MUHASARA kitap kapağı

11. bölüm / 20

MUHASARA

10

Vaveyla Yazarı: Whispearl 🤍

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 20Şu an: 10

Alparslan'ın yanından ayrılmış Eylül'ün odasına doğru yürüyordum şu an.

Kızlarla günlük hayatın yoğunluğu ve can sıkıcı sayılabilecek ekstralardan dolayı uzun denebilecek bir süredir hiç görüşememiştik. Benim açımdan bakacak olursak, özellikle son zamanlarda, şu Kaan meselesi de cabası oldu. Ama aramıza isterse bir yıl girsin, yine de birbirimizi gördüğümüz an o bir yıl sıfırlanıyor. Gerçek dostluk da bu değil mi zaten?

Ha bu arada kızlar demişken üç güzel hanımefendiden bahsediyorum: Eylül Tözün -zaten biliyorsunuz-, Ada Acar ve Duru Yıldızeli. Kendilerini daha tam olarak tanımıyorsunuz ama yakındır onları da tanımanız.

Kızlarla İzmir'den tanışıyoruz. Bir zamanların yazlık arkadaşları şimdilerin en iyi dostları oldu. Grubun en büyüğü tabii ki ablam, sonra ben, Eylül, Ada ve yirmi üç yaşıyla en küçüğümüz olan Duru.

Ada şu an kendi kurduğu ADAgency reklam ajansının yöneticisi. Duru ise bizim minik gazetecimiz aynı zamanda da kendi bloğunun yazarı, ilişkiler hakkında tavsiyelerde bulunuyor. Hayır sen daha kendin minnacıksın kime ne tavsiyesinde bulunacaksın değil mi? Şaka bir yana Duru hepimiz için her zaman korunup kollanması gerektiğini düşündüğümüz küçük kardeşimiz gibi olmuştu.

Aradan geçen beş dakikada Eylül'ün odasının önüne ulaşmıştım ve tam kapıyı tıklatacaktım ki telefonum çaldı. Dilara arıyordu. Önemli olabileceğini göz önünde bulundurarak bekletmeden açtım.

"Efendim, Dilara."

"Günaydın, Nihal Hanım. Bugün saat on ikide duruşmanız olduğunu mesaj ile iletmiştim fakat görmediniz sanırım."

Telefonumu kulağımdan çekip derhal mesajlar uygulamasına girdim. Ve ne yazık ki haklıydı. Mesaj atmıştı ama ben görmemiştim.

"Hadi ya. Tamamen aklımdan çıkmış. Şöyle yapalım mı? O saatte boşluğu olan kim var bi' bakar mısın?"

Anında duyduğum klavye sesleriyle direktiflerimi uyguladığını anladım.

"Tamam. Hemen kontrol ediyorum, bir saniye."

O görmese de kafamı yukarı aşağı sallamıştım hafifçe. "Tamam, bekliyorum."

On saniye ya geçti ya geçmedi. Dilara tekrar konuştu. "Ege Bey ve Gizem Hanım müsaitler Nihal Hanım."

Dava büyük ihtimalle ileri bir tarihe erteleneceği için rahat davranabiliyordum. Ama yine de hangisi en az benim kadar başarılı performans sergiler diye düşünmeden edemedim.

"Peki. O zaman sen Gizem Hanım'a ilgili dava dosyasını ilet ve benim yerime duruşmaya girip giremeyeceğini sor olur mu?"

"Tamamdır Nihal Hanım. Başka bir şey yoksa size iyi günler diliyorum."

"Şimdilik yok. Teşekkürler." Deyip telefonu kapattım ve Eylül'ün odasının önünde olduğumun farkındalığıyla kapıyı iki kez tıklattım.

İçeriden Eylül'ün tanıdık sesinin 'gel' demesiyle kapıyı yavaşça araladım ve sadece kafamı soktum. Eylül dikkatini tamamen önündeki dosyaya vermiş ve büyük ihtimalle de beni asistanı sanıyordu şu an.

E küçük bir şaka yapmasak olmaz.

Sesimi hafif değiştirerek telaşlı bir tonda konuştum. "Hocam! Acilde size ihtiyacımız var!"

Eylül bir anda kafasını çevirip ayağa kalktı. Bense bu haline gülmeden edemedim. Beni görünce ilk bir şaşırdı ama sonra hızla yanıma geldi. Kolumdan çekip sıkıca sarıldı.

Ne yalan söyleyeyim özlemişim bu hissi.

"Nihal! Neredesin kızım sen?"

Güldüm ve ben de ona sıkıca sarıldım. "Size de, 'merhaba' Doktor Hanım."

Yandan omzuma hafifçe vurdu. "Sus, hiç konuşma. Neredeyse bir haftadır senden haber alamıyoruz. Nihan'ı aradım geçen, 'kendi anlatsın ben bir şey diyemem' diyor. Dedim 'ne oldu bu kadar?'" Konuşurken aynı zamanda beni odasındaki oturma grubuna doğru çekiştiriyordu. Ben oturunca aklına bir şey gelmiş gibi döndü. "Ay yoksa yine o Kaan'ın şirketi iflasın eşiğinde de seni mi darlıyor?"

Vereceğim habere sevineceğini bildiğim için uzatma gereğinde bulunmadım. "Yok aşkım o artık beni darlayamaz, artık darlama sırası bende."

