Nazlı Bebek kitap kapağı

15. bölüm / 15

Derdin Sebebi

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 15Şu an: Derdin Sebebi

🎧
Yaşlı Amca --- Yakamoz Güzeli
Beğenmeyi, genel ve satır arası yorum yapmayı unutmayın. İyi okumalar!

Delirmiş olmalıydım, ya da beni delirtmiş olmalıydı. İkinci seçenek kesinlikle daha makuldu çünkü bunları bana hissettiren ondan başkası değildi.
Sesi çıkmıyordu ve ben yüzüne bakamıyordum. Dediklerine cevap verememiştim. Belimdeki eli yavaşça çözülmüş karnımda kalmıştı, nefesi ise düzenliydi. Küçük bir çocuktan farkı yok gibiydi ama bir yandan da kırmayacağım son insan mertebesine yükselmişti.
Elim sırtındayken kafamı eğip saçının üstüne doğru yatırdım. Uyuyordu büyük ihtimalle, uyandırmak istemediğim için kaldım o şekilde. Hava soğuktu ama sebepsizce üşümüyordum, diğer eli bankın soğukluğunu çekmek adına sırtımdaydı ve aşırı çekici geliyordu bu hareketi. Nefesi ise boynuma sıcak vuruyordu, belki üşümememin nedeni buydu.
Bu saatten sonra bütün her şey değişmiş gibiydi. Birinin bu hareketi karşısında onu sağ bırakmazdım fakat çok garip bakıyordu. Sanki onun için gerçekten değerliymişim gibi hissediyordum yanında. Sadece hissettirmiyordu, bakışı, bileğimden çekişinde bile bir anlam vardı. Ya da ben saçmalıyordum.
Gözlerim bir yere takılı kalmışken olanları düşündüm. Babası gelmiş, resmen düşmanıymışcasına küfretmeden küfürden beter bir etki bırakmıştı. Omzumdaki uyuyan kişi ise sanki duydukları şeyler yeni değilmiş gibi tepki vermişti, ya da tepkisini gösteremiyordu, bilmiyordum. Tek bildiğim ketum olmasıydı, kendisini ve ailesiyle olan durumunu gözlerine baktığım bir an deseydi belki gözlerinden anlardım. Ama sanki sırf bir şeyleri anlamayayım diye kedi gibi sokulmuştu.
Kendisinin yanımda daha iyi hissettiğini söylemesi heyecandan konuşamama sebep olmuştu. Heyecanlanıyordum yanında, ve daha kötüsü ne rahatsız oluyordum ne de kötü hissediyordum. Aksine bu duyduklarımdan sonra sadece benim omzumda yatsın isterdim, onu gerçekten korumak isterdim.
Ben bunları düşünürken yanımıza gelen Boran'ı gördüm. Elinde getirdiğim diğer ceket vardı. Diğeri ise Barlas'ın üzerindeydi.
Yanımıza geldiğinde hiçbir şey demeden üstüme ceketi attı.
"Üşümiyor musun?" dedi abi edasıyla.
Kafamı kaldırıp yerimde Barlas rahatsız olmayacak şekilde dikleştim. "Ona at, o üşür." diye mırıldandım ama dik dik bakmaktan başka bir şey yapmadı.
"Sana bir şey olursa kendisini keser." diye mırıldandı yerinde dikleşirken. Gözlerim açılmışken Boran umursamadan üstümü mesafeli bir şekilde örttü.
Utanıyordum ama içimi vehşet bir şekilde sahiplenme duygusu sarmıştı.
"O adam gitti mi? Ayrıca İpek nasıl?" diye sordum.
"Gitmedi. İpek ise bugün burada kalacakmış. Miran'ı eve bıraktım, çekindiği için pek ısrar etmedi ama onunda gidesi yoktu. Bengi ısrar etsem de gitmedi. Seni götüreyim mi?"
"Gerek yok sağol. Kalacağım burada, annem ile konuşmuştum zaten sizinle konuşmadan önce. Haberi var yani." dedim onu reddederek.
"Hem nasıl giderim ki?" diye mırıldandım.
Ellerini birbirine dolayarak burukça gülümsedi. "Sen olmasan kafayı falan yemişti." dedi çok sesli olmayacak şekilde. Bir yandan da Barlas'ı gösteriyordu.
Utandığım için yüzüne bakamadım. "Bengi nerede?" diye mırıldandım bende.
Lafı geçtiği an dudağının ucunun kıvrıldığını gördüm. Hastanenin girişinin olduğu yere baktı. "Geliyor, sana kahve almaya gitmişti. Ben alacaktım ama her kahveyi içmiyormuşsun" dedi, adamın sesi bile değişmişti.
Başımı salladığımda sırtındaki elimi daha da sıkılaştırdım. Ben üşümüyordum ama o üşütürse benim üşütmemden daha kötü hissederdim.
Bengi geldiğinde Barlas'a üzgün gözlerle bakıp elime kahveyi koydu.
"İyi mi?" dedi Barlas'ı kast ederek.
"İyi Bengi. Şu şekilde bakma adama, uyuyor sadece." dedim sesimi kısık tutarak. Acır gibi bakıyordu, istemiyordum öyle bakmasını.
