4. bölüm · Nazlı Bebek
Deniz Misali
Dünyada bugün yaklaşık 7000 ile 7150 arasında konuşulan dil bulunmaktadır.Onun söylediği dili bilme ihtimalim ise %0.0142857142857'di. Şansına küs Beliz.
Söylediği sözlerin şaşkınlığı içerisindeydim. Kendimi aşırı cahil hissediyorum çünkü hiç birşey anlamamıştım ama kalın ve tok sesiyle konuştuğu dil birleşince aşırı güzel bir ses çıkmıştı. Melodi gibiydi...
Hâlâ dibimdeydi. Şaşırmıştım ve bunu belli etmekten çekinmedim.
Şuan salya sümük ağlamak istiyordum ama merak daha ağır bastı. Nefesi yüzüme daha sıcak vuruyordu. Bir insanın nefesinin dili olabilir miydi?Bence ben uyduruyordum.
Burnumu çektim, hiç utanmadan yaptım bunu. Olacağım kadar rezil olmuştum zaten daha ne kadar olabilirdim?
"En sevdiğim kısım geliyor Miray, iyi bak."
"Ne olacak ki Hümeyra?"
"Tahminlerime göre öpüşecekler."
Ne, ne, ne, ne?
Duyduğum sözlerle gözüm fal taşı gibi açıldı. Zaten çocukların yanında hâlâ dibimde olması ayrı bir meseleydi. İttirmek istemezdim ama yapacak birşey sunmuyordu. Bakışlarımı bizi izleyen tayfaya diktim.
Ellerinde dondurma, bizi izliyorlardı. Bengi ve Hümeyra salıncağa oturmuştu. Pelin de gelmişti zaten bir o eksikti. Boran ve Miray yerde oturuyor, tanımadığım şahıs Hümeyra'yı minik minik sallıyordu.
Bengi'nin 'utançtan bayılmak' dediği şey kesinlikle bu olmalıydı. Nerede edep, nerede saygı?
İttirdiğim yerde durmuş beni izliyordu. Tekrardan o ruhsuz haline dönmüş gibiydi. Utanıyordum hâlâ. Bu çocukların bunları bilmesi ne alakaydı mesela?
Yabancı bir dille ne dediğini sonra sorgulayacaktım. Hızlıca bu ortamdan uzaklaşmalıydım.
Bengilerin olduğu kısma yönelmiştim. Üzerimde hâlâ ceketi vardı ama vermeseydi banane, üşüyordum.
"Çok şey kaçırdım değil mi?"
Bengi salıncakta boyunun yettiği kadarıyla Pelin'in omzuna dostane bir şekilde vurdu.
"Fazlasıyla dostum fazlasıyla."
Hümeyra dondurmasını bitirmiş yeni pakete geçmişti. Poşeti elinden aldım ve kendime bir dondurma aldım, poşeti geri ona verdim, çekinmiyordum. Gebermiştim zaten ölen bir daha ölmezdi, toprak atsanız yeterdi. Saygılar.
Abartma.
Daha ne kadar rezil olabilirim söyle aptal!
Tamam haklısın sus.
Kızları peşimden sürükleme gereksinimi bile duymadım. Annemler gitmişti, nerede olduklarını Pelin'e sorardım. Onların oturduğu çardağa geçtim. Mümkünse çardağın sivri ucunu bana sokabilirlerdi. O derece bir utançtı. Nasıl tarif edilirdi ki?
Çocukların eline bile koz vermiştim. Konuşacaklarını zannetmiyordum ama olanlar akıllarında belki ömür boyu kalacaktı. Bu acı gerçek yüzüme vurunca kendimi saklamak için sırada yatan öğrenci poziyonu aldım. Elimi masaya yayarak kafamı elimin üstüne gömdüm.
Çok birşey yaşamamıştık. Mahalleden biriydi işte. Çocuklar mikser misalı çırpıyordu ortalığı. Zaten... açıklık getirilmesi gerekiyorsa getirirdim. Kendimi birinin yanında hiç düşünmemiştim. Sevgili olayını bile arada Bengi söylenerek kafama takmıştı. Hem, hem bana bakabilecek biri değildi. Az gelirdim ona bence,yakışıklıydı. Umrumun en, en, en dışında olmalıydı. Kendime çeki düzen vermeliydim.
Çardağın sallandığını hissettim, göz ucuyla baktığımda Bengi ve Pelin idi.
Onlar olmasına şükredemiyordum bile .Soru yağmuruna tutacaklardı. En iyisi kendime getirdiğim dondurmayı ağzıma tıkmaktı. Belki yemek yiyene saygıları olurdu. Hem ağızda yemek varken konuşulmazdı.
Aynen kanka adabımuaşeret dersi de ver tam olsun.
Dondurmayı alıp açtım. Ağzıma tıktım. Etrafa minik bir göz gezdirdiğimde yoktu. Bende yok olmak istiyordum. Telefonumu ceketinin içine koymuştum onu çıkarıp saate baktım.
14 Eylül Cumartesi 21.46
Annemlerin neden eve erken gittiğini anlamamıştım. En az saat 00.00'a kadar dedikodu yapmaları gerekiyordu. Belkide meydana çıkıp dondurma yemeye gitmişlerdi. Bu daha uygundu.
