10. bölüm · Miruha Aydınlık Ruhların Çağrısı

MİRUHA BÖLÜM 10

Yazan Bayan

Sonraki günler sıradan rutinlerle doluydu. Bahar için değişen tek şey dersleriydi. Babası hâlâ aynıydı; acımasız, katı, hatta zalim. Evdeki herkese şiddet uygulamaya devam ediyordu—en çok da Bahar ve annesine. Ama garip bir huyu vardı: Sözüne sadıktı.Ne zaman bir söz verse, onu mutlaka tutardı. Bahar da bunu çok iyi biliyordu. Babasının ağzından "söz" lafı çıktığında, o şeyin mutlaka olacağını bilirdi—ister güzel ister acı bir şey olsun.
Bu yüzden Bahar’ın içinde bir umut filizlenmişti. Çünkü babası bir gün, “Derslerin iyi olduğu sürece okuyacaksın,” demişti. Ve Bahar artık biliyordu: Dünya başına yıkılsa bile, o okuldan alınmayacaktı.
Elif kalbinin derinliklerinde bir huzur hissetti. Bir çocuğun hayatına dokunmuştu. Usulca geriye yaslandı ve düşüncelere daldı:“Acaba Bahar büyüyünce kiminle evlenecek?”
Teyze gözlerini uzak bir noktaya dikti.“Yine o adamla,” dedi.
Elif’in gözleri büyüdü. Şaşkınlıkla:“Nasıl olur? Bütün bunları boşuna mı yapıyoruz yani? Ben bu kadar uğraşıyorum… Neden değişmiyor?”
Teyze bastonuna yaslandı, sesi yumuşaktı ama içindekini saklamayan bir tonla konuştu:“Bu sefer kendi kararıyla evlenecek. O zaman başkasının kararıydı… Bazı şeyleri değiştiremezsin Elif. Sadece yön verebilirsin.”
Elif’in yüreği sıkıştı.“Yani… Bahar yine okumayacak mı?”
“Hayır, okuyacak,” dedi teyze kararlı bir şekilde. "Ama yolu bir şekilde onunla kesişecek. Nasıl olacak bilmiyorum ama olacak çünkü bunu değiştiremeyiz."
“Peki ya şiddet?” diye sordu Elif, sesi titreyerek.Teyze başını eğdi.“Maalesef… Bu, onun kaderinin bir parçası.
Elif durdu, gözleri dolmuştu.“Çok saçma,” dedi hırsla. “Eğer yine o adamla evlenecekse… Neden bütün bu uğraş? Neden acı çekiyoruz? Hem ondan yaşça büyük, saçma sapan bir evlilik bu! Bu bir kader mi şimdi?”
Teyze gözlerini Elif’e çevirdi, bakışlarında yorgun bir bilgelik vardı.“Dedim ya… Bu sefer kendi seçimi.”
Elif başını iki yana salladı.Teyze içini çekti.“O zaman... birilerini suçluyordu. Babasını, annesini. En çok da beni. Her gün, her an, bu evliliğin sorumlusu olarak beni görüyordu.Benim ruhum o yüzden huzur bulmadı, bulamıyor.”
Sessizlik çöktü.
Sonra yavaşça devam etti teyze:“Ama şimdi... tüm sorumluluk onda. Bu kararı o verecek. Kendi rızasıyla. Suç yok... Suç yoksa, ceza da yok.”
Elif başını eğdi. Gözlerinden süzülen bir damla yaş, dizine düştü.“Sanki bu daha da acı…” diye fısıldadı. “Kendi seçimi olması, daha da acı...”
Teyze usulca başını salladı.“Bazen öyle. Ama başka türlü büyünmüyor Elif. Büyümek, çoğu zaman acı demek.”
Teyze Elif'e karne günü olduğunu fısıldadı, hafif bir hüzünle:“Bugün karne günü…
Elif biraz şaşkın:“Bitti mi yani? Bu kadar mı?”
Teyze başını hafifçe salladı:“Benim için onlarca yıl, senin için sadece birkaç dakika… Hadi, karneleri verelim artık.”
İkili, sınıfın en arka sırasında, eski pozisyonlarında bekliyorlardı. Öğretmen sırayla öğrencilere karnelerini dağıttı. Karne töreni sürerken, Elif ile Nuran arka sırada yan yana oturmuş, kendi iç dünyalarına dalmışlardı. Sınıfta çocukların neşeli sesleri yankılanırken, Elif merakla döndü Nuran’a:— "Siz... nasıl öldünüz?" diye sordu yavaşça. Sorusu, hem merakla hem de içinde büyüyen o tanıdık hüzünle doluydu.
Nuran’ın gözleri aniden doldu. Bastonunu hafifçe sıktı, başını öne eğdi.— "O durağı biliyorsun ya," dedi kısık bir sesle. "İşte orada, otobüs beklerken kalp krizi geçirdim. Yetmiş yaşındaydım. Beni hastaneye götürdüler ama... olmadı. Ruhum da bir daha o duraktan hiç ayrılamadı."
Derin bir sessizlik oldu. Elif bu kez daha da dikkatli baktı kadının yüzüne; içinde bin pişmanlıkla yoğrulmuş ama aynı zamanda kabullenişin getirdiği bir huzur vardı.— "On yıl boyunca sadece bir şeyin peşinde koştum," diye devam etti Nuran. "Yaptığım hatayı... asıl düğümü, asıl yükü bulmak için."
Elif boğazındaki düğümle konuştu:— "Peki... neden ben?"
Nuran yavaşça gülümsedi. Elif’in elini tuttu. Gözleri doluydu ama sesi sakindi:— "Çünkü senin yüreğin... hiç kirlenmemiş. Tertemizsin. Yargılamadan dinliyorsun, inanıyorsun. Yüreğindeki o berraklık, benim göremediğim şeyleri görmeni sağladı. İşte bu yüzden sen."
Bahar karnesini aldı. Geçti yazısı kalbine bir umut gibi doğdu. Bahar, topukları yere değmeden, hafifçe uçarcasına koştu evine.Annesi onu kapıda karşıladı, hemen küçük kardeşini kucağına verdi. Karneyi elinden aldı. Soğuk bir ifadeyle:“Aferin, kalsaydın baban seni mahvederdi.”
Tam o anda kapı sertçe açıldı, babası girdi içeri. Karneyi eline aldı, geçti yazısını görünce yüzü karardı.“Okul, okul bitmedi gitti. Seneye de mi gideceksin şimdi?”
Bahar, başını onaylarcasına salladı.
Baba, hiddetle devam etti:“Allah belasını versin! O muhtarın yaktı başımızı. Ne güzel evlendirecektik seni. Hem evden bir boğaz eksilecekti, hem de erken erken yuvanı kuracaktın.”
Bahar’ın kolundan tuttu sertçe:“Sınıfı geçtin diye havalanma! Kalk, sofrayı kur!”
Bahar’ı odaya doğru itti. Önceden olsa gözyaşları içinde köşeye çekilirdi. Ama bu kez farklıydı. Dudaklarından istemsizce döküldü kelimeler:“Teşekkür ederim, öğretmenim… Sizin sayenizde…”
Bahar, sabahın erken saatlerinde evin sessizliğini bozmayacak kadar dikkatliydi. Yaşadığı evin soğuk duvarlarına rağmen içi umutla doluydu. Sandıktan çıkardığı, birkaç defa giydiği ama en sevdiği elbiseyi usulca üzerinden geçirdi. Elbise hafifçe yıpranmıştı; tıpkı kendi hayatındaki kırılgan ama güçlü yanlar gibi.
Mutfakta, elleriyle açtığı taze yufka ekmeklerinden birkaçını nazikçe bir beze sardı. Her hareketi özenli, her nefesi kararlıydı. Gözlerindeki ışık, uzun zamandır görmediği bir şeyi hatırlatıyordu: özgürlük, küçük bir an için bile olsa. Kapıya doğru yürürken, her adımı ona yeni bir başlangıcın habercisiydi. Bahar, dışarıdaki soğuk havaya rağmen içinde doğan sıcaklıkla öğretmeninin evinin kapısını çaldı.
Elif ve teyze, yaşadıkları anın önemini hissediyor, nefeslerini tutarak bu buluşmayı izliyorlardı.
Kapı aralandığında, öğretmen önce şaşkınlıkla Bahar’a baktı. Gözlerinde bir anlık tereddüt belirdi, ardından yüzünde içten, beklenmedik bir tebessüm belirdi. Bu tebessüm, yüreğinin en derin köşesinden gelen bir kabullenişti.“Bahar, hoş geldin,” dedi öğretmen, sesi yumuşak ve şefkatliydi.
“Hoş bulduk öğretmenim. Size yufka ekmeği getirdim,” dedi Bahar, küçük bir gururla.
“Ah, ne zahmet ettin. Annenin ellerine sağlık,” diye karşılık verdi öğretmen, gözleri nemlendi.
“Ben yaptım öğretmenim. Artık her şeyi yapabiliyorum,” dedi Bahar, kelimelerden daha fazlasını anlatan bir güçle.

