8. bölüm · Nazlı Bebek

Bir Avuç Pişmanlık

okursuz yazar

"Ya anne! Lütfen yapayım, lütfen!"
Annem mızmızlanmam karşısında mükemmel bir side eye attı. 2 saattir yalvarıyordum ona. Teknik olarak kafan dağılıyor, aferin kızım yalvar.
"Anneee." diye mızmızlandım.
"Beliz sana noluyor kızım?! Normalde karşısından geçmezsin."
Haklıydı. Mantı yapıyordu ve bende yapmak istiyordum. Amacım ise tamamen kafa dağıtmaktı yoksa harbi kafamı dağıtacaktım.
Parçalara.
Haklı olması bahane üretmeme engel değildi.
"Evleneceğim!"
Evet sesim biraz fazla çıkmış olabilirdi. Sorgular şekilde bana baktı.
"Sen?"
"Ben."
"Kimle?"
"Kocamla."
"Evlenmediğin insana 'kocam' mı diyorsun?"
Omuz silktim.
"Gelecekteki kocamla!"
Kaşları havalandı.
"Sevdiğin mi var?"
Ne? Sevmiyorum hayır kimseyi ya. Koca diyorum ben koca!
"Hayır."
"Niye öyle gibisin?"
Gözlerim açıldı. Elim kare kestiği hamura gitti. Umarım konuşmaya dalardı.
"Birini seviyor ama daha farketmemiş gibisin Beliz."
Elim hamurun üstünde kaldı. Hayır benimkisi öyle bir şey değildi! Vicdan, merhamet, salaklık... ne denirse denilebilirdi ama ona aşık değildim. Kırmıştım sadece. Unutmaya çalışıyordum. Biliyorum değişmeyecekti. Görecektim illahi bir yerde ama 2 gün olmuştu. Okullar 1 aya açılacaktı. İdare ederdim diye düşünüyordum.
"Al işte bak olmuşsun."
Bir anda sesiyle irkildim.
"Ne, ha?"
Güldü. Elindeki yapılmış mantıyı tepsiye koydu.
Kafasını iki yana salladı. Bir yandan da gülümsemeye devam ediyordu.
"Yandık."
"Neye yanıyorsun anne ya?!"
"Bir şey yok."
Oturduğum sandalyeden ayağı kalktım.
"Tamam anne gidiyorum ben!"
"Nereye?"
Bağırdım. "Odama!"
Dışarısı çıkarsam onu görecektim, evde kalırsam göremeyecektim. Bir yanım deli gibi görmek istiyor, diğer yanım çekiniyordu. Kriz geçirecektim en son. Yine yaptığım gibi balkona çıktım.
"Of! Gerçekten büyük bir of!"
Sandalyeye oturup yüzümü sıvazladım. Geçmiyor, çıkmıyordu. Bulaşıcı bir hastalık gibiydi.
Kollarımı soğuk ahşap masaya koyup yüzümü oraya gömdüm. Yok olmak istiyordum. Belki unutmuştu dediklerimi, belki arkadaşlarıyla gülüşüyordu. Ben bu vicdan ile kaliteli bir yaşam sürdürebileceğimi zannetmiyordum. Gerçi mantıksal olarak ben bunu hak ediyordum. Umarım iyidir diye geçirdim içimden. Belki böyle rahatlardım.
"Aptal Beliz, aptal Beliz."
O gün balkonda kahve içtikten sonra uyuyakalmıştım. Gün boyunca hep boynum ağrımıştı. Annem bir ilaç vermiş, ağrım öyle geçmişti.
Kendime sövmeyi de asla unutmuyordum. Hak edene hak ettiği veriliyorsa benim payıma düşen koca bir salaklıktı.
"Ne o abla? Kendine mi sövmeye başladın?"
Miran'ın gelen sesiyle kafamı kaldırdım. Karşıma geçmiş oturuyor, mahallede oynayan çocuklara bakıyordu.
Sor ona yeter artık!
Evet sormalıydım artık. Erteliyordum sürekli, yanlış anlamasından korkuyordum çünki. Zaten hep yanlış anlaşılıyordum, bir de Miran boş konuşursa gerçekten ona patlardım.
"Miran."
Odağını bana verdi.
"Efendim."
Direkt sordum.
"Neden her şeyimi Barlas'a söylüyorsun?"
Şaşırdığı bariz belliydi.
"Barlas abi mi? Neyini söylemişim abla?"
Ya salağa oynuyordu ya da Barlas başkasından duyup Miran'ı bahane ediyordu. Kaşlarım kalktı.
"Mesela o çocuk nereden biliyor benim arıya ve kedilere alerjim olduğunu?"
Astımı sormayacaktım. Rezil bir anım vardı zaten onla astımla ilgili. Bilmemesi imkansızdı. Bilmese bile zaten o an öğrenmişti.
