3. bölüm / 11
MUTLU YARALAR3- HANGİ TUZAK?
Bölümler 11Şu an: 3- HANGİ TUZAK?
- 1 1- BEN BİR HİÇTİM496 kelime
- 2 2- HİSSİZ Lİ481 kelime
- 3 3- HANGİ TUZAK?945 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 4- SADECE..331 kelime
- 5 5- SİHİRBAZ KATİL941 kelime
- 6 6- ELVEDA ACILAR999 kelime
- 7 7- SAHTE KİMLİK739 kelime
- 8 8- ROB VALİ738 kelime
- 9 9 - Kurtuluş573 kelime
- 10 10 - Boşluk637 kelime
- 11 11 - Söz861 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Arkadan sadece hırıltılı soluk sesleri geliyordu. Tepemdeki aynaya bakış atma gereği duydum. Bana canlı lazımdı. Üstelik çanta kayışını ölmesi için değil sorun çıkarmaması için boynuna dolamıştım.
Hızımı arttırdım. Üç araba arkamda beni takip eden biri vardı. Dakikalar geçmesine rağmen hala arkamdaydı, mesafesini koruyarak takibi sürdürdü.
Kulaklığımı taktım ve benden iletişim kurmamı bekleyen meslektaşlarıma yaşam belirtisi verdim.
“Şuanda şehir merkezine doğru gidiyorum. Trafiği boşaltın. Bana engel olmasınlar.”
“Li! Bütün bölgenin polisleri Croco Otelde! Patron beklemeni söylemişti!”
“Patron dediğin özel bolümden iletişim ekibine terfi olan yalaka eleman mı?”
“Seni duyabiliyor.”
“Bana beklememi söylediğiniz için teşekkürler patron. Sayenizde bir sigara yakma fırsatı buldum. Şimdi izin verirseniz her zamanki gibi işime odaklanacağım.”
Arkadan uğultulu karmaşık sesler duyuldu. Sonra da Jane konuştu.
“Bir tuzağı etkisiz hale getirmeniz gerekiyor.”
“Hangi tuzak? Ajan kılığına girmiş sahte market çalışanı mı? Geri sayımlı bomba mı? Yoksa şüpheli bir minibüs mü?”
“Köprüye eğitimli adamlarının gönderildiğini saptadık. Yani sanırım o kamyonun içindeki adamlar onlar.”
“Tamam.”
Kulaklığı tam çıkaracakken yine konuşmaya başladı.
“Li... O katliamı sen yaptıysan.. O nerede? Yanında mı?'
“...'
“Onu öldürdün mü?”
“Evet. Bu akşam otuzdan fazla kişiyi öldürdüm.”
“Paul Key.”
Direksiyonu sıktım. Parmak boğumlarım beyazlaşıp, omurgamdan aşağı terler biriktiğini hissettim. Adını ağzına alma cüretine sahip olacağını düşünmemiştim.
“Görevi tamamladım sayılır sadece bana yolu açın.”
“Ama o senin-'
Kulaklığı çıkarıp camdan fırlattım. Artık daha rahat hissediyordum. Önümdeki keskin virajı sert bir frenle döndüm. Hızımı daha da arttırıp arabaları tek tek geçtim. Arkamdaki takipçiler artmıştı. İstediğim gibi artık kamyonda oradaydı. Tek tek aralarından geçerken ana yolun daraltıldığını ve yol ayrımı olduğunu gördüm. Bu köprüye giden yoldu. Polise göz kırptım ve yasak yoldan ilerlemeye devam ettim. Uzun yolda artık ben ve sevgili takipçilerim vardık. Sürem kısıtlıydı o yüzden gaza yüklendim. Son derece mükemmel bir hızla gidiyordum. Nihayet köprüye ulaştığımda arabayı girişine doğru kaydırdım. El firenini çektim ve arabadan indim. Arka kapıyı açıp adamı arabanın arka bagaj kısmına oturttum. Arka koltuktaki diğer çantayı açıp içinden roketatarı çıkardım. Her zaman silahları dolu koyarlardı. Tek sevdiğim özellikleri buydu. Silahı omzuma yerleştirip köprünün girişine döndüm. Bir dizimi yere bastırdım, derin bir iç çektim. Konumumu ayarladım ve nişan aldım.
Ceketim rüzgârda uçuşuyordu. Barut kokusu yakamdaki kan kokusunu bastırıyordu. Rüzgar benden yana esiyordu. Bekledim ve nihayet birinci takipçimi gördüm. Gülümsedim. Tetiğe bastığım gibi kolum geri sekti. Yoğun bir dumanın ardından büyük bir patlama oldu. Arabanın parçaları havada uçarken etrafa yanan metaller saçıldı. Alevler köprüyü aydınlattı. Roketatarı yere bıraktım. Ayağa kalktım ve arabanın arkasında ağlayan adamın ağzındaki bandı çıkardım. Bir sigara yaktım. Sigarayı dudaklarımın arasında tutarken adama döndüm.
“Yaşamak istiyor musun?”
Kafasını abartılı bir şekilde, defalarca aşağı yukarı salladı.
“O zaman istediğimi yapmak zorundasın.”
“T -t -tamam. Her şeyi yaparım! Ne istersen yaparım!”
