Nazlı Bebek kitap kapağı

10. bölüm / 15

Açan Çiçek

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 15Şu an: Açan Çiçek

~Merhaba sevgili okurlarım, bugün yeni bölümle sizlerleyim. Daha büyük yerlere gelmem için beğenmeyi, satır arası ve genel yorum yapmayı unutmayın. Okullar başladığı için haftada 1 bölüm gelecek ve destekleriniz benim için önemli.
9. bölümde bir detay olduğunu söylemiştim. Detay minik ama güzel. Kimse bulamadığı için söyleyeyim, Beliz'in tokası Barlas'ta.
İyi okumalar...

🎧
Kaybolurum Gülüşünde
İkilem
--

Kafamın içinde dönen çarklar, yaşadığım anlar, saçmaladığım dakikalar... Hepsi hem çok garip hem de o kadar yakın hissettiriyordu. Sadece çorba bırakacaktım ben, adamın kollarında ne işim vardı!?
"Neye borçluyuz bunu Pijamalı?" diye mırıldandı saçlarımın arasından.
Gerçekten neye borçluyduk, borçluydum? Tamamen hissiyattı, yanında garip hissediyordum. Ne yapacağımı bilemiyordum. İttirmiyordum, ittirmiyordu. Tek suçlu ben miyim o zaman?
Göğsünün üstünden çektim yüzümü, o da kafasını olduğu yerden kaldırıp yüz yüze gelmemizi sağladı. Alttan alttan bakıyordum ona.
"Kes sesini."
Adama hakaret ediyordum, işlemiyordu. Dudağının ucu kıvrıldı. Kollarını yavaşça bedenimden ayırdığında bende ondan uzaklaştım. Saçım açıktı, üstümde ceketi vardı, bir de üstüne nefesi saçıma sıcak geliyordu! Terlemiştim.
Kesinlikle yanağında bundan dolayı kızarık.
İç sese geçirme ihtimalimiz var mıdır?
Yok canım.
Uzaklaştığımda daha rahat nefes aldığımı hissediyordum. Burada kalacak bir sebebim kalmamıştı. "O zaman gidiyorum ben." dedim göğsüne bakarak. Emindim yanaklarım, yüzüm feci kızarıktı. Böyle görmesini istemiyordum.
"Geleyim ben seninle." dedi.
Yüzüne bakarak konuştum. "Gerek yok zaten hastasın."
Yüzüne baktığımda kollarını birleştirip duvara yaslandığını gördüm. Dizi izliyor gibi beni izliyordu. "Rahatsız olmazsan geleceğim Beliz." demesini ise beklemiyordum.
Göz kırpıştırarak yüzüne baktım. Kesinlikle tek amacı beni utandırmaktı, rahatsız olduğum birine sarılır mıydım? Fakat gerçekten ciddi duruyordu ve çenesi kasılmıştı.
"Neden ki?" diye sormakla yetindim. Rahatsız olmadığımı söylemek utandıracaktı.
"Eğer benden rahatsız oluyorsan, söyleyeceğim şeyden daha fazla rahatsızlık duyarsın Beliz."
O yerinde duruyordu, ben ise kesinlikle kaşınıyordum. Kaşlarım sebepsizce havadayken aramızda 1 adımlık mesafe bırakarak yaklaştım karşımdaki adama.
"Olmuyorum. Neden gelmek istiyorsun?"
Yüzümü yine aynı duyguyla inceledi. Kesinlikle bir şeyleri abartan birisi değilimdir. Fakat sürekli böyle bakması karnımda değişik karıncalamalara sebebiyet oluyordu. O bunu belki de herkese yapıyordu ama değişik şeyler hisseden bendim ve bu hislerin bana, vücuduma yabancı olduğu aşikardı.
Burnundan derin bir nefes verdi. "Dersem rahatsız olacaksın diyorum Beliz."
Çenem yukarıda onu dinliyordum. Böyle demesi beni meraklandırmaktan başka bir işe yaramıyordu. Gelecekti sonuçta yanımda.
Fazla mı güveniyorsun?
Annemin güvendiği kadar!
Omuz silktim. "Güvenmiyorsan bahane uydurma."
