8. bölüm / 11
MUTLU YARALAR8- ROB VALİ
Bölümler 11Şu an: 8- ROB VALİ
- 1 1- BEN BİR HİÇTİM496 kelime
- 2 2- HİSSİZ Lİ481 kelime
- 3 3- HANGİ TUZAK?945 kelime
- 4 4- SADECE..331 kelime
- 5 5- SİHİRBAZ KATİL941 kelime
- 6 6- ELVEDA ACILAR999 kelime
- 7 7- SAHTE KİMLİK739 kelime
- 8 8- ROB VALİ738 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 9 - Kurtuluş573 kelime
- 10 10 - Boşluk637 kelime
- 11 11 - Söz861 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
O zamanlar on dört yaşındaydım. Çocuktum. Güçsüzdüm. Savunmasızdım. Habersizdim. Mutluydum.
O gün çok yorgundum. Okuldan sonra resim kulübüm vardı. Bu kulübe annemin benim için endişelenmemesi, arkadaşlarım olduğunu düşünmesi ve ders çalışmaktan başka bir uğraşım olduğunu ona göstermek için girmiştim. Ama zamanla sevmeye başladım. İçimdeki dünyayı renklendirirken iyi hissettim, rahatladım, kendimi dinlendirdim.
Başım ağrıyordu. Eve girer girmez mutfağa girip, iki bardak su içtim. Annem işteydi. O yüzden ev sessizdi. Soğuk ve sıkıcıydı. Odama gittim. Çantamı yere bırakıp, yüzüstü yatağa uzandım. Başımın ağrısı geçmeye başlamıştı. Hiçbir şey düşünmek zorunda olmamak iyi hissettirmişti. Dersi ciddiyetle dinleyişim, sürekli sayfalarca not almak, teneffüs aralarında test çözmek bünyeme ağır geliyordu. Bazen burnumdan birkaç damla kan gelirdi. Umursamaz ders çalışmaya devam ederdim. Büyüdüğümde mutlu olmamız için güzel bir işte çalışıp, çok sevdiği sahil kasabalarından birine yerleşmek istiyordum. Geleceğe dair büyük hayallerim vardı.
Gözlerimi kapatır kapatmaz derin bir uykuya daldım. Hiçbir şey hissetmedim. Ne annemin gelip yorganımı üzerime çektiğini, ne de o kara dumanı. Gecenin geç saatlerinde odamı dolduran duman her yere yayılmıştı. Beni derin uykuma hapsederken, içeriye takım elbiseli, silahlı adamlar girmişti. Beni ve annemi alıp bir yere götürdüler. Uyandığımda karanlıktı. Başımda bir şey vardı. Kollarımın ve bacaklarımın bağlı olduğunu fark ettim. Debelenmeye başladım. Ama sonra biri kolumu sıktı.
“Sonunda uyandın ha?”
“Sakin ol velet. Eğer bize babanın nerede olduğunu söylersen seni ve anneni serbest bırakacağız.”
“Bilmiyorum.”
Babam. Daha önce yüzünü bile görmediğim kişi. Annemle evlenmeden ona iyi bir şirkette çalıştığını söylemiş. Annemi daha ben bebekken terk etmişti. Ona kin besliyordum. Bizi terk ettiği için değil; telefonlarımızı arayan gizli numaralar, bizi tehdit eden yabancılar ve hakkımızda yayılan kötü dedikodular içindi. Hayatımızı kirlettiği için... Başta onun hakkında hiçbir şey bilmiyorduk. Kaçıp dururken kendi hayatımızı yoluna koymak için çabalayıp duruyorduk. Artmaya başlayan cevapsız numaralar ve sürüyle gelen tehditler artınca karakola gittik. Karakolda derin bir araştırma yapıldı. Sonra polisler babamın büyük bir mafya şirketinde çalıştığını söyledi. Bir sürü kimliği, bir sürü pis işi, bir sürü düşmanı olan biriydi babam. Babamın varlığı bizim için bir sorundu. Her zaman bunu düşündüm. Hep diken üstündeydik. Annem telefonu ve yerimizi belli edecek cihazları kullanmayı yasakladı. Sürekli ev değiştirdik. Ama hep takip edildik. Tek desteğimiz birbimizdik.