Çaprazımdaki koltuğa oturdu ve gözleri fal taşı gibi açıldı. "Nasıl yani? Yok artık? Cidden mi?" Tepkilerine sırıtırken aynı zamanda onu onaylar biçimde kafamı sallıyordum. Ellerini havaya açıp, "Allah'ım sana şükürler olsun, dualarımı kabul edip arkadaşımı o yalı kazığından kurtardın." dedi ve bu haline kahkaha atmadan edemedim. "Ee? Neslihan teyze nasıl ikna oldu ki buna?"

Oturduğum koltukta rahat bir pozisyon alıp sağ bacağımı sol bacağımın üzerine attım. "Daha onunla konuşmadım. Ama karşı çıksa bile artık umursamayacağım."

"O yapışkan Kaan nasıl okey oldu peki?"

Sağ elimi göz hizama kaldırarak tırnaklarımı kontrol eder gibi yaptım. "Şey ya. Beni, benim evimde, başka bir kadınla aldatmış."

"Ne?! O insanlıktan nasibini almamış pislik benim arkadaşımı mı aldatmış? Şerefsize bak! Ahlak yoksunu it! Sen ne zaman ve nasıl fark ettin?"

Sırtımı oturduğum koltuğa iyice yasladım. "Bizim komşu İclal Hanım vardı ya. O geldi geçen yanıma. Tam da işten gelmişim arabadan inip eve gireceğim, kapıda yakaladı beni. 'Nihal Hanım aramızda pek fazla bir samimiyet yok ama ben bir hemcinsime karşı yapılan bu saygısızlığa göz yumamam' diye başladı anlatmaya. Ben tabi ilk duyduğumda inanmak istemedim ama Kaan'ın da ne mal olduğunu biliyorum. Gittim aradım anlaştığımız güvenlik şirketini, kamera kayıtlarını aldım. Sonra onların bi' milyon kopyasını çıkarıp telefonuma, flaş belleğe ve buluta falan attım. Şimdi de bol mal paylaşımlı bir davaya hazırlanıyorum." Eylül ağzı bir karış beni dinliyordu.

Kendine gelince coştu iyice. "Kızım sen var ya tam bir kraliçesin. Sen bir yıldızsın ya. Şu endama, şu akla, şu güce bir bakar mısınız."

Beni şımartmasına güldüm. O esnada gözüme odanın bir köşesindeki koliler ilişti. Onları işaret ederek, "Hayırdır?" diye sordum.

Eylül'ün de gözleri kolileri buldu. "Bendeki haberler de bunlar."

Tekrar ona döndüm. "Nasıl yani?"

Derin bir nefes aldı anlatmaya başlamadan. "Önümüzdeki bir yıl burada olamayacağım."

Kaşlarım çatıldı istemsizce. "Anlamadım? Eğitim için yurt dışına falan mı gideceksin?"

Dilini damağına vurarak cıkladı ve tek nefeste anlatmaya başladı. "Hayır bu sefer çok daha farklı. Bizim hastane bünyesinde bir araştırma yaptık. Doğu'daki dağlık bölgelerde insanların hastaneye kolay kolay ulaşamadığı kanaatine varıldı. Biz de elimizi taşın altına koyup o bölgelere hizmet götürmeyi amaçlıyoruz. Her sene hastanenin üst düzey kurulundan bir doktorumuzun önderliğinde bir ekip gönderilecek. Bu sene ilk senemiz olduğu ve hastane de bizim olduğu için ilk giden ekibe ben önderlik edersem daha iyi olur diye düşündük babamla."

Ben onu şaşkınlık ve gurur içinde dinlerken o gayet sakin bir biçimde olayları anlatıyordu. "Kızım ben, sen sınır tanımayan doktorlara katıldığında daha ilerisi olur mu diyordum ama olurmuş. Şimdi kendi sınır tanımayan ekibini kurmuşsun." Dediklerime sadece gülmekle yetindi. "E hangi şehir peki?"

"Hakkari ile başlamayı düşünüyoruz. Daha sonrasında bizden sonra gidecek ekipler rotasyonla bütün bölgeyi kontrol edecekler."

Fikir o kadar hoşuma gitti ki, çorbada benim de tuzum olsun istedim. "Eylül, benim aklıma mükemmel bir fikir geldi."

O benim kadar heyecanlı değildi, şimdilik. "Neymiş?"

Bu sefer ben başladım tek nefeste bütün kafamdakileri dökmeye. "Benim Kaan'dan alacağım mal rejimi miktarıyla Hakkari'de tam teşekküllü bir hastane açabiliriz. Ben zaten alacağım parayı bu tarz bir şey için bağışlamayı düşünüyordum. Hatta başına da sen geçersin. Zaten önümüzdeki bir yıl orada olacaksın." Tam olumsuz bir şey söylemek için ağzını açmıştı ki, "O kadar kısa zamanda nasıl hastane inşa edecekler diye düşünüyorsun ama en fazla üç ayda hizmet vermek için hazır olacağını sana temin ederim. Kaan'ın eski ortaklarından bir sürü tanıdığım var. Hatta...Çisem, evet Çisem Hanım hem projenin tasarımında hem de inşasında bize yardımcı olabilecek bir-" derken sözümü kesti.

"Nihal çok güzel anlatıyorsun ama biraz realistik mi baksak olaya. Üç ayda nasıl koskoca hastaneyi inşa edecekler?"

Bilmiş bir sırıtış oluştu dudaklarımda. "Aşkım ben Çisem Hanım'ın üç ayda koskoca metropol inşa ettiğini gördüm. Onun için elli yataklı hastane yapmak çocuk oyuncağı olur. İlk aşamada elli yataklı küçük bir projeyle başlar hizmete geçiririz ilerleyen zamanda da genişletiriz. Ayrıca sen, tıbbi açıdan 'ben varım' dersen ben her türlü maddi açıdan bu projenin arkasında olacağım."

