Bölümler 15Şu an: Her Şey Sensin
- 1 Pijamalı ve Keko Bozuntusu2.405 kelime
- 2 Keskin Bıçak2.350 kelime
- 3 Beni De Unutma5.320 kelime
- 4 Deniz Misali3.800 kelime
- 5 Boynu Bükük Çiçek3.214 kelime
- 6 Eyvallah2.630 kelime
- 7 Derin Sessizlik2.252 kelime
- 8 Bir Avuç Pişmanlık1.787 kelime
- 9 Bozuk Ritim5.359 kelime
- 10 Açan Çiçek2.665 kelime
- 11 Araf4.322 kelime
- 12 Her Şey Sensin4.501 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 Abayı Yakmak5.260 kelime
- 14 İyi ki3.088 kelime
- 15 Derdin Sebebi3.972 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
🎧
İkiye On Kala - Bütün İstanbul Biliyo
---
Şu hayattan bir şey isteme hakkım olsaydı kesinlikle bilgilerin beynime vahiy olarak inmesi olurdu. Tabi böyle bir şey olmadığı için çalan alarmımı kapatmış yatakta oturur vaziyette vücudumu esnetiyordum.
Uykulu gözlerle yüzümü sıvazlayıp direkt dolabımın başına geçtim. Beyaz crop ve mavi pantolon ile gri hırka giyecektim. Çantamı zaten dün hazırlamıştım.
15 dakika sonra hazır olduğumda kitaplarla dolu çantamı sırtıma takıp evden çıktım. Sabahın 9'unda beklendik bir sakinlik vardı mahallede.
Mahalleden ayrılıp direkt bir markete girip bir şeyler aldım. Kahvaltı yapmadan çıktığım için kütüphanede atıştırırdım.
Marketten çıktığımda sağa doğru yöneldim. Zaten kütüphane hemen yanındaydı. Dalgın dalgın yürüyorken bana doğru yürüyen Barlas'ı gördüm.
Of çok şanslıyız.
Gözlerim hafifçe açılırken ne yapacağımı düşünüyordum. Düz bir şekilde yürümeye devam ettiğimde kalbimin atış sesi kulaklarıma vuruyordu.
Üstünde akıllanmış olacaktı ki kapüşonlu bir sweat vardı. Elinde ki telefona çatık kaşlarla bakıyordu. Elinde ise boks çantası vardı.
Gittikçe yaklaşıyordum ve odağı telefonda olduğu için henüz beni görmemişti. Eğer yanından geçtikten sonra beni görseydi fena ayıp olurdu. Bu yüzden şükretmesem de kötünün iyisi olmuştu. Gözleri kısacık bir saniye bana döndü telefondan. Adımları durduğunda telefonu arka cebine atıp yüzüme baktı. O şekilde baktığı için gidemedim, bende durdum karşısında.
"Naber?" dedi düz bir sesle.
"İyi..." diye mırıldandım. Gitmek ve kalmak arasında sıkışmış kalmıştım.
Bakıyorum da bu aralar hep aradayız. Yer bul kendine!
Başını salladığında gözleri çantamı bulup tekrardan gözlerimi buldu. "Kütüphaneye mi?"
Bu sefer başımı sallayan bendim. "Evet."
Ortam sessizleştiğinde gözleri gözlerim arasında gidip geliyordu. Mahçup olması kesinlikle kötü bir durumdu. Ne yapacağımı bilemiyordum.
"Bokstan mı?" diye sordum çantayı göstererek.
Başını sallayıp onaylar şekilde ses çıkardı.
Bir süre konuşmayıp o şekilde kalınca "Ee?" diye mırıldandı.
"Ne ee?" dedim.
Gözlerini kaçırıp eliyle saçlarını dağıttı. Bir süre çevreye bakındı. Daha sonra ise usulca eğildi.
"Bana nasılım diye sormayacak mısın?" dedi. Afallamış gözlerle yüzüne bakarken yine kızardığımı hissettim. Gözleri direkt yanağımı bulduğunda sanki zaten amacı beni utandırmaktı.
Suskunluğumu görünce "İnsanlık ölmüş." diyerek başını iki yana salladı.
Kaşlarımı çatarak söylendim. "Değil mi insanlık ölmüş. Annem bizi bırakıp gittiğin gün 10 saat azarladı beni." dediğimde kahkaha patlattı. Şakayla karışık bir şekilde demiştim ama gülmesini beklemiyordum. Güldüğünde bende sinirden güldüm. Gerçekti dediklerim, oysa zaten annemi arayıp kendisini açıklamıştı. Ben yinede payıma düşeni almış, azarlanmıştım.
Dün ise annem arabadayken Barlas'ı teşekkür niyetine eve yemeğe çağırmak istediğini söylemişti. Aklıma geldiği için "Ha birde..." deyip bana odaklanmasını sağladım.
"Hm?" dediğinde odağındaydım. "Dün annem seni yemeğe çağıracağını söyledi, haberin olsun. Aradığında gel yani." dedim. Yüzüne tebessüm kurulduğunda tekrardan yüzünü yüz hizama getirdi.
"Sen dedin ya..." dedi durgun bir sesle. Gözü yüzümde dolaştığında yine kalbim kafesini dövüyordu.
"Net geleceğim." dedi. Rüzgarın şiddetiyle açık olan saçım uçunca gözleri onlara kaydı. Saçlarım umrumda değildi, söylediklerinin etkisindeydim.
"Çok mu etkilendin kız?" demesini beklemiyordum.
Saçlarımı rastgele bir şekilde sertçe düzeltip çatık kaşlarla kalbimi umursamadan yüzüne baktım. "Gelme ya! İstemiyorum."
Umursamadan güldü salak herif. "Aslım ablama şikayet edeceğim seni."
Hayret edercesine baktım. "Şaka olmalısın."
Yüzünde tebessüm ile gözleri tekrar saçlarımda oyalandı.
"Şaka değilim de..." dediğinde boyunu boyuma hizaladı. Sesi daha yumuşaktı bu sefer. Gözleri saçlarımdayken saçıma dokunmamak için zor duruyordum.
