Bölümler 15Şu an: Boynu Bükük Çiçek
- 1 Pijamalı ve Keko Bozuntusu2.405 kelime
- 2 Keskin Bıçak2.350 kelime
- 3 Beni De Unutma5.320 kelime
- 4 Deniz Misali3.800 kelime
- 5 Boynu Bükük Çiçek3.214 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 Eyvallah2.630 kelime
- 7 Derin Sessizlik2.252 kelime
- 8 Bir Avuç Pişmanlık1.787 kelime
- 9 Bozuk Ritim5.359 kelime
- 10 Açan Çiçek2.665 kelime
- 11 Araf4.322 kelime
- 12 Her Şey Sensin4.501 kelime
- 13 Abayı Yakmak5.260 kelime
- 14 İyi ki3.088 kelime
- 15 Derdin Sebebi3.972 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Canlar, bu bölümde gereğinden fazla detay var. O yüzden dikkatli okumanızı tavsiye ederim. İyi okumalar🧡
Birkaç saat önce--İlahi Bakış Açısı
Çalan kapıya umutsuz bir bakış attı Barlas. Kimlerin geldiğini biliyordu. Odasında son kez gömleğine bakarak umursamaz birşekilde kapıya doğru ilerledi.
Kapıyı açtığında gördüğü kişiler beklediği kişilerdi: Alaz ve Boran.
Bıkmış bir bakış attı.
"Aman Allah'ım ne kadar çok seviliyoruz!"
"Aynen Alaz bayılıyorum size."
Öpücük atarak içeri girdi Alaz.
"Biliyorum bebeğim."
Yüzünü ekşitti Barlas. Kusacaktı şimdi buraya.
Kapıda kalan Boran'a baktı.
"Gir oğlum sende içeriye."
Boran da içeri girdikten sonra kapıyı kapattı. Evi düzenliydi Barlas'ın, dağıtacak kimsesi de yoktu zaten.
Oturma odasına geçerek oturdular. Bugün lise arkadaşlarıyla buluşacaklardı. Onun için gelmişlerdi.
Aslında pek sevmezdi Barlas lisede ki arkadaşlarını. Tek Alaz ile Boran kalmıştı yanında. Çok ısrar ettikleri için gelmeyi kabul etmişti.
Burada böyle sessizce oturmamalıydılar. Birşeyler olmalıydı yoksa aklına Beliz geliyordu. Gerçi 4 aydır, bu mahalleye geldiğinden beri aklındaydı. Bahaneydi sadece bu.
İlk geldiği gün olan gereksiz şeylere sinirlenmiş kendisini dışarıya atmıştı. Her zaman yaptığı gibi sigaraya sığınacaktı. Sigarası da bitmişti, kendisine bakkaldan sigara almaya gittiği yolda görmüştü Beliz'i. Uzaktan görüyordu ama etkisiyle olduğu yerde göz kırpıştırmaktan başka birşey yapamamıştı. Pijamalıydı o gün. Topuzu ve terliği vardı. Makyajı bile yoktu ama etkilenmişti işte, o an bunu anlayamadı. Sigara almayı amaçladığı yoldan sigarayı unutarak dönmüştü. O gün ilk defa sığınağı sigara değil bir kişi olmuştu.
Bu mahalleye ilk gelişinde sadece 2 defa görmüştü Beliz'i. İlki pijamalı görüşüydü. İkincisinde ise ailesiyle gittiği bir yerden gelirken görmüştü. İlk kez güldüğünü görmüştü orada. Onu görmemeliydi işte. Bu olmazdı. Olan etki artıyor, hisler büyüyordu fakat Barlas farketmiyordu.
İkinci görüşünden sonra daha görememişti. Maçları vardı başka ilçelerde ve 3 aydan fazladır orada kalıyordu. Beliz de onlaydı ama kafasında, aklında hatta kalbinde yavaş yavaş tohumlar eke eke kalıyordu. Barlas orada anladı boku yediğini. Kızı gözleri sadece 2 defa görmüştü fakat virüs gibiydi. Bir yerden girdi mi vücuda yayılıyordu.