Heyecanımı kucaklayan bir tebessümle baktı bana. "Senin o pamuk kalbini sevsinler. Gel buraya." Deyip beni kendine çekip sarıldı. Kulağıma eğilip, "Sen varsan, ben hep varım." diye fısıldadı.

Uzanıp yanağına en sulusundan bir öpücük kondurdum. "Ya sen var ya, bir tanesin!"

Böbürlenen bir bakış attı. "Biliyorum."

"O zaman ben Çisem Hanım'la en kısa sürede iletişime geçerim. Sana söz bak bu hastane yapılacak, sen de başhekimi olacaksın."

Güldü. "Ben zaten başhekimim bebeğim."

Kötü kötü baktım. "Bozmasan olmuyor değil mi?"

Dudaklarının üzerine hayali bir fermuar çekti, "Tamam. Sustum."

Kaşlarımı çatmayı bıraktım. "Her neyse, bunları konuşmaya sonra illaki devam edeceğiz. Sen kızlardan ne haber var onu söyle asıl. Ada'yla, Duru ne yapıyor? Onlarla da uzun süredir görüşemedim."

"Ada'nın sağ kolu, biricik asistanı doğum iznine ayrılmış onun yerine birini bulmanın stresini yaşıyordu. Ama yakında bulur diye düşünüyorum. Zaten biliyorsun üniversitede grafik tasarım, reklamcılık ve halkla ilişkiler okuyan öğrencilerin büyük çoğunluğunun ilk başvuru tercihi Ada'dan yana oluyor."

Anlayan bir ifadeyle kafamı salladım. "Ada'nın birindeki potansiyeli fark etmesi için tek bir bakışı yetiyor zaten. Ee? Duru peki?"

"Yavru kuş da ne yapsın, Umay teyzenin kanatları altında özgürlüğünü ilan etmeye çalışıyor."

Güldüm. "Umay teyze, annemin çok daha törpülenmiş hali. O yüzden Duru'yu en iyi ben anlarım. Blog yazarlığına hala devam ediyor değil mi?"

"Yıllardır görüşmüyormuşuz gibi konuşuyorsun. Alt tarafı bir hafta, bilemedin on gün oldu. Ve evet hala devam ediyor. Ayrıca valla ben Duru'nun gayet arkasındayım stressiz, rahat, kendi işinin patronu, istediği gibi gezip tozadabiliyor."

"Orası öyle canım. Ben de isterdim anne nutuklarına katlanmadan 'hadi bugün şu şehre gideyim' demeyi. Ama maalesef. "

Anlayışla başını salladı. "Bizi boş ver. Sen ve Nihan ne yapıyorsunuz?"

"Ayy hazır mısın?" Heyecanla kafa sallayıp lafımı bitirmemi bekledi. "Nihan'a koca buldum!" Deyip kahkaha attım.

"Yok artık. Kim?"

"O kadar uzun bir hikaye ki. Ama kısaca özetlemek gerekirse benim yeni müvekkilimin en yakın arkadaşı."

"Ay ben Nihan, Cenk'le evlenir sanıyordum. Hani oluyor ya kırkına kadar evlenmeyen iki arkadaş evleniyor."

"Yok be onlardan sadece arkadaş olur çift olmaz. Olmasın da zaten. İnsan evlendiği kişiyi yedi yirmi dört görmek istemez ki özlesin mantıken."

"Yani haklısın. Ben de o yüzden bir doktorla evlenmiyorum ya. Evlensem evlenirdim ama evlenmiyorum."

Senin hakkındaki fikirlerimi bir bilsen bebeğim.

"Buluruz ya sana da birini. Asker sever misin mesela olur mu?"

"Beni biliyorsun Nihal, mesleğinden çok karakterine önem veriyorum. Para benim zaten elde ettiğim bir şey. Ben gerçek aşkı, sevgiyi, mutluluğu istiyorum."

Dedikleriyle yüzümü buruşturmadan edemedim. "Kızım sen ne ara bu kadar romantik oldun?"

"Öyle değil mi ama? Hem asker ne alaka niye direkt asker geldi aklına?"

Hakkari'ye gidince anlarsın romantik kuşum.

"Hiç ya ne bileyim, bahsettiğim müvekkilimin mesleği askerlik de ondan herhalde."

"Anladım." Saatine baktı ve kafasını kaldırıp bana döndü. "Nihal, güzelim benim asistanlarımla bir toplantım var gitmem gerekiyor."

"Tamam, tamam. Benim de annemlerle konuşmam lazım zaten. Araşırız yine." Deyip ayağa kalktım ve sarıldık.

"Görüşürüz, bizi habersiz bırakmıyorsun."

"Siz hiç merak etmeyin Doktor Hanım." Derken yüzüm ona dönük bir şekilde kapıya doğru geri geri adımlar atıyordum. "Ben o hastaneyi kurup başına sizi geçirmeden asla sizin yakanızı bırakmayacağım." Deyip uzaktan öpücük attım ve odadan çıktım.

Çıktım çıkmasına da şimdi sıra geldi Neslihan Sultan'la konuşmaya.

