Bölümler 15Şu an: Derin Sessizlik
- 1 Pijamalı ve Keko Bozuntusu2.405 kelime
- 2 Keskin Bıçak2.350 kelime
- 3 Beni De Unutma5.320 kelime
- 4 Deniz Misali3.800 kelime
- 5 Boynu Bükük Çiçek3.214 kelime
- 6 Eyvallah2.630 kelime
- 7 Derin Sessizlik2.252 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 Bir Avuç Pişmanlık1.787 kelime
- 9 Bozuk Ritim5.359 kelime
- 10 Açan Çiçek2.665 kelime
- 11 Araf4.322 kelime
- 12 Her Şey Sensin4.501 kelime
- 13 Abayı Yakmak5.260 kelime
- 14 İyi ki3.088 kelime
- 15 Derdin Sebebi3.972 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Merhabaa dostileeer🌹🌹 yeni bölüğğmmm. Okunma sayısı gayet iyi fakat beğeniler çok düşük, beğeniyorsanıız lütfen fiili olarakta beğenin😔😊....
İyi okumaalarrr...
🎧
Kubilay Karça Celladına Aşık
İlahi Bakış Açısı --- Günlerden 29 Aralık 2015
Hava esiyor, küçük Barlas'ın evinde ocakta çorba pişiyordu. Evleri büyük, 2 katlıydı. 5 kişilik aile için gayet yeterliydi. Onların sorunları zaten ev ya da para olmamıştı. Daha manevi şeylerdi eksiklikleri. Ne yazıkki bunların eksiklikleri daha zor kapatılır, yarası kabuk tutardı; kabuk tutan yara ise soyulmaya en meyilli, kanamaya en müsait olanıydı.
Mesela çorbayı pişiren annesi değildi. Onlara bakan hizmetli bir bakıcıydı. Annesi daima çalışır, bazen eve gelmezdi. Babası sık içer, annesinin onu aldattığını, onu en yakın sürede boşayacağını dillendirirdi.
Barlas düşünürdü 'Neden?' diye. Ama bazı nedenler sonuçlara değil kadere bağlanırdı ve kader gayrete aşıktı. Gayret etmeyenler yenilgiye doyardı.
3 kardeşti Barlaslar.
İlk sırada en büyükleri Barlas Batın vardı. Daha 9 yaşındaydı. Kardeşlerine ne kadar ilgi göstemiyor gibi gözüksede onlar yemek yemeden kaşığı ağzına almaz, önceliği her zaman onlar olurdu. Belli edemiyordu sevgisini ama sahip ediniyordu onları.
Ortancaları ise Viran'dı. Deli dolu bir çocuktu. Abisini çok sever, onunla takılmaya çalışırdı. Daha 7 yaşında olduğu için Batın ona abilik taslıyor, arada totosuna vurarak abilik görevini yapıyordu.
Sonuncuları ise İpek'ti. İpek 5 yaşındaydı ve tamamı ile Viran bağımlısıydı. Abisini gördüğü an saatlerce peşinde koşar oyunlar oynarlardı, onlar düştüğünde ise hemen ayağa kaldırmak için hazır olda bekleyen minik Batın bulunurdu.
"Ya Viran! O öyle değil ki abicim."
Üst katta Batın'ın odasında oyun oynuyorlardı. Bu eve yeni taşınmış, yavaş yavaş alışıyorlardı. Babasının işinden dolayı alışıklardı zaten bu duruma ama burada biraz uzun süre kalacaklardı.Zaten anne ve babası eve gelmiyor gibiydi. İş hayatlarını ailelerinden önde tutuyor, onlara zaman ayırmıyordu. Bu ise aradaki halatın kopmasına, bağların kırılmasına neden oluyordu.
"Ama nasıl o zaman Abi?"
"Bak" diyerek havalı bir tavırla takıldı Batın.
"Bu at." dedi atı göstererek.
Zekiydi Batın. 7 yaşında ki bir çocuğa satranç öğretemeyeceğinin farkındalığında değildi ama satranç oynayacak kadar zekiydi. Onlara bakan hizmetli abla ona sürekli 'büyüyüp adam olacaksın' diyordu. Sevmişti ablayıda, adı Neriman'dı ama çocuklar ona Neriş diye sesleniyordu.