Buraya tekrardan geldiği gün yani 1 hafta önce öğrenmişti Miran'ın ablası olduğunu. Miran onu abisi olarak görüyordu ve ilk geldiği günlerde onunla tanışmıştı. Samimi bir çocuktu ve Barlas'ı yeni tanımasına rağmen ona "abi" diyor, saygısını eksik etmiyordu. Ablasına birşeyler hissetmeye başladığı andan beri koyuyordu bu durum Barlas'a. Yine yanlış anlaşılmaktan, yanlış duruma sokulmaktan korkuyordu Barlas.
Yine işte konu Beliz'e geliyordu. Gelmesin istiyordu, düşünmek istemiyordu. Karman çorman, Barlas'ın ise hiç alışık olmadığı bir düğümdü.
Derin bir nefes alarak ayağı kalktı.
"Anahtarı alayım, çıkalım artık."
Alaz ve Boran sadece başını salladı. Arkadaşları Barlas'ta garip birşeyler seziyorlardı ama biliyorlardı, Barlas'ın kafasında net oturmayan şeyler ona bile yabancı gelirdi, sonradan tanırdı o duyguyu. Arkadaşları olarak o duyguyu tanımasını bekleyecek, susacaklardı.
"Bu adamda bir haller var ama neyse."
"Karışma Alaz, söyler zaten yeri geldiğinde."
Kafasını salladı Alaz. Boran haklıydı, söylerdi Barlas.
Barlas anahtarını ve telefonunu alıp Alaz ve Boran'ın yanına geldi. Beraber evden çıktılar.
Evinin önüne geldiği her an Beliz'in yanına çömelip dedikoduya dalması geliyordu. Komik kızdı, biliyordu fakat açılması zor bir sandık gibiydi. Sandık kırılıp açılmamalı, anahtar ile güvene alınmalıydı.
Binadan çıkıp arabaya doğru yöneldiler. Sürücü koltuğunda Barlas, yanında Boran, arkada Alaz vardı.Arabaya binerken de, arabadayken de sessizdiler. Barlas'a kasten yapıyorlardı sanki.
"Konuşun lan! Normalde konuşursunuz, şimdi niye susuyorsunuz?"
Barlas hem konuşuyor hem de yola odaklanmış arabayı sürüyordu.
"Hızlı sür Barlas, konuşma canım. Saat '8 de' dediler hâlâ yoldayız."
"Sürüşüme laf mı ediyorsun Alaz?"
"Yok canım ne ediceğim, sadece hızlı ol diyorum."
Araya atladı Boran.
"Lan zaten akşam 8 dediler harbi biz 9.30'da çıkıyoruz. Gitmesek daha iyiydi."
Gidesi gelmiyordu Barlas'ın. Eğer erken gitseydi 1 saat takılır geri eve giderdi. O saatlerde ise Beliz başka yerlerde olacaktı. Bu durumdan nefret ediyordu ama arkadaşı olduğunu anlamasına rağmen Emir denen çocuğa 'canım' demesine fena sinirleniyordu istemsizce. Kafayı sıyırdığını düşünüyordu.
Bundan dolayı geç gidiyorlardı. Barlas kısa sürede olsa takılacak, kısa süre de olsa kafası dağılacaktı. Fakat geç gitmelerinin sebebini Alaz ve Boran bilmesede olurdu.
"Gitseydiniz lan, sanki sizi ben tuttum."
"Salak eğer biz gitseydik hiç gelmezdin."
Arkadan gelen ses haklıydı. Bu yüzden konuşmadı.
Sessiz süren yolculuğun ardından mekâna varmışlardı. Ne kadar ayakları gitmek istemese de arabadan indi Barlas. Alaz ve Boran zaten dünden hazırdılar.
İçeri girerken Barlas'ın telefonu çalıyordu. Cebinden çıkardığında Beliz arıyordu. Kaydettiği şekil ile ise Pijamalı arıyordu.
İlk başta göz kırpıştırarak baktı telefona Barlas. Yanlışlıkla aradığını düşünüyordu. Fakat arama durmayınca mekâna girmeyip telefonu açtı. Kalbi tekliyordu. Düştüğü duruma lanet ederek uzaklaştı mekândan. Sesini tam duyması lazımdı.
Sesi olduğu gibiydi. Zaten duygularını dışarıya vurmazdı.
"Alo?"
Birinin nefes sesi geliyordu. Kaşları çatıldı.
"Beliz noluyor? İyi misin?"
"Ba-Barlas!"
