Nazlı Bebek kitap kapağı

6. bölüm / 15

Eyvallah

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 15Şu an: Eyvallah

Karşımda ki varlığa tiksindirici bir şekilde bakıyordum. Yine aynı o gün ki gibi, bakkalın önünde baktığı gibi bakıyordu. Rahatsız oluyor ve kusasım geliyordu.
Yüzüne aptalca bir sırıtış ekledi.
"Merhaba."
Tepki vermedim. Barlas'ın sesi gelmiyordu. Bir anda beni bir el bileğimden tutup geriye çekti.
Tepki veremedim yine. Bu sapığın yanında kalmaktansa onun arkasında dururdum. Fakat bir sorun vardı. Barlas çocuğu öldürecek gibi bakıyordu.
Aptal sapık "Aaa..." dedi iğneleyici bir tonda. Barlas ile konuşuyordu. Benim yanımda ise Barlas'ın az önce sarıldığı kız vardı. İkimizde Barlas'ın arkasında duruyorduk. Kıza baktığım zaman sapığa bakarken ki tedirgin bakışlarını gördüm. Belki de sapığı tanıyorlardı. O zaman Barlas neden o gün gelip bana bağırdı?
"Barlascım." diyerek iki yana salladı başını aptal sapık.
Barlas'ın yüzünü arkasında olduğum için görmüyordum ama parmaklarını sıkıyordu hatta boğumları bile beyazlamıştı.
"Kes sesini Kaan!"
Kaan'dı demek aptal sapığın adı.
Ellerini cebine koyarak konuştu Kaan.
"Barlas mı dedim? Pardon doğru sen sana annemin verdiği adından nefret ediyorsun değil mi?"
Annesi mi? Kaan denen sapıkla bu kadar yakın mıydı? Annesinin verdiği isimden ayrıca neden nefret etsin ki? Üstelik 'annemin.' mi? Kardeş miydiler?
Sorularımın hiç birini sormadım. İlgilendirmiyordu beni ama bu sapıkla kesinlikle bir müsibeti vardı Barlas'ın. Yanımda kı kız bile korkuyordu.
Barlas bir anda Kaan'ın gömleğinin yakasını tutarak duvara doğru ittirdi. Tepki vermiyordu Kaan. Sanki ters psikoloji yapıyordu. Kışkırtmaktı amacı. Yüzünde sanki istediği olmuş gibi iğrenç bir sırıtış vardı.
"Vayy Soykan şaşırtıyorsun beni!" deyip ellerini iki yana açtı. Barlas'ın kulağına doğru yaklaşarak bir şeyler fısıldadı ama ben duymadım.
Kulağından uzaklaşarak Barlas'a dik dik baktı.
Sarışın kız fısıldadığı şeyi duymuş ve doğrudan bana bakmıştı. Şaşırmış bir şekilde bakıyordu. Bakma öyle, ne yaptım yine ben!?
Ne oluyor?
"Seni burada öldürüp leşlerini kargalara mı vereyim ahmak herif ne istiyorsun?!"
"Ben birşey istemiyorum Soykan, sen beni aramıyor muydun? Geldim yanına canım!"
Biraz bekledi.
Yüzünü aniden beklemediğim bir şekilde bana çevirdi Kaan.
"Yalnız bu güzel hanımefendiyle tekrar karşılaşmayı bende bekleyordum."
Tekrar Barlas'a baktı.
"Hayat tesadüflerle dolu değil mi?"
Barlas öfkeyle soluyor ama ona cevap vermiyordu. Onu tanımasam bile bu sakinliğinde bir sebep olduğunu düşünüyordum. Hatta karşısındaki piçte öyle düşünüyordu büyük ihtimalle. Ağzına geleni söylüyordu.
Barlas biraz daha sıktı yakasını. Boğazından tutup boğacaktı ama kendisini kontrol etmeye çalışıyor gibi gözüküyordu. Fısıldayarak ne söylediğini merak ediyordum açıkçası. Barlas'ı dellendiren şey oydu çünki.