“Tekrar soruyorum. Baban nerede?”
“Bilmiyorum.”
“Öyle mi?”
Başımdaki şeyi kaldırdı. Adamın yüzüne baktım. Çiziklerle dolu teni, sararmış dişleri, uzun jöleli saçları vardı. Etrafıma baktım. Karanlık, eski bir fabrikadaydık. Üstü tozlarla kaplı, bozuk aletler, dolu kutular, kırık camlar vardı. Etrafımızı saran adamların ortasındaydık. Annem tam yanımdaydı. Adam çenesini kaldırıp birine işaret verdi. Kalabalıktan bir adam çıkıp annemin ağzındaki bandı çıkardı.
“Söyle nerede?!”
Annem titredi. Hızla soluna baktı. Sonra kafasını çevirip beni bulunca gözündeki endişe bir nebze olsun azalmıştı.
“Lütfen oğlumu bırakın! Lütfen! Onu bırakırsınız söylerim!”
Adam sırıttı ve annemin saçını tuttu. İçimi derin bir korku kapladı.
“Pazarlık yok! Yerini biliyorsan söyleyeceksin!”
“Bırak annemi adi herif! Bırak!”
Suratıma bir tokat geldi. Öyle şiddetliydi ki birkaç saniye, şok içinde kafam yana dönük bir şekilde kalakaldım. Kulağım çınlıyordu ve dudaklarımdan aşağı sıcak bir sıvı akıyordu.
“Kes sesini! Yaşamak istiyor musunuz?”
Anneme döndü.
“Oğlunun yaşamasını istiyor musun?”
“İstiyorum! Lütfen! Lütfen... Lütfen ona vurmayın!”
Adam annemin sandalyesine ayağını koyup, ona doğru eğildi.
“Söyle o nerede?”
“B -bilmiyorum. Onu görmeyeli yıllar oldu. Nerede, ne yapıyor hiçbir şey bilmiyorum! Yemin ederim!”
Adam anneme tokat attı.
“Anneeeeee! Alçak herif!!! Anneme vuramazsın!! Sizi mahvederim!! Duydun mu benii?!”
Adamlar gülmeye başladı. Sonra önümdeki adam gelip karnıma vurdu. Darbenin etkisiyle öksürmeye başladım. Çok sertti ve acı giderek çoğalıyordu. Annem hıçkırarak ağlamaya başladı.
“Dur! Dur! O daha bir çocuk! Dur!! Yapma!”
“Az önce söyleyeceğim demiştin! İkili mi oynuyorsun ha?! Hahhahaah!! Birbirinizi kollamakta iyisiniz! O mafya bozuntusu Rob Vali!”
Annem susup başını kaldırdı.
“Ne dedin?”
“Rob Vali! Onun yüzünde otuz beş adamımı kaybettim ben! Sizi korumak için her haltı yaptı! O kadar ileri gitti ki polisle bile işbirliği yapacağını sandık! Ama hayır! Bu herif yılmadan bize saldırdı!”
“R -rob... Derek bunca zamandır bizi mi koruyordu?”
Adam gözlerini kıstı bir anneme bir de bana baktı.
“Bu sefer başaramadı! Madem onu bulamıyorum ben de onu buraya getiririm!!”
Elini kaldırdı. Elinde kamera taşıyan bir adam , kalabalığın arkasından bize doğru yürüdü. Kamerayı çemberin ortasına kurup ayarladı o bunu yaparken başka adamlar sırıtarak izliyordu. İçimde bir sıkıntı vardı. Bu adam bizi bırakacak mıydı? Ya bırakmazsa? Anneme baktım, o da bana baktı. Gözlerinde yaşlar akarken bana gülümsedi. Saçları güzel yanaklarına yapışmıştı. Hala beni rahatlatmaya çalışıyordu. Bana her şeyin yoluna gireceğini söylüyordu kısık bir sesle. Ama gözleri... Gözlerindeki duygunun ne olduğunu bilmiyordum. Onu daha önce bana böyle bakarken görmemiştim. Umutsuzluk ve karanlıkla dolu. Acı, keder, mahcuplukla, vedayla..
Bölüm etkileşimi