Beliz'in sesi değildi bu. Yabancı bir sesti. Kaşları sanki çatık değilmiş gibi daha da kalktı havaya.
"Kimsin? Ne oluyor?"
"Ben...Ben Pelin. Beliz'in arkadaşı. Beliz içmişti biraz ben... ben Beliz'i yalnız bırakıp Bengi ile lavaboya gittik.." Telefonda ki kızın sesi ağlamaklı çıkıyordu.
"Sonra?"
"Gitmiş işte birkaç kişiye sordum ama yok ortalıkta! Sarhoş Barlas, bir yerlerde oturup ağlıyordur eminim."
Barlas'tan ses gelmeyimce tekrardan konuştu Pelin. "Barlas dün Aslım Teyzem sana güvendiğini söy-"
Gözünü kapadı Barlas. Sakin kalmaya çalışıyordu ama her hücresi çıldırmak için yer arıyordu. Arabaya doğru koştu.
"Konum at bana!"
"Tamam...tamam."
Telefonu kapatıp hızla arabayı çalıştırdı. Konum gelmişti, arabayla olduğu yere 20 dakika vardı ama navigasyon çok trafik var diye uyarı veriyordu.
"Allah kahretsin!"
Hızla arabayı anayola doğru sürdü. Kendi kendisine sakin olması gerektiğini tekrarlıyordu ama sarhoştu işte! Zaten sokaklar it kopuk doluyken birde sarhoş olması içindeki tedirginliği arttırıyordu.
"Sakin ol aptal, nerede o eski kriz yönetimin amına koyayım!"
İşlemiyordu, Beliz'e karşı işlemiyordu.
15 dakika boyunca geldikten sonra trafik tıkanma noktasına gelmişti. İl dışına çıkan herkesin hemen hemen ortak geçtiği bir yoldu. Burada beklerse yaklaşık 30 dakika sonra trafik açılırdı.
"Hay sıçayım!"
Arabayı ilk önüne gelen ayrımdan sürerek bir mahalle arasında bıraktı. Yürüyerek gidecekti, başka yol kalmıyordu.
Telefonu eline alarak arabadan çıktı ve yürümeye başladı. Sakin kalmaya çalışarak mekâna giden yolda ilerliyordu.
Bir süre sonra gitmesi gereken yere yaklaşmıştı. Karanlıktı yollar, Beliz'in bu karanlık yollarda tek başına kalması deli olması için yeterli bir sebepken öz kontrolünü yerinde tutmaya çalışıyordu.
Artık hemen hemen varmıştı mekâna. Buralarda arayacaktı Beliz'i. Mekanda zaten olmadığını söylüyordu arkadaşı.
Farklı yerlere bakarken bir yerden ağlama sesi geliyordu. O tarafa doğru baktığında aradığı kişiyi görmüştü. Beliz bir duvara çökmüş ağlıyordu, ayakları yalın bir şekilde zemine basıyordu.
Siyah saçlarından belliydi o olduğu. Simsiyah afetiazam saçlar başka kimsede olamazdı. En azından Barlas için öyleydi. Onlara dokunası geliyordu.
Onu bulmanın rahatlığıyla derin bir nefes aldı. Ağlıyordu sevdiği kız. Kalbine oturan taş Beliz'in gözyaşları kadar sessiz, sırtına değen soğukluk kadar soğuktu. Barlas o an anladı. Bu kız ona ya büyü yapmıştı ya da büyü yapmıştı. Başka seçenek yoktu. İçi gidiyordu. Kalbinde ki filizden güller açıyordu ama haberi yoktu.
🌸
Beliz Alaca'nın anlatımıyla
Ben kadere inanan birisiyimdir. Hangi insanla ne zaman tanışacağımın tesadüf olduğuna inanmam. Çünkü o an hayatımıza giren kişiler gelecekteki hayatımızı, bugünün karakterini etkiliyordu.
Hâlâ kolları arasındaydım. Bırakmamıştı. 'Boğ beni' derken fazla emindi. Gerçekten boğacağımı biliyordu. Önyargılıyım, düşüncesizim, boğarım dedikçe 'evet kaşınıyorum gel de kaşı' diyen Keriman gibiydi.
Çüş,mükko benzetme.
Biliyorum canısı.
