Bölümler 15Şu an: Abayı Yakmak
- 1 Pijamalı ve Keko Bozuntusu2.405 kelime
- 2 Keskin Bıçak2.350 kelime
- 3 Beni De Unutma5.320 kelime
- 4 Deniz Misali3.800 kelime
- 5 Boynu Bükük Çiçek3.214 kelime
- 6 Eyvallah2.630 kelime
- 7 Derin Sessizlik2.252 kelime
- 8 Bir Avuç Pişmanlık1.787 kelime
- 9 Bozuk Ritim5.359 kelime
- 10 Açan Çiçek2.665 kelime
- 11 Araf4.322 kelime
- 12 Her Şey Sensin4.501 kelime
- 13 Abayı Yakmak5.260 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 İyi ki3.088 kelime
- 15 Derdin Sebebi3.972 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
🎧
Ayla Çelik -- Bağdat
--
Parktan çıktıktan sonra sakin adımlarla markete doğru ilerleyen Miran ve İpek oldukça sessizdiler. İpek ne kadar ısrar ederse etsin Miran onun tek başına markete gitmesine izin vermemiş, onunla beraber gelmişti. İpek bir an önce markete gidip gerekli olanları alıp eve gitmek istiyordu. Abisine kendisinin gidebileceğini söylemişti, abisi ise yanındaki şahısla gitmesini istemişti. Ne vardı sanki yanındakinde?
Markete girdiklerinde her ikiside sessizdiler. Miran kapıyı açmış, gözlerini kaçırarak İpek içeriye girmişti.
Yarına Barlas olmayacaktı. Pazar gününe kadar başka bir ilçede olacaktı. İpek'in ise gideceği belli değildi. Evde bir şey kalmamıştı ve her ihtimale karşın birkaç yiyecek alacaktı.
İpek manav reyonuna ilerlerken Miran arkasındaydı. Sessizlik sürüyordu.
İpek normalde babasıyla yaşıyordu. Soyadı bile farklıydı Barlas'ınkinden. Barlas'ın soyadı eniştesinin soyadıydı. Anne ve babasına ait hiçbir şey ona ait değildi ona göre.
İpek abisinin bu mahallede yaşadığını teyzesinden öğrenmişti. Barlas teyzesini annesi bilirdi. Kan mı önemliydi yoksa hissedilen mi? Barlas'a göre annesi teyzesi babası ise eniştesiydi. Hiçbir zaman hissedememişti babasının babalığını, annesinin anneliğini. O yüzden ansızın bir gün teyzesiyle İtalya'ya gitmişti. Hem de babasının da annesinin de onayını alarak. Bırakmışlardı çocuklarını, umursamamışlardı.
İpek domates seçerken Miran onu meyve ve sebzelerin üstündeki aynadan izliyordu. Barlas abisiyle bu kızın benzerlik olarak alakası olmadığını düşünüyordu.
İpek domateslerin olduğu poşeti düğümleyip bileğine koyduğunda Miran hemen atıldı.
"Ver poşeti bana." dedi elini uzatarak. İpek'in arkası dönüktü halbuki.
"Gerek yok." dedi soğuk bir şekilde İpek. Tanımıyordu ve nedensizce fena ayar olmuştu Miran'a. Bir insanın gözleri bu kadar mavi olamazdı. Miran'ın gözleri masmaviydi. Ayar olmasının sebebi kesinlikle buydu.
Karşısındaki kızın umursamazca tavrının yanında elini aşağıya indirdi Miran. Gözleri sepetlerin olduğu kısma kayınca oraya doğru ilerledi. Sepeti aldıktan sonra hemen İpek'in yanında bitti.
İpek o sırada eline 2 poşet daha sıkıştırmıştı. Manav reyonundan alacakları bittiği için arkasını döndü. Miran sepeti hafifçe havaya kaldırdı.
"Buraya koy." dedi Miran itiraz istemeyen bir sesle. 16 yaşındaydı ama yaşına göre olgundu. Kumral saçları alnına dökülüp hoş bir hava katıyordu.
Bunalmış bir şekilde bakan İpek elindekini poşetleri sepete koyarken Miran'ın bakışları saçlarına kaydı. Sarı saçları market ışığının altında parlıyordu.
Poşetleri koyduktan sonra İpek Miran'ın yüzüne bile bakmadan yanından geçip aburcubur reyonlarının olduğu yere yöneldi. Yanından çekip giden kıza şaşkınlıkla baktı Miran. Kesinlikle fazla hırçındı.
Reyon önünde duran İpek sevdiği cipsi almak için yere eğildi. Sevdiği cipsin olduğu kutunun en arkasındaki cipsi almaya çalışırken ellerini durduran şey Miran'ın konuşması oldu.
"Önde de aynısı var."
"Kırık oluyorlar." diye geçiştirdi İpek. Tekrardan önüne dönüp arkadan cips çıkardı.
"Sen gitmiyor musun?" dedi Miran İpek onu arkasında bırakıp farklı bir reyona giderken. İpek durdu olduğu yerde. Miran'a baktığında olduğu yerde duruyordu.
"Bilmem." deyip tekrardan yürümeye başladı İpek. Abisi ve kendi arasındaki bağı kendi bile daha yeni kuruyordu, kurmaya çalışıyordu. Oysa önceden çok sıkı bir bağları vardı. O bağ yok olmazdı, en derinde yatardı.
"Tek mi kalacaksın yani?"
Gelen sesle tekrar arkasına dönmeden konuştu İpek.
"Kalırım..." dediğinde Miran'ın kaşları çatılmıştı, o bunu görmedi. "Alışığım zaten." diye mırıldandığında Miran duymaz sanıyordu. Duymuştu ama belli etmedi. Duyduklarıyla yutkundu Miran. Pek bilmezdi ama abi kardeşin uzun süre boyunca ayrı kaldığını, kimsenin onları görüştürmediğini bilirdi. Oysa Viran ile İpek sürekli olarak görüşürlerdi, Barlas görmezdi, bilmezdi.
"Tek kalırsan bize gel." dedi Miran yumuşak bir sesle. Şaşkınlıkla ona dönen İpek'e kendisini açıklama ihtiyacı buldu, yanlış anlamasını istemezdi. "Ablam seni sevdi bence ondan yani." dedi.
İpek gülümseyerek bu seferde çikolata reyonundan 3 tane çikolata aldı. "Bende sevdim onu." dediğinde Miran onun gülmesiyle rahatlamıştı.
Çikolataları sepete atmasıyla başka yere yöneldi İpek. Arkasındaki Miran onu takip ediyordu.
Birkaç şey daha aldıktan sonra kasaya ilerlediler.
"Bitti mi?" diye sordu Miran elindekilere bakarak.
"Evet."
"Bu kadar mıydı?"
"Evet."
Arkası dönük kıza bakarak sanki o görecekmiş gibi başını salladı Miran.
Kasada inatla Miran ödemişti aldıklarını. İpek bu sefer mahçup bir şekilde elinde poşetleri taşıyan Miran'a baktı.