"Pardon." diye mırıldandı Bengi. Sesindeki imayı anladım ama şuan tek derdim gerçekten onu korumaktı ve karşımdaki kişilerden korumamın saçma olduğunu biliyordum ama durduramıyordum.
Kahveyi içerken çok susadığımı fark ettim ama söyleyemedim.
"Beliz." dedi Boran.
Gözlerimi yerden ayırıp ona baktım.
"Beni abin gibi görebilirsin gerçekten. Biliyorum samimi değiliz ama..." dedikten sonra uyuyan Barlas'a döndü. Kendini izah edecek kelime arıyor gibiydi.
"Güçlü gibi gözükür ama patlama noktasında artık, sana patlayacak demiyorum. Ki sen patlayacağı son kişisin ama o da insan." dedi. Kesinlikle bunları dedirttirenlerden, yapanlardan nefret ediyordu. Sesinden belliydi.
Gözlerimi kaçırıp Bengi'ye baktığımda içtenlikle gülümsedi. Gerçekten o an omzumda yatan adamda kendi yerimi sorguladım. Ne kadar değerim vardı ki bu şekilde yüksek bir muamele görüyordum?
Boran açık açık Barlas'ı dizginle diyordu ama onu tanıyan ben değildim ki oydu. Bengi durgunluğumu fark edince farklı bir konuya yöneldi.
"Ne güzel yaslanmış kız oraya!" dedi. Gözlerim şaşkınlıktan açılmışken yerimde kıvranmamak için zor duruyordum. Bu kızın ayarı yoktu!
"Normalde lüks yataklarda bile yatmaz beyefendi." dedi Boran Bengi'nin imasını kaparak. Elimdeki kahveden bir yudum daha aldım. Yok olmak istiyordum. Hızla atan kalbim ise olaylara benim gibi bakmıyordu maalesef.
"Saat kaç?" diye sordum konuyu dağıtmak adına. Bengi telefonundan bakıp cevap verdi.
"12 olmuş." dedi, kafamı salladım. Kahve bittiği için yandaki çöpe attım bardağı.
"Aç mısın Beliz?" diye sordu Bengi.
Açtım ama Barlas'ta açtı. Yaptığı çorba aklıma gelince yutkunmak zorunda kaldım. Başımı iki yana salladım.
"Uyansın beraber yeriz." diye mırıldandım.
Kendimi sebepsizce artık ona daha fazla yakın hissediyordum. Bir süre daha havadan sudan konuşunca sessiz kaldık. Sessizliğimizi bozan şey Boran'ın Barlas'ın uyandığını görmesiydi.
"Günaydın." dedi şakayla karışık bir şekilde. Barlas istifini bozmamış, olduğu yerden kıpırdamamıştı bile. Boran söylenmese uyandığını fark etmezdim.
"İpek iyi mi?" diye konuştu çatallı sesiyle. Yaklaşık 1 saattır uyuduğu için sesi kalın çıkıyordu.
"İyi, hatta senden bile iyi lan." dedi Boran. Derin bir nefes verdiğini hissettim Barlas'ın, rahatlamış gibiydi.
"Boynun ağrımadı mı Beliz?" diye sordu. Başımı iki yana salladım.
"Ağrımadı. Sen iyi uyudun mu?" diye mırıldandım.
Güldü, güldü ve daha da yamacıma girdi. "Gereğinden fazla bir şekilde." dedi içi geçmiş bir şekilde. Sesini duymak bile midemdeki garip hissiyatın yerini almasına sebebiyet vermişken düşündüm.
Onun yeri bende neredeydi?
---
Rahat olan uykusundan uyanan Barlas için asıl rüya uyuduğu, uyuya kaldığı yerdi. Sevdiği kız ondan rahatsız olmuyordu ve o artık bundan emindi. Onu en savunmasız anında tek bırakmadığı vakit anladı Barlas bunu. Bunun güveniyle Beliz'in belinde ki eli daha da sıkılaştı. Uykusu gelmiyordu ve Beliz onun uyandığını biliyordu ama gözlerini sevdiği kızın mayıştıran kokusuna dayanamayıp kapattı.
Boran ve Bengi de buradaydı ama umrunda değildi. O buradaydı işte, yanında olmasını istediği kişi yanındayken rahatlayabilirdi.
İpek'i de merak ediyordu ama Boran iyi olduğunu söyleyince üstelemek istemedi. O adam İpek'in yanındaydı biliyordu ve bu huzurlu andan kopmak istemiyordu.
Fakat aklına gelenler kafasını Beliz'in omzundan ayırıp yüzüne bakmasına sebep oldu.
"Yemek yedin mi sen?" dedi yüzleri yakınken. Beliz'in Barlas'ın sırtındaki eli düşmüş, kucağında birleştirmişti. Usulca kafasını iki yana sallayınca gözlerini kapattı Barlas.
"Niye uyandırmadın beni Beliz? Hadi kalk yemek yiyelim." diye söylendi. Ayağa kalktığında Beliz'in de ayağa kalkmasını bekledi ama o oturuyordu.