"Ya abla ben onu öyle laf arasında söylemiştim. Hem onunda bir kardeşi var. Adına İpek demişti galiba. Hatta geçen gördüm Barlas abiyi."
Hemen atladım.
"Nasıldı?"
"Kim?"
Boğazımı temizleyip dışarıdaki çocukların olduğu yere baktım.
"Barlas."
Sesim kısık çıkmıştı. Yanlış anlamasın dedikçe şüphe çekiyordum resmen.
"İyiydi abla niye iyi olmasın ki?"
Haklıydı. Derin bir nefes verdim. Zaten kötü olmamalıydı, benim sözümle asla olmamalıydı.
"Ama..." dedi Miran.
"Ama ne?"
"2 gündür görmüyorum Barlas abiyi. Bir şey mi oldu acaba?" deyip eliyle masaya düzenli şekilde vurmaya başladı. Düşünüyordu.
2 gün mü? Zaten 2 gün olmuştu. Omuzlarım düştü. Kırmıştım işte. Dışarıda Miran görmediyse dışarı çıkmamıştır. Miran zaten her gün dışarıdaydı. Düşündüğüne göre durumunu bilmiyordu.
"Ne oluyor abla?"
"Bir şey yok." diye mırıldandım.
"Aranızda bir şeyler mi var?"
"Hayır yok. Ne olacak ya? Merak edemez miyim?!"
Söylediğim şeyle göz kırpıştırarak baktım ona. Sırıtarak bakıyordu. Aynı annemin az önce baktığı gibi. Neden bilmiyorum ama utanmıştım. Bakışlarımı çektim üzerinden.
"Yani öyle derken Miran..."
"Tamam abla anladım seni."
Balkondan çıkmak için ayağı kalktı. Omzuma dostane bir şekilde vurdu.
"Allah yardımcın olsun ablam."
Başımı salladım. Odağım mahallede oynayan çocuklardaydı.
"Amin."
Neye amin dediğimi bilmiyordum. Miran'ın ne anladığını da bilmiyordum. Neden Miran'ın laf arasında benim hakkımda söylediği şeyleri aklında tutuyordu onu da bilmiyordum.
Tekrar aynı pozisyonu alıp kafamı kollarımın arasına gömdüm. Belki kimse görmezdi beni.
---
Bir kaç saat geçmiş akşam yemeğine oturuyorduk. Annem Bengilerin geleceğini söylemişti. Yemek yiyesim yoktu, çatal ile oynuyordum sadece.
"Kızım yesene yemeğini."
"Yiyorum anne." deyip ağzıma mantı attım.
Bir şey diyecekti ama vazgeçti. Üstelemek istemiyordu. Lütfen üstelemesindi, lütfen.
Birkaç bir şey yedikten sonra sofradan kalktım. Odama geçtim. O zaman da üzerime gitmediler. Şanslıydım bugün.
Odaya girip pijamalarımdan arındım. Şort ve kazak giydim. Soğuktu ama bananeydi. Ev sıcaktı yeterdi o bana.
Giyindikten sonra bir kitap aldım rastgele elime. 30 dakika onu okudum. Hiçbir şey anlamadım. Şuan ise kulaklığımı almış müzik dinliyordum.
Müslüm Gürses çalıyordu.
Yerine hiç beni koyup sarhoş oldun mu sen?
Kaderine boyup eğip dünle küstün mü sen?
Playistim benimle düşmandı galiba. Zaten depresyondaydım, bir cipsim eksikti. Yatağımın altında uzanıp Müslüm Gürses dinliyordum. Evet zaten çok akıllı bir insan değildim ama psikolojim bozuldu, bozdum, bozdu!
Teyzesi psikolog canısı, öneririm.
Acaba 'psikolojim bozuldu teyzenin numarasını verir misin?' diye mi yazsaydım? Mantıklı olurdu sanuçta... Müslüm Baba kafamı yaktı. Yoksa bu kadar aptal değilim. Gerçi o kadar kendime aptal dedim ki artık evrene mesaj olarakta gitmiş olabilir. Evren duy sesimi nolur çok kırılmasın.
Bir anda kapımın açılmasıyla, şarkı değişiminde gelen boşluk bir olunca yataktan fırlayıverdim. Gelen Bengi'ydi.
"Kız noluyor ödümü kopardın!" dedim kulaklığı çıkartarak.
"Beliz neler oldu!"
"Ne oldu?"
"Of bayılacağım 2 gündür!"
Bana '2 gün' demeyin artık!
Merak ediyordum... Ne olabilirdi ki bu kadar heyecanlıydı?
"Ne oldu anlat artık!"
Yatağımın üstüne oturarak öndeki büklelerini kulaklarının arkasına sıkıştırdı. Bende o sırada bacaklarımı bağdaştırarak ona bakıyordum.