"Bir dursana." dedi Miran'a. Miran anlamsız gözlerle bakarken İpek eğilip poşetlerin içinden aldığı 2 çikolatayı çıkardı. Diğeri abisinindi.
Ayağa kalktığında boş boş bakan mavi gözlere baktı. "Al sen ye, bir de Beliz ablaya ver." dedi aynı mahçuplukla.
Gülümseyerek baktı Miran İpek'e. Az önceki hırçınlığından eser yoktu. İpek böyleydi, en ufak iyilikte mutlu ve mahçup olurdu.
İpek'in aksine Miran karşısındaki kıza karşı hiçbir mahçubiyeti yoktu. Aksine fazla rahat hissediyordu; normalde kızları pek çekemez, katlanmazdı ama İpek hırçındı. Fazla eğlenceli biri olduğunu düşünüyordu.
"Ablamı boşver, biz beraber yiyelim." dedi Miran eğlenceli bir tınıyla.
İpek ısrar etsede Miran elinden çikolataları almış, her ikisini de açmıştı. Tek eliyle poşetleri taşıyan Miran'a İpek ne kadar ısrar ederse etsin elindekileri vermemişti.
"Beliz ablaya almıştım bunu." diye mırıldandı İpek yürürken. Miran yanında yürüyordu.
"Ye bir şey olmaz."
Yavaş ve sakin adımlarla evin önüne vardıklarında İpek poşetleri sonunda alabilmişti.
"Teşekkür ederim." dediğinde Miran güldü.
"Bende çikolata için teşekkür ederim."
Gözlerini kaçırdı İpek.
"Zaten sen ödedin." dedi çekinerek.
Karşısındaki kızın utandığını görünce gülmemek için zor durdu Miran. Kesinlikle fazla eğlenecekti.
"Barlas abiye aldım."
Hızla başını salladı İpek.
"Onun yerine teşekkür ederim." dedi aceleyle.
Gülmemek için zor dururken "Görüşürüz." dedi Miran.
"Görüşürüz."
Arkasını dönüp gitmek için yeltendi İpek. Kapıyı kapatmıştı. Miran'ın dediğini ise duymuştu.
"Kapını kilitlemeyi unutma Sarı."
--
İnsan olmaması gereken yerde mutlu olup iyi hisseder miydi? Bence etmezdi, etmemeliydi. Etmemeliydim belkide ama mutlu hissediyordum.
Dudağını saçıma minikçe bastırmış daha sonra ise sarılmıştı. Hiçbir şey yapamamıştım. Ellerim giydiği kapüşonlu sweatın kenarlarını hafifçe tutuyordu. Onunda ona sarılmamı bekler gibi bir hali yoktu. Kalbimin hızlanmasını kontrol altına almaya çalışıyordum. Beynim dur, sarılsın emri verirken kalbimi sakinleştirmem oldukça saçmaydı, ve de gereksiz.
Elleri belimde, nefesi saçlarımın arasındaydı. Gözlerimi kapatmış kokusunun bol olduğu yerde nefes alıyordum. Yapmamalıydı, yapsa bile sonuçlarına katlanmalıydı.
"Pazar gününe kadar yokum, ondan sarıldım. Özleme diye." diye hızlıca kendini açıklama çabasında bulundu. Sesi mırıldanır gibiydi. Gözlerimi kollarının arasında açmış, beni görmeyeceğimi bildiğim halde kollarının arasındayken kaşlarım istemsizce çatılmıştı.
"Ben mi özleyeceğim? Ayrıca nereye?"
Haftanın ilk günüydü daha bugün. Pazar günü ise pikniğe gidecektik. Söylememişti gideceğini, daha yeni söylüyordu.
"Aynen özlersin diye." dedi daha sıkı sarılarak. Gülmemek için yanağımın içini ısırıyordum. İçi gitmiş bir şekilde konuşuyordu.
"Nereye?" diye sorumu yeniledim. İpek ne olacaktı onu merak ediyordum. Yanında gitmek istemeyebilirdi. Ailesi ile yaşayamamıştı, bari kardeşi yanında olsaydı, bunu isterdim.
"Çocukluk arkadaşımın yanına gideceğim." dedi. Saçlarımın arasındaki nefesi gitmiş, çenesini saçlarıma koymuştu. Belimdeki eli daireler çiziyordu.
"İpek?" diye mırıldandım. Sarhoş eden bir kokusu vardı.
Derin bir nefes verip elimdeki belini yerinden çekti. Belimdeki soğuklukla bende bir adım gerileyip yüzüne baktım. Yüzünü sıvazlayıp ellerini cebine yerleştirdi. Uykusu geliyor gibiydi.
"Kendimle götüreceğim onu. Zaten arkadaşımın onla yaşıt kardeşi var, hem tanışıyorlar. Takılırlar beraber." dedi.
Başımı salladığımda yüzüne bakmayı sürdürdüm. Bir sıkıntısı var gibiydi.
"Bir şey mi var?" diye sordum dayanamayarak.
Derin bir nefes daha verdiğinde gözü yüzümde gezindi.
"Fazla mı belli oluyor?"
"Yani biraz." dediğimde gözlerini kaçırdı.
"Ne oldu Barlas?"
"İpek, Beliz..." dediğinde yüzünde net bir hüzün vardı. "O kadar ayrı kaldık ki bana yakın olmak için buraya kadar gelmiş. Ben ise onu, onları kendimden hep uzak tutmak istedim. Ben o kadar bencildim ki şuan cefasını bu yük altında kalıp çekiyorum."
Gözlerim gözleri arasında giderken gözlerini tekrardan kaçırdı. Bu sefer yanağımı sıkmamın sebebi ağlamamaktı. Omuzları çökmüş, sırlarını benle paylaşmıştı.
"Barlas, neden böyle düşünüyorsun ki? O senin kardeşin, akışına bırak biraz. Geçmişin bağları sizi tekrar buluşturur emin ol. Hem bence hiçte ayrılmış gibi durmuyorsunuz." dedim samimiyetimle.
Güldüğünde, konuştuğunda, sustuğunda aniden İpek'e gözleri değiyordu. Yanında olmasına rağmen sanki yanından gidecekmiş gibi koruyordu onu. İpek onu çok seviyordu belliydi, abisine bakarken bile gözlerinin içi gülüyordu. Bunlar aklıma gelince içimden bir sızı yükseldi. Yanımızdaki insanların değerini olmadıklarında anlıyorduk. Yanağımı daha sert ısırdım. Neler yaşadığını daha bana söylememişti bile, yaşadıklarının sadece sonuçlarını duymuştum. Şuan bile canım acıyorken duyma taraftarı olmayabilirdim.
"Gerçekten mi?" dedi çocukmuş gibi.
Bir adım atarak yanına yaklaşıp dudağımı dilimle ıslattım. "Gerçekten. Kendini çok yorma, o da belki zorlanıyordur. Bunları isterseniz çözersiniz, seni anlıyorum diyemem ama yaşadıkların belli çok zor."
