Bölümler 14Şu an: 1.bölüm: Mahkum
- 1 1.bölüm: Mahkum1.361 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 2:bölüm:Söz ver2.104 kelime
- 3 3.bölüm: Sevgili mi?1.514 kelime
- 4 4.bölüm: Yenge muhabbeti2.404 kelime
- 5 5.bölüm: Görev976 kelime
- 6 6.bölüm: Eyvahlar olsun1.644 kelime
- 7 7.bölüm:Yaz akşamı601 kelime
- 8 8.bölüm: Motosiklet1.239 kelime
- 9 9.bölüm: Türk askeri ...394 kelime
- 10 10.Bölüm:Yenge!1.495 kelime
- 11 11.bölüm: Anlaşmalı evlilik797 kelime
- 12 12.bölüm:Altay Timi617 kelime
- 13 13.bölüm: Kurşun2.002 kelime
- 14 14.bölüm:Bir Türk kahvesi hikayesi883 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Songül’ün Anlatımıyla
“Doğduğum an nefes almakla zincirlenmek aynı anlama gelmişti. Annemin son nefesiyle benim ilk nefesim çakıştı ve bana bırakılan miras, demir parmaklıkların pas kokusu oldu. Çocukluğumun oyuncakları paslı kilitler, ninnilerim ise gardiyanların ayak sesleriydi. Benim için zaman, özgürlüğün olmadığı yerde çürüyen bir kavanoz gibiydi; dışarıda insanlar büyür, aşık olur, düşer ve kalkarken, ben hep aynı gri duvarlara bakarak büyüdüm. Burada, her günün birbirine benzediği, her gecenin karanlıktan çok suskunlukla boğduğu bir yerde, insan kendi kaderiyle barışmak zorunda kalıyor. Fakat ben hiç barışamadım. Çünkü içimde, demirleri kırmak isteyen bir öfke, annemin bana bıraktığı yarım kalmış bir nefes gibi hâlâ yaşamaya devam ediyor.”
"Çıkarın beni!"
Yine cezamı almış karanlık odaya hapsedilmiştim.
Ama fazla burada durmuştum.
Sabahın ilk ışıkları duvarlardaki küf lekelerine çarpmadan önceydi.
Koğuş hâlâ uykudaydı.
Ama ben… ben uykusuz geçen yirmi yılın en gür sabahını başlatıyordum.
Duvarlar kalın, kapılar paslıydı.
Ama sesim her yere sızacak kadar inatçıydı.
Çünkü ben burada doğmuştum.
Çünkü ben burada büyümüştüm.
Çünkü ben annemin mezar taşını hiç görmemiştim ama onun adını taşıyordum:
Şelale
“Kes! Kes o sesini!”
Güvenliğin sesi inceydi ama içi öfke doluydu.
Yüzündeki dudak boyası çatlamıştı, gözlerinde gece vardiyasının yorgunluğu.
Bana her zaman "mahkûm çocuğu" derdi.
Sanki ben bu hayata kendim karar vermişim gibi.
Sanki annem burada can verirken bana sormuştu: “Kızım, burada mı doğmak istersin?” diye.
Ama o bağırdıkça ben daha yüksek söyledim.
"Beni çıkarın buradan ,yalandan beni burada tutmayın!"
Kaldığım demir ranza zangır zangır titriyordu.
Yan ranzalarda yatanlar başlarını kaldırmıştı.
Bazıları gözlerini ovuşturuyordu, bazıları bakmıyordu bile.
Çünkü bu ses ilk kez çıkmıyordu benden.
Ama bu sabah, ilk kez bu kadar kararlıydım.
Güvenlik üstüme doğru yürüdü.
Elinde telsiz, yüzünde nefret ama adım atmadan durdu.Belki korktu,Belki şaşırdı,Belki de içten içe kıskandı.Çünkü onun da hiç kimseye ait olmayan bir sesi yoktu.Ama benim vardı.Sigarasını tekrar yakarak geldiği yöne geri döndü.
