Mahkum kitap kapağı

10. bölüm / 14

Mahkum

10.Bölüm:Yenge!

Yazar: Irmak Kılıç

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 14Şu an: 10.Bölüm:Yenge!

Biliyor musunuz?

Artık bıkmıştım.

Motosikleti bozulduğu yerde bırakıp yürümeye başlamıştık ama başlamaz olaydık.

Bu çıplak ayaklarım her ne kadar acı hissetmiyor olsada taşlar ayağımı kanatacak kadar keskindiler.

Dudaklarım kurumuştu, kaşlarım ise kırışık olduğuna emindim.

İşaret parmağımı yalayıp kaşlarımı düzeltmeye çalıştım.

O sırada Tuğrula baktım.

Üzerinde sadece takım elbisesi vardı.

Ama yine de elleri ve bacakları örtülüydü.

O benden biraz hızlı yürüyünce kulağının arkasında uzun bir yara farkettim.

Yeni dikilmişe benziyordu.

Onun hızına yetişince sordum.

"Kulağına ne oldu?"dedim nefes nefese çünkü uzun bacakları onun hızlı olmasına neden oluyordu.

"Ne olmuş?"dedi umursamazca.

Onu sen söyleyeceksin Aslanım.

"Ben nereden bilebilirim?"

O sırada küçük bir köye gelmiştik.

Bayağı karanlıktı.

Sadece tek bir sokak lambası yanıyordu.

O da okula benzeyen bir binanın önündeydi.

Küçük bir lambaydı.

Tek Bir yeri aydınlatıyordu.

O da Mustafa Kemal Atatürk'ün anısına yapılan bir heykel ve türk bayrağıydı.

O sırada solumda bir metalin birbirine çarpma sesi geldi ve en sonunda bir havlama sesi.

Köpek tam olarak benim üzerime geliyordu.

Ani bir refleks ile Tuğrulun arkasına geçtim.

Ama köpek benim yerime arkamdaki bir çeşmeye koştu.

Bioşuna korkmuştum ve rezil de olmuştum.

Bakışlarımı Tuğrula çevirdiğimde bana bakıyordu.

İç çekerek okula doğru yürüdü.

Ay şeyimin kenarı.

Sanki arkadan çimcikledim.

Ne bu asilik anlamıyorum.

Her asker de böyle mi olur ya?!

Acaba kokuyor muydum?

Kendimi kokladım.

Yoo, Tutkunun Yasemin kokulu parfümü hala üzerimdeydi.

Bal gibi korkuyordum.

Yavaşça ilerledim.

Okulun Mustafa Kemal Atatürk'ün anısına yapılan heykelin önündeki banka oturdu.

Yanına yavaşça oturmadan önce Mustafa Kemal Atatürke selam verdim.

"Sorum hala geçerli."dedim sorduğum soruyu hatırlatarak.

İlk önce derin bir nefes aldı.

Ve ardından Türk bayrağına baktı.

“Şelale… Vatanı korumak, sadece silah tutmak değildir. Bazen bedeninde açılan bir yara olur, bazen kalbinde taşıdığın bir iz. Benim bu izim… bana şunu hatırlatıyor: Bir gün bu toprakları korumak için ömrünü ortaya koyman gerekirse, geri adım atamazsın. Çünkü ardında sana güvenenler vardır. Çünkü bu bayrak, üzerinde yaşadığımız toprak değil, uğruna can verilen onurun kendisidir. Eğer bir gün düşman kapına dayanırsa, o iz sana acı vermez… gurur verir. Çünkü bilirsin ki, bu acı, özgürlüğün bedelidir.”

Dudaklarından dökülen her kelime, dalgalanan bayrağın gölgesiyle birleşip kalbime işliyordu.

“ İnsan, canını bile bile feda etmeye nasıl razı olur? Vatan dediğin şey gerçekten bu kadar büyük mü?”dedim.

