Bölümler 14Şu an: 9.bölüm: Türk askeri ...
- 1 1.bölüm: Mahkum1.361 kelime
- 2 2:bölüm:Söz ver2.104 kelime
- 3 3.bölüm: Sevgili mi?1.514 kelime
- 4 4.bölüm: Yenge muhabbeti2.404 kelime
- 5 5.bölüm: Görev976 kelime
- 6 6.bölüm: Eyvahlar olsun1.644 kelime
- 7 7.bölüm:Yaz akşamı601 kelime
- 8 8.bölüm: Motosiklet1.239 kelime
- 9 9.bölüm: Türk askeri ...394 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 10.Bölüm:Yenge!1.495 kelime
- 11 11.bölüm: Anlaşmalı evlilik797 kelime
- 12 12.bölüm:Altay Timi617 kelime
- 13 13.bölüm: Kurşun2.002 kelime
- 14 14.bölüm:Bir Türk kahvesi hikayesi883 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Soğuk betonun kokusu hâlâ burnumda.
Hücremin köşesinde, dizlerime kapanmış şekilde oturduğum o geceleri unutamıyorum.
Her gece aynı şey olurdu: kapının önünden gardiyanın ayak sesleri geçer, ben nefesimi tutardım.
Gitse bile kalbim duracak gibi atardı.
Sonra kafamı kaldırır, paslı demirlerin arasındaki o küçücük pencereden gökyüzüne bakardım.
Bir tek yıldız parçası bile özgürlüğün kokusunu taşırdı bana.
Ve şimdi...
Yine yıldızların altındaydım. Ama bu defa gökyüzü gerçekten üzerimdeydi.
Motosiklet bozulduktan beri bir saat geçmişti.
Yoldan ne araba geçiyordu, ne de insan.
Çimenler sertti, soğuk kemiklerime kadar işlemişti.
“Sence ne zaman gelirler?” dedim, ellerimi ovuştururken.
Tuğrul, elindeki ot parçasıyla oynamaya devam etti.
“Bilmiyorum.”
“Tahmini olarak diyorum, salak! Dokuz saat sonra mı, iki saat sonra mı?”
Sesim yükselmişti.
Belki sinirim onay beklediğimden değil, donmaktan kaynaklıydı.
“Belki bir, belki iki... ama büyük ihtimalle sabah.” dedi.
Soğukkanlıydı. Sinirime karşı sessizliğini zırh gibi kullanıyordu.
“Sabah mı?!” dedim bağırarak.
“Sabah olana kadar donacağız! Senin üniforman var, ben bu ince elbiseyle ne yapayım burada?”
Tuğrul kaşlarını kaldırdı.
“Ne yapayım yani, sana battaniye mi dokuyayım burada?”
“Dalga mı geçiyorsun benimle?” dedim, sesim titredi.
“Ben hapishaneden kaçtım, tamam, ama ölmeye niyetim yok!”
Tuğrul ayağa kalktı, ellerini beline koydu.
“Sen kaçtın diye bu başımıza geldi zaten!”
Gözlerimi kısarak baktım ona.
“Beni sen koruyacaktın, hatırlıyor musun? Yoksa senin koruma görevine sadece emir gelince mi inanıyoruz?”
Bir an sustu. Çenesini sıktı.
Sonra yavaşça konuştu:
“Ben emirle değil, vicdanımla korurum. Ama sen insanlara zarar vermiş birisin. Neden sana güveneyim?”
Yutkundum.
Söyleyeceklerim boğazıma düğümlendi. Ama sessiz kalmak zayıflık olurdu.
“İnsanlara zarar verdiysem bile, ben o hapishanedeki müdürden daha suçlu değilim! Ben sadece hayatta kalmaya çalıştım!”
Tuğrul bana döndü.
“Kaçarken üç kişiyi öldürdün, Şelale. Hayatta kalmakla bunun farkını bilmiyor musun?”
Bir adım yaklaştım, gözlerinin içine baktım.
“Ben kimseyi öldürmek istemedim. Ama o insanlar beni yakalasa, bugün burada olmazdım.”
Ellerimi yumruk yaptım.
“Senin dünyanda her şey siyah ve beyaz olabilir, ama benimkinde değil.”
Bir an sessizlik çöktü.
Sadece rüzgârın sesi vardı.
Sonra Tuğrul’un sesi o sessizliği yardı:
“Bu soruyu sordum çünkü yalan söyleyip söylemeyeceğini merak ettim.”
“Doğru söyledim.” dedim kısık bir sesle.
“Yine de bırakacak,” dedi içimdeki Şelale.
“Hayır,” dedim kendi kendime. “Bırakmaz.”
“Bırakacak mısın beni?” diye sordum.
Tuğrul şaşkınlıkla baktı, gözlerinde o sertlik yoktu artık.
“Türk askeri bırakmaz, Şelale. Görevim seni korumak.” dedi.
Elini uzattı.
Bir an tereddüt ettim.
“Tutma,” dedi içimdeki ses.
“Tut,” dedim ben.
Sonunda elini tuttum.
Soğuktu ama sağlamdı.
Ayağa kalktım, gözlerimi yıldızlara çevirdim.
Türk askeri... düşündüğümden daha cesurmuş.
Bölüm etkileşimi
