6. bölüm · MUTLU YARALAR
6- ELVEDA ACILAR
Gösteri bitene kadar seyirciyi etkilemem gerekiyordu. Bu yüzden cambazlık yapmaya karar verdim. Sıra ip üstünde yürümekti. Bunu yapmak için dengemi sağlamam gerekiyordu. Kendimden emin görünmem için öteki imajımı unutup, karakterimden ödün verdim. Dengeyi sağlamaz ve karşı koymazsam buradaki günlerim uzardı. Ama amacıma bir adım daha yaklaşmak üzereydim. İpin sonuna az kalmıştı.
“Bu konuda size bir rapor vermeyeceğim. İstedim ve öldürdüm. O kadar.”
“Bırak elimi! Derhal!”
Elini bıraktım. Bileğini ovalayıp bana küçümser bir bakış attı.
“Sana uygun bir ceza düşüneceğim. Bu olduğunda o raporu da eninde sonunda bana vermiş olacaksın! O bizim aylarca takip ettiğimiz bir ajandı! Düşman çetenin sağ kolu! Önemli bilgilere sahipti! Bizi yükseltecek, Kurom 'un sonunu getirecek bilgilerdi! Bunu biliyorsun! Sana güvenmiştim!'
Biliyorum. Tam da bu yüzden öldürdüm Paul 'u. Kurom 'un sonunu ben getirecektim. Para peşinde koşan, çalışanları olmasa hiçbir yeteneği olmayan bu herif değil. Ben, baş düşmanı. O gün annemin etrafında toplanan tüm adamların yüzünü kazımıştım hafızama. Hepsini bulup yavaşça öldürecektim. Acıdan uyuşana kadar zulüm edecektim. O şeref bana aitti. O zamana kadar kimse kurbanlarıma elini süremezdi.
“Size asla bir şey söylemeyeceğim!”
“Sırf eski bir arkadaş-“
Elimi masaya vurdum. Ne yazık ki meşe ağacından yapılan antika masasında benim açtığım çatlakları görüp bu anı hatırlayacaktı.
“Susmanızı rica ediyorum. Sizin ve benim iyiliğim için.”
“Anlaşılan sana çok yüz verdik Li.”
Ceketini çıkarıp eline dikenli eldivenini geçirdi. Adamlarına başıyla işaret etti. Kollarımı arkadan tutup beni olduğum yere sabitlediler. Direnmedim. Hiç tepki vermedim.
“Başkanım lütfen durun. Size her şeyi açık-“
“Kes sesini. Çık odadan Jane.'
Gitmek istiyordu ama olacakları merak ediyordu. Birkaç saniyelik tereddüdün ardından emire uydu.
Büyük patronun kızgınlığını gidermesi için boks torbası rolümü üstlendim. Kafamın istemsizce sağa sola savrulması dışında bir rahatsızlığım yoktu. Yorulup derin nefesler almak için vurmayı bıraktığında konuştum. Kafamı kaldırmadan yere baktım. Sesim ister istemez alaycı çıkıyordu.
“Acıyı sadece fiziksel olarak mı hissedemeyeceğimi düşünüyorsunuz?”
Beni her dövdüğünde içimde bir kahkaha bombası patlıyordu sanki. Bize öldürmek için emirler verip, fazladan bir kişiyi öldürünce deliren bir adamdı. Ben olmasam şirketinin batmaya daha da yakın olduğunu bile bile öfkesine yenik düşen aciz bir adamdı. Salak mıydı? Çok mu egoluydu? Bu neyin güveniydi? Dayanamadım. Kahkaha attım. Kolumu tutan iki adamın ellerini gevşettiğini hissettim. Patronun yüz ifadesini çok merak ediyordum. Olabildiğince kaşlarımı kaldırdım, geniş bir gülümsemeyle yüzüne baktım. Gözlerimde ne gördüğünü biliyordum. Saf delilik. O akıllı değildi belki ama ben ondan da beterdim. Öylece dikilip, tedirgin bir ifadeyle yüzüme baktı.
“Ne demek istiyorsun?'
“Demek istediğim, bir başkası karşımda ölürken ona önümde dans ediyormuş gibi bakabilirim. Etraftaki kanlar umurumda olmaz. Ya da o donuk gözler, yalvaran sözler ya da ımmm her neyse işte.”
Bir anda daha önce hiç görmediği bir benle karşılaşmıştı. Şaşırması elbette doğaldı. Ama korkacağını beklemiyordum. Sesinde hafif bir tedirginlik, bir şüphe vardı.
“Beni tehdit etmeye mi çalışıyorsun?”
“Çalışmak mı?”
Kuru bir kahkaha attım.
“Bu sadece bir tehdit değildi. Kim olduğumu hatırlamanız için bir uyarıydı.”
Kaşlarını çattı. Bana uzun süre baktı.
'Bırakın.'
Kollarımı bırakır bırakmaz önüne geçtim. İfademi değiştirip tekrar emir kulu bir ajana dönmüştüm.
'Harpia 'nın geleceğini önemsiyorsanız anlaşmaya sadık kalmanızı öneririm Patron. Beni saklarsanız burada kalırım. Ama ifşa olursam burayı terk ederim.'