Çüş, blöf yapıyoruz. Fenayız vallahi.
Tabi bizde annemizin karnından öylece çıkmadık.
Kaşları havalandı, yaslandığı duvardan ayrıldı. Eli yine el bileğimi buldu ve kendisine çekti. Temas bağımlısı. Yüzünü yüzüme hizaladı. Gözlerim artık daha az açılıyordu, çünkü daha az şaşırıyordum. Yanağıma da bu özellik terfi edilseydi çok iyi olurdu.
Sandığım aksine fazla ciddi duruyordu.
"Güvenmiyorsun derken?" dedi. Sesi de duruşu ve yüzü gibi ciddiydi, anlam veremedim buna fakat boşta durmadım.
Gözlerim gözlerindeyken "Ne anladıysan o." dedim.
Zaten yakındık, eli bileğimdeydi. Daha da çekti kendisine. Yüzü de yüzüme yakınken nefes alamadım. Fazla ciddiydi, gerçekten anlam veremiyordum.
Gözünü gözümden ayırmıyordu. Tek duam ağzımda çarpan kalbimin sesini duymamasıydı. "Sana güvenmesem İpek seni eve bile almazdı Beliz." Nefesi yüzüme vuruyordu. Gözleri dudaklarıma gidip gözlerime geldi. "Nefes alsana Beliz."
Gözlerim gözleri arasında gidip giderken yavaş yavaş nefes aldım. Şaka olan bendim, nefes alamadığımın farkında bile değildim. Etkisi fazlaydı, yapmasındı şöyle şeyler!
Nefes aldığımı görünce bileğimi bırakıp dikleşti. Ben anın etkisinden çıkamamıştım.
"Fazla saçma ve fevri şeyler söylüyorsun." dedi.
Asıl fevri hareketler yapan oydu! Donup kalıyordum, sanki onun himayesi altına girmiş gibi hissediyordum böyle anlarda. Birde bana mı bunu diyordu?
Göğsünde olan bakışlarımı ona çektim. Yakınımdaydı ama yüzü yüzüme yakın olmadığı için daha rahattım.
"Ne yapacağımı bilemiyorum Beliz, o yüzden böyle şeyler deme."
Ne hissedeceğimi bilmiyordum, bu adam izin vermiyordu. Daha fazla bu ikilem de kalmak istemiyordum.
"Tamam çıkalım o zaman."
Gözlerimi kaçırıp evden çıkmak için kapıya doğru yöneldim. Arkamdan geliyordu. Kaşlarımı çatarak ona doğru baktım, yemin ederim iflah olmazdı. Üstünde kısa kollu tişörtle dışarıya çıkacaktı. Miran'ı bile bu kadar 'şunu yap, bunu yap' diye yönlendirme ihtiyacı duymamıştım.
Masum masum yüzüme bakıyordu.
"Git mont falan al öyle çıkalım."
"Gerek yok."
Kaşlarım daha da çatıldı. Elsa falan mısın adam sen?
"Var, git giy."
"Uzun kollulardan hoşlanmıyorum."
Kaşlarımı daha da çatarak emin adımlarla ona yaklaştım. "Giymiyor musun?"
Ben ciddiydim fakat kendisi değildi. Şaka olmalıydı, zaten hastaydı. Kendi sağlığını da mı düşünmüyordu?
"Giymiyorum."
Derin bir nefes vererek gözlerimi kapattım. Küçük çocuklardan farkı yok, fazlası vardı.
Ellerim bana giydirdiği ceketin fermuarına gitti. O giymezse ben de giymezdim!
Gözümü açmış ceketin fermuarlarını indiriyorken bir anda fermuardan elimi çekti. Yarısını kadar çekmiştim zaten, tekrardan boğazıma kadar çekti fermuarı.
"İnadın inat Pijamalı."
Yüzüne baktım. "Evet."
Dudağının ucu kıvrıldı.
Hoşuna mı gittik?
Sanmıyorum.
Yanımdan ayrılıp odasına geçti. İpek büyük ihtimalle odasındaydı, sesi çıkmıyordu. Orada öylece bekledim. Bir süre sonra üstüne mont giyinik bir şekilde gelmişti.