Asansöre binip eksi birinci kata indim. Arabama binip Bebek'e sürdüm. Yaklaşık on beş dakikada Hürkuş yalısının önündeydim. Güvenliğin kapıları açmasıyla bahçeye girdim ve arabamı park ettim. İnip eve yürüdüm. Zili çaldım. Birkaç saniye sonra yardımcımız Sena Hanım kapıyı açtı. Beni gülümseyerek karşıladı ve geçmem için kenara çekildi.

"Hoş geldiniz Nihal Hanım."

Ben de ona gülümsedim. "Annemle babam evde mi?"

"Neslihan Hanım, rıhtımda yoga yapıyor. Necmi Bey de yanında en son kahve içip dosyalarını inceliyordu."

O konuşurken mutfaktan gelen matkap seslerini duydum. Ve sormadan edemedim.

"Evde tadilat mı var?"

Tam konuşacakken mutfaktan gelen sesler artınca daha iyi duyabilmem için bana bir adım yakınlaşmak zorunda kaldı.

"Evet efendim. Su tesisatı eskimiş. Bu sabah da mutfaktaki boru patladı. Biz de tesisatçı çağırmak durumunda kaldık."

"Anladım, sağ ol. Bir de benim için rıhtıma sade kahve gönderir misin?"

"Tabii hemen."

"Teşekkürler." Deyip gülümsedim ve salondan geçip rıhtıma açılan kapılardan geçtim. Annem, Sena Hanım'ın da dediği gibi denize karşı matını sermiş yoga yapıyordu. Babamsa kendi köşesine çekilmiş, koltuk takımlarına dosyalarını sermiş çalışıyordu. Girişimi olabildiğince canlı bir tonda yaptım. "Selamlar, saygıdeğer Hürkuş familyası."

İkisi de bana döndü. Babam elindeki dosyayı bıraktı annem de kulaklığını çıkarıp mola verdi. Babam anemin aksine yanıma gelip sıkıca sarıldı ve yanağımdan öptü. "Hoş geldin kızım. Ne oldu bir şey mi var?"

Sahte bir alınganlık gösterdim. "Aşk olsun babacım ben sadece bir şey olunca mı geliyorum?"

Buna babam konuşamadan annem cevap verdi. "Genelde adımını atmazsın buraya da onu diyor."

Memnuniyetsiz bir ifade takındım istemeden. "Sana da merhaba annecim."

O da babamın yanına, koltuklara geçti. Ben de yanlarına yürüdüm. "Hoş geldin canım. Hoş geldin de hangi rüzgar attı seni buraya?"

Yanına gidip oturdum. "Sizinle konuşmam gereken bir şey var annecim."

O sırada Sena Hanım rıhtıma girdi. Annemin somoothiesini ve benim kahvemi getirdi. Tam rıhtımdan çıkacaktı ki babamın sesiyle geri döndü.

"Gelen tesisatçıları her zaman anlaştığımız firmadan çağırdınız değil mi?" Diye sordu net ve sorgular bir ifade ile.

Olumsuz bir ifadeyle dudak büzdü Sena Hanım. "Maalesef efendim. İstanbul genelinde birçok ilçede su kesintisi yaşandığı için bütün çalışanlarını oraya yönlendirmişler. Bu yüzden farklı bir firmayı aramak zorunda kaldık."

Babamın tek kaşı havaya kalktı. "Neyse, tamam. Ama gözünüz üzerlerinde olsun. İşleri biter bitmez gitsinler. Evimde yabancı sevmiyorum biliyorsunuz."

"Tabii efendim." Diyerek çıktı rıhtımdan Sena Hanım.

Annem de kaldığı yerden devam etti. "Kaan'la ilgili mi bu konuşman gereken şey?"

Belli ki Neslihan Sultan çoktan birilerinden birkaç duyum almıştı. "Tam olarak öyle annecim."

Babam şimdilik sadece kenardan bir hakem misali bizi dinliyordu.

İçeceğinden bir yudum alıp, "Seni dinliyorum." dedi annem.

Anlatmaya başlamadan önce kahvemin yanında gelen sudan bir yudum aldım. Buna ihtiyacım olacaktı. Fazla uzatmadım ve damdan düşer misali direkt söyledim. "Ben boşanıyorum."

Sessizlik...

Babamın itiraz edeceğini düşünmüyordum. Asıl korktuğum annemdi.

"Bir şey demeyecek misiniz?"

İlk babam konuştu. "Sen nasıl istersen öyle olsun kızım. Kendi ilişkilerini yönetebilecek yaştasın. Eğer bu evlilik senin için daha fazla yürümüyorsa boşanmakta özgürsün."

Babam böyleydi işte. Bizim sınırlarımıza ve fikirlerimize saygı duymayı bilirdi. Annemle nasıl anlaştıklarını hep merak ederdim. Zıt kutuplar birbirini çeker derler. Ama sanırım asıl etken babamın, 'bir evde kadın mutluysa herkes mutludur' mentalitesinde olmasıydı.

Annemin tepkisini merak ederek ona döndüm. "Sen bir şey demeyecek misin anne?"

Elindeki bardağı yavaşça önündeki sehpaya bıraktı ve bana döndü. "Eğer iki gün önce, hiçbir şeyden haberim yokken gelseydin ve benimle konuşsaydın daha büyük bir tepki gösterebilirdim."

Ne dedim ben size? Ana kraliçenin bir şeyleri zaten bildiği kesindi.

"Ama bu demek değil ki susup kalacağım. Boşanman için şirketteki en güçlü avukatları sana yönlendireceğim. Hiç şüphen olmasın. Çekişmeliye dönmeden bitecek bu iş."