"Burada şuan sana zarar vermeyeceğimi düşünüyorsan zararlı çıkarsın Kaan. Sabrımı taşırma!"
Kaan'ın umrunda olmadı.
"Ya diyelim ki ben çıktım zararlı. Yine o gün ki gibi seni suç-"
Barlas daha Kaan sözünü bitirmeden araya atladı.
"Beliz! Git buradan!"
O kadar yüksek sesle bağırmıştı ki duvara yapıştırdığı Kaan bile afallayıp yüzünü buruşturdu. Olayın benimle ne alakası vardı?
Zaten alakan yok salak! Neden buradasın? Ailevi meseleler belli ki. Başından beri burada durmamalıydın.
İlk başta anın şaşkınlığıyla kaldım.
"Ne bilmesini istemiyor musun Soykan? Yazık duygularını bile tam yansıtamıyorsun. Acıyorum sana."
"Beliz sana git dedim!"
O kadar gür bir şekilde bağırıyordu ki sarıldığı,belkide sevgilisi olan kız bile yanına gidip onu sakinleştimeye çalıştı. Sinirini benden çıkartıyordu resmen. Burada olmamdan rahatsız olabilirdi ama bu kadar sert bir şekilde söylemesi kalbimi kırıyordu.
Orada bir saniye daha kalmadan Bengilerin evinin olduğu tarafa doğru yürüdüm. Zaten duysam bile gidip anons edecek değildim. İlk başta söylese giderdim, dememişti. Ona olan minik güvenimde sarsılıyordu.
Arkama bakmadan ilerledim. Yüzümden düşen bin parçaydı. Sorun duymamı istememesi değildi. Sevgilisiydi belki o kız ve orada durmamdan rahatsız olmuştu. Ona bile eyvallahtım ama bağırması hoş değildi.
Oradan biraz uzaklaştıktan sonra biraz yavaşladım. Ağlamak istiyordum. Var olmayan duygular sarsılamazdı,körelemezdi. Ben niye böyle hissediyorum o zaman?
Ayrıca Kaan denen haysiyetsiz "Duygularını bile tam yansıtamıyorsun" demişti. Ne duygusuydu bunlar? Merak ediyordum ama bu saatten sonra Barlas ile diyaloğa bile girmezdim. Ne hali varsa görsündü!
Evin önüne geldiğimde bir şey farketmiştim.
"Kafanı yesinler Beliz!"
Noodle poşeti orada kalmıştı! O anın hararetiyle orada unutmuştum.
Eğer bir yerlerden noodle bulmazsam zaten Bengi kafamı yiyecekti. Mecbur uzun yoldan başka bir markete gidecektim. Oraya -Barlas'ın olduğu alana- adımımı bile atmam şuan.
Elimi alnıma atarak binadan çıktım. Bengi'nin beni görmemesini umuyorum. 777.
Hızlıca bakkala doğru yol aldım. Bakkala girip noodle ve birkaç şey daha aldım. Param bitti yahu!
Yiyeceklerle beraber tekrardan evlerine doğru yürüdüm. Barlasın binası bayağı uzağımdaydı ama arkamdaydı, gözle görülüyordu ve sesi çıkmıyordu. Tabii bağıracak kimse kalmadı ya ondandır sessizliği. Galiba dağılmışlardı oradan. Oh ne güzel, herkes yesin içsin hesabı Beliz ödesin. Benimde kalbim var, aptal adam işte. Aptal. Bir daha onunla konuşursam ne olayım.
Yüzüme bir gülümseme ekleyip Bengilerin binaya girip dairelerine çıktım. Kapıyı çaldım. Bir süre sonra kapıyı Bengi açtı. Üstünde mutfak önlüğü, yüzünde un vardı. Gülümsemem samimi bir hal aldı.
"Ay kız hoşgeldin!"
Ayakkabılarımı çıkartıp içeriye geçtim.
"Hoşbulduk güzelim!"