Kaldığım hücreye baktım
Karanlık…
Hiçbir pencere yoktu bu odada.Sadece soğuk, nemli taş duvarlar ve paslanmış demir parmaklıklar.
Dördüncü gündü burada.
Dördüncü gün,
farelerin cirit attığı, pisliğin burnuma dolduğu, nefesimi daraltan bu ceza odasında.
Ayaklarımın dibinde bir çift göz parıldıyordu.
Bir fareydi.Aç ve cesur.
Sanki benim çaresizliğime ortak olmuştu.
Öfkem, korkum ve umudum birbirine karışıyordu.Bu karanlık, sadece vücudumu değil, ruhumu da esir alıyordu.
Ama ben yılmadım.
Sesim buraya ulaşmazdı belki, ama ben bu sesi yitirmeyecektim.
Kapı açıldı. Soğuk bir adam belirdi, yüzünde ifade yoktu.
“Odana gitme vakti geldi,” dedi, tek kelime.
"Valla mı ya düşündüğünüz için sağolun!"dedim alayla.
Herkesten hepsinden nefret ediyordum.
En çok da bu hapishaneden, içindeki nefes alan o insanlara.
Arkadan adımlarına uydum, sessizce karanlık koridordan yürüdük.
Odam küçüktü. Penceresiz. Beyaz duvarlar, tek sarkan ampul.Soğuk ve sessiz.
Tıpkı doğduğum gün gibi.Tıpkı her sabah gibi.
Kapı yeniden açıldığında yemek saati gelmişti.Koridor boyunca yürüdüm. Aynı çatlak duvarlar, aynı yorgun lambalar.
Her gün aynı şey. Aynı tatsızlık. Aynı çürümüş hava.
Yemekhaneye girdim.Metal tepsiler.
Kaygan yerler.
Üstü açık çorbaya benzeyen gri bir sıvı.
Ve kaşığımı tuttuğum parmaklarımda hâlâ karanlık odanın kokusu vardı.
Oturdum. Hiç konuşmadan.
Tabağa değil, önündeki boşluğa baktım.
Çünkü artık hiçbir şey bana “garip” gelmiyordu.
Bu arada ben şelale.
Yani Songül bu ismi kendime yakıştırıyordum.
Ben burada,bu iğrenç katillerin,dolandırıcıların arasında gözlerimi açmışım.
Keşke açmaz olsaydım, keşke ölseydim de böyle bir hayat yaşamasaydım.
20 yıldır hiçbir suçum olmadan bu hapishanede yaşıyorum.
Annem denen o kadın yüzünden ben 20 yıldır bin bir türlü işkencelere göz yummak zorunda kaldım.
Ben kim miyim?
Hiç kimse değilim.
Ama bir gün biri olacağım.
Bugün.
Çünkü bugün kaçacaktım.
Evet kaçacaktım.
Çünkü özgürlük istiyordum.
Güneşi, ay'ı, hayatı görmek istiyordum.
Ne olursa olsun kaçacaktım.
Bugün 20 yıl'ım bu hapishanede.
Kutlama yok, mum yok, hediye yok.
Ama bir plan var.
Ve bu planın ilk adımı: Zaman.
Güvenlik gece devriyesini 02:00'de yapar.
Kilitler ondan hemen sonra kapanır.Lavabo koridorundaki havalandırma kapağı gevşek.
İki gündür çaktırmadan vidasını oynatıyorum.
Kameraların kör noktası var.Ve ben...
Ben burada doğdum, bu hapishanenin her nefesini ezberledim.
Ben kaçacağım.Fareli karanlık odalardan, buz gibi hücrelerden, metal tabaklardaki zehirden...
Ben bu cehennemi yakacağım.Ama sessizce.
Tıpkı doğduğum gibi.Tıpkı annemin gidişi gibi.Tıpkı bir Şelale’nin sesini kaybetmesi gibi.