Annem çok katı bir ebeveyndir genelde ama aynı zamanda bizi sevdiğini bilirdik. Tek istediğinin bizim iyiliğimiz olduğunun da farkındayız. Fakat bazen düşüncelerini dile getirişi veya eyleme döküşü mantıktan çok uzak kalabiliyor. Bir gün olur 'canım kızım seni çok seviyorum' diye sarılır, ertesi gün olur 'ben ne dersem o olacak' maskesine bürünür. Yirmi yedi yıllık annem ama ben bile çözebilmiş değilim. Artık olduğu gibi kabullenme aşamasındayım sanırım.

Babam annemin dediklerini anlamaya çalışıyordu fakat anlamadığı, daha doğrusu anlamak istemediği gayet açıktı. Normalin aksine daha sert bir tonda konuştu. "Neden çekişmeliye dönecekmiş ki?"

Şu andan itibaren babam Kaan'ın yaptığı şerefsizliği duysa topuklarına sıktıracağı fazla net duruyordu. Ama Kaan gibi bir gereksiz için babamı harcayamam maalesef.

"İhtimaller, babacım. İhtimaller yani. İllaki çekişmeli olacak diye demedi annem, ihtimal olduğu için dedi. Kızımı üzüp bir de onunla ilgilenmeyecekse, susmam boşatırım falan dedi."

Babam anlamasını istemediğimi gayet net anlamıştı bu sefer. Benim isteğim üzerine boş vermeyi kabul etti. O kadar anlayışlı, o kadar sevecen ki o olmasa ne yapardım bilmiyorum. Hani derler ya 'kızların ilk aşkı babalarıdır' diye. Çok doğru, babam benim için hem ilk aşkım hem de kahramanım. Küçükken annem işleri yüzünden yoğun olduğu zaman babam hiç gocunmadan gelir bizimle beraber Barbie bebeklerimizle oynardı. Onu çocukken öyle gördükçe büyüyünce hep kendime dedim ki 'ben babam gibi bir adamla evleneceğim'. Tabii bunu pek başarabilmiş değilim. Henüz. Çünkü daha pes etmiş de değilim. Gelecekteki çocuğuma en iyi babayı bulacağıma dair verdiğim sözü hala tutuyorum. Ve yine söz veriyorum ki, o adamı bulacağım.

Şirkete geçip Dilara'ya dosyaları bırakmam gerektiğini hatırlayınca ayağa kalkacaktım ki annem tarafından durduruldum.

"Otur Nihal. Konuşmamız daha bitmedi." Demesiyle kalktığım yere tekrar oturdum ne diyeceğini merak ederek. "Boşanabilirsin dedim ama öyle yarın boşanamazsın maalesef."

Dediğiyle şaşıp kaldım. Az önce gayet ılımlıyken şimdi neydi bu?

Anlam veremez biçimde, "Nasıl yani? O da ne demek?" diye sordum.

"Derneğin geniş kapsamlı bir sosyal sorumluluk projesinin lansmanı olacak iki ay sonra. Ve eğer sen şimdi boşanırsan medyada Hürkuş ismi, magazin ve dedikodu severler tarafından sadece senin boşanmanla anılacak ve sen de bilirsin ki ben buna izin vermem canım kızım. O yüzden önümüzdeki iki ay boyunca boşanman mümkün değil."

Göz devirerek burnumdan güldüm. "Şu an ciddi anlamda saçmalıyorsun anne."

Babam son derece sakin bir tavırla, "Annenle düzgün konuş Nihal." dedi. Ama ben onun aksine çıldırıyordum şu an.

Desibeline dikkat edemediğim sesim yükseldi iyice. "Baba ne dediğinin farkında mısın? Lansman diyor ya lansman! Benim yaşadıklarımdan, hissettiklerimden daha mı önemli el alemin ne konuştuğu? Kendinize gelin! Ya resmen Neslihan Hanım'ın hayatındaki figüranlar gibiyiz. O ne derse, o olur." Bu sefer anneme dönmüş onunla göz gözeydim. "Ama üzgünüm annecim ben boşanma davasını çoktan açtım. Tabii Kaan anlaşmalı boşanmayı reddetti ama bu iş kısa sürede bitecek. Hiç şüphen olmasın."

Annem sinirlendiğini belli etmek için gözlerini kapatmış şakaklarını ovmaya başlamıştı çoktan. Migreninin nüksetmesinden korkuyordu anlaşılan. Ama sanki beni daha da sinir etmeye çalışırmışçasına umursamaz tavrı ile, "Öyle bir şey olmayacak Nihal." dedi.

Oturduğum yerden kalktım ve rıhtımın çıkış kapısına yakın bir yere adımladım ama beni görebilecekleri bir mesafede durdum. "Ne var biliyor musun? Anlamadığım bir şekilde beni bu zamana kadar öyle iyi manipüle ediyordun ki sanki basiretim bağlanmıştı ve sen ne dersen onu yapıyordum." O kadar umurunda değildi ki. Çıldıracaktım artık. "Ya ben sen istedin diye senin istediğin okulda, senin istediğin bölümde okuyup senin istediğin mesleği yapıyorum. Bu yetmiyor sen istiyorsun diye senin istediğin kişiyle evleniyorum. Ama Neslihan Hanım'a bunlar da yetmiyor o istemediği için boşanamıyorum. Bunları dışarıdan biri duysa bana acır biliyor musun? 'Salak mısın senin kendi aklın, iraden, fikirlerin yok mu?' der. Ama yok. Ben de bunların hiçbiri yok. Çünkü ben resmen annemin küçük kuklasıyım. O benim hayatımı nereye sürüklerse öyle devam etmek zorundayım. Değil mi anne? Bak, 'neden, niye bana bunu yapıyorsun' diye bile soramıyorum. Ama artık yeter! Nasıl oldu ne zaman oldu bilmiyorum ama gözüm açıldı. Ve iyi ki de açıldı. Az önce söylediklerinden sonra bana verdiğin değeri bir kez daha o kadar iyi anladım ki. Senin saçma sapan cemiyet hayatın, etrafındaki insanların ne dediği kendi kızından daha önemliyse eğer ben artık yokum. Hayatında benim olmamamın aksine beni avucunda oynatamıyor olman seni biraz boşluğa düşürebilir ama yapacak bir şey yok maalesef Neslihan Hanım. Biraz da senin isteklerin ötelensin!"