Yorgun görünüyordu, bu kadar yorgun görmemiştim. Sarılmak isterdim ama utançlık ağır bastı. Basmasının sebebi cümlelerimdi.
"Hem bana hep diyorsun ya sıkıntılarını birilerine anlat diye. İstersen sende bana anlat yani..." dedim. Sondaki kelimeler ağzımdan mırıldanış şeklinde çıkmıştı ama hissettiklerim buydu. Omuzlarındaki yük azalırsa buna razıydım.
Yüzündeki hüzün sözlerimle buruk bir gülümsemeye dönüştü. Bu hali hoşuma gitmemişti, kalbim kafesini dövmüyordu. Yüzünü bu sefer inceleyen bendim. Kehribarları yorgun duruyordu. Yorgunluğunun normal halinin altındaki esas kişiliğinin olduğunu yavaş yavaş anlıyordum. Yaşadıkları zordu, gözlerimden yaş düşünce hemen gözlerimi kaçırdım. Elimin tersiyle yanağımdaki tek yaşı sildim. Bakışlarım tekrar ona dönünce adem elmasının kavislendiğini gördüm.
"Teşekkür ederim." dedi sadece.
O gün arabada kamerada Miran ve akrabamın fotoğrafımı görünce neden hüzünlendiğini sormak istedim. Büyük ihtimalle ailesi ile alakalıydı. Şuan bana bütün saflığıyla bunları demeseydi sorabilirdim. Bu andan itibaren bu konularla alakalı bir şey cesaretim asla olmazdı. Hüzünlenmesi, gözlerinin bu şekilde hüzünlü bir hal alması istediğim son şey olurdu.
Buruk bir şekilde gülümsedim. "Bende teşekkür ederim."
Neden? diye sormadı. Bana kendisini açtığı içindi, kendimi az da olsa değerli hissettirdiği içindi. Hoş sorsada bunları söyleyecek cesaretim yoktu.
"Görüşelim o zaman keko bozuntusu." dedim.
Görüşürüz değildi görüşelimdi. Sürekli imasını yapıyordu. Görüşmemizi istiyorsa görüşecektim onunla.
"Görüşelim Pijamalı." dediğinde gülümseyerek baktım yüzüne. Daha sonra ise arkamı dönerek merdivenleri çıktım. Görmesemde biliyordum, ben gitmeden gitmezdi. Kapıyı açmadan önce baktığımda olduğu yerde duruyordu. Elimi salladığımda o da salladı.
Eve gidip direkt sıcak suya attım kendimi. Kalbimdeki sızı geçmiyordu.
Felaket bir durumdu.
--
"Mahalle Sakinleri"
Siz: Ne zaman çıkıyoruz?
Boran: Ben Kıvırcığı almaya gidiyorum.
Miran: Bende parkta takılıyorum
Miran: Abla eşyalar hazır mı?
Siz: Miran Allah seni bildiği gibi yapsın tamam mı?
Siz: Bir işin ucundan tutsaydın eline yapışırdı.
Keko Bozuntusu: Çok mu yoruldun?
Siz: Hayır da
Siz: Gıcık çocuk ne olacak.
Miran: Abla
Siz: Ne var salak?
Miran: Seni çok ama çok seviyorum.
Siz: Sus.
Bengi: Neredesin Boran?
Boran: Geliyorum 5 dakikaya.
Siz: İpek nerede?
Keko Bozuntusu: Yanımda, mesajları o da okuyor.
Keko Bozuntusu: Beliz 10 dakikaya çık kapıya olur mu?
Siz: Tamam
Miran: Barlas abi ben ne yapayım?
Siz: Sen gelme bizimle pikniğe falan, takıl parkta.
Miran: Alınıyorum ablacığım.
Keko Bozuntusu: Bizim evin önüne gel Miran.
Miran: Tamam abi.
Elimdeki telefonu hızlıca bırakıp piknik için hazırladığımız poşetleri elime aldım. Pazar günü olmuş pikniğe gidiyorduk. Grubu ise Miran kurmuştu, İpek'i ise daha sonradan ben eklemiştim.
"Anne çıkıyorum!" deyip kapıyı açtım. Canım kardeşim Miran bana bu acıları çektirdiği için benden daha sonrasında dayak yiyecekti. Ayakkabımı giyip poşetleri tekrar elime alıp binadan dışarı çıktım.
Hava diğer günlere göre daha güzeldi. 2 hafta sonra ise okullar açılıyordu. Öğle saatlerinin etkisinden dolayı güneş tepemdeydi. Hasır sepeti yere bırakıp elimi belime koydum. Diğer elimde örtü gibi şeyler vardı.
Telefonumla ilgilenirken gelen korna sesiyle karşıma baktım. Barlas ön camı açmış yüzüme bakıyordu. Arkada Miran ve İpek bir şeyler konuşuyordu. Barlas dikiz aynasından arkada araba olup olmadığına baktıktan sonra arabadan çıkmış yanıma gelmişti. Bende kaldırıma koyduğum sepeti alıp telefonumu eşofmanımın cebine attım.
Hiç görmemiştim o günden sonra.
Özlemiştim.
Alıştırmıştı kendisini!
"Naber?" dedi yüzümü incelerken.
"İyi... Sen?" dediğimde elimdeki sepeti ve poşetleri aldı. İtiraz etmeden verdim.
"Çok iyiyim şuan." dedi.
Yüzüme bir kez daha baktıktan sonra gülümseyerek arabanın bagajını açıp elindekileri koydu. Daha sonrasında ise o sürücü koltuğuna bende yolcu koltuğuna geçtim.
Kapımı kapatır kapatmaz İpek'in sesi geldi.
"Merhaba abla, nasılsın?" dedi sevecen bir sesle.
Arkamı dönüp onlara baktım. İpek bir tarafta Miran bir taraftaydı. "İyiyim güzellik sen?" dedim. Utanmış bir şekilde güldü.
"İyiyim abla." dedi.
Önüme döndüğümde ellerimi birleştirip onlarla oynamaya başladım. Barlas sessizdi. Miran ise telefonla biriyle mesajlaşıyordu.
"Kime yazıyorsun Miran?" diye sordum öne dönük bir şekilde.
"Yiğit'e yazıyorum. İdman vardı gelemeyeceğimi söylemek için."
Başımı salladım. Futbol oynuyordu kendisi. Yanımdaki adama döndüğümde bir eli camda diğer eli direksiyonda arabayı sürüyordu. Fazla havalı duyruyordu, siyah tişört giymişti. Yakışmıştı maalesef. Bakışları ise çatıktı.
"Ne oldu Barlas?" dedim.
Nefes vererek "Bir dakika Beliz." diyerek elini camdan çekti ve telefonunu aldı. İşini hallettikten sonra arabanın telefon tutucusuna yerleştirdi telefonunu. İstemsizce baktığımda Boran'ı aradığını gördüm.
Aramanın cevaplanması uzun sürmedi.
"Alo?" dedi Boran. Sesi arabanın her tarafından duyulurdu.