Yemek Saati
Paslı demir tabaklarda çürümüş et kokusu, tavanlardan sarkan örümcek ağları gibi yapışıyor insanın üstüne.Ama ben…
Yemiyorum.Gözlerim önümdeki griliğe değil, çevremdeki insanlara kilitli.Damarlarında dolaşan şeyin artık kan değil, zehir olduğunu bilmek…
Beni hayatta tutan tek şey.
İlk boğuk öksürük sesini duyuyorum.Sonra biri kusuyor.Sonra bir başkası yere yığılıyor.
Sonra…
Çığlık.
Ardı ardına.Kan fışkırıyor ağızlardan.Boğazlar çatlıyor.İnsanlar titriyor.Beton bile utancından çatlayacak gibi.
Ve ben ilk defa gülümsüyorum...
Ve ben hâlâ oturuyorum.Bir heykel kadar soğuk.Bir cellat kadar sessiz.
Bunu neden yapıyorsun onlar sadece cezasını
çeken insanlar dediğinizi duyar gibiyim.
Ah o kadar pembe hayaller kuruyorsunuz ki.
Onların günahları görseniz bana hak verirsiniz.
Peki bunu nasıl yaptım?
Bunu sizde merak ediyorsunuz kabul edin.
Hapishanenin yanında inşaat yapılıyor her hafta hücrelerden iki kişi seçilip inşaate getirilir.
Beni de ceza niyetine oraya gönderirlerdi.
Günlerden bir gün işlerimi yaparken bir ot bulmuştum.
Çaktırmadan otları kırmızı babetimin altına saklanmıştım.
Sağlık Okuyan ama şuan hapishanede olan bir arkadaşıma gösterdiğimde ise bunun zehirli, insanı öldürebilecek kadar güçlü bir ot olduğunu öğrenmiştim.
Ve tam tahmin ettiğim gibi bu hafta içinde beni mutfağa temizlikçi olarak göndermişlerdi.Otları şuan önümdeki gri lapa'nın içinde görebiliyordum.
Adı sanırım siren otuydu ama şuan zerre kadar umrumda değildi.
İkinci adıma geçmeliydim: Hızlı olmak.
Yavaşça kalktım.Hiçbir şey olmamış gibi.
Siyah hırkamın şapkasını kafama geçirdim.
Ama Bir çift ayak önüme dikildi.
Kel,İğrenç.
Ve geçmişten gelen en kirli gölge: Güvenlik Görevlisi Halim.Zamanında bana dokunan ellerin sahibi.Nefretin vücut bulmuş hali.
Yanağıma sert bir tokat attı.
“Yine sen!” diye tısladi. “Ne halt karıştırdığını biliyorum!”
Sendeleyip yere düştüm.
Ama korkmuyorum.
Çünkü içimden bir kahkaha yükseliyor.
O kahkaha yankılanırken…Birden Halim’in gözleri büyüyor.Sanki boğazında bir şey var.
Sanki biri görünmeyen bir ipi çekiyor.
Halim nefes alamıyor.Yere düşüyor.Gözleri açık bir şekilde ölüyor.
“Sana yaptığın her şeyin elbet bir sonu olacağını söylemiştim Halim,” dedim sessizce.
Ayağa kalktım.Havalandırma deliğinin vidaları gevşettiğim o küçük odaya doğru ilerliyordum hızlı adımlarla.Ama Müdür.
Karşımda.İri.Sinirli.
Yüzünde haykıran bir öfke var.
Seni iğrenç müdür!
“Ne yaptın sen?! Onlarca mahkûmu öldürdün!”
“Bu senin sonun olacak!”
Elini kaldırdı, koştu bana doğru.
Ama ben beklemedim.