"Nerede yiyeceğiz?" diye sordu Beliz kalkmak yerine. Derdi yiyecekleri yer değildi, Barlas'ın o adamı görmesini istemiyordu.
"Kafeteryada yeriz." dedi Barlas. Beliz'in böyle bir soru sorduğunu yüzüne bakarak anlamaya çalışıyordu. Anlayamayınca derin bir nefes vererek dizlerini kırıp yere çöktü.
"Noldu Beliz?" dedi sakin bir sesle.
"Yok bir şey." dedi Beliz. Aklındakileri dillendiremedi.
Beliz gözlerini kaçırmışken Barlas sevdiğinin yüzüne baktı. Felaket bir güzelliği vardı ve başa belaydı. Beliz'in karnından gelen guruldama sesi ile ayağa kalkıp gülmemek için yanağını ısırdı.
"Hadi açsın gel." dedi, gülmemeye çalışıyordu. Onu güldüren guruldama değil Beliz'in guruldama sonrası kızaran yanaklarıydı.
"Geleceğim tabiki!" diye söylendikten sonra ayağı kalktı ve hastaneye doğru hızlı adımlarla yürümeye başladı. Barlas Beliz'in utanmasından keyif alıyordu.
"Yavaş yürü düşeceksin Beliz."
Beliz arkasından gelen ses ile umursamayıp hızlı adımlarla kafeteryaya girdi. Ne sevdiğini bilmiyordu, arkasını döndüğünde hemen dibinde biten Barlas ile afalladı.
"Sakin ol, benim." dedi Barlas. Beliz'in uykusu geliyordu ve başını sallamakla yetindi. "Ne yiyeceksin?" diye sordu.
"Tost ve çay olur." dedi Barlas.Beliz başını salladı fakat Barlas'ın muhattabı kafeteyadan sorumlu olan abiydi. Abi başını salladıktan sonra istenenleri getirdi.
"Ben ödeyeceğim." dedi Beliz arkasını dönmeden, Barlas arkasındaydı ve kaşlarını çatmış bir şekilde üstten üstten ona bakıyordu.
"Omzunda uyumamın bedeli olsun, ben ödeyeceğim." dedi Barlas Beliz'in kulağına yakınlaşıp.
O dakikadan sonra Beliz itiraz edemedi. Gözlerini kaçırmakla meşgul olduğu için hesabı ödeyen Barlas oldu.
---
Hastane odasında uyuyan kızına baktı Akkan. İpek daha iyi olmuş, güvenlik amacıyla bir gece boyunca burda kalması karar kılınmıştı.
İpek uyandığı an babasını gördüğü için umursamaz bir ifade takınmış, Akkan'a pas vermemişti. Abisini görmek istiyordu yanında, fakat abisinin babası burada olduğu için yanına gelmediğini biliyordu. O yüzden birkaç işlemden sonra uyumak isteyince babası odadan çıkmak zorunda kalmıştı. Uyuduğu an ise geri girmişti odaya Akkan.
Odaya giren ise Boran'dı. En az Barlas kadar nefret ediyordu Akkan'dan fakat Barlas buraya gelemediği için o buraya gelmişti. Hiçbir şey söylemeyip İpek'in yanına yaklaştı.
Akkan gelen kişiye çatılmış kaşlarla bakıyordu. Barlas'ı sevmez, onu seveni hiç sevmezdi. Yine de uyuyan kızı için susmayı tercih etti. Boran ise susmadı, kardeşi saydığı adamın yıkılmasına sebebiyet veren adam yanındayken susmak istemedi.
"Çık biraz Barlas girsin." dedi soğuk bir sesle.
Akkan yerinden kıpırdamadı bile. Dudağının ucu sinirden kıvrılırken ayağı kalkıp Boran'ın yüzüne baktı.
"Kaç yıldır neredeydi o Barlas? Neden şimdi bir anda değerli oldu kardeşi?"
Öfkeyle baktı karşısındaki adama Boran. Barlas'ın yaşadıklarını bizzat görmese belki inanırdı ama en yakınındaydı.
"Sen mi diyorsun?" dedi Boran sert bir sesle. İpek uyanmasın diye her ikisi de konuşmuyordu.
"Pardon da benim neyim varmış? On yıl boyunca bir kere bile aramadı kardeşlerini."
"O adam varya, senin yüzünden kardeşlerinin kahrından öldü. Sen burada yeni karınla cicim hayatı yaşarken o İtalya'da kendi ile cebelleşti. Kes sesini o yüzden ve git buradan!"
"İpek'i almadan gitmem."
"İpek senle mi gelecek sanıyorsun?" dedi Boran küçümseyerek.
Sinirle baktı Akkan. İpek gelmeyebilirdi, haklıydı ve aşırı sinir bozucuydu. Onu yıllarca kendisi büyütmüşken kızı abisiyle kalmak istiyordu. Bunu asla kabul etmezdi!
Anlık sinirle iyice yaklaştı Boran'a.
"Sence ben kızımı o aptala yedirir miyim?"
Boran sinirle soluyarak Akkan'ın ütülü gömleğinin yakalarına yapışmamak için kendini dizginledi. Ne de olsa ondan yaşça büyüktü ve ona dokunmaya değmezdi.
