39. bölüm · Miruha Aydınlık Ruhların Çağrısı
MİRUHA BÖLÜM 39
Salonun büyük kapıları usulca açıldı. Kapının ardında Velmira ve onunla birlikte uzun boylu, asil görünümlü bir adam belirdi. Adamın gözleri gözlerine değdiğinde Eyra’nın kalbi bir an durdu sanki.
Adam yavaşça yaklaştı. Dudaklarında sıcacık bir gülümseme vardı.— Kızım...
Eyra olduğu yerde kalakaldı. Zaman durmuştu.— Baba... diye fısıldadı.
Adam kollarını açtı. Eyra ise hiç tereddüt etmeden koştu ve babasına sımsıkı sarıldı. Yıllar önce bedenini toprağa emanet ettiği, ardından gözyaşlarıyla veda ettiği babası şimdi karşısındaydı. Miruh’un içinde, kendi öz dünyasında onu bekliyordu.
Dakikalarca sustular. Sadece sarıldılar. Geçmişin acısı, şimdinin sevinciyle yer değiştiriyordu.
Babası kızını usulca geri çekti. Gözleri dolmuştu ama yüzü gururla aydınlanmıştı.— Seninle gurur duyuyorum, prensesim. Annen bana her şeyi anlattı.
Eyra, babasının gözlerine baktı. Yutkundu.— Seni çok özledim baba. İyi ki geldin… Bugün benim en mutlu günüm, dedi.
O an Eyra, içindeki en derin boşluğun dolduğunu hissetti. Babasıyla yeniden buluşmak, baş Miruha olmaktan bile daha özel, daha büyülü bir andı. Törenin başladığını haber vermek için bir Miruha bekleme salonuna geldi. Kapı yavaşça aralandı. Beyaz cübbeli, zarif duruşlu Miruha nazikçe başını eğdi.— Zaman geldi, dedi yumuşak bir sesle.
Eyra, annesi Velmira'ya ve babasına sıkıca sarıldı. Babasının kokusunu içine çekti, annesinin avuçlarındaki sıcaklıkla son bir güven buldu. Sonra derin bir nefes alarak başını dik tuttu. Gözlerinde kararlılık, kalbinde heyecanla tören alanına doğru yürümeye başladı.Kapılar açıldı. Geniş ve görkemli salon bembeyaz bir ışıltıya bürünmüştü. Yüzlerce Miruha saf halinde dizilmişti. Eyra içeri adımını attığı anda, hepsi tek bir hareketle eğildi. Başları önde, saygı duruşundaydılar.
Eyra durdu. Tıpkı annesinin anlattığı gibi, ilk adım öncesi tören selamı verilecekti. Ellerini usulca önünde birleştirdi. Sesi netti, huzurluydu:— Ruhunuzun huzuru eksik olmasın!
Bu sözcükler salonda yankılandı. Eyra ağır adımlarla ilerlemeye başladı. Her adımında Miruhalar doğruluyor, hep bir ağızdan sesleniyorlardı:— Selam sana Baş Miruha! Selam sana Baş Miruha!
Ses yankılandıkça Eyra’nın içi titredi. Gökyüzünden bile saf bir ışık üzerini aydınlatıyor gibiydi. Bu saygı, bu bağlılık… ona duyulan güvenin tezahürüydü.
Kalabalığın ortasına geldiğinde durdu. Sağ elini yavaşça havaya kaldırdı. Miruhalar, o kutsal işareti görünce sessizce sustular. Saygılı bakışlar Eyra’nın üzerinde toplandı. O da başını önüne eğdi, Arman, Manu ve Riven’e doğru yürüdü. Onların karşısında, dizlerini yere koyarak eğildi. Bu saygı, sadece bir selam değil; onun bağlılık yemininin bir parçasıydı.
Arman yerinden kalktı. Adımlarını yavaşça Eyra’ya doğru attı. Elini onun başına koydu, gözleri gururla doluydu.— Hoş geldin, Eyra... dedi.Sesi hem nazik hem de kutsaldı.— Miruhumuzun yeni başı… Yeni nefesi… Yeni gücü…
Bugün sana baş Miruha arması takmak için buradayız.
Eyra, ne söyleyeceğini bilemedi. Kalbi hızlı hızlı çarpmaya başladı. Riven, elinde kadim işlemelerle bezenmiş büyükçe bir arma tutuyordu. Titrek ellerle uzattı. Arman armayı aldı, büyük bir özenle Eyra'nın boynuna taktı. Ardından başparmağını Eyra'nın alnına yavaşça bastırdı.
— Tüm Miruhalar adına… sonraki baş Miruha olarak seni seçiyorum. Benden sonra tekrar et:Kendim ve tüm Miruhalar adına...
Eyra'nın sesi hafif titreyerek yükseldi:— Kendim ve tüm Miruhalar adına...
Arman devam etti:— Görevimi asla kötüye kullanmayacağıma, kötüye kullananlara karşı gerekli cezayı ve yaptırımı uygulayacağıma, eğer görevimden saparsam diğer ruhlar gibi sonsuza kadar Arenya’ya ruhumu kurban edeceğime canım ve şerefim uğruna ant içerim.
