15. bölüm · Miruha Aydınlık Ruhların Çağrısı
MİRUHA BÖLÜM 15
Murat, o andan sonra kendini sokağa attı. Boğazına kadar dolmuştu, yutamadığı bir öfke, bastıramadığı bir hayal kırıklığı vardı içinde. Koştu... Durmaksızın koştu. Ayakları sanki yerle kavga ediyordu, adımları yeryüzüne öfkesini haykırıyordu.
Bir anda Murat durdu. Boş sokağa baktı. Sonra gözlerini kapattı, bir adım attı — ve hızla gelen bir arabanın önüne atladı.
Fren sesi gecikmişti.
Elif, çığlığını bastırmak için elleriyle ağzını kapadı. Hakan’ın gözleri büyüdü, adeta yerinden fırlayacaktı. Kalabalık hızla toplandı. Şoför panik içinde bağırıyordu:
“Önüme atladı! Vallahi önüne atladı! Gördünüz mü? Ben bir şey yapmadım! Yaşıyor mu, iyi mi?”
Kalabalığın arasından bir adam diz çöküp Murat’ın nabzını kontrol etti. Kısa bir sessizlik oldu. Sonra kelimeler soğuk bir bıçak gibi kesip geçti:
“Ölmüş…”
Tam o sırada, sokaktan geçmekte olan Ayşegül, kaldırım kenarında hareketsiz yatan birini fark etti. Başta gözlerine inanamadı. Birkaç adım daha attığında, yerde yatan bedenin Murat’a ait olduğunu gördü. Kalbi hızla çarpmaya başladı, nefesi düzensizleşti. Ayakları istemsizce ileri atıldı.
Murat’ın yanına dizlerinin üzerine çöktü. Yüzü solgundu, gözleri kapalıydı. Ayşegül, bir anlığına zamanın durduğunu hissetti. İçine birden kara bir boşluk çöktü, sanki dünya yerinden kaymıştı.
Titreyen elleriyle Murat’ın yüzüne dokundu. Sanki o dokunuşla onu hayata döndürebileceğini sandı. Ama beden buz gibiydi. İçindeki çığlık boğazında düğümlendi, sonunda yırtılırcasına fırladı dışarı.
“Muratt!” diye haykırdı, sesi sokaklara çarparak yankılandı.
Sonra tüm gücünü kaybetmiş gibi Murat’ın üzerine kapandı. Gözyaşları, onun hareketsiz göğsüne süzüldü. Ağladı... hıçkırıklar içinde ağladı. Bir şey yapamamanın çaresizliğiyle, geç kalmanın yüküyle ağladı. Sanki o an, kendi gençliğini, umutlarını da Murat’la birlikte o soğuk kaldırımda kaybetmişti.
Elif ile Hakan birbirlerine baktı. Yüzlerinde şok, keder ve anlam karmaşası vardı. Tam o anda Elif’in elinde bir buket gül belirdi. Gözlerini Hakan’a çevirdi.
“Geri dönüyoruz… İşte bu yüzden…”
Buket ısınmaya başladı. Sanki içinde bir yaşam kıvılcımı vardı. Elif irkildi, çiçeği atmak ister gibi elini geri çekti. O an her şey döndü, dünya döndü — renkler birbirine karıştı, hava büküldü, sesler boğuldu.
Bir anda Elif kendini okulun önünde buldu. Yine başlangıçtaydı.
Elif, elinde hâlâ sıcaklığını koruyan bukete bakarak çiçekçiye döndü. Gözleri Hakan’ı aradı. Hakan, tezgâhın arkasında sessizce duruyordu. Yüzü, sanki yaşadığı her döngünün izini taşıyordu.
“Şimdi ne olacak?” diye sordu Elif, sesi çatallanmıştı.
Hakan iç geçirdi, ellerini arka cebine sokarak başını yana eğdi.
“Bilmiyorum… Bugünlük süremiz doldu. Zaman kapandı. Yarın yine en baştan başlayacağız.”
Elif yutkundu.
“Biliyorum. Nuran teyzede de aynısı olmuştu…”
“Hakan bir an durdu, sonra usulca sordu:
“Kaçıncı denemede çözdünüz?”
Elif gözlerini uzaklara dikti.
“İkinci. Ama… emin ol… bir ömür gibiydi. Beklemek, izlemek, doğru anı kaçırmamak…”
“Hakan sessizce başını salladı. Ardından fısıltıyla konuştu:
“On beş yıl… Buraya hapsolmak… Bu kadar karmaşık olacağını bilseydim…”
“Gitmem lazım,” dedi Elif, sesi hafif ama kararlıydı. “Annem merak eder.
Bugün ilk defa otobüs durağında Nuran Teyze yoktu… Belki birkaç gün sonra sen de burada olmayacaksın.”
Hakan ona doğru döndü ama konuşmadı. Yalnızca dinledi.