Adını bilmediğim çocuk ve Boran oradaydı. O yoktu ama. Umrumda değildi. Birde sigara içiyorlardı. Başka işlevleri yok muydu bunların?
Pelin'e baktım. Bakışımla gözleri ışıldadı. Belliydi merak ediyordu. Bengi anlatsındı.
"Annemler nereye gitti?"
Sorduğum soru isteği ile örtüşmüyordu. Yüzü düştü ama belli etmedi.
"Meydana gittiler, dondurma yemeye."
Başımı salladım. Ben konuşmadan sormazlardı biliyordum. Bazen soru yağmuruna tutsalar bile cevap vermiyordum. Buydum işte, inatçı keçi.
Bengi bir anda oturdukları yerin yanından bir tabak çıkardı.
"Bu ne kız?"
"Ne ya Beliz acıktım! Bu kadar stres bana fazla!"
Tabağın üstünde ki bezi çıkarttığında altındaki şaheser ile buluştu gözlerim.
Sarmaydı.
Bayılırdım.
"Of Bengi, çatal ver!"
Masanın ortasına koydu. Beraber yedik sarmayı. Pelin yemiyordu. Dedikodu time yaparken doyma ihtimali yüksekti.
Moralim yavaş yavaş yerine geliyordu. Hemen fırsat bildiler.
"Ne dediğini anladın mı orada Beliz?"
Bengi'nin sorusuna kafamı iki yana sallayarak cevapladım.
"Pelin keşke sen orada olsaydın ya dilin iyiydi."
Mırıldanmıştım sadece. Karşımda duruyorlardı. Barlas hâlâ gelmemişti. Sarma götürmek istiyordum ama utanç fena halde ağır basıyordu.
"Ya Beliz şöyle deyip durma, kendimi boğasım geliyor!"
Güldüm. Aklıma bir fikir geldi.
"Pelin."
"Hm?"
"Onlara sarma götürsene"
Göz kırpıştırarak bana baktı.
"Zaten ben bir diyaloğa girmemiştim. Beni de katın tam olsun yani."
"Harbi götürsene ya Pelin, ben bugün utanma dozumu fazla kaçırdım. Hem sen utanmazsın."
Bengi de beni destekleyince derin bir nefes vermek zorunda kaldı. Sessizce başını salladı.
Farklı bir tabak çıkartarak temiz bir çatalla sarmaları koydu Bengi. Masum bakışlarla Pelin'e baktı. Pelin'in bakışları ise boşvermişlik doluydu. Ayağı kalkıp şortunu düzellti daha sonra sarmayı aldı.
Götürdüğünde Barlas merdivenlerden iniyordu. Çardaktan görünüyordu. Gözlerine bakıp hızlıca çektim gözlerimi. Saçları ıslaktı üstüne de kazak geçirmişti. Aklıma gelenle hemen ayağı kalkıp salıncakların oraya baktım, yoktular. Miray ve Hümeyra yoktu.
Telaş içerisinde Pelin'in olduğu tarafa koştum. "Pelin,kızlar yok!"
"Gittiler."
"Nereye abi salak mısın?"
"Ben götürdüm."
Arkamdan geliyordu ses. Arkama döndüğümde Barlas olduğunu gördüm. Niye söylemiyorlardı bana?
Eğilerek "iyi misin?" diye sordu.Geri çekildim.
"İyiyim, niye söylemiyorsunuz kalpten mi gideyim?"
"Hemen kaçtın Pijamalı nasıl söyleyeyim?"
Sesi ciddiydi. Evet böyle olmalıydı. Geride kalan herşey saçma ve absürttü.
Derin bir nefes vererek "Haklısın" dedim ve yanından ayrıldım.
Tekrardan Bengi'nin yanına gittim. Boran'a bakıyordu. Tutulmuştu resmen. Bu kadar içten bakmasaydı eve gitmek istediğimi söyleyecektim fakat vicdanım acırdı.
Pelin sarmaları vermişti. Boran ve o çocuk yiyiyordu ama Barlas elini cebine atıp sigara çıkarmıştı. Kaşlarım havalandı. Fazla içiyordu.
Sanane!
Evet bananeydi. Önüme döndüm. Park biraz daha sesli bir hale gelmişti. Çocuklar koşturuyor, kadınlar çekirdek çitleyerek konuşuyorlardı. Yosun ablayı gördüm parka girerken, üst katımızda oturuyorlar. Karen diye bir kız çocuğu var çok tatlıdır kendisi. Övünmek gibi olmasın ama bana bayılırdı.
Moralim yerine gelmişti bile Karen daha 1 yaşındaydı. Yeni yeni yürümeye çalışıyordu. Penguen gibi yürüyordu.
Kızlara birşey söylemeden ayağı kalktım. Karen annesinin elinden tutarak paytak adımlarla yürüyordu. Yosun abla beni gördüğünde şaşırdı ama yüzüne abla mizacında bir gülümseme vardı.
"Kız Beliz, ne yapıyorsun?"Cevap vermemi beklemedi. "Kesin çok iyisindir ablam. Allah seni bana gönderdi. İyi ki gönderdi. Gözünü seveyim biraz al şu yaramazı elimden. Tülay gelecek dedikodu yapacağız."