"Boran." dedi Barlas.
"Efendim."
Barlas'ın gözü benimkileri bulduğunda anlamsız gözlerle yüzüne baktım. İpek yolu izliyor, Miran kulaklıkla telefonuyla ilgileniyordu.
Bakışlarını kaçırıp tekrardan yola baktı. Elini cama yaslarken ne diyeceğini bekliyordum.
"Orada arı yoktur değil mi lan?" dedi Barlas.
"Niye?" diye sordu Boran.
"Beliz'in alerjisi var." dedi direkt.
Bakışlarım yanımda araba süren adama dönerken kalbim deli gibi çarpıyor, yüzüm yanıyordu. Hissediyordum. Odağı yoldaydı. Minnet dolu bakışlarla baktım yüzüne, görmedi.
Minik kıkırtılar geliyordu Boran'ın olduğu yerden, büyük ihtimalle Bengi'ye aitti.
"Nereden bileyim oğlum? Yoktur heralde." dedi terslikle Boran.
"Tamam kapat salak. Sana soranda kabahat." deyip kendisi kapattı aramayı. Gözü bana dönüp tekrardan yola dönünce sırıtmamak için zor durdum. Resmen utanıyordu, kulakları hafifçe kızarmıştı.
"Abim işini garantiye alıyor." dedi İpek arkadan. Abisinin utandığını fark etmiş gibiydi.
"Kesinlikle." deyip bana döndü Barlas. "Aslım ablam seni bana emanet etti. Emanete ihanet olmaz."
Gözlerim kınarcasına açıldı. "Çüş ama o emanet bu emanet mi sence?" dedim ona dönerken. Bir yandan da gülüyordum.
Güldüğümü görünce rahatlamış gibiydi. Dudağının ucu kıvrıldı. Gözü yoldaydı ama fark edebiliyordum, sırıtıyordu.
"Çüş mü? Büyüklere saygı lütfen."
"Değil mi? Abi diyeyim sana, saygıda kusur olmamalı." dedim.
Araba kırmızı ışıkta durmuş, bana bakıyordu. Kötü zamanlamaydı. Arkaya baktığında İpek'in bize baktığını görünce önüne döndü. İpek bakmasaydı neler olacağını tahmin edemiyordum.
"Kendimi yaşlı hissederim." dedi bana bakarak.
"İpek'in abisisin zaten. Bu yaşlılık mı oluyor?" dedim imayla.
Gözlerini yola odakladığında sinirinin bozulduğunu belirten bir gülüş attı. Sahte ya da gerçek gamzesi oradaydı. Oraya gitti yine gözlerim, takmıştım kafaya. Hafifçe yerimden öne doğru doğruldum yüzüne bakmak için. Sinirini bozmak hoşuma gidiyordu.
"Haklıyım değil mi?" diye sordum inatla.Yüzümde gülücükler açıyordu. Amacım daha da sinirini bozmaktı, kaşınıyordum.
Dudağı tekrar kıvrıldı, yolda olan gözlerini üzerime çekti. "Kaza yapmamı istiyorsan böyle gülmeye devam et Beliz."
Arkadan İpek'in kıkırtısı gelirken ciddileşip hızla yerimde dikleştim. Kalbimin atışını arşa çıkartıyordu. Yutkunup ellerimi kucağımda birleştirip camdan dışarıya baktım. Utanmıştım.
Bu sefer gülen ben değildim sürücü koltuğundaki şahıstı. Bakışlarını üzerimde hissetsemde bakmadım. Ne dediğini az buçuk anlamıştım ama çıkaracağım sonuç ne olabilirdi bilmiyordum. Bu şekilde sessiz kalmaktansa Miran'a dalaşırdım daha iyiydi.
Arkamı döndüğümde hâlâ telefonla oynuyordu. Salık saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırıp bacağına dokundum. Kulaklığını çıkartıp yüzüme baktı.
"Oynama telefonla." dedim ablalık dürtüsüyle.
"Niye?" diye sordu. Oldukça makul bir soruydu. Cevabım ise yoktu, öylesine karışmak istemiştim.
"Gözün bozulucak." dedim. İpek güldü. Miran ona bakarken bende İpek'e döndüm.
"Yalan mı? Söz dinleyin biraz!" diye yükseldim. Amacı ise yoktu.
"Değil mi? Az önce Beliz benim sözümü dinledi mesela." dedi alayla Barlas. Çatık kaşlarla ona döndüğümde yine kırmızı ışıktaydık. Sorun olan şey arkaya döndüğüm için ona biraz yakındım. Önüme dönüp yerime iyice yerleştim ve kemerimi düzelttim. Olay ne ara bana patlamıştı?
"Geç sen dalganı." dedim camdan dışarıya bakarak.
"Seni destekledim ben Beliz. Bir şey demedim yani." dedi kınarcasına.
"Ben anladım seni." dedim.
Bu hafta gittikleri yerde ne yaptıklarını istemsizce merak ediyordum. Niye merak ettiğimi ise bilmiyordum. Tamamen dürtüseldi.
"İpek ne yaptın orada canım?" diye sordum yola bakarak.
"Hiç abla... Arkadaşımla falan takıldık. Zaten çocukluk arkadaşımdı. Abimle oraları falan gezdik, güzeldi yani." dedi.
Gülümsedim hafifçe. Abisiyle beraber eğlenmelerini çok isterdim. Normal abi kardeş ilişkileri vardı gibi görünüyordu dışarıdan. İçerisi ise yara, darbe ve belki nelerle doluydu.
Araba yolculuğumuzun geri kalanının bir kısmı sessiz geçmiş diğer yanında Bengi'yi aramamla geçmişti. Görüntülü konuşmuştuk ve daha gitmeden eğlenmiştim. Fena bir grup olmamıştık.
Alana geldiğimizde buraya hiç daha önce gelmediğimi fark etmiştim. Piknik alanı demek için fazla büyüktü burası, mesire alanı gibi bir yerdi. Pek kalabalık değildi ama otoparktaki arabalardan boş olmadığı da açıkça anlaşılıyordu.
Alana girdiğimizde kuş cıvıltılarıyla içim hoş oldu. Kendimize uygun bir ortam bulduktan sonra oturmuş, yerleşmiştik. Bengi ve Boran semaverde çay yapmak için yanıcı bir şeyler aramaya gitmişti. Ben ise getirdiğimiz yiyecekleri açıyordum.
Kekler, sarmalar, kısırlar derken hepsini çıkarmıştım. Şimdi açmak için erkendi. Barlas arabayı park etmek için bizi bırakıp otoparka gitmişti. Buraya doğru geldiğini gördüğümde yine içimde bir kıpırtı oluşmuştu. Oluşan kıpırtıyı yüzüme yansıtmamak için direndim.
"Bu kadar şeye ne gerek vardı? Zaten köfte, sucuk falan kızartacaktık." dedi direkt yanıma ilk geldiği anda.
Ona doğru dönüp çatık kaşlarla yüzüne baktım. "Sen sus, zaten bütün köfteyi sucuğu sen aldın hâlâ konuşuyorsun."
