36. bölüm · Miruha Aydınlık Ruhların Çağrısı
BAŞ MİRUHA EYRA BÖLÜM 36
Eyra için bu teklif, adeta bir lütuf gibiydi. Normalde annesinin bir sözüyle ayağa kalkar, yardım etmek için mutfağa koşardı. Ama bugün değil. Bugün sadece uyumak istiyordu. Hiçbir şey söylemeden odasına çekildi. Üzerini değiştirdi. En rahat pijamalarını giydi. Başını yastığa koyduğunda gözleri kendiliğinden kapandı. İlk kez uzun zaman sonra zihninde ne bir ruh, ne bir fısıltı, ne de geçmişten kalan ağıtlar vardı.
Sadece uyku…Sadece Elif.
Elif bir saat kadar uyuduktan sonra ılık bir duş aldı. Saçlarını özenle topladı, hafif bir makyajla görünümünü tamamladı. Annesine yardım etmek için mutfağa geçtiğinde, Velmira çoktan sofrayı hazırlamıştı. Her şey yerli yerindeydi; masa zarifçe donatılmış, mutfaktan yayılan mis gibi yemek kokuları evin havasını değiştirmişti.
Velmira da tıpkı kızı gibi özenle hazırlanmıştı. Saçlarını topladığı zarif tokası, sade ama şık kıyafetiyle gelen misafirlerin önemini hissettiriyordu.Son hazırlıklar tamamlanmak üzereyken kapı çaldı. Elif annesiyle birlikte kapıya yöneldi. Kapıyı açtıklarında karşılarında altmışlı yaşlarının sonlarında, bembeyaz saçlı, beyaz tenli ve uzun boylu bir adam duruyordu. Yanında ise Elif’ten biraz daha büyük görünen genç bir çocuk vardı. Gencin yüzü sakin, bakışları derindi. Ne fazla sıcak, ne de uzak; sanki Elif’in içini okumaya çalışır gibiydi.
Velmira misafirlerini görünce zarif bir reveransla karşıladı. Elif, annesinin bu davranışını neden yaptığını anlayamasa da aynı hareketi taklit etti.
Hafifçe başını eğdi, ellerini önünde birleştirdi.
Adam başını nazikçe salladı.—Velmira.Sesi derin ve yankılıydı.—Seni görmek ne güzel. Bu da kızın mı? Elif?
Velmira gülümsedi.—Evet, Elif. Ama gerçek adıyla tanışmanızın vakti geldi sanırım... Eyra, bu Arman. Başkonsey danışmanlarından biri. Ve yanındaki de oğlu Riven.
Elif'in içi bir an ürperdi. “Eyra” ismini bu şekilde başkasının ağzından duymaya alışık değildi. Gözlerini Arman’a çevirdi, ardından Riven’a... Ve anladı. Bugün, sıradan bir misafirlikten fazlası yaşanacaktı.
Misafirler içeri adım attı. Velmira zarif bir edayla önde yürüyerek onları salonun başköşesine davet etti. Eyra annesinin hareketlerini alışkanlıkla taklit ederken, içindeki huzursuzluğu bastırmaya çalıştı. Gelenler sıradan insanlar değildi. Onlar da tıpkı Velmira ve Eyra gibi birer Miruhaydı. Ve bu buluşma, sıradan bir dostluk ziyaretinden fazlasını taşıyordu.
Riven, Eyra'dan sadece birkaç yaş büyük görünüyordu. Genç, dikkatli, sessizdi. Duru teni, koyu saçları ve derin bakışlarıyla karşısına oturan her insanın düşüncelerini okur gibiydi. Yanında duran Arman ise daha olgundu; yüzündeki çizgiler görevlerinin ağırlığını taşıyor, duruşu ise geçmişin izlerini yansıtıyordu. Kısa bir hoş beşin ardından sofraya geçildi. Velmira'nın elleriyle hazırladığı yemekler sofrada yerini alırken, ilk lokmalarla birlikte sade ama sıcak bir sohbet başladı. Konuşmalar önce sıradan konularla başladı: Görev dışı günlerdeki sade yaşamlar, kitaplar, bitki çayları, hatta baharın erken gelişi...