Ceketimin içinden çektiğim keskin metal çubuğu savurdum. Hiç düşünmeden boynuna sapladım.Bir hırıltı.Bir titreme.Yavaşca dizleri yere çöktü ve ardından kafası pis zemine sertçe düştü.Beton bile kan kusuyor şimdi.
“Benim adım Şelale değil,” diye mırıldandım
“ Songül.”
Annemin ismi bile midemi bulandırıyordu.
Ve yürümeye devam ettim.Köşeyi döndüğümde odaya direkt girip kapının üzerine dolabı koydum.Odaya bakınca lorayı gördüm.Havalandırma deliği sonuna kadar açıktı.
Sarı kısa saçları çaresiz değil aksine dışarı çıkmayı sabırsız halde bekliyor gibi kabarmıştı.
Zayıf ama hızlı gözleriyle bana baktı.
Size tanıştırayım bu Lora benim şuan ki en güvendiğim ilk ve tek kişi tabi bir kişi daha vardı ama şuan gökyüzünden bize gülümsediğinden emindim.
“Vakit geldi,” dedi.
“Bahçeye açılıyor bu tünel…”
Tünelden ilk onun girmesine özen gösterdim.
Bu kaçış planını uygulayan ve planlayan bendim ve o da beni yalnız bırakmamak için kabul etmişti eğer onu dabenim bu özgürlük sevgim için kaybedersem kendimi asla affetmezdim.
Onun tünele bitirdiğinde metal buzluğu arkamızdan kapatmak için itiyordum ki dış kapı gürültüyle çatladı.
"Olduğunuz yerde kalın bu bir emirdir!"diyen sesi umursamadan tünele girip arkamızdan metal buzluk ile kapattım.
Tünel yıllardır temizlenmediği için tozlu ve böcekliydi.
Ağzımı kapatıyor bir yandan da hızla ilerliyordum.
Sanki ağzımı açsam içeriye böcek girecek diye ödüm kopmuyor değildi.
Sonunda tünelin ucuna geldiğimde bir el gördüm.
Bunun loranın eli olduğunu hemen anlamıştım.
O yanık eller..
Hapishanenin dışına ulaşmak için son bir adım kalmıştı.
Dışarıya baktım.Gece sanki üstümüze kapanıyor.Gökyüzü gri,Zemin ıslaktı.
Arkama döndüğümde bir silüet gördüm.
Yavaş yavaş bana yaklaştı.Lorayı arkama aldım.
Onun ebem olduğunu görünce derin bir nefes aldım.
Ebem dediğimde yani beni Doğuran kişi kafanız başka yerlere gitmesin haa.
Haziran.
Doğduğum anın şahidi.
Annemin en yakın arkadaşı.
Beni yıkayıp o kana bulanmış kadından teslim alan kadın.
Gözleri dolu doluydu.
“Şelale…” dedi gözyaşları dudağını temizlerken.
“Keşke böyle olmasaydı.”
“Ama… seni suçlayamam.”
Sessizlik.
Koca bir sessizlik.
Son bir bakış.
Son bir an.
Ne yapmamı bekliyordu" eyvallah abla beni bu hapishanede doğmama yardım ettiğin için "mi demeliydim
Dayanamayıp kafamı eğdim.
Bizi her an yakalayabilirledi bu kadın ne yapıyordu.
“Kendine iyi bak,” dedim.
O kadar şey öğretmişti hakkını ödeyemezdim yine de.
Arkasını döndü ve yavaşça gözden kayboldu.
Etrafıma baktım sesler artarken güvenlikler görünmüyordu.
Loranın elinden tuttum.
Hapishanenin inşaatına doğru koştuk.
Her gün gizliden gizliye kazdığım küçük çukura ilk önce lorayı soktum.
Ben ise girmeden önce hapishaneye ,esaretime baktım.
Gülümsedim.
"Görüşürüz cehennem"diye mırıldandım.
Artık Songül vardı.
Artık durdurulamaz biri vardı.
Ve intikam daha yeni başlıyordu
Bölüm etkileşimi
