Bölümler 14Şu an: 6.bölüm: Eyvahlar olsun
- 1 1.bölüm: Mahkum1.361 kelime
- 2 2:bölüm:Söz ver2.104 kelime
- 3 3.bölüm: Sevgili mi?1.514 kelime
- 4 4.bölüm: Yenge muhabbeti2.404 kelime
- 5 5.bölüm: Görev976 kelime
- 6 6.bölüm: Eyvahlar olsun1.644 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 7.bölüm:Yaz akşamı601 kelime
- 8 8.bölüm: Motosiklet1.239 kelime
- 9 9.bölüm: Türk askeri ...394 kelime
- 10 10.Bölüm:Yenge!1.495 kelime
- 11 11.bölüm: Anlaşmalı evlilik797 kelime
- 12 12.bölüm:Altay Timi617 kelime
- 13 13.bölüm: Kurşun2.002 kelime
- 14 14.bölüm:Bir Türk kahvesi hikayesi883 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ben nereye düşmüştüm.
Sadece hapishaneden kaçmak istemiştim,sadece özgür olmak istemiştim.
Neden bunlar başıma geliyordu.
Hayat bana Vazgeç derken ben niye pes etmiyordum.
Bazen insanlar çaresiz olur ya...
Ben de o an, tam olarak o yerdeydim.
Kalbim göğsümde çırpınıyordu, kafamın içi susmuyordu.
Ben sadece…
Sadece hapishaneden kaçmak istemiştim.
Sadece özgür olmak istemiştim.
Sadece… biraz nefes almak.
Ama şimdi burada, kendime bir kafes daha kurmuş gibiydim.
Kendime ne yapmıştım ben?
Neyi yanlış yapmıştım?
Kaçarken aslında nereye yakalanmıştım?
Özgürlük sandığım şey…
Zincirlerimin daha ince, daha görünmez hali miydi?
Tuğrul bana "Atlamamız lazım,hadi"diye bağırıyordu.
Ben ise "Onu bırakamam lütfen"diye kollarını çekiştiriyordum.
Silah sesleri yakınlaşıyordu.
Tuğrul ise "Söz veriyorum onu alacağım."dedi.
Ve beni de kucağına alıp kendine siper edip derin bir nehire doğru çekti.
1 Saat önce
Malikane hayatım da gördüğüm en güzel malikaneydi.
Aslında gördüğüm ilk ve tek malikaneydi.
Serdarın kolumu çimciklemesiyle gözlerimi karşımda ki güzel malikaneden ayırdım.
Serdara dönüp "Ne çimcikliyorsun lan."dedim sert sesimle ve onunkini daha sert bir şekilde çimcikledim.
Kısık bir iniltiyle"Ya küçük çimcikledim ya elin çok ağır güvenliklerin dikkatini çekeceksin."dedi.
Oflayarak önüme döndüm.
Ve çenemi ağrıtacak küçük tebessümümü ortaya koydum.
Gülümseme ya da mutluluk ile alakalı şeyler midemi bulandırıyordu.
Gülümseyince ne buluyor insan.
Ya da mutlu olunca hayatta birşey mi değişiyor sadece kendini mutlu ediyordu.
Ah saçma duygular midemi bulandırıyordu.
Artık Tutku ve Selim'i gördüğümde altın streç film gibi üzerime sarılmış elbiseyi zar zor kaldırarak merdivenleri çıktım.
Ama bitmiyordu.
Sonunda Tutkuların yanına gittiğimiz de terlemiştim.
Daha görev başlamıştı be dostum.
Aslında bu görev beni heyecanlandırmıştı.
Öyle mutluluktan değil, böyle Zengin bebeklerini dövmek beni aptal bir mutluluğa sürüklemişti.
Benim üzerimi Tutku aradı.
Serdarın da Selim aradı.
Tam gidecekken önüme kel, uzun ve yüzünde ben dolu olan bir adam geldi.
David Guetta
Bu adam malikanenin sahibi ve bana benzeyen kızın babasıydı.
Ben ona benzemiyordum.
O bana benziyordu.
Kimse bana benzeyemezdi.
"Ah, Lisa kızım ben de seni arıyordum,seninle birazcık konuşabilir miyiz?" Dedi ağzını yayarak.
"Tabi"dedim.ve Serdarı da çekerek gidecekken.
"Mümkünse yalnız canım"dedi David .
Serdara baktım.
Onay verircesine başını salladı.
Ondan onay istemiyordum ki ben istesem burada çekip giderdim.
Sadece operasyonu bozmak istemiyordum.
Oyunbozanlardan nefret ederdim.
"Tamam"deyip David denen adamın arkasından yürümeye başladım.