"Senin aptal dediğin adam varya sana rağmen mükemmel bir insan! Kendin zannetme onu." dedi ve dışarı çıkmak için ilerledi. İpek uyansın istemiyordu.
"Benim kanım o hatırlatırım." dedi Akkan alayla.
"O bundan dolayı utanıyor ama senin gurur duyman lazım. En azından oğlunun bir karakteri var." deyip çıktı Boran odadan.
Onu dışarıda bekleyen Bengi'yi gördü. Bengi'ye hiçbir şey söylemeden sarıldığında Bengi'de kollarını doladı.
"Barlas'ın psikolojisini bozacak." dedi Boran fısıldar bir şekilde. En yakın dostunun yıkılmasını istemiyordu.
"Beliz yanındayken zaten psikolojisi bozulacak. Bozan o adam olmayacak, o yüzden merak etme." dedi moral vermeye çalışarak Bengi.
Saçlarının arasından güldükten sonra derin bir nefes verdi Boran. "Hadi yanlarına gidelim." dedi.
"Olur." diye mırıldandı Bengi.
Bengi yürümeye başlamışken Boran onu durdurup önünde durdu. Anlamaz gözlerle bakan Bengi'nin elini tuttuğunda gözleri fal taşı gibi açılmıştı.
---
Sessizlik bana iyi geliyor sanıyordum, gelmiyordu. Yemeğimi yiyordum fakat kalbim ağzımdaydı, karşımda oturuyor, o da yemeğini yiyordu. Olağan dışı bir şey yoktu. Niye kalbim böyle atıyordu o zaman?
Saçma bir şekilde ne yaptığını merak ettiğim için saniyelik yüzüne baktım. Yemeğini yemiş önüne bakıp düşünüyordu. Ne düşündüğün az çok tahmin ediyordum ve istemiyordum düşünmesini.
"Barlas."
Düşünmeyi bırakıp yüzüme baktı.
"Hm?"
"Eve mi gitsek?" diye sordum.
Sorduğum soruyla dudağının içini ısrdığını gördüm. Gülmemek için zor duruyorken başını sağa çevirdi. Göz kırpıştırarak yüzüne bakıyordum. Yorgundu ama gözüne uykusunu aldığından olsa gerek bir canlılık gelmişti. Ya da kehribarları ışık altında parlıyordu.
"Ne oldu?" diye mırıldandım. Sadece soru sormuştum!
Masanın üstünden hafifçe eğilip yüzüme baktı. Gözleri yine bütün yüzümde tur atıyordu.
"Beni eve mi atıyorsun?" dedi fısıldar bir şekilde. Gözlerim şaşkınlıktan açıldı.
"Ne?" diyebildim sadece.
Tepkimi görünce gördüğüm şey gamzesi oldu. Gerçekten beni utandırmak hoşuna gidiyor olmalıydı.
"Şakaydı kız." dedi gülerken.
"Sus."
Bakışlarımı kaçırırken bu sefer ciddi bir hale büründü.
"Beliz seni eve bırakırım istersen de ben gidemem." dedi ciddi bir sesle.
"Yok kalayım ben de o zaman."
Yüzüne bakmaya cesaret ettiğimde yüzümü inceliyordu. Gülen halinden eser yoktu.
"Uykun gelmiyor mu?"
Derin bir nefes vererek dürüstçe başımı salladım.
"Geliyor." dedim.
"Götüreyim o zaman Beliz."
Ellerimi masada birleştirip yüzümü oraya yerleştirdim.
"Gitmemi istiyorsan söyle." dedim açık açık.
Yüzünü masada olabildiğince yüzüme yaklaştırdı. "Sence ister miyim?"
"İstiyorsun gibime geliyor."
"Asıl isteğimi söyleyeyim ben o zaman." dedi. Kendisini ve sandalyesini hafifçe yana kaydırırken ne yapacağını bekliyordum. Önüme doğru eğilip sandalyemi çekmesini ve kendisine yaklaştırmasını ise beklemiyordum.
Gözlerim artık bilmem kaçıncı kez şaşkınlıktan açılmışken o bir elini yanımızdaki masaya yaslamış yüzüme bakıyordu.
"Uykun geliyorsa..." dedi. Yüzüne baktığımda o zaten bana bakıyordu.
"Benim yaptığımı yapmanı isterim." dedi müptela olunacak bir ses ile.
"Ben kendi omzumda nasıl yatayım?" diye sordum hayretle. Yüzüme şaka mısın der gibi bakıyordu.
Dudağının kenarı hafifçe kıvrıldı. Sabrını sınıyormuş gibi hissediyordum.
"Ne var ya? Resmen benimle dalga geçiyorsun Barlas!"
Dudağının ucundaki kıvrım tebessüme döndü. Kehribarları fazlasıyla parlıyordu.
Gözünün içi gülüyor desene direkt. Hemde bizim sayemizde...
"Dalga mı geçiyorum?"
Onaylar bir ses çıkardığımda gözleri dudağıma kaydı. Tekrar gözlerime çıktığında anlık bir cesaretle yüzümü yüzüne yaklaştırdım.
"Geç sen dalganı." deyip ayağa kalktım. Afallamış bir şekilde oturuyordu yerinde.