Kendisine çekip sarıldı bana. Elleri kirli olduğu için elinin tersiyle sırılıyordu. Sıkı sıkı sarıldım ona. En güvenli limanımdı burası, burada ağlayabilirdim ama yapmadım.
Sarıldıktan sonra ayrıldık, üstüme baktım. Un olmuştu.
"Kız Allah seni davul etmesin, benimde üstüm un oldu!"
Güldü salak. Yanağımdan bir makas aldı.
"Bir şey olmaz canım hâlâ güzelsin."
"Bengi!"
Elinde de un vardı ve yanağıma da gelmişti.
Hızlıca mutfağa doğru koştu. Totosuna elimle vurdum.
O mutfağa geçerken bende banyoya geçip yüzümü yıkadım. Hem undan hem de olduğum durumdan arınmak için. Bengi'nin bir şeyler farketmemesini umuyordum. Kız insan sarrafıydı resmen.
Banyodan çıktığımda Ege'nin kendi odasından sesini duydum.
"Tamam o iş bende halledeceğim bir şekilde."
Ne işiydi bu? Beni farketmemesi için koridordan mutfağa doğru yöneldim. Umarım saçma işlere karışmıyordu.
Ege, Efe ve Bengi yasal olarak reşitti ve Efe ve Ege okumuyorlardı her ikiside çalışıyorlardı bir şekilde. Evlerinde okuyan tek kişi Bengi'ydi.
Mutfağa girdiğimde Bengi börek yapıyordu. Cancağızım kıvırcık saçlarını topuz yapmıştı. Bayılıyorum büklelerine.
"Bengi Hanım döktürüyorsunuz yine. Evlilik ne zaman?"
Yanına, tezgâha doğru ilerledim. O da o sırada börekleri fırına koyuyordu.
Fırına doğru eğilerek "Of Beliz bana o çocuğu hatırlatacak şeyler söyleme!" dedi ve fırının önüne oturdu.
Yanına, yere oturdum. Ayaklarımı bağdaştırdım.
"Evlilik deyince aklına o mu geliyor? Ne ara bu kadar tutuldun be kızım?"
Sıkıntılı bir nefes verdi.
"Of Beliz! Sanki her gün birine tutuluyorum. Bilmiyorum işte sürekli aklıma geliyor!"
Haklıydı. İlk defa birine aşık oluyordu. Hemen olmasına şaşırmıştım ben aslında.
Biraz sessiz kaldık. Sessizliğe bir de kulaklığa ihtiyacım vardı benim şuan. Bir beni o iyi yapabilirdi. Hem zaten niye kötüydüm ki?
Bağırdı sana.
Evet.
Hayatımda bir yeri yoktu, bir anlamı da. Hiç düşünmeden bağırabiliyorsa benim de onun hayatında ne anlamım ya da yerim yoktu. Karşılıklıydı bu durum. Bende gidip ona bağırabilirdim mesela. Bana 'kendini aç, sıkıntını birilerine söyle' deyip duruyordu. Sanki beni önceden tanıyor gibi hissettiriyordu. Ona az da olsa bir güvenim vardı. Neden bilmiyorum ama vardı işte. Az olan güvenimin de kırıldığını hissediyordum. Belki en başından beri kırılıpda, neremin olduğunu bilmediğim yer ona az da olsa olan güvenimdi.

Ben konuşmayınca Bengi de konuşmadı.
"Niye susuyorsun Bengi, konuşsana."
"Sence de garip değil mi?"
"Ne?"
"Yaşadıklarımız."
"Yani... biraz garip."
Mırıldanarak "Fazla garip." dedi.
Evet garipti. Bunu biliyordum fakat dile getiremiyordum. Bir anda tanıdığım bir insana neden böyle kırılıyordum bilmiyorum. Ya da neden ona kırılacak bir yanım, yerim var onu da bilmiyorum. Benim onun hayatında yerim yoktu. Onun bende niye yeri vardı?
10 dakika boyunca birkaç şey konuşup durduk. Ege evden dışarı çıkmıştı. Efe ise zaten evde değildi.