"Aferin." deyip göz devirdim. Salaktı, böyle giderse zor yaşardı.
Dış kapıyı açıp dışarı çıktım. Ona dedikodu anlatmak için eğildiğimi umarım hatırlamıyordur, unutmuştur. Unutmadıysa kendimi boğacaktım artık, rezilliklerim bitmek bilmiyordu.
Terliklerimi giyip beyefendiye döndüm. Ayakkabısını giymek için yere eğilmişti. Köylüsün diye bağıran yanıma haklı olduğunu belirtmek isterdim. Tam olarak köyde gibiydim bu terliklerle ama bananeydi! O an hiçbir şey düşünemiyordum.
Ayakkabılarını giydikten sonra ayağı kalktı ve yüzüme baktı. Yüzünde imalı bir sırıtış vardı. Sıçtık.
'Ne var?' dercesine yüzüne bakıyordum. Böyle baktığımı görünce daha da sırıttı. Gamze... Yeter sıçacağım gamzesine!
Aval aval yüzüne bakıyordum. Sırıtmamalıydı, en azından bunu bana bakarak yapmamalıydı. Karnımda ki garip şeye anlam veremiyordum. Aptal kalbim zaten hızlı atıyordu, bir de midemdeki şeyle uğraşamayacaktım. En iyisi doktora gitmekti.
Aynen, ruh sağlığı doktoruna.
"Hatırlamadın mı pijamalı?" dedi.
Boka basmadan basmıştım, neyden bahsettiğini biliyordum. Dalga geçiyordu yine. En son dövecektim.
"Hatırladım, sus şimdi." diye homurdandım. Asansöre doğru yöneldim. Arkamdan gelmesini umuyordum. Malum birkaç saçma korkum vardı. Tuşa bastığımda odağım kesinlikle kapıdaydı. Ne yaptığıyla ilgilenmiyordum.
Asansör açıldığında aynadan yansımamı gördüm, gerçi yansımamızı desem daha iyi olurdu. Odağı fazla artırmıştım, dersler yüzünden odak tavandı. Adam resmen arkamda saçıma bakıyordu, yine! Bunları yapan kişi Barlas olmasaydı kesin saçıma zaafı var derdim. Derdi neydi?
Gözlerini saçlarımdan çekip aynada yansımamıza baktı. Yanında minyon bir şeydim. Adam 1.90 vardı, sinirimi bozmuyor değildi. 1,65 ben yanında kısa kalıyordum.
Yüzündeki sırıtış, gözlerinin beni bulmasıyla tebessüme döndü. Kalbim üstüne alındı galiba, son sürat atarken bende ona bakıyordum. Üstümde ceketi ile komik duruyordum, yine gülmüyordu. Bazı erkeklerin aksine asla dış görünüşümü şakaya vurmamıştı. Bunun farkındalığıyla baktım yüzüne, utanmadan.
Bu sefer bakışlarını ilk çeken o oldu. Odağını omuzlarıma verip büyük ellerini omuzlarımı yerleştirip beni asansöre doğru ittirdi. Arkamdan geliyor, ben de ona ayak uyduruyordum.
"Gün geçtikçe asabileşiyorsun, çok ayıp büyüklere saygı lütfen." diye homurdandı. Asansörün içinde elleri omzumda, aynadan direkt yüzüme bakarak diyordu bunları. Arkamı döndüğümde o da ellerini omuzlarımdan çekerek sıfırıncı kata bastı. Kapılar kapandığında o bir köşede ben bir köşedeydim.
Alayla konuştum. "Peki abicim, olmaz bir daha."
Doğrudan yüzüme baktı. "Yok artık abi de değiliz."
"Amca mı diyeyim?"
"Yok dede de."
Şakasıyla beraber güldüm. Minikti fakat asansörde yankılanıyordu, dudaklarıma ellerimi götürerek ani bir refleksle gülüşümü durdurdum.
Gözleri gülüşümdeydi, ellerimle dudağımı kapattığımda kaşları saniyelik bir şekilde hafifçe kalktı ve indi.
"20 yaşındayım."