"Hadi kalk. Bengiler nerede?" diyerekten etrafımda bakındım. Harbi nereledelerdi? En son Barlas uyandığında yanımızdalardı.
Etrafa bakınıyorken aniden bileğimden yavaşça çekip göğsüne yasladı yüzümü. Artık ne şaşırıyor, ne de tepki veriyordum. Şaşırdığım şey kulağım altından gelen sesin onun kalbine ait olmasıydı.
"Burada uyu demek istemiştim." dedi durgun bir sesle.
Bileğimdeki eli her zamanki yerini, belimi bulmuşken gerçekten o an uykumun geldiğini hissettim. Saatin gece üç olması da başka bir etkendi ama kokusu uykumu getiriyordu. Bir başka alıştığım şey; belimdeki elimin aynı yörünge içinde daire çizmesiydi.
Diyeceklerim vardı fakat duyduğum ses içimi ürpertti.
"Beliz?"
Hazar'ın sesiydi. Çocukluğumun nefretinin sesiydi. Bakışlarımı bana sarılan adamın kollarının arasından çekerken Hazar'ın şaşkın bakışlarına maruz kaldım. Beni bu şekilde bulmayı beklemiyor olmalıydı.
Burada, kollarında kalmak ister miydim emin değildim. Fakat Hazar'ı görmem her zamanki iğrenmeyi içimde yaşatırken Barlas'ın yanında kalmak benim için en iyisiydi.
Barlas elini bileğimden çektiğinde odağının Hazar'da olduğunu gördüm. Kaşlarını çatmış sorgularcasına Hazar'a bakıyordu. Hazar'ın da bakışları onun bakışlarından farksız değildi.
Boğazımı temizleyip bir adım öne çıktım. Amacım odaklarını bana vermeleriydi.
"Hazar abi, senin burada ne işin var?" dedim düz bir sesle. İğreniyordum ondan hiç yalandan samimiyet kuramazdım.
Bakışlarını Barlas'tan çekip minik bir gülümseme ile yüzüme baktı. Her bakışında küçük bir çocuk gibi Barlas'ın arkasına saklanmak istiyordum.
"Ege ile takılıyorduk, annesi bizi arayıp Bengi'yi almamızı istedi. Bengi yanına geliyordu ama şimdi Ege ile arabaya geçtiler. Bende sen burdayken seni de almamız gerektiğini düşündüm, bizi bekliyorlar yani."
Gözlerim yanındaki adama kaydığında çatık kaşlarla Hazar'a bakmayı sürdürdüğünü gördüm. Ona baktığımı fark etmiş olmalı ki bakışlarını bana döndürdü. Ben ona bakıyorken sanki az önce çatık kaşlarla Hazar'a bakan o değilmiş gibi gözünü kırptı.
"Beliz bizi bekliyorlar." dediğinde Hazar'a döndüm.
Ağzımı açtım ama ne diyeceğimi bilmiyordum. Saçma bir şekilde tekrar Barlas'a döndüm. Yanlış anlasın istemiyordum.
"Git Beliz yoruldun." dedi yüzünü yüzüme hizalarken.
"Sabah geleceğim ama."
Yüzüne samimi bir gülüş yerleşti. Yerinde dikleşip elini saçımın üstüne koyup dokundu saçlarıma.
"Bekliyorum Pijamalı."
"Uyu, kendini zorlama."
"Nerede?" dedi elini saçımdan çekerken, bir yandan da çarpınca denilebilecek bir gülüşü vardı yüzünde.
Yaptığı imayı anlayıp göz kırpmakla yetindim. Yüzüm kızarıyordu bundan emindim, bakışları yanaklarımdaydı çünkü.
"Gıcıksın gerçekten." diye mırıldandım.
"Sana özel." deyip tekrardan göz kırptı. Kalbim hızlanırken gerçekten ne yapacağımı bilemedim. Ayarımı bozuyordu.
"Hadi Beliz." diye mızmızlanan Hazar'a döndüm.
"Tamam geliyor ne uzatıyorsun?" dedi Barlas ciddiyetle.
Ortamı gergenleştirmemek adına tekrardan boğazımı temizledim.
"Beliz sen çıkar mısın? Ben bir Hazar ile konuşayım."
Şaşkın gözlerim Barlas'ı bulduğunda benim aksime gayet sakindi. Şaşırmamın sebebi Hazar'ı tanımadığını zannetmemdi.
Hazar'da aynı ciddiyetle Barlas'a bakıyordu. Aralarından bir şey geçtiği kesindi. Kafamı sallayıp direkt hastaneden dışarıya çıktım. Hazar'ın arabasının olduğu yöne ilerledim. Bengi ve Ege içerideydiler. Bende arkaya, Bengi'nin yanına geçtim.
Bengi dayanamamış, koltuğun verdiği imkanlarca olduğu yerde kıvrılıp uyumuştu. Ege ise önde telefon ile oynuyordu. Giydiğim cekete daha sıkı sarılırken telefonundan yüzünü kaldırıp konuştu.
"Hazar abi nerede Beliz?" diye sordu.
