MUTLU YARALAR kitap kapağı

5. bölüm / 11

MUTLU YARALAR

5- SİHİRBAZ KATİL

Vaveyla Yazarı: mə Likə

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 11Şu an: 5- SİHİRBAZ KATİL

Bağlı olduğum özel şirketin adı Harpia 'ydı.

Harpia 'nın kurucusunun adını kimse bilmiyordu. Sadece ona başkan ya da büyük patron diye hitap ederlerdi. Bir kişi hariç. Ben.

Büyük patron. Adı Yoon Sou. Aslen Koreli. Amerika’da büyümüştü. Daha çocukluğunda milyonlarca suç işlediği için dosyası hayli kabarıktı. Şirketi açmadan önce bir çetede keskin nişancıydı. Devletin ilk cinayetini yakalamasıyla 35 yıl hapis yattı. Kimliğini değiştirip bir milletvekiliyle anlaştı. Daha doğrusu onu hayatıyla ve ailesiyle tehdit ederek ikna etti. Başta küçük bir işletme satın alıp orada onu bekleyen yoldaşlarıyla kirli işlere bulaştı. Çok para kazanınca işini büyüttü ve milletvekilini de araya soktu. İşleri ilerleyince, kendi gibi eli kirli devlet adamlarını işlerine sürükledi. Hepsine yeterli pay verip mevkisini yükseltti. Güvenilir değildi ama zengindi. Böyle ilerleyerek Harpia Ajan şirketini kurdu. Devletle sorunları olsa da ufak cezalar alıp bundan sıyrıldı. Zaten onun işlediği suçlara bir gözlerini kapatarak bakıyorlardı. Bir olayını duyduklarında hem kendi çıkarları hem de ölüm korkuları yüzünden olayın üstünü kapadılar. İşte büyük patron buydu. Bok çukurunda yüzen her tarafı cesetlerle kaplı bir haydut. Tek amacı vardı; para.

Güç bela ayakta duran bir ajan şirketiydi. Bunun nedeni kirli işlere bulaşıp iki tarafı idare etmeye çalışırken, çok fazla düşman biriktirmesiydi. Harpia, devletle çalışır, işbirliği yapardı. Ama yeni yükselen acemi bir şirket olduğundan güvenilir bir yer değildi. Batmaya yakın olmasının nedenlerin biri de buydu. Mafyayla çalışıp para kazanmak için kullandığında devletin ona güvenmesi ihtimal dışıydı. Aynı zamanda devlet tarafından verilen emirleri de yerine getirmeye çalıştığından mafya dünyasında da güvenilmezdi.

Bu tür pisliğe bulaşmış şirketlerin yetenekli insanlara her zaman ihtiyaçları vardı. Gizlenmeyi bilen, sadık, çenesini kapalı tutan, emir ne olursa olsun boyun eğen, sorgulamayan ideal ajan tipine uygun yetenekli insanlara... İki tarafın değil sadece kendi şirketinin isteklerine uyan emir kullarına.. Hepsine uyuyordum. Tabi sadece onların gözünde. Hislerimi saklamak kolaydı benim için. Karşımdakilerin önünde sihir gösterileri yapan bir sihirbaz gibi onları yeteneklerimle büyülerdim. O yeteneklerin arkasındaki, basit numaralara dikkat etmezlerdi. İşimi iyi yaparsam etkilenirlerdi. Ben de öyle yaptım. İnsanların yanında bir sihirbaz, işimi yaparken hissiz bir katildim. Bunu sadece kurbanlarımın bilmesine izin verdim. Kendim olduğum, duygularımı saklamamam gereken tek yer; işimi yaptığım zamanlardı. Bayılıyordum o zamanlara. O nefesler kesilirken çıkan son sözcüklerin ne olacağını tahmin etme oyununa... Rakibimin ne kadar dayanabileceğini test ederken kalbim küt küt atmasına... Huzurla ölülerin dünyasına yollarken onlar adına gülümsemeye, kahkaha atmaya bayılıyordum. Bu zevk tarif edilemezdi. Özgürlüktü. Bir bilselerdi onları nasıl bir hayattan kurtardığımı hiçbirinin bana kızmayacağına yemin edebilirdim.

Jane seslendi.

'Büyük patron odasında beklemeni söylüyor.'

Yavaş adımlarla odasına girip Jane baktım. Bana gülümsedi.

Ajan Jane. Hayır. Bu devlet tarafından ona koyulan ismi. Gerçek adi Leona Forest. Bir mafyanın sekreteri. Bütün düşmanlarını tek tek öldürmesini sağlayan, ona hain planlarını fısıldayan şeytan yüzlü melek. Uzun zamandır öldürmek istediğim kişiler listesinde. Hala yaptıklarını unutmamıştım. Her isime burnunu sokuyordu. Bir keresinde Harpia 'nın özel verilerini çalarken beni suç üstü yakalamıştı. Neyse ki kıl payı kurtulmuştum. Beni hep takip ediyordu. Davranışlarımı izliyordu. Ondan nefret ediyordum.