"Saçına zarar verme be Beliz. Fazla güzeller." dedi hayranı olmuşcasına. Gözü tekrardan yüzümde oyalandıktan sonra tekrardan dikleşti.
"Gideyim o zaman ben." dediğinde kendime geldim.
"Olur bende gideyim." diyerek onu onayladım.
Gideceğim dese de gitmiyordu. Yüzüne anlamsız bir şekilde bakınca kendini izah etti.
"Sen gir öyle giderim ben."
Bakışlarımı kaçırıp hiçbir şey demeden, tepki vermeden ayrıldım yanından. Derin nefesler veriyorken aklıma gelenlerle çekinerek tekrardan yüzüne baktım.
"Barlas bana İpek'in numarasını versene." diye konuştum. İpek burada belki kimseyi tanımıyordu, Barlas ise her zaman evde değildi. O yüzden arada yanıma gelirdi. Burada arkadaşı olmama ihtimali yüksekti.
Şaşırmıştı ama yansıtmadı. "Olur da niye ki?"
Yanına yaklaştığımda daha rahattım. "Arada evde tek kalırsa yanıma gelsin. Tek başına evde sıkılır, hem takılırız beraber." dedim.
Yüzüme o kadar güzel bir şekilde baktı ki bayılırdım şimdi buraya. Teşekkür ederim demese de olurdu, bakışlarından resmen anlaşılıyordu ne demek istediği.
Çok fazla bakıyordu, bakmamalıydı. Midemdeki garip hissiyat yine olmuştu. Gözlerimi kaçırıp "Ne oldu?" diye mırıldandım.
"Teşekkür ederim Beliz." dedi hoş bir sesle.
Cebimden telefonumu çıkartıp numarasını girmesi için ona uzattım. Dalmış bir şekilde bakıyordu. "Biliyorum iyi ki varım." dedim alayla karışık bir sesle. Amacım böyle bakmayı bırakmasıydı. Elimden telefonu aldığında telefona numarayı girerken bir şeyler mırıldandı ama hiçbir şey anlamadım.
Telefonu elime verdiğinde bende İpek'i kaydettim. Odağım telefondayken tekrardan gözlerind baktım. Alık alık beni izliyordu.
"İpek'le arada takılırız artık." deyip göz kırptım. Kaşları yavaşça kalkarken gözleri sorgular bir hal aldı.
"Parkta takılırsınız." dedi.
"Hm hm parkta." diye geçiştirdim.
"Bu akşam çıkın o zaman?" diye sorduğunda onaylar gözlerle baktım.
"Olur, hatta Bengi de gelir. Aslında Pelin de gelirdi ama Sakarya'da. Üçümüz beraber takılacağız." dedim. "Ha birde..." diye devam ettiğimde meraklı gözlerle beni dinliyordu. Hafiften çekimiyordum ama uzatmadan söyledim.
"Bir biyoloji konusu var bir türlü anlamıyorum, kafama girmiyor da... anlatabilir misin acaba?"
Yüzünü tebessüm kaplarken burnunu sıvazlayıp gözünü kaçırdı.
Utanıyor mu bu ayol?
Yüzüme tekrardan baktığında gözlerindeki onayı görmüştüm.
"Akşam parkta bakarız." dediğinde ben de güldüm.
"Tamam, teşekkür ederim o zaman."
Yüzüme tekrar detaylıca baktıktan sonra yanından ayrılmıştım. Saçma bir mutlulukla kütüphaneye girdiğimde insanlar beni deli sanıyor olabilirdi.
--
Saatler geçmiş, eve gelmiştim. Yarım saat önce yemeğimi yemiştim. Şimdi ise Bengi yanımda kıyafet seçiyordum. Parka gidecektik.
"Hadi Beliz yarım saattir seçemedin!" diye isyan çığlıkları atan Bengi'ye kınarcasına bir bakış attım. Haklıydı ama gergindi, Boran gelecek diye söyleniyordu. Ben ise ayrı bir enerjiktim.
"Tamam ya şunları giyip geleyim." dediğimde sonunda dercesine yüzüme baktı.
Elimdeki bordo kazağı ve mavi pantolonu giydikten sonra Bengi'nin yanına geri döndüm.
"Sonunda be! Ben burada gerginlikten kusacağım." diye mızmızlandı.
Elime bir biyoloji test kitabı alırken aynı kınayıcı bakışından attım yüzüne. Saçımı topuz yapıp üstüme bir ceket aldığımda gözlerim Barlas'ın bana verdiği ceketle göz göze geldi. Hâlâ bende ve dolabımdaydı, kesinlikle verecektim bugün. Elime atıp dolabımı kapattığım gibi Bengi'nin önünden geçip ceketi görmemesini amaçladım.
Arkamdan odadan çıktığında hole geçip ayakkabılarımı giydim. Bengi nazlanıyordu yine, bence abartıyordu. Hem Boran gelmeyebilirdi. Gerginliğini anlıyordum ama adam açıkça kendilerini yakıştırdığını söylemişti. Bengi de boş değildi, heyecanlıydı. O heyecanını gerginlik sanıyordu.
Dışarıya çıktığımızda hava sıcak değildi. Soğuk havayı her zaman daha çok severdim zaten, hiçbir zaman şikayetim olmamıştı. Bengi hızlıca koluma girdiğinde parka doğru yürüyorduk, bir elimde hem ceketini hem de test kitabını tutmaya çalışıyordum.
Bengi'den kaçma ihtimali yoktu. Kaçamak bakışlarımı ona doğru atarken beklediğim şey oldu. "Üstünde ceket varken ne ceketi bu kız?" dediğnde dudaklarımı yaladım. Derin bir nefes verip cekete baktım. Benim desem inanmazdı. Vesselam fazla uzundu, benim giyemeceğim kadar.
"Miran'ın." diye bir yalan attım.
Bana yandan bir bakış atınca göz kırpıştırarak masum gözlerle ona baktım.
"Miran'ın?" dedi sorgular bir sesle.