"Ee görevi neydi ki?"
"Bu at L şeklinde gidiyor."
"Le ne?"
"Le değil Viran, L."
"Tamam L ne?"
"Bak şimdi." deyip satranç masasında parmağıyla gösterdi ona Barlas. Anladığını umuyordu.
"Anladın mı?"
Anlamamıştı. "Of abi! Anlamıyorum." Ellerini homurdanarak birbirine bağladı. Kızgın bir halde "Oynamayacağım!" diye bağırdı.
Yüzünü buruşturdu Batın. Nefret ederdi sesten, ağlama sesinden, sese dair her şeyden. Başı ağrıyordu sonra.
"Of tamam bağırma! Oynamayalım. Başımı ağrıttın."
Yıllar sonra kardeşinin bağırmasından nefret eden Batın, her yerde kardeşinin sesini arayacaktı ama bulacağı tek şey derin bir sessizlik, koca bir benlik olacaktı.
🌸
İnsandık, hata yapar, onlarla yaşardık. Peki hatanın bıraktığı etki? Onunla da yaşamak zorunda mıydık? Hatayı düzelten, yok eden insanda; o acı, kasvet niye kalırdı? Sıkıntısını neden çekerdik?
Aptaldım. Has aptal. Kaliteli olanlardan. Yalan söylemiştim ona. Benim bile kalbim acımıştı, yanmıştı. O belki ne haldeydi?
Kalbim çarpıyordu yanında. Heyecandan mı başka bir şeyden mi bilmem ama çarpıyordu. Yüzüne bakmasam bile düşen omuzlarını görmüştüm canını yaktığımı. Lanet ettim kendimden. Bir şeyleri yanlış anlamayayım diye bana bağırmıştı orada. Belki de saatlerdir bekliyordu beni evime dönmem için.
Aptalca sözlerimin karşılığında bana 'Eyvallah' demekten başka bir şey dememişti. Oysa demeliydi, bağırmalıydı, yanlış olduğumu söylemeliydi. Yapmamıştı. Hangi taraftan hangi yönden bakacak olsam haklıydı.
Şuan binanın önünde oturmuş düşünüyordum. Yaptığım salaklıkları, kırdığım insanı, boşa çarpan kalbimi... kısacası herşeyi.
O anın hararetiyle demiştim 'onla aynı kefedesin.' diye. Allah aşkına böyle bir saçmalık olabilir miydi? Yaklaşık 1 aydır tanıyordum ama iyiydi, güvenilirdi, merhametliydi ya. Aptal kafam. Salak. Salak!
Onu kıran şey soyadıyla seslenmem değildi, o sapığın seslendiği şekilde seslenmemdi. Sırtına defalarca hançer saplamış gibi hissediyordum. Daha 1 aydır tanıyordum ama o sanki beni aylar öncesinden tanıyormuş gibi bir hissiyat veriyordu. Belki de ben bana yaptığı iyiliklerden dolayı öyle hissediyordum. Değişmezdi, ne kadar da pişman olsam gerçek değişmezdi
Sigara içebiliyor olsam içerdim. Kulaklığımı istiyordum fakat yukarı çıkmakla uğraşamazdım. Yerimden kalkacak mecalim yoktu. Üşüyordum bir de, hava esiyor, burnum kızarıyordu ama umrumda değildi. Takmıştım kafaya. Üzmüştüm işte. Bunu hatırlamanın etkisiyle omzum daha da düştü.
Bana hep iyi davranmıştı. Kalbimin çarpmasını istemiyordum. Belki de yaptığı iyilikler Miran'ın yüzündendi. Zorla bile olabilirdi. Salak Miran. Salak ben.
Sıkıntılı bir nefes verip yüzümü sıvazladım. Yok olmak istiyorum, acilinden.
İnsanlar geçiyordu arada. Umursamıyordum. Çok kırmıştım onu, aklım başka bir şeye gitmiyordu. Vicdansa vicdandı.