"Barlas ile konuşuyor." dedim. Dediğim an arkasını dönüp yüzüme baktı. Az önceki şaşkınlığım ona geçmiş gibiydi, şaşkın bir surat ile yüzüme bakıyordu.
"Barlas ve Hazar?" dedi sorarcasına.
Onaylar bir ses çıkardığımda içimde merak duygusu filizleniyordu ama şimdi sırası değildi. Tek bildiğim şey aralarında bir şey geçmiş olmasıydı. İçimden geçen his Barlas'ın haklı olduğun söylüyordu. Oysa konuyu bile bilmiyordum. O hissi içimden atmak istedim ama çok zordu, resmen benliğime yapışmış gibiydi. Kötü olan şey ise, benliğimi var edenin beni şekillendirmesiydi.
---
Öğle saatlerinde annemin uyandırmasıyla kendimi tekrardan hastanede bulmuştum. Beni iki saat azarladıktan sonra kendisi de hastaneye gelmeyi eksik etmemişti. Elimdeki telefonu pantolonumun arka cebine attıktan sonra annemle beraber hastanenin içine girdik.
İyi hoştu, zaten gelecektim ama annem işleri hızlandırmıştı. Normalde de merhametli biriydi ama Barlas'a karşı ayrı bir sevgisi vardı ve bunu ne bana ne de ona göstermekten çekinmiyordu. Odayı bulduğumuz an anne edasıyla ilk Barlas'a sarılmış, daha sonra odaya girmişti.
Annem odaya girmişken ben odadan içeri girmeyen Barlas'a baktım.
"Gitmedi mi?"
Yüzüme bile bakma gafletinde bulunmadı. Derin bir nefes verip yüzünü sıvazladı.
"Senin annenin geleceğini duyunca bana 1 saat müddet verdi. Kendimle cebellişiyorum şuan."
"Niye?" diye sordum.
"Benim yüzümden oldu çünkü." dedi soğuk bir sesle. Neler olduğuna anlam veremezken birde yüzüme bakmıyordu. Dudağımı kemirirken onun aksine ben yüzüne yandan olabildiğince bakmaya çalışıyordum.
"Senin yüzün-"
"Oldu Beliz. Salak mıyım ben?" İlk defa yüzüme baktı. "Her şeyin içine ediyorken beni avutmaya kalkışma."
Şaşırdım ama hangisine bilmemedim. Sesi buz gibiydi ve garip olan şey sesinin her türlüsünü ayırt edebiliyor olmamdı. Gözlerini kaçırıp tekrardan önüne döndü. O sırada annem içeriden çıkıp yanımıza geldi.
"Geç sende konuş Barlas." dedi annem itiraz istemeyen bir sesle.
Süresinin kısıtlı olduğunu bidiğinden başını salladı ve odadan içeriye girdi. Neler olduğuna anlam veremedim.
"Ne oluyor anne?" dedim gözlerim kapalı kapıya takılmışken.
"İpek temenni burada kalmak istiyor." dedi derin nefes alarak. O adam kim bilir nasıl bakmıştı küçücük bir kız çocuğuna? Neye üzüleceğimi bilemediğim için sessiz kaldım.
Bir süre sonra Barlas kapıyı açıp dışarı çıkmadan yüzüme baktı.
"Beliz bir gelir misin?"
Onu onaylarken ayağı kalktım ve içeriye girdim. Gördüğüm şey iyi olan İpek'ti. Ayağı kalkmış, yatak üzerinde oturuyordu, birkaç dakikaya taburcu olacaktı.
"İyi misin İpek?" dedim sarılmaya çalışırken. Normalde birine hemen bağlanan biri değildim ama kendisini bana çabuk alıştırmıştı. Saçlarını okşarken İpek burnunu çekti.
"Abimle kalmak istiyorum abla." dedi masum bir sesle.
Kötü bir çocukluk geçirmemiştim. Babam sevgisini pek gösterebilen biri değildi ama içten içe beni sevdiğini bilirdim. Bilirdim işte, çocukluk hissiydi. Annem ise yakın arkadaşım, sırdaşım gibiydi. Babamın eksikliğini görmesem bile annem eksik olmayan yanımı bile doldurur, sınırları zorlardı. Şımarık değildim ama annemin büyüttüğü bir çocuğun şımarık olması bir hayli yüksekti. Hatta arada bunun şakasını yapar, yalandan kendimi överdim ve o da güler geçerdi.
Şuan ise yapabildiğim şey derincs yutkunmaktı. En acı veren şey ise daha küçük bir kız çocuğu olmasıydı. Hayat onu da, abisini de en sıkıntı yerden, aileden vurmuştu ve ayağı kaldırmak için el uzatan biri yoktu. Genzimdeki yumruyu aldırmayarak sırtını sıvazladım.
Barlas'a baktığımda bize bakarken düşünceli olduğunu gördüm. Ona baktığımı fark edince bakışlarını yeni ayrıldığım İpek'e çevirdi.
"Abicim, güzelim ben istemez miyim sence?" dedi durgun bir sesle.
Yorulmuştu belliydi. Uyu demiştim ama uyumadığı kesindi. Saçları dağılmıştı ve üstündeki ceketi bile çıkarmıştı, ceket ise taburcu olmayı bekleyen İpek'in üstündeydi.