Koluna hafifçe vurdum ve gülümseyerek odadan çıktım.
Burayı batırırım. Doğrusu buydu. Ve çok yaklaşmıştım. Harpia ‘nın sonu olacaktım. Ben devlet tarafından gönderilen bir ajandım. Ne yalan söyliyim mafya bölümünde çalışmak daha iyi hissetmemi sağlıyordu ama buranın sonunu getirmek için gönderilmiştim. Devletten gönderilen ajanlarla ayda bir buluşup rapor verirdim. Tek yardımları bana ihtiyacım olacak her şeyi sağlamalarıydı. Bütün işleri ben yapıyordum. Harpia ‘nın gizli dosyaları bulma, gelir hesaplarını, özel ajanlarını, patronun geçmişi, operasyonların amacı, düşmanları, yoldaşları, kan davalı oldukları çeteler, yetenekli çalışanları, gizli verileri, şirketteki her bir kamerayı, polisi, kimin hangi tarafta olduğunu, başka şehirlerdeki şubelerinin hepsini biliyordum. Tek başıma her dakikalarını her hareketlerini takip ederek öğrendim. Sadece ajan, mafya, katil ya da devlet görevlisi değildim. Bunların hepsiyle Aren Li ‘ydim. Hepsi ve daha fazlasıydım. Elimdeki bu bilgileri derleyip sadece devlete lazım olanları veriyordum. Yetenekli olduğumu biliyorlardı. O yüzden tek kişi çalışıyordum ve onları tatmin edecek yeterli bilgiler veriyordum. Ama Kurom çetesi hakkındakileri ve bazı işime yarayacak önemli bilgileri kendime saklıyordum. Bunu anlamaları için benden daha iyi olmaları gerekiyordu. Bu yüzden küçüklüğümden beri mükemmel bir şekilde gizlenebiliyordum. Her yerde farklı bir bendim, herkesin ihtiyaç duyduğu Hissiz Li ‘ydim. Aren Li ‘yi bilen kişiler ben ve kurbanlarımdı. Bunlar dışındaki kişiler her zaman ölüme mahkumdu. Peşlerine düşer ve hakkettikleri sonu verirdim.
Harpia ‘nın güvenini kazanmak yıllar sürmüştü. On beş yaşındayken yanlarına gönderilmiştim. Şimdi ise yirmi altı yaşındaydım.
Ben de onlar gibi pis oynuyordum. Harpia gibi iki tarafçı değildim ya da kendine bağlı kalan dokunulmaz taraf. Ben yaşamamı sağlayacak olan her suda yüzebilirdim. Bir kere atmıştım kendimi o sulara. Deliliğin, zevkin, katillerin sularına... O kırmızı sudan çıkıp parlak, mavi sularda yüzmek hiç cazip gelmiyordu. Arkamda beni lanetlediğini söyleyen, kâbuslarımda ölümlerini görüp geçmişi tekrar ettiren kurbanlarımı seviyordum. Bu hayatı seviyordum. Kan, kötülük, ihanet, ölüm. Bunlar benim dünyamdı. Ve bu dünya olmadan ben bir hiçtim.
Hayatın sürekli önüme sürüp getirdiği bu hediyelerden yüz çevirmişken zamanla alışıp onları kabul etmeyi öğrenmiştim. Hediyelerimle mutluydum. Istıraptan oluşan hastalığım, beni delirten akıl sağlığım, her görevde edindiğim yeni yaralarım, ismimi duyup beni öldürebilmek için her türlü suikastı deneyen her bir kişi benim hediyemdi. Beni şimdiki halime dönüştüren şeylerdi. Onlar olmasaydı ben olmazdım. O yüzden hediyelerimi kabul ettim. Beni intikam peşinde koşan bir katile çevirdikleri için onlara kızamazdım. Ama elimden aldıkları hayatlar, kaybolan sıcaklıklar, unutulmaya mahkum olmuş isimler için onları affedemezdim. O yüzden buradaydım. Kalbim tek bir şey için atıyordu. Bana verdikleri bu mutluluk ve yanında getirdiği kanlı hediyeler için.. Hayatta karşıma çıkmış ve çıkmaya devam edecek olan büyük engelleri aşmak için. Kendi yolumla. Kendi yöntemlerimle. O yüzden onlara kızmadım. Ne düşmanlarıma ne beni terk edip huzura erenlere ne de amacımı oluşturan çetelere...
İçten içe minnettardım. İntikam istiyordum. Onların da bunu istediğini hissediyordum. Bir yanlış yaptıysan bunun sonucuna katlanmalıydım. Onların intikamı ben olacaktım. Cezalarını verecektim. Ve onlarda benden intikam alıp cezamı verecekti. Hayat buydu. Bundan ibaretti. Benim dünyam. Mafyaların, ajanların, psikopatların, katillerin dünyası buydu. Gözlerimi yumdum ve beni bekleyecek son nefeslerimi düşündüm. Umarım gülümserdim. Umarım katilim de gülümserdi.
“Teşekkürler düşmanlarım. Teşekkürler geçmişim. Teşekkürler annecim. Elveda acılar.”