Bunalıyordum burada. Ayağı kalktım, totomu sildim. Biraz gezecektim mahallede. Hem annemler de gelmemişti, belki yolda görür 'bu saatte ne işin var sokakta?' deyip döverdi. Umarım olurdu, haketmiştim.
Kaldırımdan çıkıp yola geçtim, belki araba çarpardı.
Yola geçtiğimde aklıma beni kolumdan çekip kaldırıma gelmemi sağlaması geldi. Yüzüm zaten soğuktan donmuş, gözyaşımdan da kurumuştu. Dudağımı yalayıp düşüncelerimi bastırmak için direnmeyi denedim.
Yavaşça yürüyor, ellerim cebimde tırnaklarımla derimi kazımaya çalışıyordum. Saatin 11'in de bunu yaparak sokakta dolanmak pek iç açıcı değildi. Parka gitmek istiyordum, orada görürsem konuşacak yüzüm yoktu. Yüzüm olmasındı bir zahmet. Bana pozitif bir şekilde yaklaştıkça ben bütün negatifliğimi ona teslim etmiştim.
Telefonumun aniden çalmasıyla irkildim. Daldığım yerden gözümü ayırarak cebimden telefonu çıkardım. Arayan annemdi. Yüzümü buruşturup dudaklarımı yaladım. İptal iptal dayak istemiyorum.
Telefonu açarak kulağıma yasladım.
"Efendim anne?" Sesim az da olsa ağlamaklı çıkıyordu. Umarım anlamazdı.
"Kızım nerdesin?"
Yalan ve gerçek arasında kıvrınırken hızlıca eve doğru U dönüşü yapıp yarı yalan yarı gerçeği seçtim.
"Evdeyim anne."
"Kızım baban bizi son anda Ceyla teyzenin yanına getirdi."
Şaşkınlıktan adımlarım yavaşladı.
"Yuh anne! Biz neredeyiz o nerede?"
"Sus kız anneye yuh denmez!" dedi kınarcasına.
"Evde tek korkar mısın? Korkarsan Hazar gelsin als-"
"Hayır anne! Niye korkayım, bebek miyim ben?"
"Tamam kızım ya! Sana da bir şey denmiyor."
Sesimi yumuşattım. Salak gibi birde onu kırmayaydım.
"Tamam anne kalırım ben tek başıma. Görüşürüz."
"Görüşürüz kızım."
Telefonu kapayıp tekrardan cebime soktum. Anın aniliğiyle binanın önüne kadar gelmiştim. Elim sıkışan kalbime gitti.
Hani bir insan bir insandan ölesiye nefret eder ya. İşte nefret eden ben, ettiğim ise Hazar'dı. Gram sevmiyordum onu. Gördüğüm an istemsizce boğazım düğümlenir konuşamazdım. Gözümün önünde bir kızı taciz etmiş, oyun olduğunu söylemişti. Daha... daha 9 yaşında falandım o zamanlar. İnandım ona, çıkmıyordu ama zihnimden kıza yaptıkları.
Kız şikayetçi olmuştu. Hazar'ın ailesinin kıza ne yaptığından haberi vardı. Kimseye yaymak istememişlerdi anlaşılan. Oysa yayılsaydı kızın ayıbı, erkeğin ihtiyacını karşılaması olurdu.
Bir kaç özel muameleden sonra bırakmışlardı Hazar'ı. Serbest kalmıştı sapık. Ne yaptığını kavradığım günden sonra mümkünse onlara hiç gitmedim. Hep bir bahaneye sığınarak kaçtım ondan.
Şuan onu şikayet etmek içimden deli gibi geçiyordu ama o zamanda gördüğü özel muameleyi tekrar görürdü aşağılık herif. Babasının eli kolu uzundu.
Bu iğrençlikleri yaptığında ise yaşı 17'ydi. İğrenç bir varlıktı. Adı anıldığı an uzaklaşırdım ortamdan, benimki böyle bir nefretti. Tek şükür sebebim ise evlerinin tek çocuğu olmasıydı. Kız kardeşi olsaydı o zaman şikayet ederdim onu.
Elimi kalbimden çekip binaya doğru ilerledim. Binayı açtığımda orası bile sıcak hissettirişti. Oysa soğuktu. Kötünün iyisiydi.