Gülümsedim. Tülay abla en yakın arkadaşıydı ve üst mahallelerde oturuyordu. Zaten Karen'i almaya gelmiştim. Eteğimin verdiği imkanlarla ona doğru çömeldim.
"Kız naber?"
"Beli, Beli!"
Gülümsemem arttı.
"Evet ya Beli!"
Yosun ablaya baktım. Bize bakıyordu.
"Abla farkındasın dimi?"
"Neyin canım?"
Karen'e baktım.
"Gittikçe bana benziyor."
"Ay kız vallahi farkındayım. Seni tanıyan akrabalarım bile öyle diyor."
Bir hava gelmişti nedense. Saçımı arkaya doğru havalandırdım.
"Gurur duymalısın!"
Yosun abla bir kahkaha attı. Annesinin kahkaha attığını gören Karen de güldü. Karen'i yiyecektim.
"Kız bu ceket kimin?"
Üstümde hâlâ Barlas'ın ceketi vardı. Benim normalde giymeyeceğim kadar salaştı. Ne diyeceğimi bilmiyordum. Göz kırpıştırarak bakmaktan başka bir şey yapmadım.
Sorgular gözlerle bana baktıktan sonra arkaya baktı -büyük ihtimalle Barlas'a- baktı. Yüzünde müzip ve imalı bir gülüş oluştu. Utandım!
"Ha tamam canım ben cevabı tanıyorum. Sıkıntı yok!" deyip kıvıra kıvıra arkama doğru gitti. Anın şokuyla hâlâ olduğum yerdeydim.
"Beli." diye beni kendime getiren Karen'di.
"Ha." diye kendime geldim.
Çöktüğüm yerde olduğum gibi duruyorduk. Hemen ayağı kalktım. İnsanlar beni ve salaklığımı fark etmemişti, sıkıntı yok.
Karen'i kucağıma alıp kızların yanına çardağa geçtim. Hemen bir sevgi patlaması yaşandı. Karen elimden yok oldu.
Annemlerin parka doğru geldiğini gördüm. Şuan istesem de eve gidemezdim. Parka geliyorlardı, dedikoduları bitmezdi bunların.
Karen'i kızlara emanet edip oturduğum yerden kalktım.
Annem parkın girişine girdiğinde ben yanındaydım.
Hemen anladı derdimi iki gözümün çiçeği.
"Hayır Beliz gitmiyorsun eve!"
"Ya anne üstümü değiştireyim bari."
Üstümü bir güzel süzdü. Neler olduğunu sanki biliyordu. Anahtarı çantasından çıkartıp "5 dakikan var." dedi.
Başımı salladım ve parktan çıktım. Bu ceketi çıkarmalıydım, mayıştırıyordu kokusu uykum geliyordu.
Eve girdiğimde Miran evdeydi, şaşırmıştım.
"Niye evdesin sen?"
"Ne yapsak yaranamıyoruz sana abla he!"
Kınayıcı bir bakış attım.
"Dolapta tiramisu vardır git ye."
"Yemin et!" diye ayaklandı hemen salak. İstediği oldu diye yüzüme sulu bir öpücük bıraktı. Yalandan "ıyy" dedim. Güldü.
Odama girdiğimde kapıyı kapatıp sırtımı yasladım. Ne yaşadığımı anlayamıyordum. Herkes onu tanıyordu, Yosun abla bile. Hatta annem bile tanıyor olmalıydı. Ben neden hiç görmemiştim?
Belki de gördün ama hatırlamıyorsun.
Alzheimer miyim? Saçmalama!
Hızlıca sırtımı kapıdan ayırıp üstümden ceketini çıkarmaya koyuldum. Aynada ceketin nasıl durduğunu görmüştüm. Bol duruyordu fazlasıyla, nedensizce hoşuma gitmişti bu salaşlık. Yüzümde bir gülümseme olmuştu, hızlıca kendime geldim ve sildim.
Dolabımı açıp pembe bir kazak ve düz ama kısa bir şort giydim. Saçmaydı ama bacaklarımın terlemesinden nefret ediyordum. Üşüyeyim daha iyiydi.
Kızlara da birer hırka aldım. Ne olur ne olmaz, üşüyebilirlerdi. Saçımı gelişigüzel bir topuz yaptım, güzel olmuştu. Miran'ın öpücüğünün izi hâlâ yanağımdaydı, umusamadım ve ayakkabılarımı giyerek evden çıktım.
🌸
İlahi Bakış Açısı
Bu gece yarım paket sigarasının son kalanını içiyordu Barlas. Düşüncelerden sıyrılmanın tek çaresi buydu.
Değildi.
Düşünüyordu. Saçmalamıştı. Hatta İtalyanca olarak söylediği şey daha da saçmaydı. Saçmalıktı.
"Olm yeter içme lan!"
"Bir sus Alaz ya."
Gözlerini kapatarak sigarasının keyfini çıkarıyordu. Zehir gibi geliyordu tadı. Yaptıklarının vebali içtiği sigaraya geçmiş gibiydi.
"Barlas."
"Efendim." diye mırıldandı.
"Kız ortada yok lan."
