31. bölüm · Miruha Aydınlık Ruhların Çağrısı
MİRUHA BÖLÜM 31
Elif’in gözleri irileşti.
— P... Pardon, ne?
— Duydun işte, diye tekrarladı adam.
— Duydum... Duydum da... Doğru duymadığımı düşünmek istiyorum. Bu kadar kötü olamazsınız. Bu... Bu canilik! Siz bir canisiniz!
— Değilim! Ben de kendi kızım için yaptım. Hastaydı, çok hastaydı. ..Lennox-Gastaut Sendromu.
Tedavisi yoktu, ilaçları çok pahalıydı. O yıllarda ilaçlar şimdiki gibi ulaşılabilir değildi. Gelenler ise servet değerindeydi. Çok para teklif ettiler. Ben de... kabul ettim.
Elif, bir anlığına ne diyeceğini bilemedi. Sözleri boğazına düğümlenmişti. Bir yanda kızı için mesleğini bile ateşe atan bir baba duruyordu, diğer yandaysa başka bir çocuğun hayatını parayla satan bir cani… Bu çelişki, Elif’in içinde derin bir sarsıntı yarattı. İlk kez bir ruhu kurtarıp kurtarmamakta tereddüt ediyordu.
Bu ruh gerçekten huzuru hak ediyor muydu?
— Ne zaman? Nakil tam olarak ne zaman gerçekleşti? diye sordu Elif, sesi buz gibi.
Adam, odadaki eski takvime yöneldi. Tarih 15 Nisan 1985’ti.
—On gün sonra... dedi boğuk bir sesle.
Elif gözlerini kısmış, adamı süzüyordu.
— Bana şunu söyleyin... Nakil yaptığınız çocuk yaşıyor mu?
Adam gözlerini kaçırdı.
— Hayır. Vücudu böbreği reddetti. Kısa süre sonra hayatını kaybetti.
Elif’in yutkunduğunu duydu.
— Peki ya Yağmur?
Adam duraksadı. Elif cevap gelmeden ne söyleyeceğini anlamıştı.
— O da... Nakil olamadığı için kısa bir süre sonra vefat etti.
Elif’in içi burkuldu. Sesini yutkunarak bastırmaya çalıştı.
— Yani... ikisini de kurtaramadınız. Hem Yağmur’u hem diğer çocuğu kaybettiniz.
Adamın sesi duygudan yoksundu:
— Bu benim mesleğimin bir parçası. Ben... ölen hastalarımın ardından ağlamam, üzülmem.
Elif başını yana eğdi. Gözleri kararmıştı ama yüzünde bir damla yaş yoktu. Bakışları adamın gözlerine kilitlendi, sesi tok ve kararlıydı:
— Nasıl siz kızınız için kendinizi feda ettiyseniz —ki bu benim gözümde bir fedakârlık değil, bencilliğin en çıplak hâlidir— ölen her hasta da birinin kızı, oğlu, annesi, babasıydı. Siz üzülmemeyi seçtiniz belki, ama bu gerçekleri değiştirmez.
Adam susuyordu. Elif’in sözleri, yıllar boyunca içini örten taş duvarlara çarpıyor, sessizliğin içinde yankılanıyordu.
— Ben bugüne kadar gördüğüm her ruhu kurtardım, dedi Elif. Sadece birkaç kelime, bir fısıltı, bir dokunuş yetti. Ama... sizin içiniz o kadar karanlık ki... size ulaşabileceğimi sanmıyorum.
Sesi ilk kez bu kadar yorgun, ilk kez bu kadar kararsızdı.
— Yine de... denemek zorundayım. Madem on günümüz var, bu on günü öyle ya da böyle burada geçireceğiz. Sonrası… onu ben de bilmiyorum. Çünkü kurtarmaya çalıştığım en karanlık ruh sizinkisi.
Yaşlı doktor sessizliğe gömülmüştü. Yüzü ifadesiz, ama gözlerinde kıpırtılar vardı. Bir şey söylemiyordu, belki de söyleyecek bir şeyi yoktu.
Elif devam etti:
— Bir yandan çocuğunuzu kurtarmaya çalıştığınızı anlıyorum. Bir ebeveynin çaresizliği, acısı... evet, anlayabiliyorum. Ama siz kendiniz söylediniz: tedavisi olmayan bir hastalık. Ve biz şu an 2025 yılındayız... Hâlâ bu hastalığın bir tedavisi yok. Siz ise 1985’te her şeyi yakıp yıkmayı göze aldınız. Oysa Yağmur’un iyileşme ihtimali vardı. Hep vardı!
Elif'in sesi titremeye başladı, elleri yumruk olmuştu.