Merdivenlerden çıkıp evin kapısını açmak için anahtarı cebimden aldım, kapıyı açtım.
Hemen dolabımdan gerekli olan ihtiyaçlarımı alıp banyoya girdim. Arınmam gerekiyordu.
Sıcak su altında sürekli aklıma geliyordu, çıkıp üstümü giyindiğimde de. Bana bağırıp çağırmalıydı, böyle daha fazla sızlıyordu kalbim.
"Eyvallah"
Sesinde bile değişiklik vardı. Yumuşak ya da sert değildi. Hayal kırıklığına uğramış gibiydi. Onun hayatında büyük bir yer kapladığımı zannetmiyordum. Ne diye bana böyle hissettiriyordu? Anlam veremiyordum.
Banyodan çıkıp odama geçtim. Sessizdi ev. Saçımı kurutmakla uğraşmak istemedim. Uykum da gelmiyordu. Saçma ve yüzsüzce olacaktı ama görmek istiyordum şuan mesela.
Balkona çıkmak geldi içimden. İlk olarak mutfağa geçip kendime kahve yaptım.
Bir sigara. Hayır!
Balkona elimde tüten sıcak kahve ile girdim. Oturdum öylece, ne telefonu açtım, ne de yerimden kalktım. Kendime bol bol sövdüm. Çok kırılmamasını umdum. Sabah uyandığımda ise balkona kendimi yerde uyur vaziyette buldum.
🌸
İlahi Bakış Açısı
Son derece sıkılmış olan Bengi, yatağında oradan oraya dönüyordu. Fena sıkılmıştı.
Dün Beliz ile takılmıştı. Arkadaşı, kuzeni ona derdini anlatmıştı. Onun için paha biçilemez bir durumdu. Beliz genelde içinde tutar, patlamaya hazır ama asla patlamayan bomba olurdu.
Sabah ise uyanmasına sebep olan şey annesinin evi süpürmesiydi. Süpürge sesinden dolayı uyuyamıyordu. Gerçi saat öğlen 2'ydi, uyumak pekte mantıklı değildi.
Beliz'e gerçekten üzülmüştü fakat Barlas'ın mantıklı açıklaması olduğunu düşünüyordu. Olgun bir çocuktu, kalp kırmak için kıran şerefsizlere benzemediği kesindi. Aralarında ki sorunun çözülmesini umuyordu.
Bir anda açılan kapıyla oraya döndü Bengi. Annesiydi gelen.
Annesinin kahverengi saçları dağılmış, yüzüne yapışmıştı.
"Noldu anne yüzün neden ıslak?"
"Bir şey yok kızım."
Sesi ağlamışa benziyordu. Omuzları çöktü Bengi'nin. Annesi ağlamış sonra da yüzünü yıkamıştı. Babaları yoktu, onlar daha annelerinin karnındayken askere gitmiş, şehit düşmüştü. Baba sevgisinin eksikliğini her zaman içinde hissediyordu Bengi.
Annesi uzun yıllar boyunca çalışmış, onlara anneanneleri bakmıştı. Annesinin saçındaki beyazlıkların sebebiydi onların doğumu. Öyle düşünüyordu Bengi.
"Hadi kalk Efe'ye yemek götür. Hem senin için de değişiklik olur, hava alırsın kızım."
Bir tamircide çalışıyordu Efe. Annelerinin yükünü Ege ile Efe üstlenmişti. Bengi tek başına okuyor, geçimlerini Ege ve Efe'nin sayesinde sağlıyorlardı.
Üzüldüğünü belli etmeden "Tamam." dedi Bengi. Yatağından kalkıp yüzünü sıvazladı, gerçekten sarhoş gibiydi.
Aşk sarhoşu.
Kafasını iki yana salladı. Çıkmıyordu işte aklından. Allah belasını versindi! Ne ara bu kadar bağlandığını bile bilmiyordu. Bir kere görmüştü yahu bir!
Dolabının başına geçerek koyu mavi ispanyol paça pantolon ile beyaz bluz giyip üstüne bir kahverengi ceketle tamamladı kombinini.