"Hm hm aynen." diye geçiştirmeye çalıştım ama nafileydi. Tek çare hızlı yürümekti.
"Miran evde." diye diretti.
"Aynen evde."
"Birazdan parka gelir ya ondan getirdim." diye ekledim.
"Kendi getiremiyor mu?" diye sorunca tıkalı kalmıştım.
Köşeye sıkışınca tek çare ses yükseltip mızmızlanmaktı, ben de öyle yaptım.
"Of ne bileyim Bengi! Bütün enerjimi sömürdün, aldın, bitti, kahroldu!"
Mızmılanmam karşısında cevabı kahkaha atmak oldu. Gerginliğini azda olsa almışsam ne mutlu banaydı. Gülsün istiyordum.
Ama bu "Ne gülüyorsun be?!" diye çıkışmama engel değildi.
Gülüşü bittikten sonra ağzından kelimeler yuvarlanmıştı. "Enerjin geri gelir parkta, merak etme yani."
Önüme dönüp elimde ki test kitabına daha da sıkı sarıldım. Ne dediğini anlamamıştım. Bengi tekrardan güldüğünde anlamsız gözlerle yüzüne baktım.
"Of Beliz vallahi salaksın." dediğinde yine anlamsız gözlerle ona bakıyordum. Anlamadığımı anladığında gözleri test kitabına bakarken kaşları kalktı. Tekrardan yüzüme baktığında ne demek istediğini anlamıştım.
Gereksiz bir şekilde utanıyorken "Kes sesini, İpek bizi bekliyor!" diye çıkıştım. Bengi daha bize gelmeden onunla yazışmıştım. Belki şimdi parkta bile olabilirdi.
"Tamam tamam, sustum. Hadi gidelim."
Onu susarak onayladığımda kol kola parka doğru geldik. Park önceki günlere göre daha sakindi. Havalar hafiften soğuk olduğu için aileler çocuklarını haklı olarak parka götürmüyorlardı. Ben bile annemden zor izin almıştım. Bengi de gelince bir şey diyememişti, kazak ve ceket giyerek gelmiştim.
Parktan içeriye girdiğimizde sanki anlaşmış gibi ikimiz de her zaman oturduğumuz çardağa doğru geçtik. Şükür ki İpek daha gelmemişti. Ben çardağa otururken Bengi de karşıma oturdu.
Elimde ki biyoloji kitabını ve ceketi masanın üzerine bırakıp Bengi'ye baktım. Etrafı kolaçan ediyordu. Güldüm bu haline.
"Kimi arıyorsun Bengi?" diye sorduğumda odağını bana verdi. Ellerini masada birleştirerek konuştu. "Sence Beliz? Bayılacağım."
Gereksiz tedirginliğini bir kenara bırakmak için birleşik olan ellerini ellerime sardım. Bu hareketimle daha da saf bir şekilde bakmaya başladı.
"Bengi ne diye gerginsin ki? Sana açık açık yakışıyoruz demiş, o gün Miray başka bir şey dememişti. Zaten direkt git sevgili ol demiyorum ki sana, seni beğenmiş işte belli. Akışına bırak bence."
Samimi görüşlerimi dinledikten sonra derin bir nefes verdi. İlk görüşte aşka inanmazdım ama karşımda ki dostum resmen ilk görüşte aşık olmuştu, şaşırmadığım bir şey de değildi. Bengi'nin Boran'ı ilk gördüğü an söylediği şeyleri pek ciddiye almamıştım, fakat şimdi bakınca ciddiliğini anlayabiliyordum. Bende bu işlerde pek iyi değildim ama insanın halinden anlamayacak kadar gaddar da değildim.
"Ya Beliz biliyorum da..." diye başladı cümlesine. "Of bilmiyorum! Allah bildiği gibi yapsın bu adamı! Büyü yaptı kesin."
Dedikleriyle beraber güldüm. Çatık kaşları ile ne kadar şey söylerse söylesin tatlı bir fenotipi vardı. Ellerimi ellerinden ayırıp yanaklarını sıktım. "Sen bir şey yapma Boran halleder." deyip göz kırptığımda yanağında olan ellerime vurdu. Utanıyordu ama fazla inatçıydı.
Havadan sudan konuştuktan sonra merdivenden inen İpek'i görmem ile ayağı kalktım.
Yüzünde gülümseme ile yanımıza yaklaşırken bende güldüm bu haline. Burada arkadaşı olduğunu sanmıyordum. Umarım iyi gelirdim ona.
Yanımıza yaklaştığında hiç düşünmeden sarıldım ona. İlk başta ne yapacağını bilemedi ama o da sarıldı. Sarı saçlarını okşadıktan sonra ayrıldık.
"Beliz abla çok bekletmedim değil mi?" dedi mahçup bir sesle.
Hemen atladım. "Hayır tabiki, bizde yeni gelmiştik zaten."
Yüzümde ki tebessüm ile yanımda duran Bengi'yi gösterdim elimle. "Bu da kuzenim Bengi. Telefonda bahsettiğim kişi."
Bana baktığı gibi Bengi'ye de mahçup bir şekilde baktı. "Merhaba Bengi abla." dediğinde onun da yanaklarını sıkacaktım. Fazlasıyla tatlıydı.
Bengi ile de tanıştırma faslı bittikten sonra çardağa geçmeden önce markete gidip bir şeyler almıştık. Çardağa oturduğumuzda İpek yanımda Bengi karşımızdaydı. Konumuz ise İpek'in abisiydi.
Bengi bunu bana inatla yapıyor olmalıydı. "Ee İpekcim Barlas nerede?" dedi imayla Bengi.
İpek ise sanki yeni tanışmamışlar gibi hemen imayi kapmıştı. "Gelir birazdan, duş alıyordu en son." dediğinde aklımdan geçen tek şey ıslak saçlarıyla dışarıya çıkmaya kalkışmamasıydı. Gereksiz düşünceler her tarafımı sarmışken İpek'e imayla bakan bu sefer de bendim.