"Bak noldu şimdi."
"Bakıyorum Bengi."
"Sözümü kesme direkt anlatacağım."
Başımı sallayarak onu onayladım
"Ben geçen tamirciye Efe'ye yemek götürmek için gittim tamam mı?" Cevabımı beklemeden devam etti. "Sonra Efe 'arkadaşım gelecek bekleyelim öyle yerim' dedi. Pek sorgulamadım zaten arkadaşlarıyla arada bende konuşup sohbet ediyorum." Bir anda "Sonra ne oldu! Kimmiş sence o arkadaş?" diye bağırdı. Salak çok bağırdığını fark edince elleriyle kapattı ağzını. Çok muytluydu bende gülemeden edemedim. Aklımda onu böyle heyecanlandıracak sadece bir kişi vardı.
"Kimmiş?"
"Boran'dı." dedi kısık sesle.
Belliydi zaten. Sırılsıklam aşık olmuştu resmen, hem de ilk görüşte.
"Vayy, ee sonra noldu?"
Hemen heyecanla anlatmaya devam etti.
"Ben gidecektim bana 'kal' dedi. Gideceğim diye ısrar ettim ama kalacaksın falan dedi. Sonra Efe aramızda bir şey olup olmadığını sordu. 'Hayır, buna bakmam.' diye karşı çıktım. O da 'neyim var?' falan dedi. Öyle tartıştık ama en son ne dedi? Ay bayılacağım gerçekten." Bir anda heyecanlı yüzü gidip sorgulayıcı bir hal aldı. "Miray o gün bir şey söylemedi onun dışında. Abartıyor muyum?" diye mırıldandı.
Başta anlattıklarını anlamıştım ama sonda ki dediği şeyi anlamadım. Miray ne demişti?
"Ne dedi en son Bengi? Ayrıca Miray ne alaka?"
"Bana 'Ben Miray'ın parkta söylediklerinde haklı olduğunu düşünüyorum' dedi. Miray parkta-"
Bir anda ayağı kalktım. "Sizin yakıştığınızı söyledi!"
Hâlâ durgundu. Ben sevinçten dört köşe olmuştum. "Hasiktir Bengi! Açık açık 'yakışıyoruz' demiş sana adam! Daha ne diyecek ne diye üzgünsün?"
Bakışları yerdeydi. "Ya Miray o gün başka bir şey dedi mi diye düşünüyorum ama demedi galiba." "Ayakta uyutmuyordur umarım."
Destek çıkacaktım ama erkek milletiydi, güvenilmezdi.
Konuştu, Prof. Dr. Beliz Alaca
Evet canım o ünvanlara sahip olcağım! Fakat o ayrı konu.
"Zannetmiyorum Bengi ama netini veremem."
Başını salladı. Morali düşmüştü.
"Ama salak mısın hemen düşürme modunu. Nasıl bakıyordu mesela sana?"
"Düz bakıyor gibiydi. Bir de yüzümün her zerresini inceliyordu."
Tekrardan yatağa, Bengi'nin karşısına geri oturdum.
"Aşık olmuş işte."
"Hadi ya, nasıl hemen teşhisi koydun?"
Ellerimi göğsümde bağladım.
"Hissiyat canım."
Modu yavaş yavaş yükseliyordu.
"Bilmiyorum Beliz ya."
"Boşver canısı zaman gösterir zaten."
Yüzünde hafif sırıtışla başını salladı. Elleriyle yüzünü kapadığında ne yapmaya çalıştığına bakıyordum.
"Of Beliz fena utanmıştım ama ya!"
Gülümsedim. "Ben olsam ben de utanırdım heralde."
Ellerini aniden çekti yüzünden. "Siz konuştunuz mu?"
Kimden bahsettiğini tahmin edebiliyordum. Aklıma gelmesiyle yüzüm ve omzum düştü.
Sesinde bariz bir merak vardı. "Noldu Beliz?"
Ne mi oldu? Bir şey olmadı. Alt tarafı aptalca davranıp gereksiz yere bağırdım ona. Bu kadardı.
"Kırdım galiba." diye mırıldandım.
Odağım tırnaklarımı derime geçirdiğim elimdeydi. Strestliyken yapardım bunu.
"Nasıl kırdın?"
Nasıl mı kırdım? Şuan kendimi yastığımla boğmak istiyordum.
"Denmeyecek şeyler dedim." diye mırıldandım.
Bengi bunalmış olmalı ki aniden bütün vücudunu bana çevirip tırnaklarımı geçirdiğim ellerimi ellerinin arasına aldı.
"Canım benim düzgün anlatır mısın?"
Derin bir nefes verdim. Bana kızma ihtimali yüksekti. Ben zaten kızmıştım kendime. Bir de dışarıdan yaptıklarım bana vurulursa iyi olurdu.