Samimiyetle gülümseyip patronun odasına girdim. Kasvetli, ahşap odada ağır bir sigara kokusu vardı. Çalışma masasının önüne geçip ayakta beklemeye başladım. Jane de arkamda bir yerde durdu. Bakışlarını sırtımda hissedebiliyordum. Kullanabildiğim elimi cebime soktum. Diğeri öylece sarkıyordu. Etrafıma bakınır gibi yapıp gizli kamera olabilecek yerlere göz gezdirdim.

“Arkadaşın olduğunu söylemiştin.”

“Hiçbir zaman söylemedim. Siz araştırdınız.”

“...”

“Şimdiye kadar karakterime alışmış olmanız gerekiyordu. Neden yaptıklarımı sorguluyorsunuz?”

“O farklıydı. Kurom ‘un sağ koluydu. İkinci lideriydi. En önemlisi arkadaşındı. Nasıl onu öldürebildin?”

“Kendi ellerimle onu size getirip, elinizde oyuncak edecektiniz. Buna seyirci mi olsaydım? Bu kadar duygusuz olduğumu mu düşünüyorsunuz?”

“Sen Hissiz Li değil misin? Bu ismin asil sebebinin acıya duyarsız olduğundan kaynaklanmadığını biliyorum. Patron da öyle. Öldürme bicimin canice. Gözlerindeki o bakışlar hiçbir zaman masum olmadı.”

Birkaç saniye sessiz kaldım. Bu açıkça bir iltifattı ama memnuniyetimi belli edemezdim.

“Bu kurbanlarım için geçerli bir lakap.”

“O da en sonunda senin kurbanın oldu.”

Güldüm. Ceketimin cebindeki kolyeyle oynadım. Bu ikimizin arkadaş olduğunun kanıtıydı. Birbirimizin düşmanı olsa da bunu beni öldürmeye gelirken dahi çıkarmamıştı. Bu bizim için çok şey ifade ediyordu.

“Siz anlayamazsınız.”

Birden odanın kapısı açıldı. Patron önde, arkasında iki kas yığınıyla bana doğru geliyordu.

'Sana bir daha emirlerime karşı gelmemeni söylemiştim!'

Sol yanağıma yumruk attı.

“Sana Paul Key ‘i bana canlı getirmeni söylemiştim!!”

Bir yumruk daha attı. Burnumdan aşağı doğru yayılan bir sıvı hissettim. Hala ellerim cebimdeydi. Avucumun içinde duran kolyeyi sıktım.

“Başarılı olduğunu mu sanıyorsun ha?! Namına mı güveniyorsun?! İşe yaramaz adına mı?! Kim olduğunu sanıyorsun ha?!”

“Biraz öteki tarafa vurun. Ajan Jane ‘in kıyafetlerine kan sıçrayabilir.”

Yumruklarını damarları çatlayacak kadar çok sıktı. Aynı yere bir kez daha vururken hala bağırıyordu.

“O işe yaramaz centilmenliğini yok edeceğim!”

Ağzım kan içinde konuşurken zorlandığımı itiraf etmeliyim. Gülümseyerek saçımı geriye taradım.

“Ahh hayır. O kadar kolay yıkılacak bir karizmaya sahip değilim. Değil mi bayan?”

Yüzüm terliydi. Dişlerim kanlar içinde sırıtırken hoş görünmediğimi biliyordum ama ajan Jane ‘in gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdığını görebilmiştim. Dediğim gibi oldukça yetenekliydim. Sıradaki yumruk burnuma gelmeden havada yakaladım.

“Bu kadar yeter. Madem benden memnun değilsiniz o zaman beni kovun. Bu işe ihtiyacım olduğu için burada olmadığımı herkes biliyor.”

Jane mırıldandı.

“Sadece kendi ekibin biliyor..”

Onu duymazdan gelerek konuşmama devam ettim.

“Yeteneklerimi isteyen bir sürü şirket var. İsterseniz şimdi ayrılabilirim.”

Bu bir blöftü. Beni işte tutması için ona ters psikolojik baskı uyguluyordum. Genelde işe yarıyordu.

“Hayır! Sana öylece istediğini vermeyeceğim! Bir görevi doğru düzgün bitirmedin. Açıklama bile yapmadan seni bir yere göndermem! Söyle! Neden Paul -“

Elini tutup sıkmaya başladım. Ne kadar zorlasa da hareket ettirememişti. Patron afallamıştı. Görevleri istediğim gibi tamamlamak ve üstlerin dediğini yapmamak ayrı bir şeydi. Buna benzer vakalar benim aldığım görevlerde sık sık oluyordu ama ilk defa üstlerime karşı fiziksel bir üstünlük taslıyordum. Biraz keyfi kahya ve rahat bir insan olabilirdim ama aynı zamanda disiplinli ve mükemmeliyetçiydim. Bu onların gözünde yapamayacağım bir şeydi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

180okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.