Gidip herşeyi almış bize; Gerek yok, almayın. Evde kalırsa bozulur zaten. demişti. Sövmek istesem de bir yandan haklıydı, bozulabilirdi ama kendisine yetecek kadar ev için alabilirdi.
Cömert ya daha ne istiyorsun!
Sahte bir şekilde onunda kaşları havalandı. "Sen ye, gerisiyle ilgilenme Beliz." demesiyle göz devirdim. İflah olmazdı.
Arkamı dönüp tekrardan yiyeceklerle ilgilenmeye başladım. Arkamdaydı biliyordum.
"İyi ya gelişme var." dedi arkam ona dönükken.
Ona doğru dönüp yüzüne baktım. "Ne gelişmesi?" diye sordum.
Dudağının ucu kıvrılırken yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Alışmıştım artık bu hareketlerine, irkilmedim bile. Bunun kötü mü iyi mi olduğunu kestiremiyordum.
"Göz devirme aşamasına geldiğimize göre kesinlikle gelişme var." dedi gözlerimin içine bakarak.
"Gelişme mi bu?" dedim terslikle.
"Kesinlikle." dedi.
"Bence sen uyduruyorsun."
"Tamam bakalım uyduruyor muyum yoksa uydurmuyor muyum?" dedi ve elleri belimi buldu. Gözlerim hafifçe açılırken o sırıtıyordu. Kendisine doğru çekerken adımlarım çekişine ayak uyduruyordu.
"Bak gelişim göstermişiz." dedi mutlu olduğunu belirten bir sesle. Bakışlarımı kaçırıp ormana baktım. Benimle oyun oynuyordu resmen.
Ters olmaya çalışarak "Sus ve bırak." dedim. Yanaklarımın kızardığını hissediyordum.
"Sinir etmek nasıl bir şeymiş Pijamalı?" diye mırıldandı bırakmak yerine. Sadece ona abi demem gerektiğini söylemiştim! Bu kadar abartılacak bir şey değildi.
Gözlerim o hariç her yerdeyken buraya doğru gelen Miran ve İpek'i gördüm. Çekirdeğimiz eksikti, onu almaya gitmişlerdi.
"Miranlar geldi." diye mırıldandım ona bakmayarak. "Hm?" dedi sadece. Yüzüne baktığımda detaylıca yüzüme bakıyordu. Hızlıca o anki utançla gerileyip İpeklerin olduğu yere doğru ilerledim.
"Aldınız mı çekirdek?" diye sordum her ikisine de bakarak.
"Sen niye bu kadar kızarmışsın?" diyerek benim dediğimden çok bağımsız bir konuya değindi Miran.
Yalandan giydiğim pembe tişörtü göstererek "Çok sıcak." dedim. İnanmışa benzemese de arkada ki Barlas ile gözleri kesişince üstelemedi.
Elindeki çekirdek poşetini havaya kaldırınca İpek gülümsedim. Strese girmiştim. Oturduğumuzda Barlas yanımda Miran karşımdaydı.
"Bengi ve Boran nerede kaldı?" diye mırıldandım.
"Onlar çok iyi bir çift olucaklar." diyen Miran'a karşı güldüm.
"Niye?" diye sordum. Oysa haklıydı biliyordum ama neye vararak buna kanaat getirdiğini merak ediyordum.
"Ben anlarım iyi ilişkinin sırlarını." dedi saçma bir egoyla.
Anladığı falan yoktu. Kendisi yaşıtlarının aksine kızları pek çekemezdi. Bu yüzden ilişkisi olduğunu zannetmiyordum ve olsaydı bence bana söylerdi.
"Bana öğretsene Miran." diyense Barlas'tı. Yüzümü nötr tutmaya çalışarak Miran'ın ne diyeceğini bekliyordum.
"Sen daha iyi bilirsin abi." dedi. Sinirlenmeye başlıyordum. Sinirimi bozmak içinse bu hareketi gayet iyi gidiyordu.
"Bence de iyi bilir." dedi İpek.
"Bence de bence de." diye mırıldandım.
Kimsenin dediğini umursamayıp mırıldanmamı duymuş olmalı ki yüzünü bana çevirdi. Bu detaya yalnızken düşebilirdim.
"Ben mi daha iyi bilirim?" dedi masum masum.
"Öyle bir şey demedim."
"İma ettin." dedi.
"Umrumda değil aşk hayatın." dedim ve önüme döndüm. Çarpan kalbimi umursamadan.
Biraz daha havadan sudan konuştuktan sonra yanımıza elinde dallar ile Bengi ve Boran geldi. Semaveri yaktılar ve hep beraber oturduk.
"Naber Beliz?" diyen Boran'a baktım.
"İyi senden?" dedim.
Bengi'ye baktı. Ağaçların fotoğraflarını çekiyordu. "İyi." dedi dalmış bir şekilde.
"10 üzerinden kaç verirsin durumunuza?" diye sordum.
"9 veririm."
"Niye 9?"
Gözlerini Bengi'den çekip bana baktı. "Onla beraber tek yemek yemek istiyordum. O nasip olmadı." dedi.
"Olur olur" diyerek moral vermeye çalıştım. Bengi yanında mutluydu, mutlu olmasa yanında bir dakika bile kalmazdı. Tanıyordum kuzenimi.
Çay demlendikten sonra esen havaya karşı onu içtik. Çok iyi gelmişti, getirdiğimiz yiyeceklerden bazılarını çayla beraber yemiştik.
"Ya ben yaptım diyorum onu sana." diyen İpek'e baktım.
"Nasıl ya?" deyip elindeki kurabiyeye bakan Miran'dı.
Miran İpek'in yaptığı kurabiyeyi beğenmişti fakat onun yaptığına inanmıyordu. İpek'in inadı ise inattı. Bana benzediği doğruydu.
"Güzel olmuşsa güzel de. Yoksa gıcık biri olduğunu düşüneceğim." dedi İpek.
Miran gülmemek için zor duruyordu. Bir şey söylemeyince İpek ayağı kalkıp bana baktı.
"Beliz abla kardeşin aşırı gıcık haberin olsun." dedi bağırarak. Kahkaha attığımda Miran kınarcasına bana bakıyordu. İpek sert adımlarla bana doğru gelmeye başlayınca gerçekten bana benzediğini farkettim. Fiziksel olarak değildi ama karakter olarak benziyorduk.
Barlas ve Boran bir tarafa gitmiş konuşuyorlardı. Konunun ne olduğunu bilmediği için Miran yanlarına gitmiyordu. İpek'in adımlarını durduran şey adının seslenilmesi oldu.
"İpek." dedi arkamdaki bir ses.
Arkama doğru döndüğümde bir erkek çocuğu olduğunu gördüm. İpek'le aynı yaşta gibi duruyordu. Kızıl saçları alnının tamamını kaplıyordu. Tatlı birine benziyordu.
