26. bölüm · Miruha Aydınlık Ruhların Çağrısı
MİRUHA BÖLÜM 26
Sırtında dünyanın yükü yoktu belki ama bir ruhun kaderi onun ellerindeydi. Yarım kalan görevi tamamlamak için sabahın ilk ışıklarıyla birlikte hazırlanıyordu. Yorgun ama kararlıydı.
Annesi Velmira, mutfağın loş ışığında beliriverdi. Gözleri her zamanki gibi bilge ve uyarıcıydı. Kızının yüzüne baktı, sonra yaklaşarak yumuşak ama kesin bir sesle konuştu:— Unutma Eyra, dedi. Yaptığın her şey sadece kurtarmak istediğin ruhu etkiler. Yaşayana müdahale edemezsin. Gülçin’i değiştiremezsin ama… Suat’ın onu farklı görmesini sağlayabilirsen, dolaylı da olsa Gülçin’in hayatı değişir.Eyra dikkat kesilmişti. Her kelime bir düğüm gibi zihnine kazınıyordu.
— Tozları dikkatli kullan. Gerektiği kadar. Özler senin avuçlarında…Velmira elini kaldırdı. Parmak uçlarından süzülen parlak özler yere döküldü. Seramik zemin onları sessizce yuttu.— Odaklan.
Eyra da elini kaldırdı. Derin bir nefes aldı. Gözlerini kapatıp içinden Suat’ı, Yağız’ı ve Gülçin’in gözlerindeki kırgınlığı geçirdi. Sonra…
Parmak uçlarından özler dökülmeye başladı. İncecik bir ışık hüzmesi gibi. Zemin onları yuttu. Ama Eyra hissetti—bu kez öz onun iradesindendi.
Velmira gülümsedi. Kızının alnına bir öpücük kondurdu.— Dikkatli ol, dedi. Ve unutma… sevgi, en güçlü özdür.
Eyra başını salladı. Giyinip kapıya yönelirken içinde bir huzur, bir başka türden güç vardı. Artık hazırdı. Bugün, Suat’ın ruhuna bir kez daha dokunacaktı. Ve belki… belki bu kez gerçekten bir şey değişecekti.Suat, ruhunun yıllardır hapsolduğu bakkalın önünde oturuyordu. Zaman orada durmuş gibiydi. Her sabah aynı taş kaldırım, aynı kırık bank, aynı karanlık his.
Elif, omuzları dik, yüzünde görev bilincinin gölgesiyle yaklaştı. Ayak sesleri Suat’ın ruhuna değdi. Oyuncak ayıyı eline aldı, gözlerini kapadı. Tanıdık bir sıcaklık avuçlarında dolaşmaya başladı. Ayı ısındı. Zaman büküldü. Yine oradaydı. Kahvehanenin önünde.Aynı anlar, aynı döngü, fakat bu kez bir fark vardı. Elif’in elinde artık özler vardı. Kozu vardı.
Suat, kahvehaneyi kapatıp birahaneye doğru yürürken Elif, onu bu kez uzaktan izlemekle yetinmedi. Yan yana yürüdüler. Suat’ın soluğu ağır, bakışları donuktu. Ruhunun yükü bedenine ağır geliyordu.Birahaneye girdiler. Suat her zamanki köşesine geçti. İçki masasına sessizce oturdu. Elif onun tam karşısına geçti.
— Niye bu kadar yaklaştık? dedi Suat, sesi kısık, gözleri boşlukta.
Elif eğildi, sesini alçaltarak fısıldadı:— Alkolü bırakmazsan, ruhun burada kalmaya devam edecek.
Suat acıyla güldü.— Bunu daha önce defalarca fısıldadın. Ama içim o kadar sisli ki… Seni duyamıyorum. Beynim de bedenim kadar bulanık.
Elif avuçlarını açtı. Pasın özünü çıkardı. Gözlerini kapatıp bir dua gibi mırıldandı. Sessizce,görünmeden, Suat’ın bardağına özleri serpiştirdi. Karışım bir an parladı, sonra görünmez oldu.
Elif, Suat’ın kulağına eğildi. Sesini, özlerin içinden süzülen bir çağrı gibi yumuşattı:— Çok içiyorsun. Evinde seni bekleyenler var. Hadi kalk o masadan… İçmek çözüm değil.
Suat bardağı dudaklarına götürdü. İlk yudumda bir şey fark etmedi. İkinci yudumda yüzü buruştu. Üçüncüde… zehirlenmiş gibi hissetti. Bütün vücudu itiraz ediyordu. Tadı paslı bir metal gibi genzinde kaldı. Tükürdü. Şaşkınlıkla bardağa baktı.
O an... Suat kendisine bakıyordu.— Bu… nasıl olur? Ne yaptın ona? dedi.
Elif, gözlerinde bir zafer parıltısıyla hafifçe gülümsedi. Sakin, hatta biraz sinsi bir ifadeyle cevapladı:— Hiç. Sadece… fısıldadım.
Elif, annesinin sözlerini anımsadı:"Bir Miruha'nın kimliği, ruhlar tarafından bile bilinmemeli."Bu kural, kanun gibiydi. Ve Elif, Suat’ın ruhunu kurtarmaya kararlıydı ama bunu onun bile bilmeye hakkı yoktu.
Suat, bardağı elinden hızla masaya bıraktı. Kaşları çatıldı, dili damağı kurudu. Boğazını ovuşturarak bağırdı:— Bu ne lan?! Bu alkol değil! Leş gibi! Sahte mi bu?!
Salonda bir anda sessizlik oldu. Masalardan başlar kalktı, gözler ona döndü. Herkes Suat’ın sarhoşluk nöbeti sandı. Ama Elif, onun ilk kez algılarının açıldığını fark etti.
Garson hızla geldi:— Suat abi, sen her gece buradasın, hiç yanlışımızı gördün mü? Sahte falan değil.
Suat, sinirle eliyle bardağı gösterdi:— Oğlum ben yıllardır içiyorum bu markayı! Pas gibi! Metal yalamış gibiyim! Bir bak bakalım tadına.
Garson tereddütle bardağa uzandı.
Tam o an, Elif elini bir anlığına uzattı. Özleri geri çekti. Toz zerrecikleri, görünmez bir akışla geri avucuna doldu. O kadar hızlı ve sessizdi ki, Suat’ın hapsolmuş ruhu bile bunu fark etmedi.
Garson, şüpheyle bir yudum aldı. Kafasını salladı:— Yok abi, gayet normal. Bugün senin ağzının tadı bozulmuş olabilir, hasta falan mısın?
Suat sinirlendi ama sonra tereddütle bir yudum daha aldı. Bu kez tat normaldi. Gözlerini kısmıştı.— Herhalde... kendimden şüphe ettim lan...
Bir şeyden emin olamamanın rahatsızlığı yüzünde belirdi. Belki ilk kez, içtiği içkiye dair kuşkuyla mekândan ayrıldı. Masaya parayı bıraktı. Ayakta bile zor duran o eski Suat gitmişti. Bu geceki Suat, kafası daha açık, adımları daha dengeliydi. Yıllardır ilk kez, gerçekten evinin yolunu tuttu.Elif, sessizce arkasından yürüdü. Suat’ın ruhu da onun yanında. Ama hâlâ hiçbir şeyin farkında değildi.
Elif bir iç çekti."Bu daha başlangıç." diye mırıldandı.Suat, yavaş yavaş çözülüyordu.Ama hâlâ, asıl düğüm Gülçin’di…