Elif devam etti:
“Ama benim görevim… devam edecek. Bakkalın önündeki o adam… Her gün aynı saatte orada. Onun hikayesini de en az sizinki kadar merak ediyorum.”
Bir adım geri çekildi. Gözlerini bir an Hakan’ın üzerinde tuttu, sonra gülümsedi.
“Yarın görüşürüz.”
Hakan hafifçe başını eğdi. Ne söz ne bakış… sadece kısa ve eski zamanlardan kalma bir selam. Ardından olduğu yere döndü, çiçek tezgâhına. Zaman, sanki onun için yeniden durmuş gibiydi. Gözleri tek tek güllere takıldı. Sanki her biri yaşanmamış bir hikâyenin suskun tanığıydı.
Elif otobüsten indiğinde, gözleri alışkanlıkla durağın hemen yanındaki banka kaydı. Nuran Teyze'nin her zaman oturduğu o yer boştu. İçinde tuhaf bir sızı hissetti.
“Ruhun huzur buldu mu teyze? İyi misin acaba?” diye fısıldadı kendi kendine.
Sonra, yüreğine sıcak bir huzur yayıldı. Sanki Nuran Teyze bir yerlerden ona sesleniyor, “İyiyim, merak etme,” diyordu.
Yavaş adımlarla yürürken, aklına Bahar düştü. Ne olursa olsun o adamla evlenmiş olması içini acıtıyordu. Onu hâlâ o evde, o adamın yanında hayal etmek, içini kemiren eski bir yara gibi canını yakıyordu.
Sonra Murat geldi aklına.
Bugün gözleri önünde ölen o genç... Elif kalbinin derinlerinde bir ağırlık hissetti. O anı tekrar tekrar yaşadı. Arabanın sesi, insanların çığlıkları, Murat’ın yerde yatan hâli… Ne yaparsa yapsın, o gencin ölümünü engelleyemeyeceğini bilmek içini yaktı. Belki olayların nedenlerini değiştirebilirdi ama sonunu asla…
“Ne acı,” dedi kendi kendine. “Gencecik bir çocuk ölecek… ve ben buna engel olamayacağım.”
Gece sessizliğe bürünürken Elif’in içindeki fırtına dinmiyordu. Bazı ölümler sadece bir bedenin değil, bir umudun da vedasıydı.
Kapıyı açtı, her zamanki gibi neşeli bir sesle “Anne!” diye seslendi. Cevap gecikmedi. Mutfağın kapısından kocaman bir gülümsemeyle annesi çıktı.
“Hoş geldin prensesim. Çok yorgun görünüyorsun."
Elif’in içinden “Ah anne, neler yaşadım bir bilsen…” demek geçti. Ama yutkundu. Annesinin onun delirdiğini düşünmesinden korktu. Bugüne dek her şeyini paylaştığı annesinden bir şey saklamak canını yakıyordu.
“Arkadaşlarla kütüphanede ders çalıştık,” dedi, hafif bir tebessümle.“"O yüzden yoruldum biraz.”
Yorgundu ama sebebi ders çalışmış olması değildi. Başka bir zaman diliminde, başka bir evrende birinin hayatını değiştirmeye gitmişti. Bunu söyleyemezdi.
“İyi yapmışsınız. Hadi gel, yemek hazır,” dedi annesi, saçlarını okşayarak.
Elif ellerini yıkayıp masaya oturdu. Anne kız yan yana, günün yorgunluğunu birbirlerinin varlığıyla unuttular. Sıradan bir akşam yemeği gibi görünse de, Elif için o masa başındaki huzur, her şeyin ilacıydı.
Elif gözlerini her kapattığında o sahne beliriyordu. Murat’ın gözlerindeki çaresizlik, arabanın çığlık gibi yükselen fren sesi ve… Murat’ın yerdeki hareketsiz bedeni. Ne kadar geriye giderse gitsin, sonucu değiştiremeyeceğini bilmek içini dağlıyordu. Sebepleri değiştirebilirdi belki ama kaderin sert duvarına çarpıp duruyordu.
Bu düşünceler, her gün biraz daha yerleşti yüzüne. Ne kadar annesinden saklamaya çalışsa da, hüzün bakışlarına oturmuştu. O yüzden mümkün olduğunca odasında zaman geçiriyor, “sınav haftası” bahanesiyle sessizliğe sığınıyordu. Zaten sınav dönemlerinde hep böyle olduğu için annesi pek şüphelenmiyordu.
“Bu benim şansım,” dedi içinden Elif. “Yoksa annem bir bakışta her şeyi anlardı.”
Gece çöktü. Evin içi sessizliğe gömüldü. Elif de o sessizliğe gözlerini kapatarak eşlik etti ama zihni dinlenmeye hiç niyetli değildi. Uykusu, ruhunun çırpındığı bir labirente dönüştü. Her şey yeniden canlandı.
Murat…
Gül buketi…
Elinde kalan zaman…
Ve o değişmeyen son…