Masayı kurup oturduk. Güzel olmuştu. Börek ve noodle aynı yerde biraz sırıtıyordu ama sıkıntı yok, midesiz insanlar için hiç yok.
"Of ya şef miyim neyim. Beni alan harbi yaşadı!"
Güldüm Bengi'ye.
"Aynen canım hadi başlayalım. Açlıktan gebereceğim şimdi, kahvaltı da etmedim."
Beni onayladıktan sonra yemeye başladık. Havadan sudan birde Boran'dan konuştuk. Harbi tutulmuştu. Şimdi ise bulaşıkları yıkıyorduk.
"Beliz." dedi Bengi.
İşte şimdi sıçmıştım. Bu sesteki imayı tanıyordum. Net bir şey soracaktı. Onaylayan bir ses çıkardım.
"Bir şey mi oldu sana? Bir durgun gibisin. Yani birazcık abartıyor olabi-"
"Oldu."
Hem de çok fena şeyler oldu Bengi. Kafamda kuruyorum Bengi. Kırılıyorum Bengi. Kırılabilecek yerlerim varmış Bengi. Sevgilisi var Bengi. Neden böyle hissediyorum bilmiyorum Bengi. Ağlamak istiyorum Bengi. Neden ağlamak istiyorum onu bile bilmiyorum Bengi.
Gözünü bulaşıklardan çekerek bana baktı. Bende ona baktım. Bakışları yumuşamıştı. "O zaman neden anlatmıyorsun." der gibi bakıyordu.
Odağımı tekrardan bulaşıklara verdim. O hâlâ bana bakıyordu. Ağlardım şimdi, zaten ağlamak istiyordum. Biri bu halimi de görsün istiyordum. Çok muydu istediklerim?
Bengi bir anda ellerindeki köpükleri yıkayıp beni oturma masasına doğru çekti. O bulaşıkları köpürtüyor ben yıkıyordum, zaten ellerim temizdi.
Hiç birşey söylemeden oturttu beni masaya kendisi de karşıma geçtikten sonra ellerini birleştirerek masaya koydu.
"Dinliyorum canım anlat. İçinde tutma artık, ağlamak istiyorsan ağla, bağırmak istiyorsan bağır. Ama gözünü seveyim artık birilerine dillendir bu durumunu."
Benim ağırlığım bu kadardı. Omuzlarım düştü, gözlerim doldu. Bakamadım Bengi'ye, masaya baktım. Gözlerim yanıyordu, nedendi neden? Çıldıracaktım artık.
Bengi söylerim umuduyla bana bakıyordu, biliyordum. Hep öyle baktılar ama ben salaktım. Kendimi insanlara, en yakınıma açamayacak kadar. Derdimi anlatacaktım bugün ama.
"Bugün..." diyerek başladım cümleye. Masaya bakıyor vaziyetteydim hâlâ.
"Senle yeriz diye markete bir şeyler almaya gittim. Mahallenin başındakine. Çıktığım an onu gördüm."
'Kimi?' diye sormasını bekledim ama sormadı.
"Ne işi varmış ki orada?"
Gözlerim yanıyor, bakışım buğulanıyordu.
"Evinin önündeydi. Orası evi. Parkın merdivenlerinin oradaki apartmanda yaşıyor. Bir tane kıza sarılıyordu."
Burnumu çektim. Genzim yanıyordu. Yandan bir peçete uzattı.
"Kuzum, onun için mi ağlıyorsun?"
Sesinde bariz bir şaşkınlık vardı. Ne kadar söylenseler de ondan etkileneceğimi düşünmüyordu belkide, ben düşünüyordum.
"Bilmiyorum Bengi! Kafam allak bullak!"
"Oy kuzum." diyerek yanıma geldi. Oturuyorken sarıldı bana.
"Birde..."
Onaylayan bir ses çıkardı.
"Bana bağırdı."
Aniden sarılmayı bırakıp yüzüme baktı.