Tuğrul gözlerini bayraktan ayırmadan, derin bir sesle
“Vatan, bir kelime değil Şelale. Çocukların sabaha güvenle uyanmasıdır, bir annenin oğlunu asker selamıyla uğurlayıp dua etmesidir. Bizim için vatan, nefesin sebebi… Ve gerekirse o nefesi vermenin şerefidir.”

“Yani senin için yaşamak değil, yaşatmak önemli…”

Tuğrul bana dönerek, kararlı bakışlarla
“Evet. Çünkü biz ölürsek toprak oluruz, ama vatan yaşarsa bayrak olur.”dedi ve Mustafa Kemale baktı.

"Onun bize emaneti."dedi.

Tam o sırada tuvalet molası vermem gerektiğini Bir kez daha hatırladım.

Çünkü bir saate yakın tutuyordum.

Tuğrula dönerek "Burada tuvalet var mıdır?"dedim.

Etrafına baktı.

Ardından kalktı.

Bende kalkarken zorlanmıstım.

Çünkü her an kaçırabilirdim.

Düşünsene kaçırdın ne gülerdim ama.

Düşündüm ve evet çok berbat olurdu.

Üç dakikalık yürüyüşün ardından bir kabin görmüştüm.

Sokak lambası çok hafif aydınlatıyordu.

Tuğrula dönerek Burada beklemesini söyledim.

Başıyla onayladı.

Kabine normal hızla zar zor yürüdüm.

Tuğrul arkaya döndüğünde ise hızlı adımlarla kabine girdim.

Kabinin önündeki çamur birikintisine dikkat ederek içeri girdim.

Kabin iki kişilikti ve bir el yıkama yeri ve ayna vardı.

Birinci kabin çok pis olduğu için ikinci kabini tercih etmiştim.

İşim bitince elimi yıkadım.

Aynaya baktığımda saçım yarı bağlıydı ve bu beni çok gıcık etmişti.

Saçımı yukarıdan sıkıca bir at kuyruğu yaptım ve boynumdaki kan lekelerini temizledim.

Kan lekelerini ilk defa görmüyordum.

Koğuşta bazı erkekler kavga ettiğinde ya yaralanır ya da ölürlerdi.

Ben ise taraf tutar kimin kazanacağı ile ilgili bahse girerdim ve doğru çıkardı.

Vücuduma baktığımda altın sarısı streç film gibi vücuduma yapışan elbise şuan dizlerime kadar yoktu çünkü kavga iken yırtmıştım.

Ve vücuduma ise yapışmaktan ziyade yanından bile geçmiyordu.

Göğüs dekoltem ise.

Ahh, çiziklerle doluydu.

O yüzden Tuğrul bana hiç bakamıyordu.

Şimdi jeton düşmüştü.

Bende artık çirkin olduğumu falan zannetmiştim.

Ama posios hastalığım yüzünden saçımı çok seviyordum.

Siyah saçlarımın arasında beyaz bir tutam benim için acayip güzel duruyordu.

Derin bir nefes alıp kabının kapısı açtım.

Ama aydınlık değildi.

Sokak lambası hiç olmasa önümü görebilecek kadar yanıyordu ama şuan zifiri karanlıktı.

Tuğrul neredeydi?

Beni bekleyeceğini söylemişti.

Acaba beni bırakmış ve Kendi yoluna mı bakmıştı?

Eğer öyle olduysa anasından emdiği sütü burnundan getirecektim.

Ama emin olmak için Tuğrula seslenecekken sol gözüme şiddetli bir yumruk yedim.

Ve çamur birikintisine düştüm.

Hay anasını!

Tam bir tekme yiyecekken yana dönerek bundan kurtuldum.

Ve evet hiçbir şey göremiyordum.

Ama arkamdaki yapraklar kıpırdıyordu.

Arkama dönecekken bir silah sayesinde dizlerim yere düştü.

Çok fena başım dönüyordu.

Ama pes etmeyecektim.

Benim kolumu tutan şahısın başını dizime vurdum.

Büyük bir ah sesini duyunca ikinci kişi karnımın sağına doğru vurdu.