"Ege!" diye şaşkınlıkla seslendi arkamdaki çocuğa İpek. Adımları çocuğun olduğu yöne doğru yöneldi.
Bir şeyler konuşuyorlardı ama duymuyordum. Miran gözlerini kısmış onlara bakıyordu. Miyop olduğu için tam görmüyordu muhtemelen.
Ben ise elimde telefonla annemle görüntülü konuşuyordum. Telefonu kapatıp İpek'e doğru yöneldim.
Yanlarına gittiğimde İpek çocuğa bir şeyler anlatıyordu.
Ben daha sormadan İpek sorularıma cevap oldu. "Abla ortaokuldan arkadaşımda... Onların olduğu alana gidebilir miyim? Bir kardeşi vardı çok tatlı, onu görmek istiyorum." dediğinde Barlas'a baktım. Ciddi bir şekilde Boran ile konuşuyordu. Tek başına gönderemezdim.
"Miran da gelsin o zaman?" dediğimde bunalmış bir şekilde Miran'a baktı. "Korumam oldu çocuk. Sıkılmaz mı?" diye sorduğunda güldüm.
"Yok o sıkılmaz." dediğimde Miran'a baktı. Çekiniyor gibiydi ama beni anladığını düşünüyordum. Bundan dolayı Miran'ı da yanına alıp çocukla beraber gittiler. Miran arkada onlar öndelerdi. Gerçekten koruma gibiydi ve şaşırdığım kısmı itiraz etmiyordu. İpek'in arkasında öylece duruyordu.
Onlar gidince etrafı toparlamaya başlamış olan Bengi'nin yanına gittim. "Dur Beliz ben toplarım." dedi saçma bir neşeyle. Şaşırmıştım çünkü pek bu işleri sevmezdi. Aniden tabakları bırakıp bana döndü.
"Şimdi ben bunları topluyorum ya sadaka niyetine sayılır mı acaba?" diye sorması en az tabakları bırakması kadar aniydi.
Şaşkınlıktan gözlerim açılmışken ne diyeceğimi bilemiyordum. "Zannetmiyorum niyeki?" diye sormakla yetindim.
"Çok mutluyum, mutlu olununca sadaka verilir. Şuan burada nasıl sadaka verebilirim ben ya?!" dedi isyan edercesine. Samimi bir şekilde güldüm.
"Söylenecek söz bulamıyorum Bengi gerçekten." dedim hayret edercesine.
Oturduğu yerde söylendi. "Sus, her gün mutlu olmuyorum ben." dedi ve Boran'a döndü.
"Salak adam fazla yakışıklı geliyor yüzüme." dedi.
"Konudan konuya atlıyoruz?"
"Aşık olunca öyle oluyor maalesef." dedi ve yalandan burnunu çekti.
"Sus salak kız Leyla ve Mecnun'a falan mı dönüşeceksiniz?"
"Hayır biz Bengi ve Boran olacağız." dedi ve saçını arkaya doğru savurdu. Gerçekten aşk insanı salak edebilir kanısının örneği karşımdaki kız olabilirdi.
Etrafı topladıktan sonra Barlas ve Boran oldukları yerden buraya doğru gelmeye başladılar. Oturup kafamı kollarıma koyduğumda yanıma oturan biri olduğunu farkettim. Bakmadım bile.
"Noldu?" diye sordu.
"Bir şey olmadı, olması mı lazım?" dedim.
"Aşk olsun olursa." diyen Boran'dı biliyordum. Kafamı kaldırmadan kaldım olduğum yerde.
"Miran ve İpek nerede?" diye sordu Barlas.
Durumu ona izah ettiğim sırada ona baktım ve anlattım. Durumu anladığında yüzüme öylece bakmaya başladı. Gözlerimi kaçırdım çünkü kafesini döven kalbime alışmıştım, normal geliyordu geliyordu artık kalbimin hızlıca çarpması. Oysa hızlıca çarpmamalıydı, bende alışmamalıydım.
Bengi tek başına lavaboya gidince onların yanında tek başına kalmıştım. Yine ciddi ciddi konuşuyorlardı. Öylece orada masaya odaklanmış duruyorken bir bağırış duydum. Bir kadının bağırışıydı.
Gözlerim sesin geldiği yere dönündüğünde hiçbir şey göremedim. O anlık dürtüyle ayağı kalktım ve çantamdan sadece biber gazı alıp Barlas'a baktım. Bu kadar ciddi ne konuşuyor olabilirlerdi?
Yanımdan ayrılıp ayrı bir yere geçtikleri için oldukları yere doğru yöneldim.
Gelmemi umursamadılar bile. "Barlas." diye seslendiğim zaman eliyle 1 dakika işareti yapıp beni susturmuştu. Yanlarında beni umursamasını beklemek yerine bağırışın geldiği yere doğru yöneldim bende. Adımlarım hızlıyken nereye gittiğimi bilmiyordum. Bir kadının feryat çığılığı olabilirdi, duymuşken duymamazlıktan gelemezdim.
Orman baya büyüktü tekradan bağırma sesi geldiğinde bu sefer nereye gitmem gerektiğini biliyordum. İlerledikçe uzaklaşıyordum bizim olduğumuz alandan, kafaya takmadım onu pek.
Adımlarım sesin geldiği yerde durmuşken sessiz kalmaya çalışıyordum. Biber gazım elimde, olabilecek her an için tetikteydim. Modeli süslüydü, biri baktığı an bu küçük süslü şişeyi bu şekilde tuttuğum için beni deli sanabilirdi ama elimdekine biber gazı demezdi.
Kalbim gerginlikten deli gibi çarparken iyice yaklaştım. Gördüğüm şey yerde eğilen bir kadın ve elinde tasması olan bir köpekten ibaret değildi.
Köpeğin tüylerini okşuyordu. Bir an ses buradan mı geldi diye düşündüm, buradan geliyordu. Kadının 10 adım önünde duruyorken elimdeki biber gazını eşofmanımın cebine koydum, kadın biber gazı olduğunu bilebilirdi. Kadındı çünkü.
Etrafa bakınırken kafama dank eden şey nasıl döneceğimdi. Her yer aynı ağaç türü ile doluydu ve ben sadece sese odaklanmış, nasıl bir yoldan geldiğimi umursamamıştım bile. Elim eşofmanımın diğer cebine gittiğinde telefonumun orada olmadığını görmek bana süpriz değildi. Yerleştiğimiz masanın üstünde bırakmıştım.
Kadının bakışları bana dönerken ben ne yapacağımı düşünüyordum. Belki de bağıran kişi karşımda ki abla değildi, onu sordum.
"Abla sen mi bağırdın?" dediğimde dudaklarını gererek başını salladı ve köpeğin tüylerini okşadı.
"Evet bu yaramaz beni ısırmaya çalıştı çünkü." dediğinde hem rahatladım hem de kendime sövdüm. Kadın köpeği ona saldırdığı için bağırmıştı ben çok saçma anlamıştım. Bunu dile getiremedim.
Kadın köpeğin tüylerini okşadıktan sonra köpek sevgi gösterisi olarak onu yalamaya başladı.