"Nasıl yani? Ciddi misin?"
Daha da şaşırmıştı. Bu insanların bu çocuğa güvenini anlamıyordum.
"Niye bu kadar şaşırıyorsun?" Burnumu çektim.
"Bağıramaz mı?" diye sordum.
"Niye bağırdı ilk onu söyle?"
Omuz silktim. "İlk ben sordum."
Derin bir nefes alarak tekrardan yerine geçip oturdu.
"Hani geçen biz parka gittik ya."
"Eee."
"Pelin annenlerin yanında oturuyordu."
"Evet."
"Sen Barlas'ın yanında Hümeyra ile konuşurken annen 'Barlas çok güvenilir biri.' demiş."
Güvenilir mi? Annem ile Barlas ne alakaydı? Zaten her yerden çıkıyordu. Birde annem ile tanışsa bile şaşırmazdım. Etkisi artık şaşırtmayacak cinstendi.
"Neden öyle demiş?"
Nefes verdi. "Vallahi orasını söylememiş annen. Artık aralarında ne yaşandıysa ondan demiştir heralde."
Başımı salladım. Mantıklıydı, annem birine güveniyorsa o güvenilir biridir. Bengi gibi o da insan sarrafıydı.
Ne kadar arkadaş edinirsem edineyim, bu insan 'iyi' dersem diyeyim, eğer annem o kişiye karşı olumlu bir şey söylemiyorsa ya hayatımdan çıkıyor, ya da bir olaylar olduktan sonra hayatımdan çıkıyordu. Annem haklı olurdu genelde bu konularda. Annelik sezgileri hissediyor olabilirdi.
"Ee Beliz, neden sana bağırdı?"
Modum tekrar düştü. Anlatacaktım, fakat kabaca.
"Sarıldıktan sonra beni gördü, afalladı. Ben arkamı dönüp gidecekken bir çocukla çarpıştım aniden."
"Kimmiş?"
Onu söylemeyecektim işte. Gidip Barlas'a hesap sorma ihtimali vardı. Zaten Barlas'ta çocuğa öfkeyle bakıyordu. Ortamın korkunç atmosferinden anlamıştım onu.
Omuz silktim.
"Bilmiyorum, yabancıydı."
Kafasını salladı.
"Sonra işte Barlas ile uğraşmaya başladı. Barlas'ı kışkırtıyordu resmen. Sonra Barlas çocuğu duvara yaslayıp yakalarından tuttu."
Bu sırada gözleri fal taşı misali açıldı. Her gün böyle şeyler duymuyordu garibim.
"Çocuk kışkırtmaya devam ediyordu. Sonra Barlas'ın kulağına bir şeyler fısıldadı."
"Duydun mu?" diye atladı hemen. Resmen gözünde canlandırarak dinliyordu.
Maalesef Bengi, duymadım ama gerçekten duymak isterdim. Ne olduysa o andan sonra olmuştu, Barlas'ı delirten bir şey olmalıydı.
"Hayır." dedim sadece.
"Ee sonra?"
"Çocuk bir şeyler daha gevelerken bir anda bana 'git burdan Beliz' diye bağırdı." Sonlara doğru söylerken sesim kısılmıştı. Dudağımı büzdüm, ağlamamak için direnirken yapardım bunu. Gözümden akan yaşlar bunun işe yaramadığının habercisiydi.
"Ya kıyamam sana Beliz'im..."
Burnumu çektim.
"Aptal herif! Önceden bana söylemedi git diye. Sanki ona meraklıyım! Aptal!"
Destekledi beni.
"Tabiki de aptal. Süründür onu Beliz!"
Sesim masum çıktı. "Ne süründüreyim mi?"
Peşten koşan sürüklenirdi. Benim peşimden koşacağını pek sanmıyordum.
"Tabiki salak, süründür!"
Göz kırpıştırarak baktım yüzüne.
"Beliz gerçekten salaksın."
"Niye ki?"
"Kıyamıyor musun?"
Ne! Pardon?