Kırgın ve cılız çıkan sesim her cümlede daha şiddetli bir hal alıyordu. Ama kimsenin lafımı kesmesine izin vermedim. Son cümlemi söyler söylemez arkamı dönüp rıhtımdan çıktım. Annemin arkamdan, 'Nankörsün, sana annelik yaptığım için dua etmen gereken yerde şu söylediklerine bak!' dediğini ve babamın arkamdan seslendiğini duydum ama arkama dönmedim. Evden çıkarken bütün çalışanların gözü üzerimdeydi. Benim sakin ve kendi halinde olmama alışkın oldukları için şaşırdıkları apaçık ortadaydı. Daha fazla oyalanmadan son sürat dışarı çıkıp arabama bindim. Levent'e gitmek üzere çalıştırdım ve evden ayrıldım.

Arabanın çok sessiz olması beni birkaç dakika sonra rahatsız etti, radyoyu açtım. Gripin, Yalnızlığın Çaresini Bulmuşlar. Şu an için çok manidar.

Susma, sözlerin senin kadar güzel
Tenin kadar keskin olsun
Hazırım yaralanmaya

Ne fark eder, bir sen eksik, bir ben fazla? Alışmışız mutsuzluğa,
Mutsuzluğa inanmaya
Günahı boynuma

O kadar beni anlatıyor ki bu şarkı sanki ben yazsam bu kadar olurdu. Her an hazırım yaralanmaya, hep hazırdım zaten. Ben güçlü değilmişim, ben güçlüymüş gibi davranıyormuşum. 'Mış' gibi yapmaya alıştığımdan etrafımı olmayan kalkanlarla kaplıyordum. Bir işe yarıyor mu diye sorsan... Halimden anlaşılmıyor mu derim. İşe yarasaydı her şey böyle mi olurdu derim. Alışmışım mutsuzluğa inanmaya, günahı boynuma derim.

Bi' yalan eksik, bir yalan fazla
Nasıl olsa döner dünya
İster inan, ister inanma
Yalnızlığın çaresini bulmuşlar
Bi' yalan eksik, bir yalan fazla
Nasıl olsa döner dünya
İster inan, ister inanma
Yalnızlığın çaresini bulmuşlar

Hayat aslında bir anlam yükleyecek kadar önemli değilmiş galiba. Çünkü ne de olsa bir yalan eksik, bir yalan fazla. Yani bir ben eksik, bir ben fazla. Ne fark eder ki etrafımdaki kimse dönüp de 'nasılsın' demedikten sonra? Ne fark eder ki kimse beni görmedikten sonra. Dünya bensiz de dönerdi sonuçta. Ben anne-babam için, beni bu dünyaya getiren insanlar için vazgeçilmez olamamışım. Umursanmamışım. Değer gösterecek kadar önem taşımamışım. Bir adam mı bana değer gösterecek? Bana benden başka kimse değer vermez. Çünkü ben bu dünyaya gelerek kaçırmışım o treni. Bir ben eksik, bir ben fazla ne fark eder değilmiş. Ben hep fazlalıkmışım da bunun farkına yeni varıyormuşum.

Korkma, artık yokum, öldüm bizim için
En başından kendim için hazırım yaşamaya

Boşandıktan sonra ben de tam anlamıyla yok olacağım hayatınızdan. Terk edeceğim bu şehri. Bana kattıklarını da, benden aldıklarını da burada bırakarak arkama bile bakmadan kaçacağım. Gerekirse yine yalnız kalacağım ama en azından artık kiminle yalnız kaldığımı bileceğim. Yirmi yedi yıl boyunca kendine yabancı kalmış biriydim ben. Fikirleri, düşünceleri, istekleri olup da olmayan biriydim. Daha önce hiç görüldüğünü ya da anlaşıldığını hissetmemiş olmak eksiklik midir? Çünkü ben annemle konuşurken ikisini de hiç hissetmedim.

Böyle bir resti çekersem korkarım sanmıştım ama tam aksine sanki artık kafam rahat. Hatta şu dakikalarda ağlıyor falan olmam gerekiyordu ama o kadar boş verdim ki her şeyi ağlamak gelmiyor içimden. Kim ne diyecek diye düşünmeme gerek yok. Az önce öldürdüm içimdeki sesini çıkaramayan Nihal'i. Bitti. Aslolan esaretin son dakikalarıydı. O da son buldu.

Hazırım artık yaşamaya. En başından, kendim için gerçekten yaşamaya hazırım.

Önüne bak Nihal yine bir kazaya mahal verme!

Aklıma gelen başıma gelmeye devam ederse ben daha çok kazaya mahal veririm be Sebastian.