Nefesini hala saçımda hissetmem de bir gerçekti. Biliyordum ama bir yanım 'bırak sarılsın' diyordu. O yanımı bulup yırtmak istiyorum.
Son çare bahane üretmekti.
"Barlas bırakır mısın? Yüzümü sileceğim yoksa kuruyacak."
Neden bilmiyorum ama kötü bir hayat, çocukluk geçirdiğini hissediyordum. Doğum gününü söylediğinde bile bariz bir şekilde morali bozulmuştu. Belki ben öyle bir anlam yüklüyordum.
Kafasını gömdüğü saçlarımdan kaldırarak ellerini belimden çekti. Tuttuğu yer ısınmıştı, bir anda belime değen havanın soğukluğuyla irkildim ama belli etmedim.
Yüzüne bakmadan direkt çantamı yerden aldım. Dokunduğu yerler karıncalanıyordu hâlâ, umursamadan çantamdan bir ıslak mendil çıkardım ve içindeki kimyasalları umursamadan direkt yüzüme sürdüm.
Sildikten sonra mendile baktım. Feciydi. Sadece göz altıma sürmüştüm mendili üstelik. Ben bile o halde kendimi görsem korkar, gülerdim. O nasıl gülmedi anlamış değilim.
Bütün gözüme sürdükten, daha doğrusu eziyet çektirdikten sonra ona yerden baktım. Ne yaptığıma bakıyordu.
Düz bir şekilde bakıyordu.
"Gözün kızarmış, çıkarsaydın bir de yerinden?"
Ayaklanıp omuz silktim.
"Benim değil mi? Sanane."
Dudağının ucu kıvrıldı.
"Ha şöyle ya."
"Ne böyle ya?"
Cevabı netti. Direkt söyledi.
"Ağlama."
"Sanane."
Dudağını gererek gözünü kıstı.
"Banane."
"Dalga mı geçiyorsun benimle?!"
"Asla, Miran tersinin pis olduğunu söyleyip duruyor."
Miran niye gidip herşeyi,herşeyimi ona söylüyordu. Eve gidince dövecektim onu. Sanki bilmesine ihtiyaç mı vardı?
"Sen mafya Miran da yardımcın falan heralde?" Durdum biraz. "Gerçi mafya olsan benimle ne işin olur?"
Kafasını sağa eğerek güldü. Dişleri ve gamzesi göründü. Gamzesi yine ilgimi çekiyordu ama ciddi davranıp ona ciddiyetle baktım.
Gülümsemesi durduktan sonra bana baktı. Yüzünde tebessüm vardı. Ne yapacağımı bilmiyordum.
"Ne işin vardı burada? Yoldan geçerken gördüm klişesi yapma."
"Arkadaşın beni senin telefonundan aradı."
Şaşırdıma ama hangisine bilemedim. Dün laf arasında kızlara telefon numaramı aldığını söylemiştim. O kadar insan varken Pelin'in gidip onu araması ayrı bir alakaydı.
"Sen ne alaka?"
O da bilmiyordu sanırım. Dudağını büzdü. Odağım oraya gitsede hemen tekrar gözlerine baktım.
"Her neyse... Gidelim artık da kızlar ne olucak?" diye sordum.
Cebinden telefonu çıkararak bana verdi. Ekranda küçük bir kız ve çocuk vardı. Anlamaz gözlerle ona baktım.
Gözlerimi kırpıştırdığımı görünce "Benden kendini ara, arkadaşındadır telefonun." dedi. Çok içmesem de kafam allak bullak olmuştu.
"Ha tamam." diyerek mırıldanıp arama kısmına girdim. Numaramı girince otomatik olarak numaram kaydedildiği için beni kaydettiği isim çıkmıştı.
Beni pijamalı diye kaydetmişti.
Pijamalı.
Re-
Tamam rezilim!
Sinirle ona baktım."Ne pijamaymış arkadaş adımla niye kaydetmedin?"
Dalga geçiyordu resmen benle. "Beliz diye bir kız arkadaşım var ondan."
Sinirimi bozuyordu. Ona doğru bir adım attım. "Onu Beliz 1, beni Beliz 2 diye kaydetseydin. Pijama ne be?"
Başını sağa sola salladı.
"Maalesef onu Beliz 1 diye kaydedemem."
Pardon?
"Tamam beni direkt Beliz 2 diye kaydetseydin!"