Gözlerimi daha da açtım. "Siktir git Bengi!"
Güldü salak. "Tamam tamam. Şaka yapıyorum."
Süründürmezdim, kıyardım. Hiçti benim için koca bir hiç.
Hızlıca gözümden firar etmiş gözyaşlarımı sildim ve ayağı kalktım.
"Hadi dizi izleyelim."
Yarım ağız gülümseyerek ayağı kalktı. Az yememişiz gibi birde sufle ile kahve yaptık dizinin yanına. Eminim 1 kilo almıştım ama iyi gelmişti. Bengi de iyi gelmişti. Kafam dağılmış, eğlenmiştim.
Şuan ise Bengi Hanım beni ağırlamanın bedeli olarak evin çöpünü hazırlıyordu elime vermek için. En bıkıcı başımı ona sundum, o ise en masumunu.
Bir yandan haklıydı ama, eve gidiyordum sonuçta ve gerçekten sabaha çok pis kokuyorlardı. Nereden bildiğimi sormayın. Annem bir keresinde bana bu görevi vermiş ben yapmamıştım. Sabah olunca da ortalık fena kokmuştu.
Çöpü elime verip 2 adet ıslak mendil koydu hırkamın cebine. Canım benim ne kadar da düşünceliydi.
Görüşürüz faslı bittikten sonra binadan çıktım. Sol elimi cebime attım. Sağ elimde ise çöp vardı. İcon girl. Direkt aşağı doğru indim, yan mahalle hemen evimin olduğu yerdi. Saat 22'ye geliyordu ve annem birazdan evde olurdu. Onlar gelmeden duşa girmek istiyordum.
Konteynere çöpü atmak için ilk önce oraya yöneldim. Sonra eve geçecektim. Çöpü attıktan sonra arkamı döndüm. Tanıdık bir koku aldım.
Onundu.

🌸

Bir evin önünde oturuyordu Barlas. Rastgele bir evin. Beliz'in mahallesinin başındaki bir evin.
Sabahtan beri oturuyordu. Bengilere gitmişti, biliyordu. Ona bağırdıktan sonra çaresizce bakmıştı gidene dek. Bengilerin binasına girdiğini görmüştü. Hâlâ gelmediğine göre net olarak ya bugün ya da yarın gelirdi. Beklerdi Barlas. Ona göre bu çılgınlıktı ama bu çılgınlıktan kendisini koruyamıyordu.
Kırmıştı sevdiği kızı. Fazlasıyla. Biliyordu. Sabahtan beri kendisine sövüyordu. Eli telefona gidiyordu ama arayamıyordu. Arasa bile açmazdı zaten o kadar da tanımıştı Beliz'i. Ağlamaması için herşeyini verecekken onu ağlatabileceği ihtimali kemiriyordu kafasını.
Yüzsüzlükse yüzsüzlüktü, bugün konuşacaktı Beliz ile. Süründürürse peşinden koşacaktı.
Fakat o anın stresiyle yapmak zorunda kalmıştı işte. Kaan, Barlas'ın Beliz'den hoşlandığını anlayıp "2 zaafın da yanında, diğeri de o olayın asıl gerçeğini yanlış bilse nasıl olur?" diye fısıldamıştı.
Delirmişti Barlas. Zaten doğru bilinen yanlışlar yüzünden olmuştu herşey. Gerçekler gün yüzüne çıksa bile, yanındakilerin -en yakınındakilerin- de yüzü ortaya çıkmıştı, asıl yüzü.
Beliz de onlar gibi anlasın istemiyordu. Tanımıyordu ki daha Barlas'ı...
O yüzden bağırmıştı 'git' diye. Ona bağıran dilini, ses tellerini yırtmak istiyordu. Geçti ama kırmıştı güzelini.
Sigara da içemiyordu, gelmiyordu içinden. Onu görmek istiyordu sadece. Bağımlısı haline gelmişti, durduramıyordu isteklerini.