Eyra gözlerini kapatarak tekrar etti. Her kelime, kalbine işlenmiş bir yemin gibi dudaklarından döküldü.
O an, Arman’ın parmak uçlarından bir ışıltı yükseldi. Saf özler, Eyra’ya doğru aktı. Ruhu bir anda bambaşka bir titreşimle sarsıldı. İçindeki Miruha gücü büyüdü, derinleşti, ağırlaştı.
Ve artık... Eyra, baş Miruha’ydı.
Bu görev, sadece bir unvan değil, yeni bir hayatın başlangıcıydı. Onun için artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. İçinde taşıdığı yük ağırdı; ama Eyra o yükü taşımaya hazırdı. Belki gençti, belki zaman zaman yoruluyordu, ama artık bir Miruha'dan daha fazlasıydı.
Baş Miruha Eyra…
Bu söz, kadim zamanlardan beri her yüzyılda yalnızca bir kez söylenirdi. O andan sonra Eyra’nın adı, özlere kazınacak, geçmişle gelecek arasında bir köprü olacaktı.
Ve Eyra, gözlerinde beliren kararlılıkla başını kaldırdı. Görevini kabul etmişti. Bu, onun kaderiydi.
Baş Miruha Eyra'nın yolu artık tüm Miruhaların yoluydu...
Miruhalar hep bir ağızdan haykırdılar, sesleri göğü titreten bir ant gibiydi:— Baş Miruha Eyra! Yolun yolumuzdur. Yanlış yaparsak ruhumuz senin!
Eyra, bir an duraksadı. O anın ağırlığı içini titretti. Ardından diz çöktü ve Arman’ın beyaz cübbesinin eteğine hafifçe bir öpücük kondurdu. Bu, hem bir teşekkür hem bir bağlılık ifadesiydi.
Riven, ikinci tören adımı için elindeki zarif, ışıl ışıl parlayan tacı babasına uzattı. Arman tacı yavaşça aldı, büyük bir özenle Eyra’nın başına yerleştirdi. Tacın dokunuşuyla birlikte Eyra’nın bedenini bir sıcaklık kapladı; adeta Miruhaların kadim gücü ona akıyordu.
Eyra salonun ortasına doğru yürüdü. Yüzünde gururlu ama sade bir ifade vardı. Sesini yükseltti:— Ruhunuzun huzuru eksik olmasın!
Miruhalar başlarını eğdi. Ritüel tamamlanmıştı.
Eyra, törenin ardından annesi ve babasının yanına yürüdü. Gözleri dolmuştu ama gülümsüyordu. Onlara sıkı sıkı sarıldı. Velmira ve babası, kızlarına gururla baktılar.Resmi tören sona erdiğinde salonun havası da yumuşadı. Hafif bir müzik eşliğinde masalar kuruldu. Zarif yemekler, şeffaf içecekler, neşeli kahkahalar eşliğinde sunuldu. Sohbetler dostça aktı, zaman ilerledikçe yüzlerde tatlı bir yorgunluk beliriverdi.
Riven, nazik bir jestle Eyra’ya doğru yaklaştı. Asil bir tavırla ona eşlik etti ve Eyra’nın odasının kapısına kadar geldi.— Seni baş başa iken tebrik etmek istedim, dedi usulca.
Eyra başını hafifçe eğdi.— Teşekkür ederim Riven… Bugün benim için çok uğraştın.
Riven gülümsedi.— Çok keyif aldım. İyi ki tanıştık. Gerçekten çok memnun oldum.
Eyra göz ucuyla ona baktı.— Ben de öyle… Miruh çok güzeldi ama seninle zaman geçirmek ayrı güzeldi.
Riven bir adım yaklaştı. Elini uzattı, Eyra’nın elini nazikçe tuttu.— Devamını isterim, Eyra. Seni daha yakından tanımak isterim.
Eyra’nın gözleri parladı.— Ben de isterim, Riven. Hem burada hem dünyada seninle zaman geçirmek isterim. İnsan olan seni de tanımak isterim.
Riven dudaklarında hafif bir tebessümle başını eğdi.— İnsan ismim Rüzgar, dedi. Seni dünyada da ziyaret edeceğim, Eyra.
Sonra Eyra’nın elini nazikçe bıraktı. Başını zarifçe eğerek,— İyi geceler, dedi ve kendi odasına doğru yürüyüp kayboldu.
Eyra odasına girdiğinde hâlâ kalbi hızlı atıyordu. Belki de artık yalnızca ruhları değil… kendi kalbini de koruması gerekecekti.Eyra ilk kez böyle hissediyordu. Kalbi tarifsiz bir hafiflikle çarpıyordu. Eğer aşk buysa, gerçekten çok güzeldi. Hem yeni görevinin sorumluluğu hem de içinde yeşeren bu yeni duygunun verdiği huzurla gözlerini kapattı. Uyku, onu bir kuş tüyü yumuşaklığında sardı.