Bağırdım.

Canımı çok acıtmıştı.

O sırada bir flaş yüzüme doğru tutuldu.

Ve ardındaki bir sesle ona döndüm.

"Yenge!" Bu denizci.

Kafasına vurduğum "Yengemi arıyoruz Deniz delirm!"dedi ve yavaşça ayağa kalktı.
Bu kaandı.

Sonra flaş tutulan bana döndü.

O aynı tepkiyi vermedi.

"Ananı!"dedi ve kendini çamur birikintisine attı.

Arkama döndüğümde de denizin arkasındaki Muratı farkettim.

"Yenge açıklayabiliriz."dedi mırıldanarak.

Ohh rahatlamıştım iyiki hapishane için gelmemişlerdi.

"Ne yengesi lan!"derken sağındaki ağrı yüzünden yere çöktüm.

Yenge diye bağırıp Üçü aynı anda yanıma koştular.

Kaan mahcup bir tavırla "Ya o yumruğu atmayacaktım pardon yenge ama sende demiyorsun ki"derken bağırdım.

"Ne diyebilirim Kaan yumruk yerken durun ben kaanın yengesiyim mi ?"diyeyim derken Deniz eldivenlerini çıkarıp sol gözüme koydu.

"Ay çok fena morarmış."dedi.

"Yok canım siz burcunuz diye morarmayacak oğlum bir insan bakar bu kim neyin nesi niye bam diye dalıyorsunu-"derken karnımdaki sancı arttı.

Tam Murat beni kucağına alacakken "Ne oluyor lan burada !"diyen Tuğrulun sesiyle başımdaki üçlü Tuğrula baktı.

Deniz "Komutanım yengeyi bulduk."dedi ve sırıttı.

Arkadan bağırdım."Bok buldunuz dövüp de buldunuz!"dedim.

V Tuğrulun yanındaki Serdar bana ayrıntılı bir şekilde baktı.

Ve ardından üçlüye baktı.

"Kadını ağzına sıçmışsınız kim yaptı lan bunu !"diye bağırdı.

Deniz bir adım geriye attı.

Kaan küçük çocuk gibi beni Serdara şikayet etti.

"Ama komutanım o da benim başıma vurdu
."dedi.

Hemen atladım.

"O bana attığın tekme sonrası oldu hatırlatayım!"dedim.

Tuğrul bana baktı.

Takım elbisesindeki ceketi çıkarıp bana örttü.

Normalde karşı çıkardım ama şuan soğuktan götüm donmuştu.

Ardından beni kucağına aldı.

Çüş!

Adamın kollarında yok olmuştum resmen ve yerden havalanmıştım.

Ama şuan acayip bir şekilde titriyordum.

"Tuğrul beni döven askerlerine bakıp.

"Bunu sonra hesaplaşacağız ama şuan değil araba nerede?"dedi serdara dönerek.

"Okulun orada"dedi.

Serdar,Deniz, Kaan ve murat önden ilerlerken biz arkadaydık.

Tuğrula baktım.

Beni taşırlen hiç zorlanmıyordu.

"Sen neredeydin?"dedim etrafa bakarken.

"Sen işini hallederken sesler duydum oraya gidince Serdarı gördüm.Bizi almaya geldiklerini öğrenince sana geliyorduk ama sana ulaşmadan bir çığlık duyduk."dedi.

Çığlık mı atmıştım?

Hayır bağırmıştım.

"İyi "dedim.

Bir dakika sonra "Ben trip mi yiyorum?"dedi.

Yemiyordu ama yiyecekti iyi ki beni burada bekle demiştim ağzıma sıçmışlardı.

"Yoo"dedim.

"Öyle olsun."dedi.

Bir dakika sonra dayanamayıp "Sana burada bekle dedim değil mi alt tarafı bekelyecektin ya ağzıma sıçtılar ya şu gözümdeki morluğa bak ya ama Deniz gelmeseydiniz onların işini bitirdim ya inanmıyorum!"derken Tuğrulun kıkırdadığını görrdüm.