Ama sofranın sonlarına doğru Velmira, elindeki kadehi nazikçe masaya bıraktı. Bakışlarını önce Arman’a sonra Riven’a çevirdi. Yüzü ciddi, sesi ise derin bir dinginlikle yankılandı:—Arman, uzun zamandır bu sorunun cevabını bekliyorum. Bildiğimiz gibi Miruha görevi her bireye yirmi beş yaşında verilir. Ancak Eyra bu görevi yirmi üç yaşında aldı. Bu istisna neden yapıldı? Bana “uygun görüldü” dendi ama bu yeterli değil. Onun annesi olarak, ama daha da önemlisi bir Baş Miruha olarak bu cevabı hak ediyorum.
Eyra başını öne eğdi. Konuşulanlar onun içinde de cevabı bilinmeyen bir yara gibiydi. Oysa görevini sorgulamamıştı bugüne kadar. Ama şimdi, Arman’dan gelecek yanıtla her şey değişebilirdi.
Arman çatalını tabağına bıraktı. Sessizce bir an düşündü. Yüzü ifadesizdi ama gözlerinde belli belirsiz bir kıpırtı belirdi. Ardından Velmira’ya dönerek konuştu:—Bunu sana anlatmamız gerektiğini biliyorduk. Ama zamanını bekliyorduk.
Velmira’nın bakışları dondu. Eyra ise derin bir nefes aldı. Kalbi göğsünde büyük bir yankı ile çarpıyordu…
Arman uzaklara daldı. Bilgeliği yüzünden okunuyordu. Salondaki sessizliği yumuşak sesiyle bozdu:— Bak Velmira... bu görevi Eyra’ya ben verdim. Aslında bu onun sınavıydı. Ve… (bir kez daha derin bir nefes aldı) Eyra bu sınavı geçti.
Velmira’nın kaşları çatıldı. Sesi hem öfkeyle hem merakla karışıktı:— Bunu niye yaptık? Neden bana hiçbir şey söylemediniz?
Arman başını yavaşça salladı, gözlerini Velmira’dan çekip Eyra’ya çevirdi. Konuşurken sesi biraz daha yumuşadı:— Sen baş Miruha’sın, Velmira. Ve senden sonra bu göreve gelecek kişi tabii ki Eyra. Sen her ne kadar dışarıdan sadece bir ev hanımı gibi görünsen de… her gün bir ruhu huzura kavuşturan, görevini kötü kullananlara karşı da yaptırım uygulayan güçlü bir Miruha’sın. Bu görev seninle başlamadı ama seninle en derin anlamını buldu.
Velmira sessizdi. Gözleri Eyra’ya kaydı.
Arman devam etti:— Biz Eyra’nın bu göreve uygun olup olmadığını anlamak istedik. Ama eğer ona bir görev verildiğini söyleseydik, bu gerçek bir sınav olmazdı. Bu yüzden ona hiçbir şey söylemeden ruhları gösterdik. En masum ruhtan… Nuran’dan başladık. En karanlık ruha… Ömür’e kadar ilerledik.
Odadaki hava bir anlığına ağırlaştı. Eyra gözlerini kaçırdı. Kalbindeki yorgunluk yeniden su yüzüne çıkmış gibiydi.
Arman sözlerini tamamladı:— Bu sınav onun için erken bir yük oldu, biliyorum. Ama Eyra kendi içindeki gücü fark etti. Bu görev bir miras değil. Bu bir seçim de değil. Bu bir doğum. Eyra’nın kalbi bu göreve doğdu.
Arman Eyra’ya döndü. Yüzündeki ifade hem yumuşak hem kararlıydı.— Eyra, önünde uzun bir yol ve uzun yıllar var. Ama sen de biliyorsun ki, annen her gün bir ruhu kurtarıyor. Ve bu, bizim ömrümüzden bir, çoğu zamansa iki yıl demek. Biz de annenden sonra bu göreve seni uygun gördük.Yakında, Miruh dünyasında senin için büyük bir tören düzenlenecek, dedi Arman.