Gözlerini açtı. Oturdukları yerde annesi ve akrabaları oturuyordu. Önündeki bankta ise Pelin, Bengi ve Karen vardı.
"Parktan çıkıyordu en son." diye söylenen kendisine sigara yakan Boran'dı. Ayaktaydı, Barlas oturduğu yerden bir bakış attı Boran'a.
"Abartmayın lan! Ne olacak eve gitmiştir."
Alaz'a katılıyordu Barlas. İçi içini yiyiyordu ama onların bunu bilmesine gerek yoktu.
"Ama ya Kaan'ı görürse?"
Bakışları başka bir hal aldı Barlas'ın. Onları rahatsız eden sapık da açık açık 'Onları rahatsız ettim,sıkıntı çıkmadı' diye kışkırtıcı bir şekilde Barlas'a yazanda oydu. Piçin tekiydi. Barlas'ın annesinin kocasının çocuğuydu.
Üvey kardeştiler.
Korkuyordu Barlas'tan yaklaşık 1 haftadır buradaydı. Kirlerden arınmak için zaten buraya gelmişti Barlas. En büyük kir zaten Kaan'dı.
Nerede kaldığını kimle kaldığını bilmiyordu Barlas. Hatta onu hiç görmemişti. Görse bile tanıyacağını zannetmiyordu. En son 10 yaşındayken görmüştü. 9 yıl önceydi.
Sinirine basmıştı Barlas'ın. Karşısına çıkmamasının sebebini biliyordu. Yaptıkları karşısında inanılmaz bir nefreti vardı. Yakınındakilere bulaşmamalıydı.
İçi içini kemirerek "Sikerim böyle işi" deyip ayağı kalkan ise kendisiydi.
🌸
Evden çıktığımda saat 22'ye geliyordu. Parka doğru gidiyordum. Yol ortasındaydım. Biri kolumdan tutup kenara çekti.
Ağzımdan minik bir çığlık çıktı ama hemen avuç içiyle kapattı ağzımı. Kokusundan tanımıştım, Barlas'tı.
Gözlerim şaşkınlıkla açılmış ona bakıyordum. Nefes nefeseydi sanki.
"Kızım sen iyi misin Allah aşkına? Araba geliyor niye çekilmiyorsun?"
Sesi yumuşak çıkıyordu. Sanki kırmak istemiyordu.
Arabanın geldiğini görmemiştim, dalmış olmalıydım. Avuç içi hâlâ dudağımdaydı. Konuşamıyordum.
Derin bir nefes verip elini çekti. Dudaklarımı ıslattım. Odağı dudaklarıma kayıp tekrardan gözlerime çıktı.
"Şey görmemişim özür dilerim."
Sesim o kadar kısık çıkıyordu ki ben bile zor duymuştum. Yüzüne değil adem elmasına bakıyordum. Yine yüzüme doğru eğilmişti, hızlıca çektiği için vücudu vücuduma değiyordu. Eli,el bileğimde nabzımın attığı yerdeydi.
Bırakmasını istiyordum ama sanki beni içine çekiyordu, kendim yapamadım.
"Biraz uzaklaşır mısın?"
Sorduğum soruyu duyduğu an uzaklaştı eli hâlâ olduğu yerdeydi ama bırakmamıştı.
Adem elması kavislendi.
"Benden niye özür diliyorsun Beliz?"
Bilmiyordum, kendimi sanki suçlu hissetmiştim. Nedeni gerçekten telaşlı olmasıydı. Dalgınlıktan görmemiştim, duymamıştım belkide arabayı.
Şuan dudağımı büzüp ağlamak istiyordum. Adetimin 2. günüydü bana bunları bu telaffuzda ve sesle sormamalıydı.
Cevap vermediğimi görünce derin bir nefes verdi. Eşofmanın cebinden telefonunu çıkardı.
Tuş takımına girip telefonu bana verdi.
"Numaranı yaz Beliz."
Yüzü yorgun gibiydi. Seside kısıktı.Belki de benden bıkmıştı. Oldukça yüksek bir ihtimaldi.
Telefonunu alıp ona baktım. 'Hadi' dercesine bakıyordu. Numaramı yazıp telefonu tekrardan ona verdim.
Bir kaç şeye daha baktıktan sonra beni aradı. Şortumun içindeki telefonumu çıkardım.
"Eklersin."
"Eklerim."
Yabancı dilde ne söylediğini bilmek istiyordum ama utanıyordum. Dil bilmemek zaten eziklikken birde ona bu durumumu belirticektim. Merakım fazla ağır basıyordu. Fazlasıyla.
Yürümeye başlamıştık. Ben önde o arkada yürüyorduk. Rahatsız olmuyordum, güven veriyordu. Telefonumun sesi gelmeye başladı bir anda, biri arıyordu.
Birinin aradığını duyunca durdu bende durdum. Telefona baktığımda arayanın ortaokul arkadaşım Emir olduğunu gördüm. Açtım.
"Efendim Emir."
"Napıyosun Beliz?"
"İyiyim parka gidiyorum siz ne yapıyorsunuz? Melek nasıl?"
Melek sevgilisiydi. 5 yıldır sevgililerdi. Ortaokul aşıklarıydılar. Ben pek konuşmamıştım ama tanışıklığımız vardı sevgilisiyle.
