlara gittiğinde beni umursamadığını anlamamam için salak olmam lazımdı. Kanıya varmıştı bile.
"Annen tanıyor ve güveniyor Beliz. Sence arabasına biner miydi yoksa?" dedi elindeki jelibonu kemirirken.
"Güven ile tanımak aynı şey mi ya abla?"
"Tanısan sıkıntı yok yani?" diye sorduğunda afallamıştım.
"Var tabiki de! Ayrıca istemem öyle ilişki falan."
Aynen aynen dercesine elini salladı. Omuzlarım düşmüşken sırtımı arkadaki yastığa yasladım. Sol elim dudağının değdiği sağ avucuma yuvarlaklar çizerken kendimi sorguluyordum.
"Kendinle çelişme Beliz." dedi durgun bir sesle.
"Çelişmiyorum abla. Değişik bir durum sadece." diye mırıldandığımda o da başını sallamıştı. Bir süre sessiz kaldık.
Daha sonralarında ise konu konudan sapmış, durgun yüzüme kahkalar yerleşmişti. Bütün dedikodu kotamı doldurduktan 2 saat sonra ise eve yolculuk için inmiş, babamı bekliyorduk. Gelmişti İstanbul'a.
Babam geldikten sonra araba da yine uyumuştum. Bu sefer kafama ne yastık koyan vardı, ne de benim için koltuğumu yatıran. Kulağımda kulaklık kafamda yaşadığım şeyler vardı. Düşüncelerimin sesinden dolayı çalan şarkı sadece kısık bir melodi niyetindeydi. Eve geldiğimiz zaman ise akşam vakitleriydi. Duşumu alıp biraz takıldıktan sonra kendime alarm kurmuştum. Yarın kütüphaneye gidecek, ders çalışacaktım.
Kafamın bir kenarında ise maalesef o vardı. Yapabilidiğim kadar en kenara atmaya çalıştım, yine vardı ona yer. Belki o yerin varlığı bana iyi gelecek, belki kötü gelecekti. Bilmiyordum, varlığı oradaydı. Bildiğim tek şey buydu.
Devam edecek...
Sizce Barlas neden kameraya o şekilde baktı??
Bölüm etkileşimi