"Ya bir daha izin vermezse yanına gelmeme?" diye sordu İpek. Ağlamamak için dişlerini ısırdığı belliydi. Barlas yakınlaşıp yanına geldiğinde moral vermek istercesine sıkı sıkı sarıldı ve saçını öptü.
"İzin verir miyim sanıyorsun artık buna? Söz okullar tatil olsun seni buraya getireceğim. Zaten 2 haftaya okullar açılıyor." dedi Barlas.
İpek sanki doğru limandaymış gibi sıktığı kendisini bir anda saldı ve ağlamaya başladı. Duygusal bir çocuktu ve ben bunu yeni tanımaya başlamama rağmen görebiliyordum. Gözlerimin sulanmaması için tırnaklarımı avuçlarıma bastırıp bu hissi yok etmeye çalıştım ama nafileydi.
Barlas sarılmayı bırakmayıp İpek ile sarılıyorken yüzüme baktı. Mimik oynatamadım. O da derin bir nefes verip tekrardan önüne döndü.
"Beliz abla ile aynı okula giderdim eğer burada kalmama izin verseydi." diye mırıldandı İpek. Tırnaklarımı avuçlarıma batırıp daha da sıktım.
"Ortalığın anasını ağlatırdınız." dedi Barlas.
İpek herşeye rağmen abisinin dediklerine karşılık kıkırdarken bende gülmeden edemedim. Barlas İpek'in saçına son kez öpücük bırakıp ayrıldı İpek'ten.
"Gelecek şimdi değil mi?" diye sordu İpek gülümsemesi yok olurken.
"1 hafta daha kalmana izin veremez mi?" diye atladım bir anda. Sonradan farkedişimle kötü bir fikir olduğunu anladım. İpek ışıldayan gözlerle abisine baktığında eğer dediğim olmazsa yaşayacağım vicdan azabını düşünüyordum.
"Konuşayım mı?" dedi Barlas İpek'e bakarak.
"Konuşur musun?"
"Tabiki konuşurum abicim. Sen iste yeterki."
İpek daha da mahçup olup abisinin göğsüne yüzüne gömerken içimden defalarca dua ettim kabul etmesi için.
"Çok sarıldınız ya." diye mızmızlandım konuyu dağıtmak adına.
İpek anlamsız bir şekilde tekrardan gülerken kafadını kaldırıp yüzüme baktı. "Kıskandın mı?"
Anlamsız gözlerle yüzüne bakarken o bakışlarını abisine çevirip tekrardan bana döndü.
"Evet gel bana da sarıl." dedim yanlış anlamasını istemeyerek. Büyük ihtimalle Barlas'a daha fazla sarıldığı için kıskandığımı düşünüyordu.
Minik adımlarla yanıma geldiğinde tekrardan sarıldım ve sarı saçlarını şefkatle okşadım. O sırada içeri bir anda giren Miran ile gözlerimi oraya diktim.
Elinde meyve suyu ve kurabiye ile duruyordu. Kurabiyeyi yapmıştık, meyve suyunu ise şimdi almış olmalıydı. Kapıyı çalmadan girdiği için mahçup bir ifade takınıp saçlarını karıştırdı.
"Laps diye girdim ama annem ağlıyor dedi." diye mırıldandı.
"Kim ağlıyormuş?" diye sordu Barlas.
Gözlerini kaçırıp İpek'e bakıp gözlerini bana kitledi. Beni kurtar dercesine bakıyordu. "İpek." dedi sessiz bir şekilde.
"Ağlamadım!" diye atıldı İpek.
Yüzünü buruşturup içeri girdi Miran. Ne ara bu kadar samimi olduklarını bilmiyordum. "Tamam, ağlamadın."
"Ağlamadım zaten."
"Ben ne diyorum İpek?" diye sorunca Miran İpek öylece kaldı. Neyin tartışmasının içerisinde olduklarını anlamadan Miran meyve suyu doldurup İpek'in eline tıkıştırdı. Daha sonra ise kurabiye kabını açıp aynı şekilde İpek'e uzattı.
Şaşkın gözlerle bakan İpek'e kendini izah etti.
"Meyve suyunun tarihi geçmiş, ondan ilk sen iç. Zehirleneceksen biz içmeyiz." İpek'in kaşları çatılmışken Miran bana döndü. "Kurabiyeyi zaten ablam yaptı, içecekten zehirlenmezsen ondan zehirleneceğin kesin."
Barlas Miran'ın yaptığı şakaya gülerken atılan İpek oldu. Miran sırıtmamak için zor duruyordu, İpek'in hali görülmeye değerdi.
"Boğulmak istiyorsun heralde!" dedi İpek.
"Boğan çok." diyense Barlas'tı. Ona baktığımda yüzüme bakıp tekrardan bakışını ikiliye çevirmişti. İmasını anlamıştım ama bir değişiklik vardı hallerinde.
Ellerini iki yana kaldırdı Miran. "İyilik yaramıyor."
İpek göz devirip elindeki içeceği masaya bıraktı.
"Sabahtandır bir şey yememişsin, ye şunları İpek."
"Sanane!" dedi İpek.