"Başka biri gelir mi İpek?" dediğimde Bengi'nin neyi kastettiğimi anlamaması için salak olması gerekiyordu. Önünde ki kutu kolayı içerken bende ona bakıyordum. İpek konuşunca tekrardan ona döndüm.
İpek "Bilmem, belki Boran abim falan gelir." dediğinde gülmemek için zor duruyordum. Bengi benle oynarsa ben de onunla oynardım. Benim ne eksiğim vardı?
Bir süre havadan sudan konuştuğumuzda İpek'in Miran ile yaşıt olduğunu öğrenmiştim. Babası ile yaşıyordu, annesi ile babası ayrılmıştı. İyi bir çocukluk geçirmemişlerdi işte. Anlamadığım Barlas'ın annesi ya da babasıyla değilde teyzesiyle kalmasıydı. İpek'e bunu soramadım. Konuşurken bile durgundu, o konuyu kapatmak için konuyu benim çocukluğuma kaydırmıştım.
"Bak sonra ne oldu biliyor musun İpek?" diye heyecanla karşısındaki kıza rezilliklerimi anlatan kuzenime baktım. Elim alnımdayken gelecek olan kahkahaları bekliyordum.
"Bizi dinlemeyip kavganın içine dalıp kavga edenleri ayırmaya başladı. Ya sen kimsin? Çıtı pıtı bir şey nasıl onları ayırabilir değil mi? Sonra işte bunlardan birini ayıracakken çocuğun sinirden ağzından küfürler çıkıverdi." Devamını anlatamadan kahkahayı patlatmıştı bile. İpek ise sabırla onu bekliyordu.
"Ya Bengi abla anlatsana!" diye yanımda mızmızlanan kıza baktım. Kesinlikle o da az fena değildi.
Bengi "Çocuk Beliz'e bütün balgamını fışkırttı!" dediğinde her ikiside kahkaha attı. Gerçi Bengi borozan sesi çıkardı diye izah etsem daha makuldu. İpek ise yanında ben olduğum için gülmemek için zor duruyordu. Bengi şu kısacık vakitte kızı kendisine benzetmeyi başarmıştı.
"Daha 7. sınıftım Bengi!" diye bağırdığımda beni ciddiye alıp sakinleşmeye çalıştı. İpek hemen dikleşmiş, ciddileşmişti; ona doğru döndüğümde dayanamayıp tekrardan güldü. Güldüğünü görünce benimde ağzımdan istemsiz bir kahkaha çıktı.
"Abla ya! Nasıl zarar görebileceğin aklına gelmedi?"
"Kız nereden bileyim! 5 yıl önceydi." dediğimde kınayıcı bakışlarla Bengi'ye döndüm.
"Hayır yani sen bunu nereden hatırlıyorsun ki? Şuan sinüs-kosinüs oranlarını sorsam bilmezsin!"
Bu sefer kınar bir şekilde bakan Bengi'ydi.
"Abartma! Eşit ağırlık seçtik diye yani..."
Tekrardan gülümsediğimde konular yine bir şekilde döndü. Attığım kahkahaya karşılık merdivenlerden gelen kişiyi gördüğümde kalbim yine hızlanmaya başlamıştı.
"Abim geldi." diye mırıldandıktan sonra ayağa kalkan ise İpek'ti. Abisinin yanına gidince gülümseyerek bir şeyler anlatıyordu. Barlas buraya bakınca ne yapacağımı bilemeyip baş haraketi yaptığımda göz kırpıp tekrardan İpek'e döndü. Kalbim daha da hızlanırken önümde duran Bengi'ye baktım. Az öncesi gibi gülmüyordu, ciddileşmişti.
"Ne oldu Bengi?" diye sorduğumda odağı olan masadan gözlerini ayırıp bana baktı.
"Bir şey olmadı ya..." dediğinde kaşlarım havaya kalktı. Bir şeyler saklıyor gibiydi ama üstelemedim. Zaten telefonunun çalmasıyla ayağı kalkmıştı.
"Annem arıyor Beliz, bir bakayım." dediğinde anlayışla başımı salladım. Annesine çok düşkündü, babası da vefat ettiği için içinde hep eksiklik vardı ve bunu görünce kahroluyordum. Sonuçta benim de dayımdı ama onun babasıydı. Bende ne kadar acısı varsa onunkisi başkaydı, baba acısıydı, eksikliğiydi. Ne başka acılarla kıyaslanabilirdi, ne de yarası kapatılabilirdi.
Düşüncelerden çıkmamı sağlayan şey yanıma gelen kişilerdi. İpek'in omzuna kolunu koymuş bir şekilde yanıma yaklaşıyorlardı. Dudağımı ıslatıp yanıma gelmelerini bekledim.
Barlas İpek'in başına öpücükler bıraktıktan sonra İpek sağıma o soluma geçti. İpek yanında çok mutluydu. Onları ayıran insanlar vardı, niyeydi mesela?
Bir yanımda kardeşi bir yanımda ise kendisi vardı. Barlas en kenarda oturmuş, masada ki kitaba bakıyordu. Çekinerek göğsümü itekleyen organımı umursamadan yüzüne baktığımda o da bana baktı.
"Merhaba." dediğimde şaşırmıştı. İlk adımı benden beklemiyor olmalıydı.
"Merhaba."
Direkt "Nasılsın?" diye sorduğumda yüzünde ki şaşırma sırıtışa dönmüştü. Sabah sırf nasılsın diye sormadığım için insanlık ölmüş demişti.
Yüzünde sırıtışı ile yüzümü incelerken yanımda ki İpek'i unutmuş vaziyetteydim.
"Demek insanlık ölmemiş." dediğinde kaşlarımı çatarak söyledim. "Bence ölmüş."
Yüzünü yüzüme hafifçe yaklaştırdığında kısık gözlerle bana bakıyordu. "Nedenmiş o?" diye sorduğunda omuz silkip önüme döndüm. "Hal hatır sorana cevap verilmez olmuş."
Kahkaha attığında tekrardan gamzesine bakmak istedim, bende minikçe kıkırdıyorken yanımda ki İpek'e baktım. Zaten bizi izliyordu ve gülüyordu.