"Bak şimdi de cilveleniyor." dedi. Normalde gülerdim ama gülemedim. Kaybolmuş gibiydim ve yaklaşık 20 dakikadır bu kadın köpeği ona saldırdı ve bağırdı diye onu arıyordum.
Ben orada öylece dururken çalılıkların arkasından bir ses duyuldu. "Defne gel hadi yemek hazır!" diyordu bir kadın. Annesi olmalıydı yerde eğilen kadının, 25 yaşında falan duruyordu.
Ayağa kalkıp köpeği kucağına aldığında bana baktı.
"Annem çağırıyor gitmem lazım, görüşürüz fıstık." dediğinde hüzün dolu bakışlarımla göz devirmemek için zor duruyordum. Kadın öyle bir bağırmıştı ki korkmuştum. Tek gelende bendim, tek öyle sanan ben miydim o zaman? Pek zannetmiyordum. Kadın öylece giderken bende orada tek başıma beklemedim.
Saat öğlen 4 olduğu için hava aydıklıktı. Geldiğim yola geri dönerken etrafımda döndüm. Yanağımın içini ısırırken ne yapacağımı düşünüyordum. Bir kişiyi bulup onun telefonundan arama yapsam oradaki kimsenin numarasını ezbere bilmiyordum. Annem inatla Miran'ın numarasını ezberle diyordu ama ne işe yarayacak? deyip geçiştiriyordum. Annemi dinlemem gerektiğini anladığım vakitlerdi.
Barlas orada olmadığımı görünce direkt arayacaktı biliyordum. Telefonumu masada görüncede sövücekti. Olduğum yerde kalmak yerine yürümeye karar verdim. Ağaçların hepsi aynıydı! Daha da uzaklaşmamak adına yavaş adımlarla yürüdüm. Aileler şakalaşıyor, gülüşüyorlardı ama ben şimdi stresten ağlayacaktım.
"Aptalım vallahi ya! Barlas beni öldürecek." diye mırıldandım kendi kendime. Oysa sadece kadın dayanışması için atan damarlarım tutmuştu. Suçlu değildim! Sadece salaktım. Salaklığım telefonumu yanıma almamaktı.
Olabildiğince yavaş adımlarla yürümeye devam ettim. Bizim alandan uzaklaşmam oldukça düşük bir ihtimaldi çünkü bu yoldan geldiğimi hatırlıyordum.
Hava yavaştan kararmıştı ve ben pikniği mahvetmiştim. Yakında ya ben alanı bulurdum ya onlar beni. Belki de bu kadar vicdansız birisi değildim. Kadının bağırışından sonra ayağa kalkıp bakan tek bendim. Bu da ayrı bir saçmalıktı.
Yere bakmış öylece yürüyordum. Güneşin kırmızıya döndüğü vakitlerde bir gölge düştü üzerime. Kalbim deli gibi stresten çarparken yabancı olmamasını umdum. Baktığımda hem sinirli hem de omuzları çökmüş kehribar gözlü bir şahıs gördüm.
Yüzünü sıvazladığında ağlamamak için dudağımı büzdüm. 3 adım uzağımdaydı, o uzaklığı yok edip boynuna sarılansa bendim. Gözlerimi kapatmış sakinleşmeye çalışıyorken atan bir kalp sesi duydum. Benim kalbimin hızlıca atmasını hissediyordum. Duyduğum onun kalbinin çarpmasıydı. Korkudan mı, endişeden mi ya da farklı bir durumdan mıydı bilmiyordum. Delice çarpıyordu kalbi.
İlk başta şaşırmıştı. İlk defa sarılıyordum ona, elleri belimi bulurken bir yandan da mırıldanıyordu.
"Ödüm koptu. Deli edeceksin beni en son."
Yüzümü göğsünden çekmedim. Saçlarımın arasına karışan nefesine de alışmıştım.
Üstüne bir sweat geçirmişti. Hava hafiften soğumuştu çünkü. Giydiğim kısa kollunun açık bıraktığı kollarına gitti elleri.
"Üşümüşsün." dedi.
Kollarımı boynundan çekmedim. "Korktum." dedim sadece.
Belimi tutan eli daha da sıkılaşmış kafasını omzuma yaslamıştı.
"Mantıklı bir sebebin vardır." diye mırıldandı.
Sustuğumda telefonu çaldı. Ayrılmak için ellerimi ayırdım ve uzaklaştım ama gerek yok der gibi çekti göğsüne.
"Buldum Miran. Siz gidin köfteleri yapın." dedi dikleşirken.
Vicdanım ağlıyordu şuan. Hepsi beni aramıştı.
Burnumu çektiğimde aramayı sonlandırdı. Bir eli çeneme gitti, diğeri ise belime.
"Özür dilerim." dediğinde şaşırmıştım.
"Niye?" dedim şaşkınlığımı gizlemeyerek.
"Orada seni umursamadığım için." dedi.
Gözlerinde gerçekten suçluluk duygusu vardı. "Saçmalama yerimde durmayan bendim." dedim aceleyle.
Tekrardan kendisine çekip kafasını omzuma yatırdı. "Korktun mu?" dedim.
"Ödüm bokuma karıştı." dedi. Güldüm. Sustuğumda eli belime daireler çiziyordu.
"Bir kadın bağırışı duydum." dedim. "Bir şey var zannettim ama kadına köpeği saldırmış sadece. Elimde biber gazıyla o şekilde kaldım orada. Kadın köpeğini alıp gitti bende yürümeye başladım. Sonrası sen işte."
Nefesi boynumdaydı. Nefesiyle ısıtmaya çalışıyordu sanki beni. "Senin o güzel kalbini yerim." dedi. Midemdeki o garip hissiyatla, hızlanan kalbimle kaldım orada.
Boynumdan kafasını ayırdığında gerçekten üşümüştüm. Belimdeki eli ayrılıp giydiği sweati tekte çıkartıp bana verdi.
"Al giy, üşümüşsün." dedi. Kafamı salladığımda kendisi zorla giydirdi. Kendisi siysh tişörtle kalırken ben önde o arkada yürümeye başladık.
Verdiği kıyafete sarılıp yürüyorken birden kolumdan tutup ona dönmemi ve durmamı sağladı. Hiçbir şey söylemeden eğildi ve benim açıldığını fark etmediğim bağcıklarımı düğümlemeye başladı.
Etkileniyoruz...
Sadece saçlarını görebiliyorken şaşkınlıktan ağzım açılmıştı. Aniden açılmasını fark ettiğim için geri kapattım. Bağcıkları bağladıktan sonra ayağı kalktı.
Hiçbir şey olmamış gibi yüzüme bakıyordu. Dudağının kenarı kıvrıldığında odağında olan şey yanaklarımdı. "Pisliksin." deyip yanından uzaklaştım. "Teveccühünüz." dediğinde elimle yüzümü kapattım. Yanaklarıma bakmasının sebebi utanmamdı, kızarmamdı.