Onlar kavgalarına devam ediyorken ben minik adımlarla Barlas'a doğru yöneldim. Kesinlikle bir sıkıntısı vardı, ve belki de bu sıkıntı dün Hazar ile konuşurken oluşmuştu.
"Bir sorun mu var?" diye sordum. Bakışlarını kavgayı kaybedip uslu uslu kurabiye yiyen İpek'ten bana çekti.
"Olması mı lazım?"
"Hayır da..."
"Sen gitsene Beliz."
Ağzım yaptığı davarlıktan dolayı açılmış, kaşlarım çatılmıştı.
"Nereye? Sen buraya gelmemi istedin!"
"Sevdiğinin-"
Lafını kesen şey içeri giren Akkan Karabey'di. İpek Miran ile gülüşüyorken bir anda yüzü soldu.
Akkan bizi umursamadı bile. Belki de bizimle aynı havayı bile solumak istemiyordu, iyi hoştu. Bizde ona bayılmıyorduk.
"Kızım gidelim mi?" diye sordu yumuşak bir sesle.
İpek abisine bakıyordu.
"1 hafta daha kalamaz mı?" diye sordu Barlas.
Akkan'ın ürkütücü bakışları Barlas'a döndüğünde yanında olan bana bakıp tekrardan Barlas'a baktı.
"Hiç akıllanmayacaksın değil mi?" dedi.
Tekrardan İpek'e döndüğünde kızının bakışlarından olsa gerek şaşıracağım cümleler kurdu.
"1 haftaya Erdem seni alır." dedi ve dışarıya çıktı.
İpek'in gözleri şaşkınlıktan açılırken mutluluktan ellerimle ağzımı kapattım.
"İpek!" dedim anın heyecanıyla. O Miran'a sarılmıştı.
Miran gözlerini kırpıştırıyor, ne yapacağını bilemiyordu. Elleri daha sonrasında İpek'in sırtına uzandı ve sıvazlamaya başladı. Şaşırdığı her halinden belliydi.
"1 hafta daha çekeceğim var desene." diye mırıldandı Miran.
İpek ayrılmak istedi fakat Miran geri sarıldı. "Tamam cırlama şimdi." dedi. Dalgaya vuruyordu ama yutkunuşundan utandığı belliydi.
Yanımdaki adama döndüğümde o zaten bana bakıyordu. Bakışlarımız değdiği an ise kaçırması bir oldu.
"Kesin bir şey oldu." diye mırıldandım duyacağı şekilde.
"Senlik bir durum değil." dedi ama yalan attığı halinden belliydi.
"Sonra konuşalım." dedim.
"Konuşmayalım." dedi beni şaşırtacak şekilde.
"Sen mi diyorsun bunu?"
"Evet kendi hür iradem ile." dedi soğuk bir sesle.
İçimdeki kırgınlığa anlam veremeden bakışlarımı ondan çektim. Ne yazıkki bana verdiği, gösterdiği ilgiye alışmıştım. Belki de aklı başına gelmişti ama dedikleri benim için kırıcıydı.
Tekrardan İpek ile sarıldık. Hastaneden çıkış yaptığımızda İpek'in yüzünde güller açıyordu. Aklıma gelenleri dile getirdim.
"İpek biliyor musun üst katımızda oturan bir ablanın düğünü var. Oraya da beraber gideriz."
Ağlamaktan şişmiş gözleri açılıp abisine baktı.
"Abi gider miyiz?"
Abisi gülümseyerek kolunun altına İpek'i aldı. "Tabiki gideriz, davetiyemiz var."
Arabalara geçtiğimizde İpek inatla benim onlarla gelmemi istedi. Ne için yaptığını anlamasamda yeni hastalıktan çıktığı için onu kıramadım. Annem ile Miran vedalaşıp arabaya doğru ilerlerken ilk defa çekinerek biniyordum arabasına. Sebebi bana olan davranışlarıydı. Arka koltuğa binecek iken İpek müsaade etmemişti. Çekinerek öne oturdum bende.
Yolculuğumuz İpek'in arada konuşmalarından ve araya katılmamızdan sonra sessiz geçti. İpek sonra durumumuzu anlamıştı.
"Neyiniz var sizin?" diye sordu gözleri ikimiz arasında gelirken.
"Bir şeyimiz yok abicim."
"Senin var abicim." diye bilmiş bir şekilde cevap verdi.
Barlas yüzünü sıvazlarken daha fazla ona bakmayı sürdüremedim. Camdan dışarıya bakmak daha mantıklıydı.
Evin önüne geldiğimizde soğuk bir şekilde görüşürüz demişti ve ben ağlamak istiyordum. Bu denli etkisinin altında kaldığımı bilmiyordum. Yinede ben eve girene kadar evin önünden gitmedi. Bu adam bana ne yaptıysa şuan ki ilgisi bana yetersiz geliyordu. Oysa ilgi bile göstermediği bu hali en doğru olandı. O zaman benim derdim neydi?

---

Selam canlar, maalesef önümüzdeki 3 haftada en fazla 1 bölüm gelebilir çünkü sınavlar yaklaşıyor. Anlayış göstereceğini düşünüyorum, iyi günler!

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

526okunma 28beğeni 7yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…