Barlas'a baktığımda direkt doğrudan bana bakıyordu, aslında saçlarıma bakıyordu arkamı dönüktüm ona.
Saçlarımla derdi ne?
Bilmiyoruz ama öğrenmeliyiz.
"Bende onun için aramıştım seni Beliz. Yarın doğum günü, bir mekan ayarladık. Eğer kızlarla beraber gelirsen çok mutlu olurum. Uzun zamandır görüşmüyorduk. Sana dalaşmayı özledim."
O görmese de yüzümde bir gülüş belirdi. Bu fırsatı kaçıramazdım. Zaten uzun zamandır böyle bir partiye katılmıyordum.
"Olur Emir tabiki gelirim. Melek'in şimdiden doğum günü kutlu olsun. Ona selamlarımı söyle."
"Tamam söylerim ama doğum günü partisinden haberi yok. Kutladığını söyleyemeyeceğim yani."
Güldüm. Sorun yoktu.
"Tamam dostum sıkıntı yok, biz geliriz kızlarla konumu atarsın. Kaç gibi olur?"
"Akşam 10da başlar heralde."
"Tamam biz geliriz."
"Tamam canım görüşürüz." dedim.
"Görüşürüz." dedi.
Yere bakarak konuşuyordum. Önüme baktığımda Barlas'ın önüme geçtiğini gördüm. Kaşı havadaydı.
"Ne oldu?" diye sordum.
Boğazını temizledi. "Hiç birşey."
Göz kırpıştırarak baktım. Mimikleri öyle demiyordu çünkü. Başımı salladıktan sonra yürümeye devam ettim.
Soramadığım şeyi soracaktım. Yanımda yürüyordu.
"Yabancı dilde ne dedin?" diye homurdandım. Sesim alçak çıkıyordu.
O zaten bunu soracağımı biliyor gibiydi. Cevabını bekliyordum, yüzüne baktım.
"İsteseydim zaten Türkçe söylerdim Beliz."
İstediğim cevap bu değildi. Olduğum yerde durdum.
"Sövmedin değil mi?"
Güldü. O da yerinde durmuştu.
"Sövsem ağzımdan Türkçe çıkardı." Yüzünü buruşturdu. "İtalyanca küfürlerin telaffuzları hoşuma gitmiyor."
Anlık bir gazla ona yaklaştım. Yaklaşmam çenemi daha da havaya kaldırmama neden oluyordu.
"Gerçekten ne dedin? Seninle konuştuğum her anı ses kaydına almamı istemiyorsan söyle."
Yine yüzü gözümde gezindi. Ben nötrdüm, birşey hissetmemeliydim, hissetmemeliydi.
"Al ses kaydına." Yüzünü yüzüme yaklaştırdı.
"Yokluğumda hasret giderirsin."
Gidiyor mu?
Benimle resmen dalga geçiyordu. Yeni tanıdığım birini ne diye özleyeyim? Laf dalaşına giriyordu.
"Yeni tanıdığım birini özlemek pek benlik değil...." Biraz uzaklaştım. "Hatta yakınlaşmak hiç değil!" diyerek tavrımı belli etmeye çalıştım.
"Aferin pijamalı her söze kanma."
"Zaten kanmıyorum, işim dahi olmaz."
"Hm?"
Hayır bir mırıldanıştan etkilenmemem gerekiyordu. Neden sesi böyleydi?
Birşey demedim yürümeye başladım. Yol da bitmiyordu.
"Nereye gidiyorsun yarın?" diye sordu.
"Sanane!"
"Doğru, banane."
Sinirlendiriyordu beni. Ne yapmaya çalıştığını anlamıyordum.
Sonunda parka gelmiştik. Biraz takıldım, eğlendim..Ona bakmamaya özen gösterdim..Bakmayacaktım. Ben kendime yeterdim,.bunalırdı benden. Çekemezdi. Kızlara doğum günü olayını söylediğimde zevkten 4 köşe olmuştuk. Asıl zevk ise yarındı...
🌸
"Ya Beliz sağdakini giy!"
"Salak mısın Pelin ona kırmızı daha çok yakışıyor."
İkisine de bunaldığımı belli eden bir bakış attım telefondan. Onlardan fikir almak için görüntülü aramıştım ama fikir ayrılığı yaşıyorlardı.
Saat şuan 19'du ve yaklaşık 2 saatim falan vardı. 1 saat yol çekecektik en az. Şükür ki Pelin'in abisi Yağız götürecekti bizi mekana. Açıkcası böyle bir jest beklemiyordum ondan. Fazla sosyaldi ama bize karşı aşırı soğuktu, gerçi pekte umrumda değildi.
Maşallah bugünlerde hiç birşey umrumuzda değil Beliz Hanım.
Maşallah,maşallah.
"Tamam kızlar ben artık birşey giyeceğim. Hazır olduğumda tekrar ararım, çıkarız."
Her ikiside onayladıktan sonra telefonumu kapattım. Sıkıntıyla burnumu sıvazladım. Ne giyeceğimi bilmiyordum ama abartmakda istemiyordum.
Seçenekler arasında diğerlerine karşı çok daha zarif hoş ve tatlı bir elbise vardı. Onu denedim.