"Ah,Lisa bugün çok önemli bir gün biliyorsun ve bugün annemden miras kalan kolyeyi takmak senin için bir gurur olmalı."dedi.
Ama her konuştuğunda ağzından iğrenç bir koku yayılıyordu.
Bu hapishanede ki gardiyanların içtiği o iğrenç şeydi galiba.
Çünkü kokuları aynıydı.
Beni bir odaya çekti.
Ve kapıyı kilitledi.
Kulağımdaki küçük kulaklıktan harunun sesi geldi.
"Onu bir süre oyala şelale."dedi.
Şelale kadar taş düşsün başına harun.
"Kameralardan seni görüyorum şelale çok endişelisin sakın ol birşeyler anlar."dedi otoriteli sesiyle.
"Beni birazcık bekle balım."dedi David ve içeriye girdi.
Ondan Birazcık uzaklaştım ve pencereden dışarıya bakıyormuş gibi yaptım ve fısıltıyla "Kapıyı kilitledi,ne yapar?"dedim.
Aslında cevabın harundan geleceğini bekledim ama tam tersi Tuğruldan geldi.
"Kapıyı mı kilitledi o ?"dedi sinirli ve bir o kadar şaşkın sesiyle.
Tam o sırada David içeri geldi.
Ve elinde iki bardak vardı.
Ve içinde kırmızı renkli içecekler vardı.
Sahte bir gülümseme koydum suratıma ve "Baba bunlar ne?"dedim.
"Canım güzel bir geceden önce iyi gider dedim"diye kahkaha attı.
O ağzına çak bir tane atamasın daha kahkaha dedi şeytan ama onu başımdan kovdum.
Elime tutuşturdu bardağı ve "Ee, İtalya'da ki işi hallettin mi?"dedi.
Ne italyası be.
Kulağımdan bir ses yükseldi.
"Dediklerimi tekrar et:İyiydi ama o imzalayacağın dosyayı imzalatamadım babacığım."derken babacığım kelimesini kısık söylemişti.
"Artık Almanyadakine bakacağız."dedi.
Aynısını tekrar ettim.
Memnunmuş gibi gülümsedi.
İçki kokusu odayı sarmıştı.
Kusacağım vallahi.
"İçmeyecek misin canım?"dedi.
Evet, konuşma bitene kadar içmemeyi planlıyordum ama farketmişti.
"Elbette içeceğim." Dedim gülümseyerek.
Şarabı ilk önce kokladım.
Çok kötü kokuyordu.
Dudağımı büktüm.
"Başka var mı bunu sevmedim"dedim kızı taklit ederek.
"Aa canım bu senin en sevdiğin ama kırıyorsun babanı "dedi.
Eyvahlar olsun eğer kusarsam rezil olurdum herkese.
Kulağımdaki harunun sesini işittim.
"Şelale, iç şunu adam şüphelenecek."dedi sert bir sesle.
Tam o sırada David' in elini kalçamda hissettim.
Harunun"LAN"diyen sesini duyduğum da geri çekildim.
Kapı hızla çaldı.
Ah Allahım teşekkür ederim.
Davide dönüp "Ah babacığım hemen bakıp geliyorum"dedim onun konuşmasını taklit ederek.
Pis şerefsiz.
İnsan kızına bari bunu yapmasın ya yeter bıktım.
Kurtarıcıma doğru hızlı adımlarla yürüdüm.
Gözüm dolmuştu.
Kapının kilidini anahtarla açmam bile hızlı olmuştu.
Hızlıca açtığım anda burnuma keskin bir nane kokusu dolmuştu.
Ama bu normal bir çalışan ya da bir iş adamı değildi.
Bu onunla beraber evini paylaştığım ve beni görev icabı koruyan askerdi.
Bu Tuğruldu.
⌛
Tuğrulun sinirli suratını ve damarlarını ortaya çıkardığı yumruğunu gördüğümde rahatlamıştım.
Niye rahatlıyorsun güvenli mi duruyor senin için dedi içimdeki şelale.
Kes sesini dedim.
Tuğrul içeriye girdi.
"David bey sizi Bir arkadaşınız çağırıyor."dedi tok bir sesle ama nefes nefeseydi.
"Hemen geliyorum canım."dedi.
Ellerim titriyordu.
"Ben makyajımı temizliğeceğim."dedim ve hızlı adımlarla tuvalete girdim.
Kulağımdaki harunun sesini bile umursamıyordum.
"Eylül tuvalete git hemen."dediğini duyuyordum.
Ara ara da "Şelale sakin ol bitti gitti"diyordu.
"Senin için bitti gitti."dedim bağırarak.