"Değil mi İpek, abin haklı kesinlikle insanlık ölmüş."
Hemen beni savundu. "Bence de abla." Abisine bakmak için hafifçe sağa doğru eğildiğinde bende abisine baktım.
"Abi ahlak biraz lütfen." dediğinde kıkırtım büyüdü. O anın heyecanıyla tekrardan İpek'e döndüm. "Noldu biliyor musun İpek? Bu sabah onu gördüğümde ona nasılsın demedim diye insanlık ölmüş dedi. Şimdi sordum cevap vermedi."
Aydınlanmışcasına gözleri ikimiz arasında giderken ne kadar mutlu olduğumu farkettim.
"Abi gerçekten iflah olmazsın." dediğinde abisine baktım.
Barlas pekte ciddi olmayan bir ifadeyle kaşlarını kaldırmış İpek'e bakıyordu. Ona baktığımı görünce gözleri ben ve İpek arasında geldi.
Bana bakarak "İpek'in numarasını sana vermek kötü bir hareketti galiba. Çok vahşileştiniz." dedi.
32 diş sırıtmamak için zor duruyorken yüzümü yüzüne yakınlaştırdım. Asıl kötü hareket buydu, kokusu burnuma nufüz ediyordu. Umursamamaya çalışarak dik başlılıkla yüzüne baktım.
"Korktun gibime geldi." dediğimde benim dik başlılığımın aksine fazla durgun bir halde yüzümü inceliyordu. Ağzından çıkan tek şey alık bir " hm?" olmuştu.
Gözlerimi kaçırıp Bengi'nin olduğu yere baktım. Annesi ile konuşuyor olmalıydı. Fazla ciddi duruyordu, bunu anlamazken kaşlarım havalandı.
"Noldu Beliz?" diyen Barlas ile kendime geldim. Arkasında olduğu için görmüyordu. Arkasını dönüp baktığında gördüğü şey Bengi'ydi. Olağan bir şey değildi ama Barlas bunu anlamamıştı, Bengi'de bir gariplilik seziyordum ama önyargılı davranmayacaktım.
"Bir şey yok ya." dediğimde tekrardan önüne döndü. Ona baktığımda emin olmak ister gibi duruyordu. "Gerçekten yok." dediğimde derin bir nefes vererek başını salladı. Gözüm bana verdiği ceketine takılınca üstüne koyduğum test kitabını umursamadan kenara koydum ve ceketi elime aldım. İpek'e baktığımda telefonuyla ilgileniyordu.
Elimdeki ceketle yanına biraz yaklaştığımda bacaklarımız değmiyordu ama yakındık. Elini yakınlığımla oturağa yasladığında kolu omzuma değiyordu, umursamadım.
Yüzümü incelerken yakınlığımıza şaşırmış gibiydi. Üstünde yine bir kapüşonlu sweat vardı. Belki bana verdiği ceketi unutmuş bile olabilirdi.
Fısıltılı bir şekilde "Teşekkür ederim." deyip ceketini verdim. Sağ eli oturağın sırtına yaslıydı, sol eliyle aldığında ceketin umrunda olduğunu sanmıyordum.
"Niye fısıldaşıyoruz?" dediğinde kaşlarımı çatarak yüzüne baktım. Farketmesinler diyeydi tabiki!
"Sence?" dediğimde dudağının ucu kıvrıldı. Odağımı tekrar gözlerine verdiğimde yine aynı duyguyla bakıyordu. Midemde olan hissiyata da alışmıştım artık. Kalbimden bahsetmiyorum bile.
"Çatma şu kaşlarını." dediğinde kaşlarımı düzledim.
Arkama baktığımda Bengi de buraya geliyordu. Şaşırdığım şey Boran'ın da burada olmasıydı ama yanımıza gelmek yerine bir bankta oturmuş telefonu ile ilgileniyordu. Bengi'nin telefon görüşmesinin bittiğini görünce telefonu kapatıp arkasından yanımıza geliyordu. Bengi onu görmüş olmalıydı.
Yanımıza geldiklerinde Bengi oturdu, dakika geçmeden yan tarafınaysa Boran oturdu. İpek telefonuyla oyalanıyorken Boran'ı gördüğünde telefonu kapattı. Ben ise çoktan Barlas'ın yanından uzaklaşmıştım.
"Naber fıstık?" diyen Boran'a İpek'in cevabı "İyi abi." oldu.
Bengi telefonuyla biriyle mesajlaşıyordu ve yine kaşları çatılmıştı. Boran'ın bakışları ise ondaydı. Bengi'nin telefonu tekrar çaldığında sabır dileyerek ayağı kalktı. Direkt bana bakarak "Geliyorum şimdi." dedi ve merdivenlerden yukarıya çıkmaya başladı. Neden parkta konuşmadığını sorgularken Boran ayağa kalktı. Barlas'a baktığında "Sen?" dedi sorar gibi.
"Ben dersi anlatayım geleceğim yanına." dedikten sonra Boran kafasını sallayıp Bengi'nin arkasından gitti.
Ne olduğuna anlam vermeye çalışırken yanımda ki adam test kitabını önüne alıp bana baktı.
"Yaklaş Beliz." dediğinde onu onaylayıp yanına yaklaştım. Kokusu yine burnuma dolarken kitabın arasında ki kalemi almış bana söylediğim konuyu anlatıyordu.
O bana bu kadar yakınken nasıl anlayabilirdim?
--
Merdivenlerden sinirle çıkan Bengi aynı sinirini telefonda konuştuğu Pelin'e yanısıtıyordu.
"Pelin sen salak mısın?" dediğinde olduğu yerde kaldı.
Pelin'i dinlemeye gayret etmedi bile.