Giydiğimde oldukça hoş duruyordu. Uzun ve krem rengiydi. Degaje yakası ve ince askıları vardı. Belimden kalçalarıma doğru drapeli kumaş detayları vardı
(Şöylee birşeyy arkadaşlarr.)
Hoş olmuştu aslında bunu giyebilirdim. İnci kolye ve beyaz bir çantayla denedim. Hoş oldu. Bunu giymeye karar verdiğim için büyük bir yük altından kalkmış gibi hissediyordum.
Saçlarımı dalgalı bir şekilde yaptım. Makyajımı da yaptıktan sonra hazırdım. Saate baktığımda 21.25'ti geç kalmıştım!
Telefona baktığımda kızların aramadığını gördüğümde derin bir nefes aldım. Kriz bile geçirebilirlerdi açmadığım için.
Kızları görüntülü aradığımda onlar da hazırdılar. Elbiseyi görünce beğenmişlerdi. Ayaklarıma topuklu ayakkabıyı geçirdikten sonra odamdan çantamı ve hediyemi alarak çıktım.
Biraz bekledikten sonra araba geldi ve direkt bindim.
"Merhaba." Bir yandan da kemerimi takıyordum.
"Merhaba" dedi hepsi de.
Ben ve Bengi arkada Pelin önde oturuyordu. Yağız abi ile arada bir göz göze geliyorduk ama umursamadım.
Bengi'ye baktım çok güzel olmuştu. Açık mavi bir elbise giymişti benim elbisemin aksine elbisesi kısa ve geniş yakalıydı. Vücuduna elbise tam oturuyor, kalçadan sonrası bollaşarak onu tatlı hale getiriyordu. Makyajında ise mavi far dışında neredeyse aynıydı. Sadeydi benimki gibi makyajı. Fakat en can alıcı yeri kesinlikle kıvır kıvır olan saçlarıydı. Mükemmel bir topuz yapmıştı ve tatlılığına tatlılık katıyordu. Yiyecektim şimdi he!
Pelin'i ise tam olarak göremiyordum ama saçlarını düzleştirmişti. Üstünde ise bordo bir elbise vardı. Yüzünü hemen arkasında olduğum için göremiyordum ama güzel olduğuna emindim.
"Of Beliz ya! Yani bu güzel halimi görmeyecek, mahalle de şort crop kombinimi mi görecek haksızlık!"
Bengi bunları sessiz bir şekilde bana karşı fısıldayarak söylüyordu. Yağız duyarsa birşey diyemezdi ama gidip Efe ve Ege'ye söyleyebilirdi.
Güldüm.
"Taktın harbi he bu çocuğa Bengi."
"Tabi ki taktım salak! Hayatımda bu kadar rezil olmadım ben bir insanın karşısında!" Sanki bütün bunların sorumlusu benmişim gibi yakınarak söylüyordu bunları. " Bari bir faydası olsun!"
Kahkaha atmamak için yanak içimi ısırıyordum çünkü Yağız pek bir ciddi oluyordu bu meselelerde. İyi ki abim yoktu.
"Neye gülüyorsunuz bu kadar?" diye konuştu Yağız.
Direkt aynadan bana bakarak sordu sorusunu. Ciddiydi, gereksiz ciddiydi. Sanane be!
"Birşey yok abi öyle havadan sudan..." diye cevap verdim. Ağzında birşeyler homurdandığını duydum ama ne dediğini anlayamadım.
Herkes bir anda sustu. Dışarıya bakmaya başladım,güzeldi İstanbul. Trafiğine,insanın pisliğine rağmen güzeldi.
Yaklaşık 1 saatin sonunda artık mekana varmıştık. Çok kalabalık değildi ama ortam fenaydı.Buğra da buradaydı. Beni seviyordu bir dönem ama 'sevmek' onun kafasında nasıl bir kavramsa 1 ay peşimde takılıp sonra bırakıp yeni kızlara koşmuştu. Umruma takmadığım bir kişi dahaydı.
Arabadan çıktığımda gecenin serinliği yüzüme vurdu. Kızlar kendi kombinlerine uygun bir ceket getirmişlerdi fakat neyime güvendiysem ben getirmemiştim.
"Ben gidiyorum çıktığınız zaman beni ararsınız ve fazla içmeyin."
Yağız'ın dediklerini takıp ona bakmadım bile. Pelin onun muhattabıydı. Biz değildik.
Üçümüz beraber içeri girdiğimizde daha Melek gelmemişti. Ortaokul arkadaşlarımızın olduğu yere geçtik.
"Ay hoşgeldiniz Beliz!" deyip bana sarılan Kübra'ydı. Sarılışına karşılık verdim."Hoşbulduk canım."
"Nasılsınız?".
"İyiyiz valla Beliz. Kayra çok yoruyor beni."
İmayla söylemişti bunu çünki 3 yıllık sevgilisi olan Kayra'dan bahsediyordu. Sanki diyen o değilmiş gibi oturup Kayra'nın elini tuttu.
Dudak gerdim. "Aman çok yoruyormuş."
Gülerek Kayra'ya da kafa selamı verdim. Kızlar farklı bir yere oturmuşlardı. Bir kaç kişiyle daha konuştuktan sonra kızların yanına gittim.