Yaklaşık on beş dakika sonra şirketin önündeydim. Ömer abi her zamanki gibi yerinde bekliyordu. Eşyalarımı alıp anahtarı kontağın üzerinde bıraktım ve çıktım.

Ömer abi de buraya geliyordu. "Merhaba Nihal Hanım."

Hafif bir tebessümle karşılık verdim. "Merhaba Ömer abi, fazla uzağa park etmeyin, uzun kalmayacağım." Dedim ve şirketin kapısına adımladım.

Hayret? Bu sefer Dilara bir yerlerden çıkmadı. Asansöre ilerleyip ofisimin olduğu katı tuşladım. O sırada telefonuma bir mesaj geldi, Nihan'dan.

Kafası Güzel (Doğuştan): Ee? Geçen gece nasıl geçti?
Hiç haber vermiyorsun.

Ben o geceyi hiç unutmadım, unutmayacağım ablacım. Senin de işin bana düşer bir gün.

Siz: Beni kapıda bıraktığın geceden mi bahsediyorsun?
Çok iyiydi ya
İnanılmaz
Yazdım bunu bir kenara
Ayrıca evde olmadığını sanalım diye Cenk'le ışıkları söndürüp içerde sessiz sessiz oturduğunuzu biliyorum
Adamın yanında kapıyı tekmelemedim diye bilmiyorum sanma yani
Ama senin de bana işin düşer Nihan Hanım

Kafası Güzel (Doğuştan): Aaa çok ayıp ama ben sana dedim demi bu gece kapılar kilitli diye
Niye ciddiye almıyorsun ablanı
Ayrıca eve gidince ne oldu onu söyle
Böyle bir elektriklenmeler
Kissler falan oldu mu

Siz: NİHAN
Başlatma kissinden
Adam hem müvekkilim hem de babamın arkadaşının oğlu
Ayrıca ya sapık olsaydı ya bana bir şey yapsaydı?
Nereden bilecektik?

Kafası Güzel (Doğuştan): Sondan başlamak gerekirse
Benim kardeşimin tekvandoda sayamadığım kadar çok madalyası var
Yani sapık olsaydı bile yaşama şansı yoktu
Ve tekrar başa gelmek gerekirse de
Ben herhangi bir sakınca göremedim
Yani doğacak yeğenlerim kalıtsal bir hastalıkla doğmaz merak etme
O akraba evliliklerinde oluyor

Siz: Nihan

Kafası Güzel (Doğuştan): Evet

Siz: Sus.

Kafası Güzel (Doğuştan): Ay aman iyi be
Hayır benim de hakkım değil mi havalı bir teyze olmak
Benim de hakkım değil mi yoldan geçenler 'Aa kardeşiniz mi?' deyince 'Yok hayır yeğenim' demek

Siz: Sen merak etme sen evlenip yeğenimi doğurunca ben bunların hepsini senin yerine yaparım

Kafası Güzel (Doğuştan): Yok tatlım o biraz zor
Benim koca adayım bile yok ortada

Yok mu ya ablamla evlenip iç güveysi olacak bir baba yiğit? Alsın ablamı, hayatını yaşasın. Ben de kurtulayım.

Siz: Olur olur
Neyse benim işlerim var sonra görüşürüz

Kafası Güzel (Doğuştan): İyi tamam
Çok öptüm
Kendine dikkat et

Mesajını beğenip sohbetten çıktım. Mesajlaşırken çoktan kendi odamın önüne gelmiştim. Çantamdan anahtarımı çıkardım ve kapıyı açmak için anahtar deliğine soktum fakat kapı kilitli değildi. Dilara içerde olmalıydı.

İçeri girdim ve koltuğa oturmuş, önündeki sehpanın üzerindeki laptopa bakarak uyku ile uyanıklık arasında olan bir adet Dilara ile karşılaştım. Yanına gitmeden önce masamın çaprazında kalan vitrin üzerine konumlandırılmış kahve makinesinden bir bardak filtre kahve aldım ve yanına gittim. Laptopa baktığımda kaçak avukatın yakalama kararı için olan dilekçeyi hazırladığını gördüm. Seslendim ama duymadı. Ya da algılayamadı. Bu sefer kolunu hafifçe dürttüm. Gözlerini açıp beni görünce bir an şaşırdı. Bu haline gülmeden edemedim. Hemen kendini toparladı.

"Nihal Hanım özür dilerim ben... İsteyerek olmadı."

Onun geçtiği yollardan ben de geçtiğim için ona kızamıyorum. Çünkü normal olduğunun o kadar farkındayım ki. Bazen sabahlara kadar sadece bir dava dosyası için delil arar durursunuz. Uykusuz kalırsınız. Yalan yok genelde buna değiyor ama o değmediği tek tük zamanların geri iadesini alabilmek isterdim.

Elimdeki kahveyi ona uzattım. "Önemli değil. Kahveni iç uykun açılsın."

Gözlerinden minnet duygusu geçti. Dudaklarına sevimli bir tebessüm kondu. "Teşekkür ederim. Ben bahsi geçen avukatın yakalama kararı için olan dilekçeyi yazıyordum. Son birkaç cümle kalmıştı ama uyuya kalmışım."

Ben de gülümsedim. "Tamam onu bitirir bitirmez savcılığa gönderirsin. Ben de geçen verdiğin dosyaları imzaladım onları getirdim. Ha bu arada yazdığın boşanma ve mal rejimi dilekçeleri baya başarılı olmuş. Kaan anlaşmalı boşanmayı kabul etmeyecek olsa da teşekkürler. Emeğinin karşılığını vermek için sana hem bir maaş ikramiye hem de zam yapmayı düşünüyorum." Deyip göz kırptım.