Velmira, kızına gururla bakıyordu. Onun gözlerinde hem bir annenin sevgisi, hem de bir baş Miruha’nın ardılına duyduğu güven vardı. Bugün, Eyra’nın kaderi bambaşka bir yola sapmıştı.
—Sen artık yeni Baş Miruha'sın, dedi Arman, gür ama yumuşak bir sesle.
Eyra, başını öne eğerek Arman'ın önünde saygıyla diz çöktü. Bu bir teslimiyet değil; bir kabul, bir bağlılık işaretiydi. Kalbindeki görev bilinci, ona yeni sorumluluklarını fısıldıyordu.
Riven ise, tüm bu sahne boyunca gözlerini Eyra’dan ayırmamıştı. Onun içinde yükselen hayranlık, sadece Eyra’nın görevine ya da unvanına değildi. Riven, Eyra’nın içindeki gücü, acıyı ve umudu görmüştü.
Bakışları bir an Eyra’nın gözleriyle buluştu. Zaman durdu sanki. Belki de bu, bir hoşlantının... hatta çok daha derin bir aşkın ilk kıvılcımıydı.
Arman ve Riven evden ayrıldıktan sonra Eyra bir o yana bir bu yana yürüyerek salonun içinde dolanmaya başladı. Kalbindeki heyecanla karışık korku, bedeninde yer bulamıyor, gözleri sürekli kapıya, sonra annesine, sonra tekrar boşluğa kayıyordu.
Velmira, kızının bu telaşlı halini izlerken gülümsedi. Zamanında o da aynı hisleri yaşamıştı. Baş Miruha olarak seçildiği gün, kalbinin bu denli çırpındığını şimdi çok daha iyi anlıyordu.
Usulca Eyra’nın yanına yaklaştı. Şefkat dolu bir ifadeyle onun titreyen ellerini tuttu ve koltuğa oturttu.— Sakin ol güzelim. Her şey yolunda.
Eyra derin bir nefes aldı ama gözlerindeki endişe dağılmadı.— Anne çok heyecanlıyım. Ben... Ben bu görevi senin gibi başarabilir miyim bilmiyorum. Çok korkuyorum.
Velmira, kızının ellerini daha sıkı tuttu. Gözlerinde anneliğin hem gücü hem yorgunluğu parlıyordu.— Korkma. Bir ruhu kurtarmaktan daha zor değil bu yaptığımız. Ama şunu unutma: Görevini kötüye kullanan bir Miruha’ya merhamet yok. Hepsi bu kadar. Asıl zor olan bir ruhu karanlıktan aydınlığa çıkarmak.
Eyra başını eğdi.— Ya yapamazsam?
Velmira gözlerine baktı, güvenle.— Yapacaksın. Arman sana inanmasa bu görevi sana vermezdi. O çok bilge bir Miruha. Yılların tecrübesiyle seçti seni. O sana inanıyorsa, sen de kendine inanmalısın.
Velmira’nın gözleri bu sözleri söylerken hafifçe doldu. Derin bir nefes alarak devam etti.— Yaşlanıyorum Eyra. Sen farkında değilsin ama her gün sen okuldayken ya da bir ruhla uğraşırken ben de başka bir yerde başka bir ruhu kurtarıyorum. Her seferinde ömrüm biraz daha eksiliyor. Bu yüzden artık benim yerime sen geçmek zorundasın.
Eyra bir anda annesine sarıldı.— Anne böyle söyleme. Sen de gitme. Lütfen.
Velmira onu sıkıca sarıldı.— Canım benim... Ben bir insan olsam da sonunda öleceğim zaten. Ama korkma. Seni dünyamız Miruh’ta bekleyeceğim. Hem daha zamanım var. Ama şunu unutma; sen artık bir Baş Miruha'sın.
Eyra gözyaşlarını sessizce içine akıttı. Kalbinde hem ayrılığın burukluğu, hem de yeni bir başlangıcın ağırlığı vardı. Ve Eyra... Yeni görevine başlamak için, yavaşça ayağa kalktı.