Kanlı ağzından dökülen sözler son derece rahatsız edici bir tondaydı. Düzgün konuşamıyordu.
“Diğer arabalar gelmeden çantayı yolun girişine bırakmanı istiyorum.”
Belimdeki silahı çıkarıp alnına doğrulttum.
“Geri dönmeyi başarırsan yaşarsın. Ama reddedersen seni burada vurmak zorunda kalacağım.”
Yüzü bembeyaz oldu. Hala titriyordu. İfadelerine pek aldırmadan bir elimle silahı alnına bastırdım diğer elimle çantayı açtım. Bombanın üstündeki sayıya baktım ve sırıttım.
“Karar vermen için beş dakikan var. Ya da vazgeçtim. Sana sadece iki dakika veriyorum.”
Tetiği çektiğimde irkildi. Beti benzi atmıştı. Dehşet içinde bagajın üstünden inerken arkasını bana döndü.
“Ellerim?”
“Boynunu aşağı doğru eğersen çanta düşecektir. Ah bunu yarı yolda yaparsan seni uyarmış olayım bu silahın azami menzili oldukça iyidir.”
Alevlere doğru koşmaya başladı. Sanırım hala yaşamak istiyordu. Silahı indirdim. Dudaklarımın arasındaki bitmiş sigarayı yere tükürdüm.
Son kez adama baktım. Titreyen bacaklarından aşağı sular damlıyordu. Koşarken arkasında belirgin damla izleri bıraktı. Alevlere doğru yaklaştığı sırada kamyon ve diğer siyah araba görüş alanıma girdi. Gülümseyerek arabama gittim. Koltuğa yaslanıp camdan olanları izledim. Bir adam ona olabildiği kadar sert bağırıyor geri gitmesi gerektiğini söylüyordu. Arabayı çalıştırdım geriye çevirdim. Alevlerin arasına dalan arabadaki adamlar camdan ateş açtı. Bombalı adam koşmaya devam etti. Başını eğerek koşarken alevlerin içinde gözden kayboldu. Arabayı son hızda geriye doğru sürdüm daha sonra ileri vites atıp gaza yüklendim. Hız göstergesindeki ok deli gibi oynuyordu. Tekerin çıkardığı çığlıkların arkasından keskin bir yanık kokusu her yeri kapladı.
Arkamdan silah sesleri duydum. Kolayca nişan almamaları için arabayı zikzak çizerek sürdüm. Yine de birkaç kurşun camları patlatmıştı. Kurşun yağmurunu atlatamayacaktım. İçlerinde keskin nişancı vardı. Araba birden yana dönerken direksiyon hakimiyetini sağlamak için olağanüstü bir çaba sarf ettim. Frene bastım ama araba durmadı. Hızı azalıp dönmeye devam ederken öndeki bariyerler çarptı. Kafamı cama vurdum. Arabanın kırık camlarından etrafıma baktığımda birkaç gurup adam perişan halde silahlarını kuşanmış arabama doğru koşuyordu. Kahretsin! Onlarla burada ölmeyi düşünüyordum. Arabadan çıkıp demir parmaklıklara tutundum. Kurşun yağmuru arabayı delik deşik etmeye devam ediyordu. Gözüm kararıyordu ve sanırım kafam kanıyordu. Yalpalayarak arabanın arkasına saklandım. Çöküp silahımı doldurduğum sırada birden patlama oldu. Arabam üstüme doğru gelmeden yana yuvarlanmayı başardım sonra bir patlama daha oldu ve kendimi havada buldum. Patlamanın şiddetiyle köprünün dış demirlerine çarptım. Gözlerimi açıp etrafı inceledim. Kalın bir sis tabakası yüzünden tek görülebilen kırmızı parlak alevlerdi. Birkaç adamın inlediğini duydum. Yerden kalkıp sisten uzaklaştım. Sendeleyerek yürürken koluma baktığımda, normalde göründüğünden daha tuhaf bir açıya döndüğünü ve cansız bir şekilde öylece sarktığını gördüm. Sanırım kırılmıştı. Doğrusu kemiğimi görmediğime sevinmiştim.
Biraz öyle ilerledikten sonra bir polis arabası önümü kesti. Tek kolumu teslim olur gibi kaldırıp yavaşça arabaya ilerledim. Polis kıyafetleri giyen Harpia ajanı arabadan çıkıp yanıma geldi.
“Tutuklusunuz bay Li.”
“Bunu duyduğuma sevindim. Parmaklıklar arasında günlerce uyumak kulağa çok hoş geliyor.”
“Ne yazık ki tutuklandığınız yer Harpia Limanının küf kokulu, küçük revirlerinden birinde olacak.”
Arabaya bindim.
“Kolunuz çok kötü gözüküyor. Ama başınız ondan da kötü bir durumda.”
“Başım mı?”
Doğrulup aynadan kendime baktım. Alnımın sol tarafına saplanmış bir cisim vardı. Yüzümün yarısı kanla kaplanmıştı.
“Umarım kafatasınız sağlamdır.”
Güldüm.
“Sigaran var mı?”
Torpidoyu açtı ve paketi bana uzattı. Sigarayı yaktım ve koltuğa yaslandım. Gece manzarası çok güzeldi. Camı açtım, rüzgarın ve bu anın keyfini çıkardım.
Bölüm etkileşimi