O sırada tuvaletin kapısı açıldı ve içeriye sarı saçlarıyla Eylül geldi.
Ve hiç 'sakin ol' falan demeden kulaklığını çıkardı ve banada çıkar işareti yaptı.
Dediğini yaptım ve kulaklığı çıkardım.
"Merak etme, böyle birşey yapmasına izin vermezdim yakınlarındaydım."dedi rujunu tazelerken.
"Neden bu kadar rahatsın?"diye sordum.
İç çekti ve devam etti.
"Sence biz böyle bir şeyebizin verirmiydik?"dedi.
Başımı sağa sola salladım.
"Ee o zaman."dedi.
"Ya yetişemezseydiniz?"dedim
"Evet o planda yoktu Tuğrul aslında malikanenin yanındaki kulübedeydi malikanedeki en üst kata nasıl çıktı onu anlamadım ama aşk işte."dedi gülerek.
Ne?
"Sen ona aşık değil misin?"dedim.
"Hayır İlk geldiğimde bir hoşlanti vardı ama oda gitti."dedi güzel bir asilikle.
"Hadi gidelim molayı başka zaman yaparız"dedim ve kulaklıkları taktık.
⌛
Ana salondaydık.
Lisa Guetta konuklara alakasız ama bir o kadar da uzun bir konuşma yapıyordu.
Ben ise Tuğrul düşünüyordum.
Neden böyle birşey yapmıştı.
Acaba görevi olduğum için mi?
Bunları düşünürken kulağım harunun sesini işittim.
"Şelale hazırlan geliyor"dedi.
Ve hemen ardından tuvaletin sesini bir kusma sesi duyuldu.
Ve bir kabine girdi.
Hemen kabinden çıktım.
Ve lisaya yardım ediyormuş gibi yaptım
"Hanımefendi,iyi misiniz?"dedim.
Az kalsın gülme krizine girecektim.
"Yürü git ya başımdan"dedi ve beni geriye doğru itti.
Seni küçük fahişe.
Artık kusmasını bitirmişti.
Ve boynundaki kolye bana göz kırptı.
"Bana dokunmaya nasıl cüret edersin."dedi sarhoşluğuyla.
O sırada Tutku içeri girdi.
Lisa tam bana doğru geldiğinde sağ yanağına doğru bir Yumruk indirdim.
Allah'ın Malı.
Tutku ile temizlik kabinine götürdük.
Ve hemen kolyeyi taktım.
Harun "Kızlar anladılar sanırım hemen çıkın" dedi.
O sırada bize gelen bir sürü güvenliği görmeyi hiç umut etmemiştim.
Eylüle döndüm.
Sadece gözlerini devirip uzun elbisesi bacaklarına çekti.
"Hiç dövüştün mü?"diye sordu.
Oo Eylül hanım beni tanımıyorsunuz.
"Evet."dedim.
Yanına hızla gelen bir adamı ayağına tekme atıp yere düşmesini sağladı.
Ardında yüzüne topuklu ayakkabısını geçirdi.
Topuklu ayakkabının topuğu kırılmıştı galiba.
Ya da adamın burnu.
Ben ise koşmamayı tercih ettim bu elbise çok uzundu zaten koşanmazdım.
Ama onlar beni beklemeyecek olacakki ilk hamleyi benden bayağı uzun olan bir erkek yaptı.
Ona tekme atmaya çalıştım ama elbise izin vermiyordu.
"Ah üzgünüm dolarlar"diyip elbiseyi diz kapaklarima kadar yırttım.
Bana gelen zürafanın ensesinden tutup dizime geçirdim.
Adamın alnı kanamasına rağmen bana yumruk atmaya çalışıyordu.
Ama ben acımayacaktım.
Yumruğunu tutup ters çevirdim.
Adam acılı bir şekilde bağırdı.
Bunu gören iki güvenlik kaçmışlardı.
Diğerleri ise korkusuzca koşuyordu bize.
Eylüle baktığımda birisinin boynunu kırmakla meşguldü.
O sırada gözüme yanımdaki yangın söndürücüyü gördüm.
Eylül ne yapacağımı anlamış gibi üzerine çullanan adamın yüzüne acımadan topuğunu geçirdi.
Hemen tüpü alıp bize doğru gelen güvenliklere doğru sıktım.
Etraf görünmeyecek kadar Duman olduğunda Eylül ile yardım merdivenlerine doğru gittik.
"Nereye gidiyoruz?"diye nefes nefese sordum.
"Tuğrul komutanın işine yarayacak birşey var elimizde."dedi.
"Ne var ?"dedim.
Çıkış kapısını hızla açtı.