Hak edene hak ettiği verilir.
"Hani ben sana demiştim ya "o biriyle sarılıyordu, bende tam gidecekken birine çarptım" diye."
Odağımı Bengi'ye çevirdim. Gerçek duygularını orada görebilirdim. Keşke söylediklerimi dillendirirken Barlas'ın yüzüne baksaydım. Belki kırgınlığını net bir şekilde anlayabilirdim. Çarpan kalbim ve burnuma gelen kokusuyla yapamamıştım.
"Eee?"
"İşte o bize bakkalda yan gözle bakan sapıktı."
Bombanın pimini çekmiştim. Kaşları kalktı.
"Beliz sen ne dediğinin farkında mısın?"
Umutsuz bir şekilde başımı salladım.
"Barlas'ın onun ile bir bağlantısı mı var?"
"Galiba var ama net bilmiyorum Bengi. Açık olayım şuan söyleyemem. Netleşince sana söylerim."
Başını sallayan bu sefer oydu.
"Peki kırılma bunun neresinde?"
Dudaklarımı yaladım.
"O akşam senin verdiğin çöpü attığım an dibimde bitti."
Gözleri şaşkınlıktan açıldı.
"Şaka yapıyorsun?"
Başımı iki yana salladım.
"Benden özür diledi. Ben ise ona bağırdım."
Elinde olan elimle oynamaya başladı.
"İncitti seni Beliz'im. Özrünü dilemiş ama neden bağırdın ki?"
Başımı öne doğru eğdim.
"Bilmiyorum Bengi."
Gözlerim doluyordu. Günlerdir aşamadığım kırgınlık peşimi bırakmıyordu. Kırgındım ama kendime. Onu kıran kendime.
"Ay canım, sonra noldu ki?"
"O sapık Barlas'a soyadıyla seslenmişti." Burnumu çektim. "Bende onu gibi yaptım. Barlas'ta 'Niye onun dediğine uyup ismimle seslenmiyorsun?' diye sordu."
"Sen ne dedin?"
" 'Kimseye uymuyorum. Senle o aynı kefedesiniz benim için' dedim."
Elimle oynayan eli durdu. Gözümden akmaya meyilli olan bir yaş aktı.
"Beliz..."
"Of biliyorum!"
"Kızım çok zoruna gitmiştir ya!"
Arkamdan bir yastık alıp kucağıma koydum, yüzümü yastığa gömdüm. Yok ol Beliz!
"Ne yapacaksın şimdi?"
Yastıktan kafamı kaldırmayarak "Bilmiyorum." diye mırıldandım.
O saatler aklım onda, düşünceler kafamdaydı. Beni umursamamasını, kıyı köşeye atmasını umdum da umdum. Çiçek ölüyordu, sahibi yaşarsa çiçeğe her an umuttu.
---
Bengiler gitmiş, ben mutfakta annemin bana verdiği özel görevi yapıyordum. Evet gece 1'de!
Bana evleneceksem yapmam gereken öğrenmem gereken ilk şeyin çorba yapmak olduğunu söylemiş ve uyumaya gitmişti. Nedensizce bu işin altından bir iş çıkacakmış gibi hissetsemde çorbayı yapıyordum... Evlenecektim sonuçta, kim olduğu ise meçhuldu.
Çorbayı yarın birine götüreceğimi söylemişti. Kim olduğunu sormayarak direkt görevi kabul ettim. Geceleri daha da karışıktı kafam, yorgunluktan belki yatağa geçtiğim an direkt uyur, düşünmezdim.
Yaptığım çorba ise tavuk suyu çorbasıydı. Annem hastalandığımızda sürekli bundan yapardı. Bu yüzden 3-5 defa yapmışlığım vardı. Bir şeyler biliyoruz bizde canım!
Belki de komşulardan ya da akrabalardan biri hastaydı. Annem bunun için yapmamı istiyor da olabilirdi. Hatta gün için çorba yapma ihtimali bile zihnimden geçiyordu. Gerçi bu biraz abartıyo kaçıyordu. Hastalanma daha yüksekti. Hem kışa girmemize az kalmıştı.
Hazırladığım çorbanın kapağını kapatıp ocağı söndürdüm. Kafam yanıyordu resmen çorbanın başında kalmaktan.
Mutfaktan çıkıp dişlerimi fırçaladım. Daha sonrasında ise yatağa geçtim. İçimde ki huzursuzluğun boş bir şey olduğunu dileyerek uykuya daldım...
Bakalım yarın beni ne bekleyecekti?

------------

Evet dostlarr... Biraz durağan bir bölüm oldu ama bir sonraki bölüm bence çok güzel olacak. Sizce Beliz'i ne bekliyor?