Buklelerini topuz yaparak çıktı odasından. Ev börek kokuyordu. Mutfağa girdi.
Annesi kabı hazırlamış, poşete koyuyordu. Bengi'nin annesi için her zaman bir yükü vardı. Annesinin yaşadığı zorlukların yüküydü bu. Burnu kızarıktı annesinin. Yinede belli etmedi. Ettiğinde annesi kızıyordu, daha da üzülüyordu. Bengi ona bağırsa sıkıntı etmezdi ama annesinin üzülmesi isteyeceği son şeydi.
Poşetin içine tabağı yerleştirdikten sonra Bengi'ye baktı. "Al kızım, sıcaklar yesinler hemen."
Başını sallamakla yetindi Bengi. Tabağın ağırlığıyla bir an afalladı ama belli etmemeye çalıştı.
"Tamam anne çıkıyorum ben."
"Tamam kızım görüşürüz. Geç kalma."
"Tamam."
Ayakkabılarını giyip binadan çıktı Bengi. Annesi yine ağlayacaktı biliyordu. Bilmesi bir şey değiştirmezdi. Engelleyemiyordu bu durumu, iyi gelemiyordu annesine. En çok koyan buydu ona.
Binadan çıktığında hava bulutluydu. Çocuklar da yoktu. Belki yağmur yağacaktı. Ceketinin kapüşonu olmamasına rağmen umursamadı.
Yavaş yavaş yürüdü tamirciye doğru. Annesi stresini iyi bir şekilde atabilsin diye. Gözleri doluyordu ama sıktı kendini, dışarısı ağlanacak uer değildi, Arkadaş yanı da değildi; tek başına olduğunda ağlamalıydı.
10 dakika daha yürüdükten sonra tamirci olduğu kaldırımın karşısında kalıyordu. Arabaların durması için tuşa basıp bekledi. Yanına bir gölge düştü. Umursamadı.
Yeşil ışık yandıktan sonra geçti karşıya. Tam olarak göremese de biri vardı tamircide. Arabayla ilgileniyordu. Efe olmasını umdu.
Biraz daha yaklaştıktan sonra karşısındaki kişiyi daha yakından görür oldu. Umduğu gibi Efe'ydi. Yüzünde samimi bir gülüş oluştu. Daha da yakınlaştı. İçeriye girmek istemiyordu. İş alanıydı sonuçta.
"Efe!"
Efe gözünü arabadan çekip gelen sese doğru çevirdi kafasını. Bengi'yi gördü. Ciddi siması bir anda sırıtışa döndü. Elinde ki aleti bırakıp elini yıkamaya gitti. Bengi orada bekledi. Bir süre sonra Efe üstündeki iş tulumunu çıkartıp gelmişti.
"Ooo kimler gelmiş ya?" Yanağından bir makas aldı Bengi'nin.
Cilveyle konuştu Bengi. "En sevdiğin şahıs canısı. Hadi geç yemek ye."
Elinde ki tabağa baktı Efe. Acıkmıştı.
"Bir arkadaşım var o gelsin yeriz beraber."
Başıyla onayladı Bengi onu. Hiç buraya gelmemiş değildi ama genelde gelmiyordu buraya. Annesi nadiren yemek için gönderirdi. O zaman da arkadaşlarıyla beraber yerdi, Bengi de eğer Efe izin verirse kalırdı. Normalde kalma taraftarı değildi zaten.
Dışarıda ki küçük masaya geçip havadan sudan konuştular.
"Heh geldi Bengi." diyen Efe ile kafasını baktığı yere doğru çevirdi.
Gördüğü kişiyle kalbi tekledi, gözleri açıldı ve annesi vasıtasıyla burada olduğu için şükretti.
Boran'dı gelen.
Siyah eşofman, lacivert bir kazak vardı üstünde. Kumral saçları dağınıktı ama Bengi için bir önemi yoktu. Aval aval çocuğa bakıyordu.
Boran yaklaştıkça yaklaşıyordu. Bengi hemen ne yaptığının farkına vararak Efe'ye doğru çevirdi başını. Efe ona alayla bakıyordu.