Güldü salak.
"Ona saygısızlık olurdu."
Şuan gerçekten böyle bir durum var mı diye telefonuna bakmamak için zor duruyordum. Telefon çaldı.
Telefona baktığımda Pijamalı yazıyordu. Utanmadan açtım.
Burun çekme sesi geldi ilk önce.
"Barlas..."
"Pelin! Ağlıyor musun sen?"
"Beliz! Ay Allah'ım şükürler olsun!"
Arkada Yağız vardı galiba.
"Abi tamam arama Aslım teyzeyi, bulmuş dediğim çocuk." diye bir ses geldi.
"Neredesiniz Pelin?"
"Ana yoldayız da çok trafik var kuzum. Bengi de burada merak etme ama seni almaya gelirsek anca 2 saati bulur."
Derin bir nefes vererek Barlas'a baktım. Ne olduğunu sorgular bir şekilde bana bakıyordu.
"Tamam Pelin siz uğraşmayın ben gelirim Barlas ile."
"Tamam" deyip kapattıktan sonra Barlas'a telefonunu verdim.
"Nolmuş?"
Ona bakmadan topuklu ayakkabılarımı giymek için eğildim.
"Gitmişler, mecbur seninle geleceğim."
"Tamam." deyip yerde bıraktığım çantamı aldı.
"Beliz şunları giyme lütfen, çok baş ağrıtıyor."
Ayağımda sadece ten rengimde incecik bir çorap vardı. Çorapsız dışarı çıkamama huyuma hürmetler.
"Yalın ayak mı geleyim?! Ayrıca her istenen oluyor gibi mi sence?"
"Doğru haklısın, giy hadi bekliyorum."
Umursamadan ayakkabıları giydim. Ayağıma vurmamasını umuyordum.
Topuklularımı giyip ayağı kalktım artık boy farkımız daha azdı.
"Nereden geldin?"
"Sağdan."
Onu onaylayıp yürümeye başladım. Çantamı da elinden aldım tabiki de.
Ben önde yürüyor, o ise arkamdan geliyordu. Bu duruma da alışmıştım artık. Her zaman aynısı oluyordu.
Üstünde beyaz gömlek, siyah pantolon vardı. Nereden geldiğini sormak istedim. Belki de bir etkinliğe gidecekti ama ben bozmuştum. Düşünmemeye, başka şeyler düşünmeye çalıştım.
Hava esiyordu ama üşümüyordum. Arada çekirge sesleri geliyordu ve mahallenin sonuna gelmiştik, mecbur yanıma gelmesini bekledim. Araba neredeydi bilmiyordum.
Yanıma geldiğinde benle eşit hızda yürümeye çalışıyordu. Ayağımda ki topukluların çıkardığı sesten başka bir ses yoktu ve sanki sesi gerçekten onu rahatsız ediyordu.
Yolun ortasında eşit hızda yürüyorken bir anda durdu. Yüzüme baktı, adem elması kavislendi. Ne diyeceğini bekliyordum.
"Özür dilerim Beliz."
Daha neden böyle dediğine anlam veremeden elimden çantamı alıp, kalçamın altından tutup omzuna attı beni.Dünyam bir anda tersine dönerken tekrardan kokusunu alıyordum. Çığlık falan atmadım. Beynim onun yaptıklarına artık normal tepki veriyordu. Şaka olmalıydı.
Ayağımda ki topukluları çıkartıp ayaklarımı ince çorapla bıraktı.
"Umarım ayakkabılarımı bir yere atma gibi planların yoktur."
Gülerek cevap verdi. Konuşmasına gerek kalmadı.
"Niye böyle birşey yaptın ki mesela?" diye homurdandım.
"Saçma anılar gözümün önüne geliyor Beliz ondan."
Saçma anı. Çok ucu bucak bir kavramdı. Saçma dediği anı belki travması belki yaşamının en kötü anıydı. Bir şeyden bin şey çıkartıp ihtimalleri zihnimde tartmaktan nefret ediyordum ama bir yandan da insanları anlamamı sağlıyordu. Sustum o yüzden, haklıydı kızamadım, kaldım öyle.
Aramızda duyulan tek şey onun ayakkabısından çıkan tok sesti. Tek eliyle taşıyordu, yorulmamasını umuyordum.