Dalgın dalgın bakarken konteynerin önünde bir gölge gördü. Umutsuz bakışlarla baktı o yöne, oydu işte. Saatlerdir beklediği kişiydi. At gibi koşan kalbini umursamadan ayağı kalktı.
Ürkütmek istemiyordu. En yakınına kadar gitti, tam dokunacağı sırada Beliz arkasını döndü. Vücutları birbirine çarptı.
Loş mahalle ışığının altında yüzüne baktı Beliz'in. Beliz Barlas'ın yüzüne bakmadan kokusundan tanımıştı. Stresten ve çarpan kalbinin saçmalığından ellerini yumruk yapmış, Barlas'ın göğsüne bakıyordu. Olabildiğince konteynere yaklaşarak uzaklaşmaya çalıştı Beliz.
"Beliz" diye mırıldandı Barlas.
Keskin bir şekilde "Ne var?" dedi Beliz. Onun da canı, genzi yanıyordu.
"Beliz ben-"
"Ne? Yine mi bağıracaksın? Bekliyorum bağır, gideceğim hadi!"
Omzu düştü Barlas'ın. "Özür dilerim Beliz."
"Dileme. Neden diliyorsun? İstemiyorum özür falan. Mümkünse yakınımda olma bu saatten sonra!"
Beliz'in sözleri cam gibi battı Barlas'a. Beliz Barlas'a baksa bunu net olarak görürdü. Bakmıyordu. Onun da canı acıyordu fakat yediremiyordu bir anda kendisine bağırmasını.
"Beliz ben senin onun diyeceği yalanları duymanı istemedim."
İnatla bakmıyordu Beliz Barlas'ın yüzüne. Barlas'ın ise onu buna zorlayacak yüzü yoktu.
"Ne yalanı Soykan? Sen direkt benim orada olmamı kabullenemedin. Malum sevgilinle romantik-"
"Kardeşimdi o Beliz! Dellendirme adamı!"
"Banane! Ayrıca dellensen olur? Bu sefer kimin yanında haykırırsın en alakasız zamanda bana? Bekliyorum Soykan bağır! Umrumda dahi değilsin!"
Barlas şuan 'seni seviyorum' diye haykırabilse haykırırdı yapmadı, yapamadı. Omzu düştü. İnsanlar onu hep yanlış anladı, yanlışa inanlar o kadar yakınıydı ki gerçeği dillendirmek istememişti. Ellerini yumruk yapmış sakin olmaya çalışıyordu. Sevdiği kız nefret ettiği kişinin söylediği sözle hitap ediyordu ona. Sevmeyi de sevilmeyi de haketmediğini anladı o an. Herkese zarar olan oydu. Varlığıyla da yokluğuyla da.
"Soykan mı? İsmime noldu Beliz? Neden o Kaan piçine uyuyorsun?"
"Kimseye uymuyorum ben, o da sen de benim için aynısın. Nötrüm, objektifim. Aynı kefedesin onla benim için Soykan!"
Değildi oysa, asla değildi. Piçin tekiyle, o aynı kefede olabilir miydi? Asla. Beliz bu şey bitsin istiyordu. Kalbi çarpıyor, sızlıyordu. Diline sövdü içinden. Kırılmamasını umdu. Ona yavaş yavaş su veren kişinin ondan kopmamasını diledi. Yanıyordu genzi. Yüzüne bakmak istedi, göreceği şeyden korktu.
Barlas'ın duyduklarından sonra at gibi koşan kalbine defalarca hançer saplandı. Yaralı bir çiçek kaldı geriye. Adem elması kavislendi, yavaş yavaş Beliz'den uzaklaştı.
"Eyvallah" deyip gitti Barlas sevdiceğinden, kalbinden, yaralı çiçekten. Ardında, gözlerinde biriken damlalarla boynu bükük bir aşk bıraktı.

Devam edecek...

Ay Barlas'ım üzümlü kekim... Nasıl buldunuz canlar yorumlara beklerim😊💜💜

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

662okunma 39beğeni 7yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…