"Eee napıyoruz?"
"Melek gelsin hediyesini verelim içeceğim Beliz fena hemde!"
"Al benden de o kadar."
"Ya çok içmeyin ben sizi topluyorum sonra."
Pelin'in sözlerine bende Bengi'de omuz silktik. İçecektim, içtiğimde çekilmez oluyordum ama kendimi çekememe gibi bir durum olmayacağı için beni çekmeye zorunlu olacak kişilere sabır diliyordum.
Bir süre sonra ışıklar kapanmıştı. Doğum günü kızı geliyor olmalıydı. Herkes ayağı kalktı ve ışıklar tekrardan açıldı. Melek çok güzel bir şekilde gelmişti.
Ona hediyesini verdikten sonra tekrardan masaya oturduk. İçecekler dağıtılmaya başlıyordu.
"Lütfen az için abim sonra kızacak."
İçkiyi tekte dikip omuz silktim. "Bizene abinden ya!"
"Haklı" deyip kafasına diken Bengi'ydi.
Biraz daha içtikten sonra tamamen çakırkeyiftim. Bengi daha ciddiydi ama ben dopamin salgılıyor gibiydim.
"Hadi eğlenelim!" deyip ellerimi havaya kaldırdım.
Bengi'de bana katılıp neşesiz bir şekilde "Hadi" deyip elini kaldırdı.
Vücudu pek hassastı içkiye. İçtiği gibi atardı ama içiyordu işte.
"Kızlar.."
"Tahmin edeyim Bengi..." deyip elimi kaldırdım.
Gereksiz bir şekilde 32 diş sırıtarak "KUSACAKSIN!" diye bağırdım.
"Yee kusacağım..."
"Kriz geçireceğim şimdi!" Pelin ayağı kalktı.
"Beliz sen burada kalıyorsun, Bengi'yi lavaboya götürüp geliyorum."
Yavaşça başımı salladım. Dönüyordu başım.
"Benden niye özür diliyorsun Beliz?"
Hızla başımı iki yana salladım. Gelmemeliydi aklıma, düşünmemiştim bugün hiç düşünmemeliydim.
"Aptal çocuk!"
Moralimi bozmaya yetmişti onu düşünmek. Benimle oyun oynamasını istemiyordum. Bana bakmasını istemiyordum. Beni görmesin,bakmasın, duymasındı.
Terlemeye başlamıştım ve Pelin ile Bengi hâlâ gelmemişti. Biraz dışarı çıkmak istiyordum.
Yavaş yavaş ayağı kalktım. Çantamı alıp dışarıya doğru yöneldim.
Dışarıya çıktığımda hava çok esiyordu. Üşüyordum ama umursamadım. Sadece hava almak istiyordum.
Dışarıda puflar vardı. İnsanlar onların üstünde oturuyordu. Bende bir tanesine oturmak için oraya doğru yol aldım.
"Selam Beliz."
Bunun burada ne işi vardı?
Şimdi sırası mıydı?
Yüzüne bile bakmadım aptalın.
"Git yanımdan Sarp, uğraşamam seninle."
"Asıl ben senle uğraşamam mal, ne kadar egolusun sen ya?"
Yüzüne baktım.
"Heh şöyle ya bak yüzüme! İlla sövelim mi?"
Derin bir nefes verdim. Uğraşmayacaktım.
"Üstüne kusayım mı Sarp?"
Onunla konuşmamın verdiği cesaretle yanıma yaklaştı.
"Üstüme kusman için yakın olmamız gerek Beliz."
İğrendim. Hızlıca uzaklaştım.
"Ya Beliz ben birşey merak ediyorum."
Dinlemeyecektim. Travmam tetikleniyordu. Hızlıca mekanın bahçesinden ayrılıp dışarıya attım kendimi.
"Ya Beliz ben birşey merak ediyorum.
Sen kız mısın? Gram bir belirti yokta sorayım dedim.
Benimle takıl kızım, cenneti yaşarsın.
Kız değildin gerçi değil mi, doğru pardon."
Ağzından çıkan sözden sonraki sözler buydu. O kadar fazla söylemişti ki zamanında ezberlemiştim. Buğra'nın arkadaşıydı ama Buğra bu kadar ileri gitmiyordu. Eğer burada olduğunu bilseydim asla gelmezdim.
Başım dönüyor, midem bulanıyordu. Kusmak istiyordum ama sebebi içki değildi. Bana yaşattıklarıydı. Ben o dönemlerde daha da içime kapanmış, kendimi sorgulamaya başlamıştım.
Sırtımı bir duvara yaslayıp yere çömeldim. Ayaklarım acıyordu. Topuklu ayakkabılarımı ayağımdan çıkardım. Sarhoşluğunda verdiği etkiyle ağlamaya başladım.
"Bu kız niye böyle? Midemiz bulanıyor."
Ağlamam gittikçe şiddetleniyordu. Koca sokakta sadece benim ağlama sesim vardı. Omzum düzensiz nefes alış verişimden dolayı inip kalkıyordu.
"Beliz!"
Çıldırıyordum galiba, Barlas'ın sesiydi. Burada olamazdı. Kulaklarımı ellerimle kapattım.
Yanıma biri çöktü, kokusu ferahtı bir de sigara kokmuyordu. O olamazdı işte!