Sırtına vurup "Tamam bırak beni yürürüm."
Durmadı. "Omzum karnına baskı mı yapıyor?"
"Hayır."
"O zaman sorun yok."
Onun omzu baskı yapmıyordu ama ben ona tamamen baskı uyguluyordum. Yorulduğunu sormak istedim ama soramadım.
Biraz zaman geçtikten sonra durdu. Aniden belimden tutup aşağı indirdi. Refleks olarak omuzlarına tutundum.
Geniş he.
Sırtıma değen birşey vardı ellerimi omuzlarından çekip arkaya baktığımda arabaya geldiğimizi gördüm. Yüzüne baktığımda yorulmuşa benzemiyordu. 5 dakikadır taşıyordu, yorulmaması normal değildi bence.
Arabanın anahtarını cebinden çıkartıp arabayı açtı.
"İçeri geç Beliz."
Başımla onayladıktan sonra yolcu koltuğuna geçtim.
Binmesini bekledim. Ayakkabım neyseki elinde bir şekilde bindi.
"Ayakkabımı ver de araba kirlenmesin."
Kınarcasına baktı ama verdi. Araba sevdası da erkoların bir numarası.
Ayakkabımı giydim. Sarhoşluğum vurmuyordu kafama. Garip bir durumdu ama gereğinden fazla ayık hissediyorum kendimi. İçtiğimiz içkinin alkol oranı azdı belkide.
Arabayı çalıştırıp sürmeye başladı. Bende camdan dışarısını izledim. Hava sıcak olduğu için insanlar ellerinde dondurma geziyorlardı. Bazıları ise bisiklet sürüyordu. Eğleniyorlardı.
Benim yerime de eğlenin pls.
"Bir şey soracağım."
"Sor." deyip bana bakıp tekrardan yola odaklandı.
"Neden sarıldın?"
Sormam lazımdı. Saçma düşüncelerle kendimi yormak istemiyordum. Nedeni olmalıydı. Kararsız şekilde yaşamaktansa her türlü olasılığa rağmen netlik her zaman tercihim olmuştur.
Dudaklarını yalayıp cevap verdi. Odağım ondaydı, yola bakarak cevabını verdi.
"Ben teyzemle beraber yaşadım Beliz. İtalya'da. Psikologtu ve ben ne zaman gelip ağlasam hiç birşey sormadan gelip bana sarılırdı. Seni öyle görünce..."
Söyledikleri şeyleri bana bakarak söylememesi nedense ayrı bir üzülmeme neden oldu. Sanki birşeylerden utanıyordu. Utanacağı birşey yoktu.
Hislerimde haklıydım galiba. Sonuçta anne ve babasıyla büyümeyen bir çocuk nasıl iyi bir çocukluk geçirmiş olabilirdi ki? Teyzesi ne kadar iyi bir çocukluk yaşattıysa yaşatsın gerçek annenin yerine geçmezdi.
Düşüncelere dalmış ona bakıyordum. Nasıl davranmalıydım bilmiyorum ama eğer ona sarılan biri yoksa sarılabilirdim. Her insan bunu yapabilirdi ama önemli olan görebilmekti. İçimden en içten bir şekilde onun bu halini görebilenlerin olmasını, ona sıkı sıkı sarılmasını diledim.
Bakışlarımı fark edip göz ucuyla bana baktı. Yandan baktığımda adem elmasının kavislendiğini gördüm.
"Bakma bana öyle."
"Ne?"
Derin bir nefes verdi. "Bakma işte." dediğini duydum ama kısık sesle söylemişti bunu.
Sanki utanıyor gibiydi. Rolleri değiştirmiş gibiydik. Fakat onun utanacağı birşey yoktu, düşüncelerimi dile getiremedim.
Bir süre ikimizden de çıt çıkmadı fakat benim ağzım durur mu? Asla!
"Neden böyle geldin? Yani sanki üstün... tabiki normalde giyebilirsin ama sanki şey yapmış gibisin... bir davete gider gibi... Bir planını bozmadım değil mi?"
Hiç birşey söylemeden 10 kelimelik cümlemi evire çevire söylememi bekledi. Gömleğininin bileklerini kıvırarak kollarını gözlerimin önüne serdi.
Damarlı.
Evet damarlıydı.
Bengi aklına giriyor kızım kendine gel.