20 mi? Beklemiyordum. Aslında bekliyordum, bir dakika niye yorum yapıyordum ki?!
Yalandan omuz silktim. "Bende 18. Ayrıca kesinlikle amca demeliyim, 20 yaşımda amcam da var."
Dediklerim doğruydu. 20 yaşında bir amcam vardı. Adı Enes'ti ve şuan üniversite okuyordu. Açıkçası en sevdiğim ve en samimi amcamdır kendisi. Gıcık ama seviyordum, amca değilde arkadaş gibi biri benim için.
Kaşları bu sefer gerçekten çatıldı. Sinirini bozmuş olmalıydım.
"Amca he?"
"Hmhm."
Dudağının ucu kıvrıldı. Fazla komiktim tamam ama bu kadar sırıtmamalıydı. Bir şey çıkacaktı bu gülüşün altından, hissediyordum.
"Amca denmesi için fazla yakışıklı değil miyim?"
Dedikleriyle boş boş gözlerimi kırpıştırdım. Ne zaman ne deiyeceği gerçekten belli olmuyordu. Kalbim mesela bu dediğinden sonra ne diye hızlanmıştı? Kalp benim, beyin benimdi. Kontrol edemiyordum. Kramp giriyordu.
Cevap vermemi bekler gibi bir hali yoktu, sanki tepkimi ölçmek ister gibi bakıyordu. Şükrediyorum ki kapı açılmış, giriş kata gelmiştik. Anlamsız bakışlarımı üstünden çekerek asansörden çıktım, bunalmıştım.
Arkamdan geliyordu, umursamadan kapıya doğru yönelip kapıyı açtım. Gelmesini beklemeden kapatıp dışarı çıktım.
"Bir dur be kızım. Şaka yaptım, sende amca diye seslenme yani." dedi isyan edercesine.
Arkamı dönüp ona baktım. Çatık kaşlarla odağını kapıdan çekip bana verdi. Ona baktığımı görünce kaşlarını düzeltip göz kırpıştırmaya başladı.
Ellerini iki yana kaldırıp "Gerçekten şakaydı." dedi. Yüzünü buruşturarak "İğrençti tamam." demesine kahkaha patlattım.
Komik adamdı vesselam. Yanında garip bir şekilde sıkılmıyordum. Ani hareketleri sadece beni şaşırtıyordu, ama sanki kendi yaptığı hareketler ona da garip geliyordu. Saçmaydı ama yaptıklarına, bazı yakınlaşmalarına refleks derdim mesela. Fazlasıyla garip bir silsile içerisindeydim, içerisindeydik.
Gülüşümü bitirene kadar çıtı çıkmadı, izledi öylece. Bittiğinde ise yanıma doğru yaklaştı. Yine bütün yüzümde gezdi hareleri. "Parktan gidelim mi?" diye sordu.
Park daha mantıklıydı, iki mahalleyi bağladığı için kestirme bir yoldu. Başımı salladığımda yürümemi bekledi. Yürüdüğümde ise arkamdan geldiğini biliyordum. Lanet gibi bir durumdu ama artık tanımaya başlamıştım, bir türlü arkasında bırakmıyordu beni. Onun için sürekli önünde olmalıydım. Hoştu, arkamda olması saçma bir güven sağlıyordu ve o güven içimde ki o sarsılmaz duvarı yıkıyordu.
Parkın merdivenlerini indikten sonra gözlerim artık refleks olmuşcasına Karamel'i aradı. Parkın içindeydik, genelde buralarda olurdu. Görmüyordum son zamanlarda, belki de mahalleli veterinere götürmüştü. Barlas'a sormak için arkama döndüm. Odağını bana verip baktığında bende gözlerimi ona diktim.
"Veterinerde Beliz." dedi.
Kalbim yine çarpmaya başladı sözleriyle. Karamel'i aradığımı nereden biliyordu mesela? Abartmak istemiyordum ama müsade yoktu ki. Kalbim çarpıyor, midem de garip hisler oluşuyordu. Oysa o kadar düz bir sesle söylemişti ki, gelişigüzel bir şekilde demişti. Her şeyden anlam çıkaran biri değildim. Öyleymişim meğer!