"Bak Pelin sana söyleyeyim. Tamam isteyerek yapmadın, konuştuğun kişinin kim olduğunun artık farkındasın. Ben bile attığın fotoğraftan tanıdıysam Beliz net tanır anlıyor musun? Yapma, ben yapmayacağım. Senin bir şeyden haberin yoktu ve sanaldan tanıdığın çocukla buluştun, tamam. Ama o tehlikeli, iğrenç bir insan. Bir daha buluşmuyorsun. Engelle, hatta hesabı sil!" dediğinde çatık kaşlarla neler olduğunu anlamaya çalışıyordu Boran.
Bengi Pelin'i dinledikten sonra daha sakindi. "Aynen öyle yapıyorsun. Beliz'in kulağına da gitmiyor bu tamam mı?" deyip arkasını döndüğünde ela gözlerle karşılaşmayı beklemiyordu. Boğazında ki yumruyu yutup aramayı bitirdikten sonra düz bir şekilde Boran'a baktı.
"Noldu?" diye sordu.
"Benim sormam gerekmiyor mu kıvırcık?" dediğinde Bengi'nin amacı umursamadan geri parka inmekti. Karşında duran adamın gözlerine bakınca umduğunu alamayacağını anlayıp gözlerini kaçırdı.
Annesinin durumu bir yandan, Pelin'in durumu bir yandan vurmuştu Bengi'ye. Pelin'i çözmüştü, en azından öyle sanıyordu. Ama annesinin durumunu çözemiyordu. Annesi sürekli ağlıyor, kendini hırpalıyordu. Bengi keşke doğmasaydım, doğmasaydık diyerek başlayıp bitiyordu günlerini.
Yumuşak bir sesle "Noldu kıvırcık?" diyen Boran'ın yüzüne bakamadı. Hep var olmaması gerektiğini düşünürdü, şu anda düşünüyordu. Yarında düşünecekti.
Boran yanına yaklaştığında tepki vermedi. Ağlamak istiyordu sadece. Yıkılan annesi için, vefat eden babası için, canla başla çalışan kardeşleri için ağlamak istiyordu. Onun ne vasfı vardı ki? Ağlardı, kimi zaman da gülerdi. Buydu tek hareketliliği.
Boran artık dibindeydi. Bengi yüzüne değil direkt önüne bakıyordu. Boran ellerini havaya kaldırdığında tekrardan aşağı indirdi. Ne yapacağını, hangi konu hakkında konuşacağını bilmiyordu.
"İyi misin?" diyebildi sadece. Bengi boğazındaki yumruyu tekrar yutup geriledi. "Bir şey yok." deyip parka doğru adımlarını yöneltti. Adımlarının ilerlemesini engelleyen şey kolundan tutulup çekilmesiydi.
"Allah Allah?" dedi Boran sorgularcasına. Düz tutmaya çalışıyordu sesini ama olmuyordu.
Bengi'nin bileği elinin içinde kaldığında her ikisi de yerinde öylece kaldılar. Boran Bengi'nin çenesinden tutup yüzüne baktırma isteğiyle zor başa çıkıyordu. Az buçuk biliyordu ailesini. Efe anlatmıştı, annesi sürekli ağlar, yemek yemezdi. Bilirdi bunları Boran, yinede annenle mi ilgili? diye soramadı karşısında ki kıza. Belki ilgiliydi, belki de değildi. Karşısında ki kızın duygusal olduğunu da bilirdi.
"Yemek yedin mi sen?" diye başka bir soru yöneltti Boran.
Bengi'nin şaşırmış ifadesi Boran'ın yüzüyle buluştuğunda minik bir şekilde gülümsedi Boran. Ela gözlerde gezindi Bengi'nin kahve gözleri. Sıkıyordu kendisini ağlamamak için, olduğu yerden de memnundu.
"Yedim." diye mırıldandı Bengi.
"Tüh ben yemedim."
Karşısında ki adama şaşkınlıkla baktı Bengi. "Yani?" diye sordu.
"Bir aç bir tok ne eder?" diye bağımsız bir soru yöneltti Boran.
"Ne eder?"
"İki aç eder."
Duyduklarıyla gülümsedi Bengi. Boran'ın gözleri gülüşüne kayarken gülüşü kaldı orada.
"Bu bir evet mi?"
"Ne eveti Boran?"
"Açım."
"Ee?"
"Yemek yiyelim?" diye diretti tekrar Boran.
Elini bileğinden çekip uzaklaştı Bengi. "Sonra." diye mırıldanıp arkasını dönüp parka doğru yürümeye başladı.
"Sonra?" dedi Boran peşindeyken. Bengi bir şey demeden son sürat yürüdüğünde arkasından geliyordu. "Kesinlikle sonra!" diye bağırdığında yüzünü buruşturdu Bengi ama yüzünde gülümseme vardı.
--
"Anladın mı?" diye sorduğunda şüphesiz bir şekilde başımı salladım karşımdaki adama.
Yüzündeki gülümsemeyle "İyi o zaman." dediğinde iyice ona döndüm.
"Bir şey sorayım mı?" dediğimde kitap kapağını kapatıp benim gibi bana döndü ve yüzüme baktı.
Sesimdeki imadan özel bir soru soracağımı anlamıştı.
"Sor."
Yüzünde gezindi gözlerim. Morali bozulsun istemiyorudum. "Neden okumadın da boksu seçtin ki?" dediğimde şaşırmadı bile.
Cevap ise Bengi'nin arkasından gelen Boran'dan geldi. "Salak çünkü!"
Gözüm gelen ikiliye kayarken Bengi'nin ciddiyetinin yok olduğunu gördüm. Tekrardan yanımdaki adama döndüm. İpek ders anlatımına dayanamamıştı ve kulağında kulaklık ile telefonla oynuyordu.
Cevabı Barlas'tan bekliyordum. Göz kırptım cevap vermesi için.
"Boksu seviyorum yetmez mi?" dedi gözlerimin içine bakarak. Hobi olarak da boks yapabilirdi. Altında net bir şey vardı seziyordum ama üstelemedim. O sırada Bengi ve Boran da karşımıza oturdu.
"Biliyor musun Beliz?" diyen Boran'a döndüğümde yanımdaki adam derin bir iç çekti.