"Vardı da zaten gidesim yoktu."
Bu kadar mıydı cevabı? Daha uzun birşey bekliyordum.
"Niye?"
"Ne niye?"
Kırmızı ışık yandığı için durmuş beni izliyordu. Fazla derinine indiğimi hissediyordum. Sormak için sormuştum, cevap vermek için cevap vermeliydi o da.
"Yani şey niye gitmek istemedin?"
"Sıkıcı, lise arkadaşları falan."
Başımı sallayarak onayladım. 'Sanane' bile deseydi haklıydı.
Saygılı.
Kes sesini. Bengi ruhuma girmiş olmalı.
Daha da birşey konuşmadık, sessizlik hakimdi. Yola bakarak yolu geçirdim.
Eve gidip uyumak istiyordum sadece. Bir de Miran'ı dövmek.
35 dakika sonra eve gelmiştik. Nasıl yaptıysa sürekli ara mahallelerden geçip en kısa yoldan getirmişti beni evimin önüne.
Araba durduğunda ona döndüm. O da arkamdan çantamı almak için bana doğru döndü ve çantayı aldı ama aldığı sırada yüzlerimiz fazla yakındı.Biraz gerilereyerek mesafeyi açtım.
Çantamı alıp bana verdi. Yüzüne baktım.
"Teşekkür ederim."
Yüzü nötrdü. Başını yavaş yavaş salladı.
Arabadan inmem için bir sebep kalmamıştı. Kapıya elimi koyup açacağım sırada "Beliz." diyen sesini duydum.
Arkamı dönüp onaylayan bir ses çıkardım.
"Bugün olanları yanlış anlama olur mu? Sonuçta Miran'ın ablasısın ve çocuk bana 'abi' diyor. Yanlış anlamanı ve anlamasını istemiyorum."
Yüzüme zoraki bir gülümseme kondurdum.
"Tabikide, anlamayacağım keko merak etme."
Güldü. Başımı oynatarak tekrardan teşekkür ettim ve arabadan dışarı çıktım.
Çıktıktan sonra direkt binaya girdim ve kapıyı kapattım. Arabanın çalışma sesi geldiğinde gittiğini anladım.
Garip hissediyordum, fazla garip. Bir yerlerim kırılmış gibi ama nerem kırılmıştı bilmiyordum. Dediği şeyde haklıydı. Aklım yetiyordu bunu bilmeme. Sorunu da, kırılan şeyi de, neye kırıldığımı da anlamadım. Boynu bükük çiçek su verildiğinde dikleşirdi. Bana su vermemişti ama boynumun daha da kırıldığını hissediyordum.
Su azar azar verildi ama çiçek daha fazlasına muhtaçtı. Fazlası olmayınca olana da doyamadı.
🌸
2 Hafta Sonra
"Tamam Bengi çıkacağım 10 dakikaya."
"Tamam canikom bekliyorum."
Telefondan Bengi'ye el salladıktan sonra yatağımdan çıktım. Bugün onlara gidecektim. Kafam derslerden allak bullak olmuştu ve bir süre onları görmek istemiyorum.
İpek Hanım, ailesiyle beraber Sakarya'ya tatil için yazlığa gitmişlerdi.2 haftaya anca dönerlerdi. Biz hâlâ burda sürünelim.
Gamsız hayat.
Barlas ile o günden sonra hiç görüşmemiştim. Arada dışarı çıkıyordum ama görmüyordum. Hoş isteyen yoktu.
Kırıldığına anlam veremediğim şey ise kendi kendine onarılıyordu. Buna mecburdu, kendili onaramayan yıkardı. Yıkılan şey ise onarılamaz, yok olurdu.
Bengi ile noodle keyfi yapacaktık. Annem zaten evde yoktu. Kim bilir hangi akrabaya gitmişti yine. Yerinde duramıyor bu kadın.
Bengi üst mahallede oturuyordu. Barlas'ın yaşadığı mahalle. Fakat apayrı yerde binaları. Barlas'ın ki mahallenin başında onun ki sonundaydı. İlk önce markete gidip bir kaç şey alır sonrasında ise oradan giderdim. Evinin önünden geçecektim ama sıkıntı yoktu. Bazı şeyler abartılmaya müsaitti. Bende belki onun bana yaptıklarını abartıyordum. Halbuki insafı olan bir insan bile onun bana yaptığı iyilikleri yapardı.