"Beliz bana bakar mısın?"
Bakmak istemiyordum, ses onundu. Lanet olsun! Oydu işte rezil oldum!
"Tamam sakin ol tamam mı? Ağlama yanındayım."
Olma yanımda, yaklaşma yanıma, git yanımdan!
Dahada şiddetli ağlamaya başladım.Belki giderdi, bunalırdı.
Umduğumu yapmadı. Ellerini sırtıma koyup duvarın soğukluğunu aldı. Elleri sıcaktı. Alnını çıplak koluma koymasını beklemiyordum işte. Karıncalanıyordu.
Şaşırdığım için ağlamam durmuştu. Yüzüm berbat haldeydi biliyordum. Rimelim kesin akmış bütün göz altıma yayılmıştı. İstemiyordum görmesini.
"Git Barlas."
Alnı kolumun üstündeydi. Çekmiyordu.
"Niye hm?"
Of yumuşak çıkmasın o sesin. Kriz geçireğim şimdi. Dürüsttüm, artık bu konuları konuşunca utanmıyordum. Normal geliyordu.
"Rimelim aktı... makyajım bozuldu"
Sesim nazlı çıkmıştı. İlk defa böyle bir durum yaşıyordum. Vücudum kendine gel canım. Lütfen.
Gülüyordu ama çok yoğun değildi. Eli sırtımda alnı kolumdayken birde gamzesini görmek istiyordum. Söylediğim konuda da ciddiydim. Yüzüm çok kötü görünüyordu kesin.
"Ne gülüyorsun ciddiyim." diye homurdandım. Sesim ağlamaklı çıkıyordu. Bir de mesela artık üşümüyordum, kim bunun nedenini açıklayacaktı?
"Göster yüzünü artık Beliz. Yoksa arabaya kadar taşıyacağım seni."
O kadar profesyonel söylüyordu ki sanki önceden başkalarına söylemiş gibiydi. İstediğimi soracaktım bugün. Yarın 'sarhoştum' der geçerdim.
Zekama hayranım.
"Kaç kıza daha söyledin bunu?"
İlk başta cevap vermedi. Eli sanki dahada sıkılaştı sırtımda. Şaşırmıştı galiba.
"İlk Beliz."
Resmen çocuğa naz yapıyordum. "Banane."
"Sordun."
"Sormadım!"
Kafamı kaldırdım yerinden.
Direkt sanki bu anı bekliyormuş gibi kolumdan çekti alnını.
Yüzümün her yerini inceledi. Sanki hiç görmemiş gibi inceledi. Gerçi bu rezil halim yüzüme ilk defa yanısıyordu. Bakışlarım yerdeydi ona bakmıyordum.
"Kim ağlattı seni?" deyip sırtımı eliyle okşamaya başladı.
"Boşver."
"Veremem."
"Niye?"
"Sinirimi bozuyor."
"Ne?"
"Seni bu halde görmek."
Baktı, baktım. Utanıyordum. Bu duyguları ilk defa yaşıyordum. Buğra böyle hissettirmemişti hiç bir zaman. O da hissettirmemeliydi.
"Yapma uykum geliyor."
"Neyi?"
"Sırtımı...okşama uykum geliyor.Uyurum."
Güldü ama o da üzgün gibiydi. Dinlemek istedim derdini. İlk defa bir erkek tarafından böyle bir hareket görüyordum. Vahşi değiller miydi bunlar?
Ellerini sırtımdan çekmesini beklemeden ayağı kalktım. Etkisinden çıkmak istiyordum. Hipnoz ediyordu. Nereden geldiğimi bile unutmuştum.O kadar kafam allak bullaktı.
Hemen o da ayağı kalkarak bileğimi tuttu.
"Beliz."
Gözümü yüzüne çevirdim.
"Hm?"
Gözü büyük ihtimalle simsiyah olan gözlerimde oyalandı.
"Bana anlatmasan bile başkalarına anlat tamam mı?"
Dudak büzdüm. Benden bu kadardı. Ağlayacaktım. Regldim, sarhoştum.
Bir yandan ağlıyor bir yandan söyleniyordum.
"Neden bana böyle davranıyosun? Önyargılıyım doğru söyledin. Düşüncesizim doğru söyledin. Neden yanımda kalıp saçma salak şeyler düşünememe sebep oluyorsun. Boğarım insanı ben boğarım. Faydamdan ço-"
Gerisi gelmedi söylediğim her sözde düşen her göz yaşımda sinirleniyordu sanki. Bir anda kendine çekip sardı kollarını bedenime. Kafasını saçlarıma soktu. Altında şaşkınlıktan dilimi yutmuş olabilirdim. Kokusunu bir anda bu kadar yakından almak başımın dönmesine sebep oluyordu.
Nefesini saçlarımda hissediyordum. Elleri sırtımda aynı hareketleri yapıp duruyordu. İtip bu yerden çıkmam gerekiyordu ama yapmadım. Kaldım orada.
"Tamam Beliz..." dedi tok sesiyle.
"Boğ beni."
abov.... bu güzel günlerimiz arkadaşlar...Beğendiyseniz beğenmeyi ve yorum yapmayı unutmayın❤️❤️❤️