"Ne oldu kız aşık mı oldun?"
"Evet." dedi içinden.
"Saçmalama salak!" dedi dışından.
Salakça gülümseyerek ayağı kalktı Efe.
"Hoş geldin."
"Hoş buldum."
Onlar selamlaşırken Bengi ona bakıp bakmayacağını düşünüyordu.
"Bu kim?" diye mırıldandı Boran. Yandan görmüştü sadece Bengi'yi. Tanıyamamıştı.
"Kardeşim."
Başını salladı Boran. Efe oturdu, Boran da Efe'nin yanına geçti.
"Efe ben gideyim en iyisi." diyerek ayağı kalkan Bengi'ydi. Kalmak istiyordu ama utanıyordu. Hem makyaj da yapmamıştı. Pekte şükürlük değildi durumu. Şükür iptal...
Boran o sırada baktı Bengi'ye. İlk başta göz kırpıştırdı, Bengi Efe'ye bakıyordu.
"Kal ya niye kalmıyorsun?"
Gelen ses ile tükürüğü boğazında kaldı Bengi'nin. Açık açık Boran demişti bunu.
O an baktı Boran'a "Yok gideyim."
"Kal."
"Gideyim."
"Kalacaksın."
"Gideceğim!"
"Noluyor lan!?" diye bağıran Efe'ydi. Şaşırmış bir halde bakıyordu her ikisine de.
"Aranızda bir şey mi var sizin?"
Boran Bengi'ye baktı.
"Yok tabi ki Efe! Hem ben buna bakmam."
Yalan atan diline sövdü içinden. İlk görüşte aşık olmuştu. Nasıl bakmasındı?
Şaşkınlıkla Bengi'ye baktı Boran. Kızarmıştı Bengi'nin yanakları.
"Alla alla pardon neyim varmış?"
"Hiçbir şey, fazla sıradansın."
Emin gözlerle söylüyordu Bengi bunları.
Araya bir telefon sesi girdi. Efe'nin telefonuydu.
Efe telefonu açıp '1 dakika' işareti yapıp ayaklandı.
Bengi gitmesin diye içinden yalvardı ama gitmişti. Önemli biri olmalıydı. Tekrar sövdü içinden. Tek kalmıştı Boran ile. Kalbi yerinden çıkacak gibi çarpıyordu.
Bengi bakmasa bile Boran ona bakıyordu. Bengi'nin yanaklarındaki sıcaklık bu sefer bütün yüzüne nüfuz etmişti.
Bengi'nin sesi çıkmıyordu. Bu Boran'ın gözünde onu daha fazla tatlı yapıyordu. Burada Efe ile çalışıyordu Boran. Şansına minnettardı. Aradığı yamacına düşmüştü.
"Pışt."
Dik başlılıkla baktı Bengi. Bu dik başlılık yüzünün kızarıklığıyla fazla zıttı.
"Ne var?"
"Neyim var benim?"
"Dedim ya yok bir şeyin."
"Tüh ya bakmayacak mısın şimdi bana?"
Bengi ona sorulan soruyla afalladı. Kalbi daha da hızlı atma imkanı varmış gibi atıyordu.
Kararlı ama yalandı sözleri Bengi'nin.
"Bakmayacağım."
Kattiyen yalandı.
"Bu kötü oldu bak."
"Ne saçmalıyorsun sen ya!"
Yüzünü ona kızgın kızgın bakan yüze yaklaştırdı Boran. Bütün yüzünde gezindi ela gözleri. Hayranlıkla bakıyordu o uzun kirpiklere,fındık buruna. Bengi bunu bilmiyordu.
"Ben Miray'ın dediklerinin doğruluk payı olduğunu düşünüyorum."
Bengi'nin kaşları havalandı. 'Ne alaka?' der gibi bir hali vardı.Miray'ın ne söylediğini düşündü. Aklına gelenler ile gözleri faltaşı gibi açılmış, kalbinin sesi dışarıya yansımaya başlamıştı.
Miray, Bengi ile Boran'ın çok yakıştığını söylemekten başka bir şey söylememişti.
Devam edecek
Bölüm etkileşimi