Miran ile ise konuşamamıştım. Çocuk 1 hafta boyunca hastanelerde koşmuştu. Hasta olmuştu üzümlü kekim. Fena bir hastalıktı ama atlattı, fakat ben sormayı unutmuştum. Yiğit ile bir yerlere gittiği için bugün de soramayacaktım. Fazlasıyla azarlayacaktım onu. Belki de Miran ona güvendip anlattığı için bana iyi davranıyordu, zorunda hissediyor bile olabilirdi.
Cüzdanımı ve telefonumu alıp çıktım evden. Kot pantolon ve düz beyaz tişört giymiştim. Evi kilitledikten sonra binadan çıktım.
Hava kararmaya çok yakındı ve en sevdiğim andı. Gökyüzüne bayılıyorum, asıl özgürlük oradaydı. Burası orada yaşayanlar için hapis niteliğinde olmalıydı.
Markete doğru yürümeye başladım. Normalde bir şeyleri fazla abartan biri değildim. Sevindiğimde bile fazla uzun sürmezdi sevincim. Her ihtimal zaten zihnimde çark misali dönüyordu. Tüm ihtimaller gözlerimin önüne serilince zaten sevincim kısa sürüyordu. Bu huyumdan nefret etmiyordum. Kötü şeyler her zaman olabilirdi ve bunun benim aklıma kazılı olması dışarıdan olgun gözükmemi sağlıyordu.
Markete girip noodle, cips, kola falan aldım. Parayı ödedikten sonra çıktım marketten. Market Bengi ve benim yaşadığım mahallenin ortasında yer alıyordu. Marketten çıktığım gibi onların mahallesine girdim.
Hiç bakmayacaktım ama gözlerimin önünde yaşanıyordu. Yanda bir valiz ve önümde sarılan 2 kişi vardı. Gözlerimi kısarak baktığımda tanıdığım biri olduğunu gördüm.
Barlas bir kızla sarılıyor, saçlarına öpücük bırakıyordu. Yüzünü bana yaptığı gibi kızın saçlarına da gömmüştü.
Kırılan yer sanki tekrar kırılmıştı. Bu histen de nefret ettim. O yeri, o yanımı söküp atmak; yok etmek istiyorum!
Kızın bal köpüğü saçları vardı ve beline doğru uzanıyordu. Benle aynı boyda gibiydi. Yutkunarak geriye doğru ilerledim. 8 adım falan vardı aramızda fakat görememişti beni.
Git oradan.
Arkamı dönüp gideceğim sırada Barlas kafasını kızın omzundan ayırdı, benim olduğum tarafa baktı. Yüzümü nötr tutmaya çalıştım. O tutmuyordu, yüzünde şaşkınlık birde anlamlandıramadığım bir duygu belirdi. Kız ise Barlas'ın baktığı yere, bana baktı.
"Beliz..." diye mırıldanışını duydum Barlas'ın. Yüzüme zoraki bir gülümseme kondurarak arkamı döndüm. Sevgilisi olabilirdi, bundan bana neydi? Hatta direkt ondan bana neydi? Normal mahalleden biriydi, hatta benim mahallemden bile değildi. Yaptığı şeyler için ona minnettardım ama bunun onla bir alakası yoktu. İsterse gitsin 10 kızla aynı anda çıksın. Beni ilgilendirmez, ilgilendiremez.
Arkamı döndüğüm sıra birine direkt olarak çarptım. Anın şaşkınlığıyla elimdeki market poşeti düştü. Refleks olarak yaptığını umduğum bir şekilde ellerini belime yerleştirdi. İlk saniyeler öyle kaldım, sonra hemen kafamı kaldırdım. Şaşkınlıktan ağzım açıldı, bu çocuk bizi süzen o sapıktı. Yüzünde ise iğenç bir gülümseme vardı.
----
Helöö dostileerr, bu bölümde böylee... Açıkçası biraz yavaş ilerlediğimi hissediyorum ama bu son sakin bölüm olabilir. Karakterlerin arkasında çok deriin bir geçmiş var ve sonraki bölümler bunu hissedeceksiniz. Sizce Barlas kime sarılmış olabilir? Fikirlerinizi alayım...🧡🧡
Bölüm etkileşimi