“Aferin sana,” dedi öğretmen, dizlerinin üstüne çökerken Bahar’a baktı, gözlerinde pişmanlık ve sevgi karışımı bir ifade vardı.“Bazı şeyleri geç fark ettim, Bahar. Beni affet, olur mu? İçimdeki ses seni geç gördü, o bana her şeyi gösterdi,” dedi öğretmen.
Elif’in zamanı durdu. Kalbi gurur ve umutla doldu. Öğretmenin içindeki ses, onun sesiydi aslında; affetmenin ve yeni bir başlangıcın anahtarıydı.
Bahar, derin bir nefes aldı, dudaklarından hafifçe çıktı:“Affettim öğretmenim.”
Elif, elindeki kalemin parladığını hissetti; kalem, adeta içindeki ateşi yansıtıyordu.
“Teyze, teşekkür ederim,” dedi. Elif'in gözlerinde hem huzur hem de biraz hüzün vardı.“Güzel kız…”
Dünya o an, başka bir şekil aldı.Elif gözlerini açtığında duraktaydı. Yalnızdı...
Elif’in yüreği, Bahar’a yardım etmenin verdiği huzurla, teyzeyi bir daha göremeyecek olmanın hüznü arasında sıkışıp kalmıştı.“Bir ölüyü bir daha görmek istemek… Ne tuhaf,” dedi içinden.“Bir ölüye yardım ettim… Anlatsam kimse inanmaz.”İçinde bir boşluk vardı, ama aynı zamanda tatlı bir iç rahatlığı da. Bir iyiliğin iziydi bu. Bahar’ın gözlerindeki ışık, kalbinin en derin yerine kazınmıştı.

O düşüncelerle beklediği otobüs durağa yanaştı. Elif, ağır adımlarla otobüse bindi. Cam kenarındaki koltuğa oturdu, başını cama yasladı. Camın ardında akan şehirle birlikte zihninden de onlarca düşünce geçti. Teyzeyle geçirdiği zaman, Bahar’ın gülümseyişi, öğretmenin özrü… Hepsi bir rüya gibiydi.

Ama bu rüya bitmişti. Şimdi yeni bir hikâyenin zamanıydı.

Genç çiçekçinin hikâyesi.
Elif’i neler bekliyordu?