"Sen bana gülüyorsun değil mi çok mu kötüyüm çok çirkinim değil mi hemen beni bırakıyorsun beni Murat taşıyacak bana bu yumruğunu hesabını verecek!Murat!Murat!Gel lan buraya beni taşıyacaksın?"dediğimde Tuğrulun gözleri fal taşı gibi açıldı.

Murat yanımıza geldiğinde "Efendim yenge?"dedi.

"Beni taşıyorsun hemen!"derken bir yandan Tuğruldan inmeye çalışıyordum.

Ama bir milim bile oynamıyordu.

Tuğrul Murat'a "Bir şey taşımıyorsun yürü git."dedi.

Murat "Emredersiniz Komutanım!"diyerek arkadaşlarının yanına gitti.

Artık arabayı görebiliyordum.

Kırmızı bir arabaydı ve arkasında kasasıda vardı.

Arabanın üstünde ise küçük bir türk bayrağı vardı.

Arabaya yerleşmiştik sonunda.

Şoför koltuğunda Serdar yanında ise Tuğrul oturuyordu.

Arka koltukta ise sırayla Deniz Murat ve Kaan vardı.

Ama ben çok sıkışmıştım.

"Ya birazcık Kayar mısınız?"dedim kaydilar ama nafile hala sıkışıktım.

Tuğrul arkaya dönüp"Kaan sen Murat'ın kucağına otur."diyince ben ile deniz kahkaha patlattık.

Kaan çaresizce Tuğrula bakıp "Komutanım yengem sizin kucağınıza oturdu"diyince kaanın bacağını çimcikledim."

"Eğer sen benim karnıma vurmasaydın belki olurdu ama senin yüzünden maalesef Murat'a yazık olacak."dedim.

Kaan içinden bir küfür mırıldandı.

Ve Murat'ın kucağına oturdu.

Ama uzun boyları yüzünden Kaan boynunu eğmek zorunda kalıyordu.

Serdar arabayı çalıştırınca Tuğrul "Arabayı durdur"diyerek Emir verdi.

Serdar "Tabi ki canım."diyerek arabayı durdurdu ve Tuğrul gibi bize döndü.

Bunlar galiba bayağı bir samimiydi yoksa insan komutanına canım der miydi?

Tuğrul bana dönerek "Nasıl vurdular?"dedi.

Gülümseyerek ve zevkle anlattım ve tabiki duygu sömürüsüde yaptım.

"Ben şimdi işimi bitirip dışarı çıktığımda Murat bana yumruk attı ve onun şiddetiyle yere savruldum ve orada meğersem uçurum varmış."dedim bir yandan ağlıyormuşcasına burnumu çekiyordum.

Ve orada uçurum yoktu.

Kaan hemen atıldı.

"Yenge düzlük bir yerde uçurum nasıl olsun ?"deiyerek feryat etti.

"Sen önce bana tekme atmadan önce düşünseydin Kaan neyse devam edeyim ben sonra düştüğüm yerde yılan vardı çok korkunçtu az kalsın beni ısırıyordu."derken Deniz gülmekten göz yaşları akıyordu.

Tuğrul ise vay be dercesine dudağını sarkıtıyordu.

"Sonra Kaan yardım etmek yerine beni tekmeledi sonra karnıma da silah ile vurdu ama ben pes edermiyim asla dizimide onun kafasına vurdum sonra muratada bir tane patlatacakken denizciğim sağolsun kurtardı beni."dedim ve derin bir nefes aldım.

Deniz ise rolünü büyüterek "Estağfurullah yenge her zaman."dedi

Serdar ise arabayı çalıştırdı.

Tuğrul ise dikiz aynasında sürekli yol boyunca bana baktı farketmedigimi sanıyordu.

Göz kapaklarıım ise bana meydan okuyorlardı.

Murat ve Kaanın atışmaları ile uykuya daldım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

32okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…