21. bölüm · Miruha Aydınlık Ruhların Çağrısı

MİRUHA BÖLÜM 21

Yazan Bayan

Bir süre sessizlik oldu. Elif'in kalbi hızla atıyordu. Eyra… sanki bir yerlerden tanıdığı bir isim gibiydi ama hafızasının en derin, en tozlu yerine gömülmüş.
—Eyra… diye fısıldadı.—Bu ben miyim?
Velmira yavaşça gülümsedi.—Evet.
Ve odadan çıktı, arkasında ağır ama kadim bir gerçeklik bırakarak.

Artık Elif değil, Eyra’ydı. Bu isim içinden bir yankı gibi yükseliyor, ruhunun derinlerinde bir yerleri harekete geçiriyordu. Kendine ait olduğunu hissettiği, ama nedenini bilmediği bir köklenme duygusu…Yine de bir adla birlikte gelen hakikat, ağır bir yük gibiydi. O artık sadece dersleriyle boğuşan, arkadaşlarıyla sıradan günler geçiren bir genç kız değildi. İçinde taşıdığı güç, fark edilmeden yaşamayı imkânsız kılıyordu.
Kalan son ruh...Gözlerini kapadığında o tanımadığı yüz, yardım istercesine beliriyordu zihninde.Ama bu kez daha temkinliydi. Önce kendi dengesini bulmalıydı. Annesi Velmira’nın da dediği gibi, bu tür güçler dikkatli kullanılmalıydı. Ruhların ağırlığı, ömrünü kemiren bir sessizlik gibi sinsice geliyordu insana.
Kendi kendine söz verdi. Okul dışındaki dünyayı bir süreliğine susturacak, içinde yankılanan yeni kimliğini anlamaya çalışacaktı.Eyra artık bir görevliydi, evet. Ama önce Eyra, Eyra olmalıydı.
Bu yüzden, son ruha ancak kendini hazır hissettiğinde gidecekti.Keşke başından beri annesine her şeyi anlatsaydı. Belki diğerlerine de daha fazla yardımı dokunabilirdi... Kim bilir? Yine de, yüz seksen yıllık ömründe onlarca ruhu kurtaracağı düşünülürse, şimdiden bu yola hazırlanması onun için büyük bir avantajdı.Sonuçta bu görev ona iki yıl önce verilmişti.Ve o, bu görevi erken almış biriydi.Şanslıydı.