Başımı sallayarak içimdeki duyguları belli etmemeye çalıştım. Arkamı dönüp tekrar yürümeye başladım. Kalbimin kendisine gelmesi lazımdı. Göğüs kafesimi dövüyordu resmen. Arkamdaki şahıs gözümün önünde olmadığı sürece sorun yoktu.
Yürürken sessizdik. Konuşmadıkça konuşmuyordu. Hava esiyordu, saçım ise arkamdaki şahıs açtığı için rüzgarda uçuyordu. Çok severdim böyle havaları, hatta onun aksine uzun kollu giyinmeyi çok severdim.
Ben ise kaşınıyordum, hâlâ cevap vermemişti sorularıma, aniden arkamı döndüm. Zaten yakınımda yürüyordu. Durduğum için vücuduna yüzümü çarptım. Ellerini ceplerinden çıkardı, belime gidecekti elleri ama son anda durdurdu kendisini. 1 adım uzaklaştı, hiçbir şey olmamış gibi yüzüne baktım.
"Noldu Beliz?" diye sordu.
Yüzüme bir şey olmuş mu diye bir yandan da inceliyordu. Umursamadan direkt sorumu sordum.
"Niye rahatsız olurdum?"
Gözleri yüzümü inceledikten sonra gözlerimi buldu. Derin bir nefes vererek baktı. Bakışı 'iflah olmazsın' der cinsindendi, umrum dışıydı. Merak ediyordum.
"Harbi inatsın."
Omuz silktim. "Evet, inatım."
Yine yüzümde gezindi gözleri. Onu zorluyordum, farkındaydım fakat merak ediyordum işte. Belki beni rahatsız edecek şey onu da rahatsız ediyordu.
"Boşver Beliz."
İnat yapıyordu ama!
"Vermeyeceğimi biliyorsun."
Haklı olduğumu biliyordu. Kafasını gökyüzüne doğru kaldırdı, sabır diliyor olma ihtimali oldukça yüksekti. Sessiz bir şekilde mırıldandı ama ne dediğini duymamıştım.
Tekrardan yüzüme baktı. Umutsuz bakışlarının yanında bir şeyler daha gördüm ama anlamlandıramadım.
"Kaan ile alakalı."
Şaşırmıştım, o ne alakaydı?
"Ne alaka ki o?"
Gözlerimin arasında gidip geldi gözleri. Bütün mahalleli bizi izliyor olsa şuan umursamazdım. Normal bakmıyordu, sanki duymamı istemiyordu.
"Seni tanıyor."
"Ee?"
"Düşmanım."
"Ee."
"Sen fazla yanımdasın."
Dedikleri ile eş zamanda kaşlarım havalandı.
"Ben miyim yanında olan?"
Derin bir nefes vererek dudağını yaladı. Kesinlikle sınıyordum, farkındaydım ama ben onun yanında değildim! Olaylar o şekilde gerçekleşiyordu.
"Öyle değil be Beliz. Neden beni sürekli yanlış anlıyorsun?" dedi.
Gözlerinde çok bariz hayal kırıklığı vardı. Neden vardı ki? Gardım inmişti işte. Sürekli aynı konuya dönmek istemiyordum. Zaten yanlış anlıyorlardı, bir de ben birilerini yanlış anlamak asla istemezdim. Bakışlarımın değiştiğini görünce derin bir nefes aldı.
"Ne yapacağım seninle ben?" diye mırıldandı.
Göz kırpıştırdım. Beni durumdan duruma sokuyordu. Saçma bir şekilde utanmıştım.
"Konuyu değiştirme." diye homurdandım.
Çenesi tekrardan kasıldı, kesinlikle sandığımın daha fazlasınca ciddi bir konuydu bu. Bu kadar sinirlenmesi normal değildi.
"Kaan..." deyip durdum, nasıl soracağımı bilmiyordum. "Senin yanında olsam ne yapar ki?" diye mırıldandım.
"Rahatsız edebilir Beliz."