Sinirli adımlarımla önden gidiyordum. Nerede olduklarını bilmediğim için durdum ve yanıma gelmesini bekledim. Yanıma geldiğinde sessizdi ve ona ayak uydurarak ilerledim.
Yerleştiğimiz alan gözle görüldüğünde bizi ilk gören Miran oldu. Kızar sandım yapmadı. Kendisine çekip sarıldı bana. Yüzünden ne kadar telaşlandığu belli oluyordu. "Neredesin abla ya!" dedi. Sarıldım ona.
"Buradayım salak sus. Sanarsın bana aşırı bağımlısın." dedim.
"Annem kızacak diye korktum." dediğinde sırtına yumruğu indirdim. Güldü ve daha sıkı sarıldı salak.
O çıktığında kızarık gözlerle İpek'i gördüm. Gözlerim şaşkınlıktan açılırken yanına gidip ben sarıldım. "Niye ağladın İpek?" dedim hararetle.
"Bir şey oldu sandım." dedi burnunu çekerek. Sırtını sıvazladığımda çocuk gibi söylenmeye başladı. "Abim öyle bir anlattı ki sandım sınıra kaçtın."
Gülmeye başladığımda bana su getiren adama baktım. Suyu hızlıca içtim. Susamıştım, buram buram köfte kokuyordu. Acıkmıştım.
Boran köfteleri pişirmişti. Bengi ile de sarıldıktan sonra hepimiz masaya oturduk. Barlas sucukları pişiriyordu Boran ekmekleri kesiyordu. Miran ise içecek almaya gitmişti. Sıcalır diye önceden almamıştık.
Çatalla köfteyi bana uzatan adama baktım. "Hep beraber yiyelim." dedim.
Kaşlarının biri kalkmıştı. "Söz dinlesen olmuyor mu?"
"Maalesef öyle tadı çıkmıyor." dediğimde yaklaşıp köfteyi dudağıma değdirdi. Mecburiyetten ağzıma attım köfteyi.
Güzeldi köftesi. "Güzel." dedim.
Çatalıma bir tane daha köfte batırıp ağzıma yaklaştırdı. Bu sefer ben isteyerek aldım, sonra ise önüme döndüm. Bengi ve İpek bize bakıyordu. Ne? der gibi baktım.
Sırıtarak bana baktıklarında gözlerimi kaçırdım. Bir süre sonra Miran gelmiş sofra kurulmuştu. Yemeklerimizi yedikten sonra kalan köfte ve sucukları kaplara koyuyorduk. Barlas köfteleri bizim kaba koyunca hızlıca eline vurdum elimin tersiyle.
"Bırak o kabı." dedim sert bir sesle. Masum masum yüzüme baktı.
Umursamadım. Kendi almıştı birde bizim kabımıza koyuyordu, gerçekten bu saflıkla pek yaşayacağını düşünmüyordum.
"İpek senin kurabiye koyduğun kabı yıkadınız mı?" dedim İpek'e bakarak. Başını salladığında kabı vermesini istedim. Bizim kaba koyduğu yemeklerin hepsini onların kabına aktardım.
"Niye oraya koydun Beliz?" dedi Barlas.
"Siz yiyeceksiniz ondan." dedim gereksiz bir ciddiyetle.
"Aslım ablaya koyuyordum ben onları."
"Gerek yok düşünmen yeterli." dedim ve kabı kapattım. Derin bir nefes vererek susmayı tercih etti.
Eşyalarımızı arabaya taşıdıktan sonra ben öne Miran ve İpek arkaya oturmuşlardı. İpek uyuyacağı için kendisine bagajdan yastık almıştı. Mantıklıydı.
Oturduktan sonra yola çıktık. Herkes sessizdi, yorulmuşlardı. Verdiği kıyafet hâlâ üstümdeydi ve sigara kokmuyordu. Bırakmasını isterdim, belki de bırakmıştı.
Arkaya baktığımda Miran ve İpek uyuyordu. Yolculuğumuz uzun sürecekti. Saat akşam 8 olduğu için yollar kalabalıktı.
Piknik güzel geçmişti, eğlenmiştim. Bende her an uyuyabilirdim. Gözlerimi kapatmak istemiyordum.
"Güzel geçti mi misafirliğiniz?" diye sordum. Belki saçmaydı ama amacım uyumamaktı. Bakışları bana değdikten sonra tekrar yola döndü.
"İyiydi. İpek kendisini iyi hissetsin diye gitmek istemiştim zaten. Hissetti de." dedi kısık bir sesle.
"İyi bari." diye mırıldandım.
"Sen ne yaptın?" demesi aniydi.
"Ben olmadığımda yani..." diye ekledi.
Yola bakarak konuştum. "Ders çalıştım ya. Başka bir olayım yok yani."
Sustuğunda bende yola odaklandım.
"Uykun geliyorsa uyu Beliz." dedi. Ona döndüğümde o da bana bakıyordu.
"Geçenki gibi olmasın?" dedim. Yüzüne çapkın sırıtışından koydu.
"Bir şey olmaz arabada uyuruz topluca." dedi. Ağzımı kapatarak güldüm.
"Ya da..." dedi, ne diyeceğini bekliyordum. Gerisi gelmemişti.
"Ya da ne?" diye sordum.
"Boşver orası bende kalsın." dedi.
"Tamam italyanca söyle, anlamam zaten." dedim ve cebimden telefonumu çıkarttım. Telefonu görünce güldü.
"Ses kaydına mı alacaksın?" dedi gülüşünün arkasından.
"Ne münasebet." dedim, haklıydı oysa.
"Söylersem gizemi kalmaz." dedi. Daha da merak ediyordum.
"Söyle gizemi benle kalır."
"Gizem sensin Beliz." dedi yüzüme bakarak. Sonrasında yola döndü. Bir şey diyemedim. Bende yola odaklandım.
Evin önüne geldiğimiz zaman araba durmuştu. Mahalle başında bırak bizi demiştim, umruna bile takmamıştı. Miran'ı önceden uyandırmıştım, kemerimi çıkarttım ve yüzüne baktım.
"Teşekkür ederim herşey için." dedim.
Güldü, gamzesine baktım. "Bende teşekkür ederim Pijamalı."
"Görüşürüz o zaman." dedim.
"Daha sık." dedi net bir sesle gülüp arabanın kapısını açtım. Miran yeni uyandığı için alık alık beni dışarıda bekliyordu, eşyalarımız ise elindeydi.
İpek'e baktıktan sonra kapıyı kapattım ve camdan yüzüne baktım. "Hadi git." dedim. Başını sallayıp arabayı sürdü. Arkasından bakıyordum.
"Abla sen abayı yaktın galiba." dedi Miran uykulu bir sesle. Bir yandan da gözünü ovuşturuyordu.
Başımı sallamakla yetindim.
Kesinlikle haklıydı.
---
Çok uzun oldu, üşenmeden okumuşsunuzdur umarım🤞🏻
Yorum yapmayı ve beğenmeyi unutmayınn...
Bölüm etkileşimi