Ve "Lisanın kolyesi"dedi boynumdaki Zümrütlerle süslenmiş kolyeye bakarak.
Kulübe hemen yanımızdaydı.
Kapısı bu malikaneye göre küçük ve pisdi
Kapıyı hızla açtı Eylül.
İçerideki tanıdık yüzler vardı.
Ardınç, Eylül ile bana dönerek "Kolye nerede?"dedi.
Kollarında bazı kanlar vardı.
Ona baktığımı anladığında kaslarını şişirip hava atacakken Tuğrul "Kolye nerede?"dedi.
Hemen boynumdaki kolyeyi çıkarıp ona uzattım.
Ama gözleri bende değil bacaklarimdaydı.
"Niye bakıyorsun?"dedim.
Hemen elimdeki kolyeyi alıp Selçuka verdi.
Ve beni bir kenara çekti.
"Ne yapıyorsun be "demeden.
"Bu morluklar şimdi mi oldu?"dedi.
Bacaklarıma baktım.
Evet bazı morluklar vardı ama bunlar onun dikkatini nasıl çekmişti.
Ben bile unutmuştum.
"Seni alâkadar etmez "diyip kollarından ayrilacakken beni daha da sıkıştırdı.
Kollarını sıktım.
Acıyla tısladı.
Hemen diğerlerinin yanına gittim.
Tutku yanıma geldi.
"Bacaklarına ne oldu?"dedi kısık sesiyle.
"Niye herkes merak ediyor ya size ne?"dedim sinirle.
Bana anlamamış gibi baktı.
Hemen yüzümü değiştirdim.
"Düştüm."dedim.
O sırada Selçuk "Bitti hadi gidelim uza uza uza."diye hızlıca kasadaki dosyaları kaptı.
Ve kolyeyi de Eylül'ün elindeki kutuya koydu.
Tam kapıyı açacakken Tuğrul beni kenara çekti ve belindeki silahını kavradı.
"Arkamda dur."dedi.
Ah niye beni koruyor bu asker.
Kapıyı açtığında bir sürü güvenlikle göz göze geldi.
O an herşey birbirine girdi.
Kurşunlar etrafa dağıldı.
Gözlerimi sıkıca kapatmıştım.
Açtığımda önüme bir silah düştü.
Düşünmeden aldım.
Güvenliklere doğru sıktım.
Yarısını ıskalamış olabilirdim ama daha ilk deneyimdi.
Güvenlikler dahada artmıştı.
Yanımıza bir kamyon geldi kasası oldukça büyüktü.
Güvenlikler ile aramıza girdi.
Şoför pencereden başını çıkarmıştı.
Bu harundu.
Sonunda orada korkakça koordinatlar vereceğine buraya gelmişti.
"Hadi atlayın."dedi bağırarak.
İlk önce Eylül bindi ve oradan Nişan almaya devam etti.
Ardından Tutku,Selçuk ve Ardınç bindi.
Tam bende binecektim ki kurşunlar daha da arttı.
Kamyonun her tarafını sarıyorlardı.
Elimde bir el hissettim baktığımda Tuğrulun elini gördüm.
Koş diye bağırdı.
Ve malikanenin etrafınını saran o ormana doğru koştuk.
Her taraf Islaktı ve bu topuklularla koşmam imkansıza yakındı.
Topukluları bırakma kararı almıştım.
Kurşunlar ağaçlara saplanıyor,sesler daha da artıyordu.
Kulağıma su sesleri geliyordu.
Arkama bakmaktan önümü göremiyordum.
O sırada boynumda bir boşluk hissettim.
Umursamadım.
Büyük bir uçuruma gelmiştik.
Yolun sonundaydık.
Ah böyle mi ölecektim.
Lora üzgünüm sözünü tutamadım.
El fenerlerinin ışığını görebiliyordum.
Tuğrul bir bana bir nehire bakıyordu.
"Atlamaliyiz başka yol yok ."dedi.
Gözlerimi irice açtım.
"Ne alaka sen bir yolunu bulursun lütfen bir şey bul."dedim bağırarak.
O sırada elimi boynuma götürdüm.
Songülün kolyesi yoktu.
"Kolye"dedim nefes nefese.
"Kolye yok."
Tuğrul sakince "Eylülde kolye "dedi.
"Hayır benim kolyem yok bak hemen arayayım bulurum lütfen bırak bulayım."dedim.
"Oradalar."diyen sesleri ikimizde duyabiliyorduk.
Tuğrul "söz onu bulacağım"dedi.
Ve kendisini bana siper ederek derin bir nehire doğru kendini bıraktı.
Allah'ım lütfen lütfen ölmeyeyim.
Ölmeyelim...
Bölüm etkileşimi