Duyduklarımla içim ürperdi. Yapabilir miydi ki? Yanında olmak ihtiyacım ya da isteğim değildi. Merak ediyordum. Kaan hayra alamet değildi bunu biliyordum, gördüğüm yerde zaten ona gereken cevabı verirdim. O gece boşluğuma gelmişti.
"Ben kendimi korurum. Seni sinir eden bu muydu?"
"Tabi ki bu Beliz! Aptal zaten karşıma çıkmıyor, çıkacağı zamanı iyi biliyor. Sevdiklerimin yanında ona saldıramam, o da farkında."
Kaan baya sinirlendiriyordu onu. Aralarından ne geçtiğini, gerçekten kardeş mi olduklarını sormak istesem de haddime değildi.
Yanına azıcık yaklaştım.
"Saçmalama, saldırma zaten."
Kaşları havalandı.
"Nasıl saldırmayayım Beliz?! Seni rahatsız etsin durayım mı öyle?"
Kalbimin atışının hızlanmasıyla olayı idrak etmem bir oldu. Beni düşünüyordu, midem yine kasılmaya başlamıştı. Nefret ettim bu kasılmadan. Dilimle dudağımı ıslatarak ılımlı konuşmaya çalıştım.
"Barlas, belki beni hiç görmeyecek bile. Niye bunu dert ediyorsun. Kusura bakma ama şu mahallede Kaan gibi 5 kişi vardır. O yüzden dert etme."
Söylediklerim sınırımın üstündeydi. Sesimin ılımlılığına ben bile şaşırmıştım.
Gözleri gözlerimden emin olmak ister gibi bakıyordu. Tekrar gözünü gökyüzüne çevirdi. Adem elması bu hareketiyle belirginleşmişti. Odağım tamamen ondaydı.
Yüzüme baktığında artık daha sakin duruyordu. Belki kırmak istemiyordu bilmiyordum ama bu hareketi çok hoşuma gitmişti. Gökyüzüne baktığında bir şeyler mırıldanıyordu, Kaan'a sövme ihtimali yüksekti.
"Bir şey olduğu zaman direkt beni ara Beliz."
Sesi normale dönmüştü. Yüzümde minik bir tebessümle yanına yaklaştım.
"Annem var onu ararım."
"Tamam annen açmadığında ara."
"Babam var."
"Tamam o açmazsa ararsın."
"Miran var onu ararım."
Bıkmış bir bakış attı. Şuan yamacında ne işim vardı bilmiyordum. Ama eğlendiğim kesindi.
"Tamam Beliz aramazsın."
Kınar şekilde yüzüne baktım.
"Miran açmadığında ne yapacağım? Aramayayım mı gerçekten?" diye masum bir sesle sorumu yönelttim.
Gözleri dudaklarımı bulup tekrardan gözlerime çıktı. Sesimin masumluğuna şaşırmıştı kesinlikle. Daha neler var bende aslanım, bizde birileriyiz yani!
Adem elması kavislendi, yüzünü yüzüme yaklaştırdı.
"İnsanı deli edersin."
Yaklaşmasıyla irkilmedim bile. Bu sefer sırıtan bendim.
"İltifat olarak algıladım."
Yüzündeki ciddiyet sırıtışımı görmesiyle yok oldu. Yüzüne minik bir tebessüm ekleyerek tekrardan yerinde dikleşti.
"Hadi git evine, hava soğuk."
Yüzümde gereksiz tebessümle kafamı onaylarcasına salladım.
"Görüşürüz." diye mırıldandım.
"Bence de görüşelim."
Dışardan tepki vermiyordum söylediklerine ama göğüs kafesimdeki şey veriyordu. Arkamı döndüğümde yavaş adımlarla yüzümde sırıtışla eve doğru ilerledim.
Gerçekmiydi bilmiyordum ama bakışlarını deli gibi arkamda hissediyordum. Bir arabanın aynasına göz ucuyla baktığımda orada, bıraktığım yerde ellerini montun cebine koymuş bir şekilde bana baktığını gördüm. Hızlanan kalbim bu sefer de koşturuyordu.
----
Saatler geçmiş, akşam olmuştu. Kendimi oldukça mutlu hissediyordum. Hatta o kadar mutlu hissediyorum ki Miran'ın makarna ricasını kırmamış, şuanda onu gerçekleştiriyordum. İçimden gelmişti.