Dilara'nın bu habere heyecanlanıp sevindiği gözlerinden okunuyordu. "Çok... çok teşekkür ederim Nihal Hanım."

"Rica ederim." Dosyaları göstererek konuştum. "Ben sadece bunları bırakmak için gelmiştim, şimdi gidiyorum."

"Tamam Nihal Hanım. Bu arada boşanma davası için verilen mahkeme günü bugün yarın belli olur ben size haber veririm."

"Tamam, teşekkürler. Ben gittim." Diyerek odadan çıktım.

Asansöre binip aşağı inerken aklıma evde eksiklerin olduğu aklıma geldi. Arabaya binip en yakın organik markete sürdüm. Aklımda belirli bir liste yoktu bu yüzden de canım ne çekiyorsa ona göre alış-veriş yapacaktım.

Markete gelince bir alış-veriş arabası aldım ve başladım raflar ve stantlar arasında dolaşmaya. Girer girmez beni ilk karşılayan sebze-meyve reyonunda göz gezdirdim. Salatalık, havuç, heirloom domatesler, ıspanak, roka, tere, maydanoz, taze nane, avokado, kırmızı patates ve sebze bölümünün sonuncusu olan kabak ve patlıcan ikilisi de arabada yerini aldı.

Meyvelere göz atmaya başladım. Yaban mersini, çilek, ahududu, mango ve muz aldım. Ha bir de kesilip paketlenmiş karpuzlar vardı, görünce dayanamayıp ondan da aldım. Tam bu reyonu bitirdiğimi düşünürken, taze sıkılmış nar ve portakal suyu stantını gördüm ve oraya ilerledim.

Stantta görevli olan kız üniversite öğrencisine benziyordu. Yaka kartındaysa ismi yazıyordu. Onu doğru yaklaştım. "Merhaba Öykü, nasılsın?"

İlk bir an şaşırdı ismiyle hitap ettiğim için. Gözlerimle yaka kartını işaret ettim, anlayınca gülümsedi. "İyiyim, siz nasılsınız?"

Ben de karşılığında ona gülümsemeden edemedim. "Ben de iyiyim. Bir tane portakal bir tane de nar suyu alabilir miyim?"

"Tabii ki. Siz alışverişinize devam edin ben bunları hazırlayıp sizin için kasaya getiririm."

Teşekkür edip alışverişime devam ettim. Sırada ekmek ve şarküteri vardı. Ekmek olarak ekşi mayalı siyez ekmeği ve zeytinli ekmek aldım ve şarküteri reyonuna ilerledim. İlk önce peynirlere yöneldim. Türüflü keçi peyniri, beyaz peynir, tulum peyniri, Ezine peyniri ve son olarak labne alarak tereyağı da ekledim arabaya. Sırada zeytinler var. Arabaya bir kavanoz Ege usulü yeşil kırma zeytin ve bir kavanoz siyah sele zeytin koydum.

Reyonlar arasında ilerlemeye devam ederken gözüm reçellere takıldı. Onlardan da birer kavanoz incir, çilek, ayva ve ahududu reçeli alıp arabaya attım. Onların hemen yanında da ballar ve ezmeler vardı. Bal, tahin, organik Erzurum dut pekmezi, fındık ve fıstık ezmesi alarak devam ettim.

Et reyonuna gelince bir göz gezdirdim. Ne alacağıma karar verince reyon görevlisinden dana bonfile, dağ kekiğiyle marine edilmiş kuzu pirzola, tavuk göğsü, hindi füme dilimleri, Karadeniz somon fileto istedim. Bunları aldıktan sonra reyonun hemen karşısındaki gezen tavuk yumurtalarından da alıp arabaya koydum.

Son olarak bakliyat reyonuna gidip alabileceğim şeylere göz atacaktım ki zeytinyağları dikkatimi çekti ve bir şişe sızma İtalyan zeytinyağı aldım. Daha sonra bakliyat reyonuna geçtim. Sağdan sola başlayıp çorbasını sevdiğim için yeşil mercimek ve salatasını sevdiğim için beluga mercimek aldım. Daha sonra da maş fasulyesi, bulgur, kinoa, keten tohumunu -her derde deva bu arada- alışveriş arabama attım ve alışverişimi bitirdiğime kanaat getirdim.

Kasaya ilerledim, önümde iki kişi vardı ama biraz bekledikten sonra sıra bana gelmişti. Aldığım bütün ürünlere yirmi yedi bin dokuz yüz seksen dokuz lira kırk üç kuruş gibi bir fiyat ödeyip çıktım.

Bu fiyatlar ne böyle be? Üç dört sene önce toplam en fazla üç bin beş yüz lira tutan şeyler şimdi uçmuş.

Daha fazla oyalanmadan aldıklarımı arabama yerleştirip eve gitmek üzere yola koyuldum. Kısa sayılabilecek bir yolculuğun ardından arabamı evin önüne park ettim. Bagajdakileri alıp eve girdim. Elimdeki poşetlerle girmek zor olsa da başardım.

Ev gayet sessizdi. Alparslan daha gelmemiş galiba diyecektim ki...

O ses neydi?

🪽

Aşağıya Eylül'ün ve Neslihan'ın modellerini bıraktım👇🏻

Eylül TÖZÜN

Neslihan HÜRKUŞ

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

275okunma 34beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18