"Neyi?" dediğimde Bengi neredeyse utançtan yerin dibine girecek gibi duruyordu.
"Bengi bana yemek teklifi yaptı." dedi. Ben gülmemek için zor durarken Boran da Bengi'ye tepkisini ölçmek ister gibi bakıyordu.
Bengi'nin kaşları havalanırken korkulacak cinste bakıyordu Boran'a. Boran sırıtışla bakıyordu Bengi'ye.
Utançtan ve sinirden soluyarak "Ben mi yaptım?" dedi Bengi. Sinirden Boran'ın dibine yaklaşmış dik dik bakıyordu.
"Teknik olarak evet." dedi Boran.
Bengi sinirli gözlerle bu seferde bize baktı. "Size de yapıyorum teklif. Siz de gelin." dediğinde Boran hemen karşı çıktı. "Hayır!"
"Niye ben yaptım ya teklifi, bana uymak zorundasın." dedi Bengi Boran hariç her yere bakarak.
Yüzümde sırıtış ile izliyordum bunları. Yanımdaki adama baktığımda o da öyle izliyordu. Gözleri gözlerimle buluşunca hemen gözlerimi kaçırdım.
"Tamam ben teklif ediyorum o zaman." dedi Boran.
"Etmiyorum kabul." diye çıkışan Bengi'ydi.
Boran umutsuz bakışlarla bize baktığında biraz dikleşmek zorunda kaldım. Gözleri hepimizde gezindikten sonra Bengi'nin yüzünü yüzüne yaklaştırmak için çenesinden tuttu.
Bengi sinirli durmaya çalışsada çatık kaşlarıyla sadece tatlı duruyordu. "Sinirli mi olmaya çalıyorsun?" dedi Boran gözünü yüzünde gezindirirken.
"Hümeyra burda olmalıydı" diye fısıltılı konuşan da yanımdaki adamdı. Gülmemek için zor durarken yüzüne baktım.
"Pek meraklı böyle şeylere." dediğimde başını salladı ve tekrardan karşındaki kişilere baktı. Kehribarları parkın ışığında çok güzel bir hal almıştı.
Kehribarları sevmediğim cinstendi diye düşünmüştüm.
Yalandı.
Ona baktığımı fark edince yüzüme baktı ama ben bakışlarımı kaçırdım.
Boran ve Bengi hâlâ dip dibeydiler. Boran'ın eli ise bankın oturağına yaslıydı.
"Gelmeyecek misin benimle yemek yemeye?" diye soran Boran'dı. Pes etmiş gibi duruyordu.
"Niye geleyim?" diye diretti Bengi.
Boran cevap vermek yerine gözlerini kapattı. "Kafamı sikeyim." diye mırıldandı ağzının içinde.
Bengi şaşırmıştı. "Niye?" diye sordu kısık sesle.
Gözlerini açtığında Bengi'nin tüm yüzünde gezindi Boran'ın gözleri. "Cıvıdım galiba."
Bengi güldü.
"Salak adam." dediğinde Boran rahatlamış gibiydi.
"Tamam geleceğim sus." diye mırıldanan da Bengi'ydi. Bu sefer Boran'da güldü.
Boran bize bakarak "Sizde gelin." dedi.
Siz.
Bengi'ye baktığımda onaylar bir şekilde bakıyordu. Sonuçta Boran'ı tanımıyordum ama Barlas'ı tanıyordum. Ona döndüğümde zaten bana bakıyordu, cevabımı bekliyordu. İpek kulaklığını çıkarmış bizimle sohbete katılmıştı.
"Nereye gidiyorsunuz?" diye sordu İpek.
"İpek'te gelsin." dedim Barlas'a bakarak.
Minnet dolu gözlerle bakarken "Miran'da gelsin o zaman." dedi. Başımı salladıktan sonra önüme döndüm.
"Of bir bu eksitti!" dedi İpek merdivenlerden gelen kişiye bakarken. Bütün odağımız oradayken gelen kişiyi gördüm.
İlayda'ydı.
Nejla ablanın kızı.
Barlas'a sarma gönderen kişi.
Yüzümü nötr tutmaya çalışarak Bengi'ye baktım. Noldu der gibi bakıyordu. Bir şey olmadığını belirtmek adına kafamı salladım.
"Terbiyesizleşme İpek. Senden büyük o saygı göster." dedi Barlas ciddi bir sesle.
"Abi geçen Necla ablanın poşetlerini yukarı taşıdım. Sen uyuyordun, annesi kızı çağırmıştı ama kadın binanın başında kızını bekliyordu. Ben poşetleri çıkardığımda o evden yeni çıkıyordu öyle düşün." dedi İpek. Sonunun nereye varacağını merak ediyordum. İyice ona döndüm.
"Bizim katta onu görünce annesi poşetleri elimden alıp ona verdi. Kız resmen kapıyı çalmamı ve senin açmanı bekledi. Annesi ittiriyordu ama bir şeyler zırvalıyordu. Ne değişik bir tip ya!" dediğinde tepki vermemek için tırnaklarımı avuç içime batırdım.
Tepki verme!
Barlas yani? dercesine İpek'e bakıyordu üstten. Ben ise Bengi'ye bakıyordum. Göz kırptığında ondan da gözlerimi kaçırdım. Merdivenden inen İlayda yanımıza doğru kıvıra kıvıra geliyordu. Sarı saçlarını açık bırakmıştı, güzel kızdı. Göz devirip masaya baktım.
"Geliyor al işte!" diye konuşan İpek'ti.
Derin nefesler veriyordum. Bana ne oluyordu?
Ağzının içinden sabır dileyen de yanımdaki adamdı. Boran sırıtarak ben ile Barlas'a bakarak duruyordu. Bengi'ye yaklaşıp bir şeyler fısıldadığında Bengi gülmemek için zor durdu.
"Ben gideyim." dedim kitabımı alarak. Saçma bir hareketti. Barlas masanın üstündeki telefonunun saatine baktı, daha sonra ise bana.
"Saat daha 8 Beliz. Rahatsız mı oldun?"