— Bilmiyorum, gerçekten ilk kez bu kadar karışığım. Ama biliyor musunuz? En çok da canımı acıtan şey... —gözlerini adama dikti, sesini alçalttı— ve size bunu söylediğim için özür dilerim... ama sizden nefret etmeme sebep olan şey.
Yaşlı adam kaşlarını çattı, şaşırmıştı.
— Siz... o kadar çocuk arasından kimsesiz birini seçtiniz. Sadece bir böbrek değil, bir hayat çaldınız. Çünkü biliyordunuz. Kimse hesap sormaz. Kimse ardından ağlamaz. Kimse yok, kimse görmez.
Elif gözlerini kapattı, sesi artık fısıltıya dönmüştü:
— Bu... bu gerçekten büyük bir kötülük. Duygudan yoksun bir hesap. Bir çocuğun ömrünü, varlığını, hayatını... öylece sildiniz.
Elif’in yüzü düştü.
İlk kez... ilk kez böyle hissediyordu.
Şu an en çok annesiyle konuşmak istiyordu. Ona sormak… “Bu ruh gerçekten kurtarılmayı hak ediyor mu?” diye sormak. Belki de ilk kez kendi kararına güvenemiyordu. Bu ruhu kurtarmak görev miydi, yoksa bir sınav mı?
Gözlerini adama dikti. Onunla aynı havayı solumak bile ağır geliyordu.
“Ömrümden bir yıl…” diye düşündü. Bu karanlık, nefret ve kibirle dolu adam için bir yılını verecekti. Hayatının bir yılı.
Bu daha önce de olmuştu. Suat için de aynı tereddüdü yaşamıştı. Ama Suat farklıydı. Suat’ın içindeki merhamet, pişmanlık, çırpınış belliydi. Suat’ın ruhu karanlıktı ama içinde bir ışık kıpırtısı vardı.
Bu doktor… sadece karanlıktı.
Elif içinden geçenleri susturamadı.
“Ben seni kurtarmak istemiyorum…” diye geçirdi aklından. “Bunun adı artık yardım etmek değil, kendini feda etmek. ”
Ama o bir Miruha’ydı.
Ve Miruhalar seçmezdi. Ruh ne kadar karanlık olursa olsun, sıkışmışsa… yardım etmeleri gerekirdi. İşte bu, Elif’in şimdiye kadarki en büyük sınavıydı.
Gün karardı, aynı hızla yeniden aydınlandı.
Elif ve Ömür hastaneden hiç ayrılmadı. Elif, Ömür’ün hasta kızını görmek istemedi. Öğrendikleri onu fazlasıyla yormuştu. Zihni karmakarışıktı. Hastaneden çıkmak istemedi, çünkü içinde bir şeyler hâlâ eksikti. Genç doktor sabah erkenden odasına geldi. Masadaki listeyi eline aldı. Elif yavaşça yaklaştı. Listede böbrek nakli bekleyen hastaların isimleri vardı. Yağmur ikinci sıradaydı. Durumu ağırdı, sabah acil olarak hastaneye kaldırılmıştı.
Tam o anda kapı çaldı. Doktor listeyi hızla masaya bıraktı ve kapıya döndü.Kapıda heybetli, zenginliği her halinden belli olan, orta yaşlı bir adam duruyordu.
Ömür, adamı görünce hızla ayağa kalktı. Önlüğünü ilikledi.
Elif, o anda anladı. Paranın kimden geldiğini, Yağmur’un hayatını neye karşı kaybettiğini, neyin değiş tokuş edildiğini anladı.
— Hoş geldiniz, Fuat Bey.
— Hoş bulduk, Ömür.
— Buyurun, size nasıl yardımcı olabilirim?
Fuat koltuğa yerleşti. Gözlerini doğrudan Ömür’e dikti.
— Lafı uzatmayacağım. Oğlum Burak çok hasta. Böbrek yetmezliği… Acil nakil olması gerekiyor. Ama sıra çok uzun. Aile bireylerinin hiçbiri uygun değil. Kadavradan dediler.
(derin bir nefes aldı)
Duydum ki... Senin de hasta bir kızın varmış. Yurtdışından özel ilaç alıyormuşsun. Eee… döviz, mark, dolar… malum. Her şey ateş pahası.
Sen bana böbreği bul...
Ben de sana, kızının yıllarca ilaçlarını alabileceğin bir serveti önüne sereyim.
Elif, Ömür'e ulaşamayacağını bile bile çaresizce kulağına fısıldadı.
— Yapma... Kızının hastalığının zaten bir tedavisi yok. Ama Yağmur’un hâlâ bir şansı var. Para uğruna bir canın daha yitip gitmesine izin verme...