Sınavların bitmesiyle birlikte okulu tatile girdiğinde, bunu bir fırsat bildi. Artık, gerçek gücünü kullanmayı öğrenmenin tam zamanıydı.Filmlerde izlediği o fantastik dünya, artık onun gerçeğiydi. Alışması zaman alacak olsa da, Eyra kabullenmişti: Bu görev ona verilmişti ve en iyi şekilde yerine getirmek zorundaydı.
Ama hâlâ bir bedenin içindeydi. Hâlâ dünyadaydı. Görevini yerine getirirken bu hayattan da vazgeçemezdi. İki yaşam arasında bir denge kurmak...Bu da zaman alacaktı.Ama Eyra artık hazırdı.
Velmira mutfağın penceresinden dışarıyı izliyordu. Gökyüzü kızıl bir örtüyle kapanmış, hava adeta nefesini tutmuştu.“Hazırsan, başlayalım,” dedi.Eyra önce pencereye, sonra annesine baktı.“Gerçekten yapabilir miyim?”Velmira başını salladı.“Zaten yapıyorsun. Sadece farkında değilsin.”
Bahçeye çıktılar. Velmira bir taşın üstüne oturdu.“Bugün odaklanmayı çalışacağız. Varlığı hissetmeyi.”“Ruhu mu?”“Hayır. Önce kendini. Gücünü hissetmeden başka bir ruhu hissedemezsin.”
Eyra gözlerini kapattı. Rüzgârın uğultusunu, yaprakların titrek fısıltısını, uzaktan gelen bir köpeğin havlamasını duydu. Ama içinde bir şey daha vardı. Derinlerde bir yerde usul usul yanan, soğuk ama zararsız bir alev gibi. Sanki orada hep varmış da, Eyra sadece yeni fark etmişti.
“Evet,” dedi Velmira fısıltıyla.“Gücün bu. Bunu yönlendirmeyi öğreneceğiz.”Sonra ellerini birleştirdi, parmak uçlarında titreşen ışığı Eyra’ya doğru uzattı.“Şimdi bunu hisset.”
Işık Eyra’nın parmak uçlarına ulaştığında sanki tüm sinirleri aynı anda uyanmış gibi oldu.Gözlerini açtı.Avuçlarının içinde titreşen minik bir kıvılcım vardı.“Bu… bu benim mi?”“Evet. Bu senin öz enerjin. Onu büyütebilir, yönlendirebilirsin. Hatta…”Velmira hafifçe gülümsedi.“Bir gün onunla bir ruhu bile özgür kılabilirsin.”
Eyra derin bir nefes aldı.Bu artık sadece bir yük değil, aynı zamanda bir yetenekti.Ve o, hazır olmak istiyordu.
Velmira, Eyra’yı eski sandığın başına çağırdı.“Bedenin bir kıyafet gibidir,” dedi. “Gücünle onu istediğin gibi giyip çıkarabilirsin. Ama önce onun farkına varmalısın.”
Sandıktan küçük, oval bir ayna çıkardı. Ayna sıradan değildi — çerçevesinde tuhaf semboller vardı, ortasındaki yansıma dalgalanıyordu.“Buna Gerçeklik Aynası denir,” dedi Velmira. “İçindeki özü gösterir. Hazır mısın?”
Eyra başını salladı.
“Odaklan,” dedi annesi. “Şimdi sana ait olmayan bir ses düşün. Başka birini. Onun gibi konuş.”
Eyra gözlerini kapattı. Kalbinde bir baskı oluştu önce, sonra bir tını… Sanki boğazında şekil değiştiren bir tonda:“Ben… ben Eyra değilim,” dedi.Ama sesi artık ona ait değildi — kalın, daha yaşlı bir kadın sesiydi.
Gözleri fal taşı gibi açıldı. “Bu… bendim,” dedi şaşkınlıkla.
Velmira gülümsedi.“Şimdi beden. Boy, göz, yüz... Hepsi zihninle şekillenir. Aynaya bak ve başka birini düşün.”
Eyra aynada odaklandı. Önce gözleri buğulandı, sonra yavaşça görüntü kaydı. Burnu sivrildi, saçları koyulaştı, yüz kemikleri belirginleşti.Kendine hiç benzemeyen biri vardı karşısında.Bir yabancı.
“Bu… gerçek mi?” diye sordu, artık kendisine ait olmayan bir yüzle.
Velmira başını salladı. “Gerçek olan sensin. Bu sadece kabuk.”
Eyra değişimi bırakıp aynaya eski haliyle baktığında, içinden bir ürperti geçti.“Ya insanlar fark ederse?”“Fark etmezler,” dedi annesi. “Çünkü zihninle onların algısını da şekillendiriyorsun.”
“Peki ya ben… ben kimim?”Velmira, aynayı yavaşça kapattı.“Sen Eyra’sın. Ama ister Eyra ol, ister başka biri... Kime dönüşürsen dönüş, özünü unutma. Çünkü bütün yüzler gelip geçicidir.”
Velmira, Eyra’ya döndü. Gözleri ciddiyetle parlıyordu. Eyra, annesini ilk kez bu kadar ciddi, hatta biraz da korkmuş görüyordu.—Sakın ha Eyra… Bu özelliklerini ya da zihin manipülasyonunu okulda, derslerinde ya da günlük hayatta kullanmaya kalkma.Velmira'nın sesi titreşimli ve kararlıydı.—Bize bu yetenek dikkat çekmeyelim diye, bir kamuflaj olarak verildi. Unutma, sen iyi bir insansın... ama her şeyden önce bir Miruhasın.Gözleri Eyra'nınkine kilitlenmişti.—Senin görevin insanları korkutmak ya da onları kendi çıkarın için etkilemek değil. Görevin sadece, bu dünyada sıkışan ruhları bulmak ve onları ışığa kavuşturmak. Sen bir koruyucusun.—Diğer insanlar gibi, sen de her şeyi emekle kazanmak zorundasın. Hile yaparsan, yolunu şaşırırsan... bilinmezliğe düşersin.Velmira burada sesini biraz alçalttı.—Ve o karanlığa düşen Miruhaları kurtaracak kimse olmaz.Durdu, gözlerini Eyra’nın gözlerine dikti.—Beni duyuyor musun, Eyra? Sakın... sakın unutma bunu.
Eyra, annesinin her cümlesiyle birlikte bu dünyanın ciddiyetini biraz daha hissediyordu. Artık bunun bir oyun ya da geçici bir hayal olmadığını anlamıştı. Basit değildi. Hiçbir şey artık basit olmayacaktı. Başını yavaşça, ciddiyetle salladı.