Bu adam bir daha bana rahatsız mı oldun? diye sorarsa haykıracaktım hayır diye. Olmuyordum!
"Hayır olmadım." dedim. Bir taraftan haklıydı. Bir anda gitmem saçmaydı.
"Tamam da niye o zaman?" dedi.
Etrafa bakıp yanına yaklaştım. Kimsenin odağında değildik. Gelen kıza baktım. "Belki o rahatsız olur." dediğimde hayretle bana baktı.
Susamadık bir türlü...
"Saçmalama Beliz." dediğinde içimdeki ateşi umursamadan omuz silktim. "Olamaz mı?" diye sordum.
Yüzünü yüzüme yaklaştırdı.
Geç kaldın bro! İşte bu anı bekliyordum.
Nefesi yüzüme değerken bir şey yapamadım. Gözlerimi kaçırdım. "Olamaz." dedi ciddi bir ses tonuyla.
Hiçbir tepki vermeden masanın önünde duran İlayda'ya baktım. Doğrudan yanımdaki şahısa bakıyordu.
"Naber?" dediğinde yüzümü buruşturmamak için zor durdum. Telefonumu alıp onunla oyalanmaya başladım. Banane onun flörtlerinden?
"İyi." dedi sadece. Boran İlayda'nın yüzüne bile bakmıyordu. Odağı Bengi'ydi ve bir şeyler konuşuyorlardı. İpek ise İlayda'yı duymama maksadıyla kulaklığını takmıştı. Bende istiyordum!
İlayda "Bende iyi." dedikten sonra Barlas sadece kafasını salladı.
"Ne yapıyorsunuz burada?" dedi İlayda bizde gözü gezerken.
"Oturuyoruz." dedim.
Kaşlarını kaldırarak yüzüme baktı.
"Sen Aslım ablanın kızı değil misin?"
"Evet."
"Annen kızmıyor mu?"
Anlam veremedim.
"Neye?"
"Ne bileyim?" diye mırıldandı iğrenç bir imayla.
"Seninki sana kızmıyorsa benimkisi ağzını açmaz merak etme." dedim.
Kaşlarım havada bir şekilde yüzüne bakarken arkadan gelen Miran'ı gördüm. Barlas şaşkın gözlerle bana bakıyordu.
Beni umursamadan Barlas'a döndü İlayda. "Görüşürüz o zaman?" dediğinde Barlas'a baktım. Gözlerini benden ayırıp İlayda'ya baktı. "Niye görüşelim İlayda?" dedi. Önüme döndüm.
"Hiç, bilmem." dedi ve bir şeyler daha zırvalayıp gitti.
Elimdeki telefon ile takılıyordum. Miran yanımıza geldi.
"La bu kadar toplanmışsınız, Boran abi çağırmasa haberim bile yoktu!" dedi isyan edercesine. Söylediği kişi bendim. Gözleri İpek'e kaydı. "Bu kim?" dedi.
"Kardeşim." dedi Barlas. Başını salladı Miran. Bakışları Barlas'a döndü. "Benimde kardeşim o zaman!" dedi ciddi bir ses tonuyla. Boran biraz Bengi'ye yaklaşıp ortaya geçti. Miran ise yanına oturdu.
Kulağıma fısıltıyla "İlayda ile müsibetin mi var?" diyen adama döndüm.
"Niye? Git ona sor." dedim ciddi bir sesle.
"Yok ya." dedi gülerek.
"Komik mi?"
"Çatık kaşlarla sinirli olmuyorsun yalnız." dedi bağımsız bir şekilde.
"Tamam git İlayda olur."
"Gitmiyorum."
Gözlerimi kaçırıp Miran'a baktım. İmayla bize bakıyordu. İpek'te kulaklıklarını çıkarmış öylece duruyordu. Bu sefer kulağıma fısıldayan oydu.
"Abla bu kim?"
"Kardeşim." dediğimde Miran'a bakıp tekrardan bakışlarını kaçırdı. Biraz konuştuktan sonra karar vermiştik. Hafta sonu pikniğe gidecektik. Saat iyice geçmişti ve şuan Barlas tarafından eve bırakılıyordum. İş bölümü yapmışlardı resmen. Miran İpek'i, Boran da Bengi'yi götürmüştü.
Kapının önüne gelince durdum.
"Teşekkürler." dedim düz bir sesle.
"Hiç samimi gelmedi şuan teşekkürün." diye diretti.
"İlayda samimi bir şekilde diler sana. Hadi görüşürüz."
Sözlerimi bitirip arkamı döndüğüm sırada bileğimden tutup kendisine yaklaştırdı. Yüzünü yüzüme hizaladı.
"Ne İlayda'sı Beliz?"
Omuz silktim. "Git artık. Hava soğuk."
"O kızı biliyorsun. 2 gün sonra başkasına tutulur zaten."
Kaşlarım istemsizce kalktı. "Sende biliyorsun heralde."
Derin bir nefes verdiğinde nefesi yüzüme çarpıyordu ve eli hâlâ bileğimdeydi.
"Ne diyeyim istiyorsun?" dediğinde afalladım. Haklıydı. Ne demesini bekliyordum ki? Kaşlarımı indirip yutkundum. Gerilediğimde direkt bileğimi bırakıp uzaklaşmama izin verdi.
"Konuşmak için konuştum ya pek tak-"
"İlgimi çekmiyor." dedi sözümü keserek.
"İlayda falan yani..." deyip gözlerini kaçırdı.
Başımı sallayıp o hariç her tarafa baktım. "Sinir ol diye öyle dedim zaten. Ne yapıyorsan yap yani..." dedim mırıldanarak.
Komik bir şey demişim gibi güldü. "Ne istersem yapayım mı?" dediğinde direkt başımı salladım.
Kollarımdan çekip saçıma dudaklarını bastırmasını ise kesinlikle beklemiyordum.
---
Şu aşk işlerini hiç yazamıyorum😔
Pelin'in sanaldan konuştuğu kişi sizce kim olabilir?
Beğenmeyi unutmayıın🤍
Bölüm etkileşimi