Mutluluğumuzun sebebi nedir canım?
Dopamin patlaması yaşıyorum sus.
Yalnız ben senim.
İç sesime göz devirerek yaptığım makarnaları masaya koydum. Hamarat ve zekiyim, kesinlikle beni alan yaşayacaktı.
"Miran! Gel ye makarnayı!"
Annem ve babam mükemmel bir akşam yemeğine gitmiş, bize evde kalmamızı tembih etmişlerdi. Alınmıştım, Miran tek kalsaydı evde. Benim onlara bir zararım olmazdı.
Miran ellerini birbirine sürterek mutfağa doğru girdi. Acıkmış garibim. O masaya oturduğunda bende bardaklara kolaları doldurmak için buzdolabından kolayı aldım.
"Zehirlenmeyiz değil mi?"
Önünde ki bardağı alarak iğneleyici bir bakış attım.
"Kolayı çalkalayıp yüzünde patlatmamı istemiyorsan sus."
Minik bir kıkırtı çıkararak sustu. Ben ise kolaları doldurup yerime geçtim.
"Abla."
Makarnamı ağzıma atarken Miran'a doğru baktım. Ona baktığımı görünce konuştu.
"Hani geçen Barlas abiyi sormuştun ya..."
Başımı sallayarak onu onayladım.
"Bugün parktaydı ve mutluydu. İyi yani."
Miran'ın yanında kendimi sırıtmamak için zor tuttum. Değişik hissediyordum. Adı geçtiğinde bir hoş olmam hiç hoş değildi mesela. Kalbimin çarpması ise hiç.
Makarnamı yutup başımı umursamazca salladım. Miran susmuyordu.
"Abla."
Bıkkınlık dolu bir bakış atarak baktım yüzüne.
"Efendim gözümün çiçeği." dedim imalı bir sesle. Çok konuşmamasının habercisiydi bu imam.
Gözleri gözlerimin üstünde gezindi. Ben ise makarnamı çatala almış ağzıma atıyordum.
"Aranızda bir şey mi var?"
Dediği ile gözlerim açıldı, ağzımaki makarna boğazımda kaldı. Elim göğüs kafesime gelirken nefes almaya çalışıyordum. Miran ayağı kalkarak ağzıma kola dolu bardağı yaklaştırıp içmemi sağladı. Yuh yani böyle sorulur muydu!?
Yok aramızda bir şey, ne diye aksiyon kattın ki?
Gerçekten! Kesinlikle Barlas ile çok takılıyordu bu çocuk. Ani sorularının ve cevaplarının başka izahi olamazdı.
Kolayı içtikten sonra daha iyiydim. Gözümden gelen yaşı elimin tersiyle silerek ayaktaki Miran'a baktım.
"Salak, boş boş konuşma! Geç yemeğini ye."
Tek salak o değil sanki.
Duyuldu atıyorum sana iç ses. Sus lütfen.
Miran gülmemek için zor duruyordu. Sandalyesine geçtiğinde karşımdaydı. Dudağını ısırıyordu gülmemek için. Muhtemelen kızarmış yüzümle ona ters bakışlar gönderdim.
"Ne bakıyorsun?"
Umursamadı.
"Bu duygu değişimleri pek iyiye işaret değil ablacım."
Kaşlarım havalandı. Neyin imasını yaptığını anlamamıştım.
"Ne ima ediyorsun Miran?"
Omuz silkerek yemeğini yemeye devam etti. Ben de yemeğime dönerek sessizliğine eşlik ettim.
Bulaşıkları yıkadığımda da, oturup televizyon izlediğimde de, ders çalışmaya çalıştığımda da yüzümde belirsiz bir mutluluk vardı. Anlam veriyordum buna, fakat vereceğim anlamın bana katacağı şeylerden, etkileyeceği durumlardan korkuyordum.
Çiçeğe defalarca sahibi su verdi. Çiçek açtı, sahibine bağlandı. Çiçek bundan haberdar bile olmadı.

Devam edecek...

🤍🤍

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

836okunma 39beğeni 7yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…